• ‘’Yazdıklarım her ne kadar kötü olsa da, yaralı ve hüzünlü bir ruhun daha kötü bir şeyden bir süreliğine uzaklaşmasını sağlıyor. Bu benim için yeterlidir, belki de değildir ama yazdıklarım bir amaca hizmet ediyor ve böylece hayatta yerini buluyor.’’ (sf 75)

    İncelemeye nasıl başlayacağımı bilemiyorum. Gerçi bu bir inceleme yazısı mı olacak ondan da emin değilim. Biz buna ‘duygu yazısı’ diyelim..

    Kendi kendiyle konuşuyor, kavga ediyor ve dertleşiyormuş gibi ama sanki yazmazsa boğulacak ve dünyaya sığamayacak gibi de. Sanki depresyonda gibi ama hayatın anlamsızlığından bezmiş gibi ve bunu depresyon olarak nitelendirmenin komik olduğunu düşünüyormuş gibi de. Sanki mutsuz gibi ama aslında bundan inanılmaz zevk alıyormuş gibi de. Sanki insanlardan bıkmış gibi ama müthiş bir yalnızlıktan kurtulmak için birinin elini uzatmasını bekliyormuş gibi de. Sanki biri elini uzatsa gidecek gibi ama ruhu hep duvarlarıyla çevrili kalacak ve yalnızlığından kopamayacak gibi de. Sanki isyan ediyormuş gibi ama durumunu kabullenmiş ve bulunduğu durumdan farklı bir şekilde yaşayamayacakmış gibi de. SANKİ YALNIZ GİBİ AMA ASLINDA O KADAR ÇOK DUYGUDAŞI VAR Kİ…

    Benim canım Pessoa’m,
    Seni tanıdığım günden beri mutsuz olduğum her an önce senin kitaplarına gider elim. Bir dosta gidip anlatamam içimdeki uçurumları çünkü beni senden başkası anlamayacak gibi. Uçurumlarımızın benziyor oluşu ve benim onları ifade edemeyecek kadar yetersiz oluşumu senin varlığınla kapatıyorum. Kitaptaki şu cümlen sana olan gönül bağımı bir kat daha değerli hale getirdi:

    ‘’Benim için hayat, uçuruma giden otobüs gelene kadar kalmak zorunda bırakıldığım yol kenarındaki bir handır sadece. Otobüs beni nereye götürecek bilmiyorum, çünkü hiçbir şey bilmiyorum. Bu hanı bir hapishane olarak düşünebilirim…’’ (sf 85)

    Pessoa! Keşke o handa bir gün geçirebilseydik seninle. Seninle oturup sohbet etmeyi, seni anlamayı o kadar çok isterdim ki…

    "Bazen hüzünlü bir hevesle, günün birinde, bir parçası olmayacağım gelecekte bu sayfaları beğenenler çıkarsa, nihayet beni "anlayan" birine, içinde doğup sevebileceğim gerçek bir aileye kavuşmuş olacağımı düşlerim. Ne var ki, doğmak şöyle dursun, o zaman çoktan ölmüş olacağım ben." (sf 435/ Huzursuzluğun Kitabı)

    Diğerlerini bilmem ama görmediğim, hiç sesini duymadığım ve varlığımdan habersiz birinin benim için bu kadar değerli olacağını söyleselerdi güler geçerdim. Sen benim için bir yazardan ötesin! Bence ben tarafından bir aileye kavuştun bile..

    Mutsuz başladığım bir kitabından her seferinde mutlu
    ayrılıyorum. Sanırım istediğim tek şey anlaşılmak ve taa yıllar öncesinden beni anladığını görmek rahatlatıyor. Herkes ‘ya ne depresif adam bu’ dedikçe bana bir gülme geliyor. Depresif bir insanın, depresif başka bir insanı depresiflik çukurundan çekip çıkarabileceğine inanmıyorlar çünkü seni hiç tanımadılar. Tanısalar bile anlamadılar. Anlasalar bile hissedemediler.

    Seni anlıyorum Pessoa.

