• Kısasa Kısas der ki, "Karşınızdaki insan, size ne yaparsa, siz de ona aynı şekilde karşılık verin."
    Bu, her zaman için iyi bir fikir değildir.
    Kısasa Kısas, meseleyi daha da büyütebilir. Bir küçük ilan verdiğim gazeteyi aradığımda başımdan neler geçtiğini anlatacağım. İlanın, daha kaç gün gazetede yayınlanacağını öğ­renmek istiyordum.
    Görevli kadın bağırarak, "Telefon numaranız nedir?" diye konuştu. Kadının tüm aksiliği üzerindeydi. Telefon numaramı ver­dim ama hiç şansım yoktu. İlanım, bilgisayarda kayıtlı değildi.
    "İlanı, iş yerimin telefon numarasını kullanarak da vermiş olabilirim," dedim. Kadın, o numarayı da denedi. Yine, ilanımın kayıtlı olmadığını söyledi. Soyadıma göre arama yapmasını rica
    ettim.
    "Bu soyadına kayıtlı, verilmiş hiçbir ilan yok," diye tekrar
    etti.
    Sesi gerçekten de çok öfkeli geliyordu . "Küçük ilan mı demiştiniz?"
    "Evet."
    Sözde alçakgönüllülük gösterip, "Telefon numaranızı söyle­
    mezseniz, ilanınızı bulamayız," dedi.
    "Anlıyorum," dedim. "Size iş çıkarttığım için üzgünüm. Bu
    kadar düzensiz olduğum için hepsi benim suçum .. . " diyerek özür
    diledim.
    "Elimizde doğru telefon numarası olmadığı sürece, ilanını­
    zı bulmamız zor," diyerek açıklama yaptı. Sesi sanki yumuşu­
    yordu.
    "Evet, anlıyorum," dedim. "Zamanınızı ayırıp ilanımı
    aradığınız için size gerçekten de minnettarım. Sizi uğraştırdı­ğım için özür dilerim. Dert açmak istememiştim."
    Ardından, kadın canlandı, "İlanınızın ne zaman yayınlan­
    maya başladığını biliyor musunuz?"
    Bir an düşündüm. "Pek emin değilim. Gazeteyi kaybettim
    de. Büyük olasılıkla geçen Pazar."
    "Ben de geçen Pazar'ın gazetesine bakacaktım. İlanınız ilk
    kez o gün yayınlanmışsa, en son ne zaman yayınlanacağı da ya­
    zıyor olmalı."
    Bu teklifi, işi gereği yapmadığı ortadaydı. "Oh, çok incesi­
    niz," dedim.
    "Bir bakayım," dedi. Ve ilanımı buldu.
    Görevli kadını, bana yardım etmeye nasıl yöneltmiştim? Dü­şüncesini bir anda nasıl değiştirmiştim?
    Kısasa Kısas yöntemini kullandığımı sanabilirsiniz.
    Sonuçta, o bana iyi davrandı; ben de ona iyi davrandım. Ama,
    dikkat edecek olursanız, o bana iyi davranmadan önce, ben ona
    zaten iyi davranıyordum. Kısasa Kısas yöntemini kullanmıyor­
    dum.
    Kullansaydım, konuşmanın ne yöne kayacağını bir
    düşünsenize. Sözde alçakgönüllülük gösterip, "Elimizde doğru
    telefon numarası olmadığı sürece, ilanınızı bulmamız zor," de­mişti. Kısasa Kısas yöntemini uyguluyor olsaydım, "Anlıyorum,
    yetenekli birisi geldiğinde tekrar arayacağım," demem gerekir­
    di. Ve o da Kısasa Kısas yöntemini uygulayıp, aynı tarzda cevap
    verecek olsaydı, konuşmanın gerilimi çabucak doruk noktasına çıkacaktı.
    İyi bir karşılık, iyi bir karşılığı hak eder. Ama, kötü bir kar­şılık da, kötü bir karşılığı hak eder. Bu durum Kısasa Kısas yön­
    teminin büyük bir meselesidir. Karşılıklı ilişkiler yalnızca iyi niyet değil, aynı zamanda kötü niyeti de beraberinde getirir.
    Kısasa Kısas yöntemi, amacınızın meseleyi çözmek oldu­ğunu unutturur. Konuşmanın akışında, insanların sözleri yapı­cı ya da yıkıcı olsun, Kısasa Kısas yöntemi meseleyi büyütebilir.
    Kısasa kısas yöntemi, dört stratejik etkeni göz ardı eder:
    1• Mesele. Kısasa Kısas yöntemi, hiçbir yanlış anlamaya
    yer bırakmaz. Bu görevlinin kaba olmak istemediğini
    düşünelim. Lafı yapıştıracak olsaydım, gereksiz yere,
    bir kısırdöngüye girmiş olacaktık.2. Amaç. Görevliye ters cevap verseydim, elime ne geçecekti ki? Böyle davranarak onun, benim için ne yap­masını sağlayacaktım? Kesinlikle hiçbir şey. Aslında,
    ona sözlü saldırıda bulunduktan sonra, bana yardım
    etme konusunda daha az istekli olacaktı.
    3• Yöntem. Bu görevlinin düşünceleri neydi? Kısasa Kısas
    yöntemine göre: Kimin umurunda? Karşınızdaki insa­
    nın ne düşündüğünü hiç umursamayın. Aynı şekilde
    karşılık verin.
    4.
    Sonuç. Karşınızdaki insanın hareketlerini tekrarlarsa­
    nız, nasıl bir tepkiyle karşılaşırsınız? Kısasa Kısas yön­
    temine göre: Sonuçların canı cehenneme; karşınızdaki
    insana,davranışını, aynı şekilde iade edin.
    'Karşınızdaki insan, aynı akılsız yönteme başvuruyor ve
    bir de, sizin kadar inatçıysa, kısırdöngüye yakalanmanız kaçı­
    nılmazdır. Ardından, kendinizi aşağıdaki diyalogu tekrarlarken
    bulabilirsiniz:
    "Hiç de mantıklı davranmıyorsunuz!" "Ben değil, siz
    mantıksız davranıyorsunuz!" "Oh, öyle mi?" "Evet, öyle!"
    KISASA KISAS YÖNTEMİ; GENELLİKLE, BÖYLE SONUÇLAR DOĞURUR
    - İKİ TARAF DA BİRBİRİNİN BAŞININ ETİNİ YER, CANINI SIKAR, BİRBİRİNİ
    KIŞKIRTIR, BASKI YAPAR, SIKIŞTIRIR, DURMADAN AZARLAR ve HEPSİNDEN
    ÖNEMLİSİ BİRBİRİNİN HAREKETLERİNİ TEKRARLAR - iki taraf da birbirini
    taklit eder.
    DR DAVİD STİEBEL
  • Çocuk doğdu. Sokak oldu adı. Yalıtıldı. Gündüz, görevini yapamadı. Rızklar ağır bastı. Pistonun altında kalan çocuk zar zor kaçtı. Onu bulmalıyım.

    Buldum. Bulmak kolay. Sonuna kadar bekleten insan bahanesi. Karşımda. Soruyor bana. "Gece niye battaniye?" Cevapsızım. Çalışmadım buna. Bilmediğim yerden çıktı soru. Gündüzle kavgalıyım. Yıldızlarımı kaybetmemeli. Bir ağrı girdi. Akşam yediğim yıldız batmış olacak. Çocukla ilgilenmeli. Ürkek bir hayvan gibi davranışları. Hayvanlaştırılmış. Evsizlik ile evcil.

    Göz kapakları yanaklarına kayıyor uykusu var ama öyle böyle bir uyku değil bir de üşüyor ama ne üşümek ne üşümek ben bilmem cevapsızlık daha kaçışlı bir cevap başlangıçtaki leyleklerle cami avlularına dolan seslerin kulağından gözüne kadar ulaşması benim suçum mu çekiç örs üzengi en günahkar bakıyor bana ama nasıl bakmak mastar kalmak ister fiil yanaklarında asker kamuflajı mı sokakların pası mı anlayamadığım

    Soruyu cevaplamadığım için kızdı bana. Gündüz yorgunu. En son üşüdüğü anı hatırlarım. Bir restoranın camından içeri bakıyordu. O anda camın içindeki silisyumlar harekete geçti. Gündüz söyledi bana da. Ama restorandakiler fark etmedi. Çocuk eli silisyumla tepkimeye girerse cam oluşmamalı. Epitel ile yemek arasında engel. Kimyayla konuşmalı. Kaderle konuşmalı. Gündüz defterime yazdım.

    Battaniyelik yapmaya geldim. Her günkü işim. Dik dik bakıyordu bana demin kocaman gözleriyle. Kocaman çünkü ağlamak. Mastarını çekmeye gerek kalmadan. Çeken çekmiş zaten ağlamaktan. Örümcekler bıktı artık çocukların yüreğini ağlamaktan. Sevgi terk etmiş. Karşımda tek örneği. Keşke tek örneği. Bakmaya devam. Baktığı anda gözünden kader fırlatan. Azot ve oksijen kaçıştı. Geceyim başka bir vasfım yok. Seni sarmaya geldim. Yat. Yattı. Üstünü örtmek için çabaladım. Küstüm otu. Figür cenin. Latince değil Türkçe. Kapladığı yer 1 m², sarmaya çalıştığım yer sonsuz metreçare. Yetmez. Sayılaşamam. Karşımdakinin gözleri trambolin. Baktıkça sekiyorum çaresizliğimle birlikte. Sonsuz bir döngü.

    Dışa vurduğu çocuksu renklerin geceleşmesini seyrediyorum. Manzaranın tam içindeyim. Manzara buradan güzel değil. Fotoğrafı çekilmez. Kimse de bizi çekmez zaten bu saatte. Bu çocuğun tek turisti benim. Tek kişilik dünya turu. Dünyanın tanımı çocuklardır. Dipnota gerek yok. Asterisk bok yemiş. Asteriks oyuncağı çıkmış. Çocuk oyuncağı. Ama yok oyuncağı. Oyuncaklarını yiyor. Sindirim sistemi tanımlanmamış. Koder fabrika ayarlarından sonrasını girmemiş. O kalbine bir çizik atmış kader. Midesi bulanmış keder. Harfler sonra ne der. Harfler saldırır. Avcılık toplayıcılık döneminin esas şimdi yaşandığı çağımızda avladığımız topladığımız çocuklar ve bunlar için bir halta yaramadığım geceliğim giysem ne olacak sarsam ne olacak içimdeki akarlar çocuğu hasta eder mi yoksa çocuğun rüyalarına akarlar mı bize bakarlar mı bakmasalar da ben bakarım sana geceliğimi giydiririm hayallerini istikrarlaştırırım gözünün kapaklarının tam açılamadığını bilsem de kocaman bakışlarından sonra kapanana kadar geçen saymak istemediklerimde seninle beraber abaküslerdeki üşengeçliklerimi sayarız ya da kelimeyi üşügeç yaparız üşü geç sen de üşüngeç olursun düşüngeçlerime düşüngeçler düşünmeye mi yarar düşünüp geçmeye mi

    Gündüzle randevum var yarın çocuk. Uyu. Karanlığı hurda bir eşya sanmıştın. Geri dönüştüm. Atık toplama kutusundan geri geldim ve sana sunduğum şeylere bir bak. İki denizin karışmadığı yer. Battaniyemin birleşip de seni saramadığı yer. Oradan azot ve oksijen kahkahaları. Devlet adamı sarayları. Tas kebapları. Tikellerin tiki var. Giren girene. Kapatamam. Girilmez alan. Girilmez mi aldın ama hayata da girilmez alabilirdin. Bunu sen seçmedin. Sardım sarabildiğim kadar. Orayı kapatamam. Silisyumla konuşmalı. Camlaşmak istemezse seni asker kamuflajsız masaların üstünde yanağını sürte sürte yakmalı dünyanın bütün kibrit çakmak zippo kamp yıldız balkon çadır ocak piramit ateşine haber verdim hepsi buraya hepsi senin suç benim çünkü seni üşüten benim üşügeç ve düşüngeç olmamızı isteyenlere olmayacağız dedim vurdumduymaz vurmadım yine kimse duymadı silisyum geldi ateşler geldi dünya ısınanlar buluşması yapıldı kravatlar takım elbiseleri ruganlar bakınca kendini görüyorsun parlak ama ayakkabı temizleyen çocukların bu gecede yeri yok kombinlerle bizimle değilsin jürilerin koltuklarındaki sıcak pamukların kaba etlerle reaksiyonundan ortaya hiroşima çıkması popom bombası vitrinde duygular değil kaba etler ve halk onayı kasap. Buluşma bitti. Isıtana kadar yıldızlarımı kaybettim. Her gün bu oluyor. Isıtana kadar buluşma bitiyor. Yıldızlar karnımı doyururdu. Kaybetmişsem o da kaybetti. Gaybetti. Belki de benim bilmediğim bir şeyler vardır. Bundan sonra benim adım gayb olsun.
  • Bu Gün Seni Yüreğimde Öldürdüm...!
    Ne Zaman Islatsa Yağmur Bu Kaldırımları Buğulu Bir Hal Alır Gözlerim Sonra Süzülür Gözyaşı Tanecikleri...
    Ne Zaman Ağlayıp Sızlasa Bir Yorgun Bulut Kıramaz Gönlüm Esaret Zincirlerini...
    Yüreğim Saçlarımdan Dağınık Gözlerimde Ümitsiz Bir Bekleyiş, Kederler İçinde Yalnızlığımı Öğütüyorum...
    Sevgimi Ayağının Altına Paspas Etmiş Birine Aşk'ı Fısıldıyorum...
    Yüreğimi Izdırap Nameleri Yurt Edinmiş...
    Ne Yana Dönsem Kaderin Acı Sillesi, Kime Açsam Elimi Kadersizliğin Ta Kendisi Umutsuzluğun Resmi, Çaresizliğin Gölgesi...
    Artık Söyleyemiyorum Umut Şarkılarını...
    Aramızda Koca Bir Okyanus, Önümde Fırtınalar, Ben Salıp Gitmişim Hayatımı...
    Hangi Yana Savurursa Savursun Artık Önemli Değil Nerde Ne Halde Olduğum...
    Çaresizim, Umutsuzum, Sancılıyım, Yorgunum, Kederliyim, Her Şey Sağır İçimde...
    Dünyadan Bezginliğim Dünyalar Kadar Eski..
    Bedenim Onda Sürgün Yüreğim Bende Tutsak...
    Hazan Rüzgarlarının Estiği Belirsiz İklimlerde Üşüyorum...
    Rüyalarım Kadar Durgunum....
    Saçlarım Anılarım Kadar Dağınık Çehrem Bir Dal Gibi Kırık...
    İki Yokluk Arasında Varlığım...
    İçten İçe Bitiriyorum Hayat Denilen Bu Filmi...
    Git Gide Değişiyor Bir Şeyler...
    Bir Şeyler Gidiyor Dönmemecesine, Ne Çocukluğumuz Kalıyor Yanımızda Ne Eski Umutlar...
    Her Şey Yenileniyor, Acılar Bile...
    Çekip Gidiyor Gülüşlerimiz Gidiyor Vefalı Sandıklarımız...
    Yapamadıklarımız Kalıyor Yalnızlığımız Omzumuzda ve Ellerimizde Hüzün Kalıyor...
    Hiç Düşündünüz mü, Mutluluk Ne Kadar Mutludur?
    Ya Hüzün?
    Ne Kadar Hüzünlüdür?
    Uzaktan Mutlu Görünenler Mutlu mudur Hep?
    Her Mutluluğun İçinde Hüzün Yok mudur?
    Ya Kanayan Bir Yara?
    Diyeceksiniz Belki Bana "Neden Bu Kadar Hüzünle Berabersin Hep, İçimizi Kararttın" Diye...
    Haklısınız Belki de, İnsan Hep Mutlu Olmak İster Hak Ettiği Gibi Yaşamak İster Ama Bilir misiniz Peki Işıklar Altında Sönük Kalmayı?
    Ben Mutsuzum Desem Kaç Kişi Anlar Beni?
    Mutluluğu ve Aşk'ı Yaşamak Zordur...
    Yaşadığım Şey Aşktır Dersin Yanılırsın Mutluyum Dersin Ama Kendini Kandırırsın...
    Gerçek O Kadar Uzaktır ki Aldanırsın, Aldatılırsın...
    Meçhuldeyim Dersin Artık Belki Ama Bilmezsin Kendi İçinde Meçhulsün...
    Yalnızsın Yürekten, Yüreğinde Seni Terk Etmiş Kendi İçinde...
    O da Restini Çekmiş Kadere, Yalnızlığa, Hüzne, Aşk'a...
    Alışıyorum Gittikçe Her Gün Bir Parça Daha Alışıyorum Yalnızlığıma...
    Nicedir Unutmuşum Saymayı Bile Günleri Dağılıp Gitmişler Her Biri Bir Yana...
    Ne Gideceğim Bir Yer Ne de Özlediğim Bir Şey Var...
    Bir Sigara Yakıyorum, Bir Kağıda Bir İki Dize Yazıyorum Yerini İyi Bilen Onurlu Bir İki Sözcük...
    Kımıldamıyor Hiç Ne Akrep Ne Yelkovan, Yani Tam Böyle Bir Şeye Benziyor Zaman...

    Bugün Dünü Geride Bırakan Bugün, Tüm Acılara Acımalara Acımasızlara İnat Yine Bugün İşte...!
    Duman Altı Olmuş Her Ayrıntı...
    Her Sigara da Kendime Dönüyor Yine Düşüncelerim...
    Garip Bir Akşam Saati...
    Ardı Sıra İçtiğim Sigaranın Dumanında Hissediyorum Çektiğim Buhranların Acısını...
    Yoğunlaşan Duygularımı Boşluğa Haykırarak Dağıtmak İstiyorum...
    Her Şey Bir Hiçliğe Teslim Olmuş Yaşanmışlığımda...
    İç Dünyamın Dışa Dönük Yüzünde Soluyor Tüm Tebessümlerim...
    Geçmişle Gelecek Arasında Bir Yerde Takıldım Kaldım...
    Seninle Sensizlik Arası Bu, Ağlayan Zaman Diliminde Yüreğim Tutuluşu...
    İçimdeki Karanlık İçler Acısı...
    Gökkuşağının Kalbimdeki Renkleri Solmuş, Renklerin Hepsi Matemde...
    Birazdan Asla Geriye Dönülmeyecek Bir Yolculuk Başlayacak İçimde...
    Kaybettiklerimi, Kaybedeceklerimi Kale Almadan Vazgeçeceğim Her Şeyden...
    Öylesine Hızlı Hareket Edeceğim ki Tüm Geçmiş Akıp Gidecek Parmak Uçlarımdan...
    Yokluğunun Yarattığı Aşk Karşısında Boynum Bükük...
    Çoktu Yokluğun, Hakkım Çoktu Ama Yine de Yoktum Sende...
    Her Gün Ayrı Bir Acıyla Dolduruyorken Bavulumu Sayıyorum Son Yolculuğuma Çıkacağım Günleri...

    Ne Garip Bir Duygudur Aslında Yaşamak...
    Günün Ağarmasına İnat, Hala Karanlıktır Gördüklerin, Işık Yoktur, Ufuk Yoktur...
    Yaşadığın Haksızlıklar, Aşk'ta ki Hayal Kırıklıkların Sarar Tüm Benliğini...
    Ezilirsin Altında Hayatın...
    Gözlerin Hala Islak Islak, En Hüzünlü Şarkıların Ağır Dizeleridir Dilindeki...
    Kırılgandır Bazen Yaşamak...
    Kah Güldürür Hayal Ettiklerin Kah Yaslara Boğulursun...
    İçinde Fırtınalar Kopar ve Yürek Mücadeleden Yorgun Düşer...
    Evet! Yürekte Yorgun Düşebiliyor Bazen...
    Bazen Hissedemeyebilirsin Ağrılarını Veya Sevinçleri Duyamazsın Rafa Kaldırırsın Kimi Zaman Duygularını...
    Sonra Kara Bulutlar Kaplar Çürüyen Bedenini Yüzün Eskir, Unuttuğun Yanların Düşer Sayfalara...

    Umutların Tükendiği Saygının Bittiği Yerde Artık Her Şey Anlamsızdır Her Şey Boştur...
    Öylesine Yaşarsın, Yaşadığın İçin Yaşamaya Devam Edersin...
    Şimdi Öyle Bir Noktasındayım ki Hayatımın, Bir Adım Atsam Düşecek Gibiyim...
    Sokağını Kaybetmiş Küçük Bir Kız Duruyor Islak Gözbebeklerinde...
    Tüm Suçları Kabul Etmişcesine Suskun Tüm Hüzünleri Hak Etmiş Kadar Durgun...
    Yitik Zamanlarda Zamansızlığımı Yaşıyorum...
    Penceremden Görünen Bahar Olsa da Gönlümde Kışı Yaşıyorum...
    Etraf Çiçeklenmiş Olsa da Sensizliğin Ürperten Soğuğundayım...
    Ellerimi Isıtmaya Çalışsam da Titriyor Bedenim...
    Kırık Bir Kalp Aşk'a ve Sana Yenik Bir Ben Bir Küçük Oda Sevgim İçinde, Kilit Vurmuşum Kapısına...
    Bütün Hatıralarını Kaldırıyorm Bir Köşeye, Üstüne Kilitler Vuruyorum Açılmamacasına...
    İsminin Üstüne Bir Çizgi Çekiyorum Yavaşca...
    Kimi Zaman Ağlayabiliyor İşte İnsan Kimseler Yokmuşçasına...
    Kaçmak Zorunda Kalıp En Sevdiğinden Gidebiliyor İşte Uzağa...
    Dakikalar Özleyişte Saatler Tükenişte Durmuş...
    Çaresizliği İçiriyor Yudum Yudum...
    Benden Sana Giden Tüm Sözler Mahkumiyete Girdi, Artık Hiç Özgürlüğe Kavuşamayacak Cümlelerim...
    İstesem de Özgür Bırakmayacağım Hece'lerimi...
    Hiç Bir Sorunun Cevabı Yok Bundan Böyle...
    Bildiğin Soruları Cevaplamaktan Çıkışı Olmayan Labirentinde Kaybolmaktan Yoruldum...!
    Eğer İle Başlayan Cümlelerin Ortasında, Keşkelerden Yorulmuş, Acabalara Boğulmuş Bir Vazgeçişteyim...
    Hiç Yaşamadıklarımla, Hep Yapmayı İsteyipte Yapamadıklarımla, Daima Ertelediğin Her Şeyle Birlikte Gidiyorum.
    Seni Değil Kendimi Son Kez Uğurluyorum...
    Bazen Soruyorum Kendime; Neden Bu Sevgi, Nereden? Cevap Yok İçimde...
    Kendim Yaşamak İstedim Bu Serüveni, Belki Bu Kez Olur Dedim, Belki Şaşırtırdın Beni, Belki Hiç Uyanmazdık Rüyadan Ama Sadece Uzaktan Sevmekle Ruh Doymuyor...
    Kıskandım Seni, Tek Kabullenemediğim Paylaşmaktı, Çünkü Paylaşmak Bana Yasaktı...
    Ben Fazla Geldim, Aşkım Fazla Geldi, Sevgim Boğdu Seni Kendi Nefesiyle.
    Korktun, Böyle Bir Duygu Yabancıydı Sana, Korktun Ölesiye...
    Hazır Değildin, Zamanı Değildi Şimdi Sevmenin...
    Ben İstemez miydim Bitmesin, Ben İstemez miydim Zaman Dursun; Geçmesin, Ben İstemez miydim Devam Edelim, Bahar Doğsun Bize Ama Olmuyor...
    Bitmeli Diyor Bir Ses, Bitmeli...!
    Peki Ya Yürek, Hiç mi Önemli Değil?
    Ben Yine Yanlış Bir Yola mı Girdim?
    Yine Yalan Bir Aşk'a mı Bulandım?
    Ben Yine mi Hata Yaptım...!
    Bitmek, Tükenmek, Hele de Ayrılmak Bana Göre Değildi Ama Yine de Bitiyorsa, Bitmeli İse Ne Yapılabilir ki...!
    Belki de Hiç Yoktun Sen, Yüreğimin Bahara Dönmesi Sözlerinden Değildi...
    Sakladığım Fotoğraflardaki de Sen Değilsin Belki de...
    Oysa Ne Güzel Düşlerim Vardı Senin de İçinde Olduğun...
    Bir Akşam Çayı İçmekti Mesela, Güneş Batarken Bir Çay Bahçesinde Sessiz ve Tebessümle...
    Ne Güzeldi Sana Dair Olan Hayallerim, Ne Büyüktü O Hayallerin Verdiği Mutluluk Yüreğime...
    Öyle İşte...
    Olmadı...

    İnsan Ne Kadar Yetenekli Oluyormuş Acıyla Yoğrulunca...!
    Baştan Sona Yalanmışsın, Hiç Olmamış HiçYaşanmamalıymışsın...
    Belki Aldandım, Yanıldım, Yaralandım, Çok Kırıldım Ama Öğrendim, Sen Beni Kalbine Kalbinin Tenha Sokaklarına Hiç Yakıştıramamışsın...!
    Sana Dair Çok Fazla Olmayan Anılarımı Duvarlarıma Astığım Bu Gün Karar Verdim Senden Gitmeye...
    Sana Hoşçakal Demek Hiç Kolay Değil Ama Sen İstedin Diye İlk ve Son Kez Sığdırıyorum Dudaklarımın Sınırlarının İçine...
    Çok Kanattın, Çok Yara Açtın, Gözlerimin Mavisini Bulandırdın...
    Çok Çaldın Gülüşümden, Çok Eksilttin Çocuk Yanlarımı...
    Bak Şimdi Şu Halime, Yüreğim Kor Olmuş...
    Üflesen Sevgini Yeniden Alevlenir mi?
    Alevlense Bile Eskisi Gibi Isıtır mı?
    Artık Çok Geç...!
    Bak, Hayat Veren Nefesin Yüreğimdeki Koru Biraz Olsun Alevlendirse de Hemen Sönüp Küle Dönüyor...
    İçindeki Canı Sarıp Isıtsa da Yüreğimdeki Kor Ağır Ağır Sönüyor...
    Söndükçe Yüreğimdeki Kor Bu Can Bu Ruh Soğuyor Adeta Buz Kesiyor...
    Hoyrattır Artık Sana Suskun Yüreğim...
    Sözüm Geçmez Geç Kalmış Baharın Açmayan Çiçeklerine...
    Gücüm Yetmez Seni Gittiğin Yollardan Döndürmeye...
    Senden Kopacağım Artık...
    Sensizliğin Rıhtımında Dalgalarıyla Boğuşacağım Yalnızlığımın...
    Bir Daha Hayal Edilemeyecek Aşkının Umuduyla Kavrulacağım...
    Senden Beni Alacağım Benden Seni Söküp Aldığın Gibi Yerime Yaşanmamış Mutluluklar Bırakacağım...
    Hatırlamayacaksın Bile Gözlerimi...
    Ne Şiirlerimle Islanacak Ne de Gözlerimle Isınacaksın...
    Söz Veriyorum Hayatından Çıkacağım, Ağlatmayacağım Artık Seni..
    Sürgüne Gitmeyeceğim Gözlerinin Derinliğinde...
    Şiirlerimin Ortasına Yangınlarım Düşmeyecek Bir Daha...
    Çıkardım Seni Sakladığım Yerden, Çıkardım Kendimi Kendimden ve Çıkardım İşte Sonunda Seni Yüreğimden...
    Artık Benim İçin Öldün...
    Bu Gün Seni Yüreğimde Öldürdüm...
    Hiç Bitmeyecek Olan Seni Nasılda