    Seni hissediyorum Pessoa.
  • Henüz bir masal olan şu zaman, sana göstermeden bir yere gizlenmiş olabilir. Ya git, ya da kal. Mesafeyi dondurmuş, boğazını kurutmuş, dilini koparmış, başını döndürmüş olabilir. Git, ya da kal. Karşındaki karanlık, yüzüne çığlık çığlığa çarpıyor olabilir. Git... Kal... Sadece parmaklarının yardımıyla konuşabilen şu dudaklardan sızan sayıklama, seni yaralıyor, yok sayıyor, yıldırıyor, başucunda bekliyor, yüzüne üflüyor, seni iyileştiriyor da olabilir. Git-me, kal. Hep zaman yok, kalmadı denecek. Hadi gitme. Kal. Ya da git! Dön geri. Bu yer, tutsak bir kimsenin ilk bedeni. Çoktan ayartıldı. Bu yer tek ayartılmanın, sevmenin sürekliliği... Ya git, ya da kal... Dön geri.
    Hür Yumer
    Sayfa 137 - Metis Yayınları - Birinci Basım: Mart 1995
  • 1) SEZAİ KARAKOÇ – MONA ROSA

    Mona Rosa, tek gül anlamına gelir. Anlatılana göre üniversite yıllarında Sezai Karakoç bir okul arkadaşına aşık olur ve ona açılır; fakat reddedilir. Bu duruma çok üzülen Sezai Karakoç ona şiirler yazmaya başlar. Monna Rosa şiiri de böylelikle ortaya çıkmıştır. Şiirin her kıtasının baş harflerine bakınca Muazzez Akkayam isminin ortaya çıktığını görürüz. Günler geçer ve mezuniyet töreni gelir, Sezai Karakoç bu şiiri okur ve şiir çok beğenilir. Tören sonrası Muazzez Akkayam yanına gelir ve teklifinin hala geçerli olup olmadığını sorar. Sezai Karakoç’un ise gururu aşkının önüne geçmiştir ve şimdi de ben seni kabul etmiyorum diyerek Muazzez Akkayam’ı reddeder.

    “Yağmurlardan sonra büyürmüş başak,
    Meyveler sabırla olgunlaşırmış.
    Bir gün gözlerimin ta içine bak:
    Anlarsın ölüler niçin yaşarmış,
    Yağmurlardan sonra büyürmüş başak.”

    2) YAHYA KEMAL BEYATLI- SESSİZ GEMİ

    O dönemlerde genç Nazım Hikmet Heybeli’de okuyor ve hafta sonları ailesinin yanına geliyordu, Yahya Kemal’den şiir dersleri alıyordu. Bu süreçte evliliğinde bir takım sıkıntılar yaşayan Celile Hanım ile Yahya Kemal arasında sessiz bir aşk başlar ve bu aşk kısa süre içerisinde çevrelerinde duyulur. Tabi Nazım’ın da kulağına gider ve “Muallimim olarak girdiğiniz eve babam olarak giremeyeceksiniz..” yazdığı notu hocası Yahya Kemal’in cebine bırakır. Bunun üzerine Yahya Kemal aşkını derine gömmüş ve kendini geri çekmiştir.
    Celile Hanım her ne kadar eşinden boşanıp onunla evlenmek için her şeyi göze alsa da Yahya Kemal evlilikten her zaman korkmuştur. Celile Hanımı olan derin sevgisi bile onu evlenmeye ikna edememiştir. Zaman içerisinde bu büyük aşk sona ermiş ve yolları ayrılmıştır. Sessiz Gemi şiiri de Celile Hanımın Heybeli’den İstanbul’a dönüşünü Yahya Kemal’in gözünden bize anlatır.

    “Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
    Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
    Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
    Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.

    Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
    Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.
    Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
    Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!

    Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
    Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
    Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
    Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.”

    3) ÖZDEMİR ASAF- LAVİNİA

    Şiir, güzelliği dillere destan Mevhide Beyat’a yazılmıştır. Özdemir Asaf ona derinden aşıktır; fakat aşkına karşılık bulamamıştır. Yıllar sonra Lavinia şiiri ile bu karşılıksız kalmış aşkını dile getirmiştir. Gerçekte asla bir araya gelemeseler bile şairin yüreğinde hiç ayrılmamışlardır.

    “Sana gitme demeyeceğim.
    Üşüyorsun ceketimi al.
    Günün en güzel saatleri bunlar.
    Yanımda kal.
    Sana gitme demeyeceğim.
    Gene de sen bilirsin.
    Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
    İncinirsin.”

    4) ABDURRAHİM KARAKOÇ- MİHRİBAN

    Mihriban, Abdurrahim Karakoç’un tek aşkıdır ve bir semboldür. Gerçek ismini hiç açık etmemiştir Karakoç. Aşkı karşılıklıdır; fakat kız tarafından hep “hayır” cevabını almıştır. Yıllar sonra bir arkadaşından onun evlendiği haberini almıştır ve ona olan aşkını satırlara dökmüştür. Onun için iki şiir yazmıştır. Mihriban şiiri ise sonradan Musa Eroğlu tarafından müziğe dökülmüş ve dilden dile dolanmıştır.
    Bir gün kendisine onu görmek ister misin diye sorulduğunda:
    – Niye görelim ki? Öyle kalsın. insanın gönülde kalması, gözde kalmasından daha iyidir.
    diye cevap vermiştir Abdurrahim Karakoç. Bu aşk ise ilk günkü saflığı ve temizliğiyle dizelerde yaşamaya devam etmiştir.

    “Sarı saçlarına deli gönlümü,
    Bağlamıştın, çözülmüyor Mihriban.
    Ayrılıktan zor belleme ölümü
    Görmeyince sezilmiyor Mihriban.

    Yar, deyince kalem elden düşüyor,
    Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor,
    Lambada titreyen alev üşüyor.
    Aşk kağıda yazılmıyor Mihriban.”

    (alıntıdır)
  • Benim hiç sapanım olmadı anne,
    Ne kuşları vurdum,
    Ne de kimsenin camını kırdım,
    Çok uslu bir çocuk değildim ama,
    Seni hiç kırmadım,hep boynumu kırdım.
    Ben hayatım boyunca
    Bir tek kendimi vurdum...!
    Yusuf Hayaloğlu
  • Bir takım sıkıntı ve sorun ile karşılaştığınızda karşınızdaki kişi yada kişiler sizi teselli edici sözler sarf edecekler.

    * Takılma, umursama, değmez, sen değerlisin, sen önemlisin, senin yerin ayrı, sen izin verdiğin için oluyor bunlar, olmasi gerekiyormuş, yarın senin ile olmayacak sorunlar bunlar, o kaybetti seni, sen kazandın, sevmiyordu, düşünmüyordu, takma, geçici durum bunlar, kimse anlamaz seni, kimse senin yaşadığın duyguyu bilmez, onlar kör, sağırlar, anlayişsızlar, onun içini duygularını herkese açma derler,
    Daha da bir çok söz sarf edecekler.
    *Nedeni herkes karşısındakini kendisi gibi görür ve kendisinin yaşadığı duyguların acıların birebir aynısını yaşadığını düşünürler, aynı derinlikte aynı şiddette, hemde veya aynı yitiklik kaybetme sahipsizlik kimsesizlik duygusu ile.
    * Seni kendileri gibi düşünüp, seni kendilerinin tatmin olacağı, mutlu olacağı şekilde konuşacaklar yani aynı duyguları yaşadığınızı aynı derinlikte hissettiginizi sanacaklar her acı aynı değildir her dert edilen şeyin daha büyüğü vardır unutuyorlar hep.
    * Diyeceğim sana tek bu...
    Özgür yasa, özgür hisset, kimin ne dediğine bakma, söylenenlere göre hayatına şekil verme, senin istediğin şekilde yaşa hayatını, kim ne der deme, kimseye de bakma, onlar seni değil sen kendini yaşıyorsun.
    * Elbette hayatta acıların, sorunların olacak, onlar ile yasa yaşamasını bil seni üzen olacak, senin de üzeceğin gibi, sen kimse değilsin kimse de sen değil.
    * Yaşananların içinde mutlu olmaya bak, boş verme hiç bir şeyi
    Her şeyi sonuna kadar yasa, acininda, sevgini de seni var eden güçlendiren bunlar olacak tecrüben olacak.
    * Tüm olanlara rağmen ben demesini bil, yaşama hayata diren güçlü ol ayakta ol kimse gülüp sana acımasın buna izin verme nasıl olmak istiyorsan öyle ol.
    7nci Adamϟ™
  • ''Niyetim seni suçlamak değil, sen kendi iradenle davranmıyorsun ve ben ne kadar ıstırap çektiğini hissediyorum. Tek bir konuda bana söz vermeni istiyorum, benimle konuşmadan herhangi bir şey yapmayacaksın.'' Ferdinand susuyordu. Karısının sesi gittikçe yükseldi. ''Ben bugüne kadar senin özel işlerine hiç karışmadım, kendi kararlarını özgür iradenle vermeni istedim hep. Fakat şimdi sadece kendi hayatınla değil, benim hayatımla da oynuyorsun. Mutluluğumuz için yıllarca uğraştık ve ben onu senin gibi devlete, cinayete, senin kibrine ve zayıflığına kurban etmeyeceğim. Sen onların karşısında acizsen de ben değilim. Ben neler olduğunun farkındayım. Ve pes etmeyeceğim.''
    Stefan Zweig
    Sayfa 30 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları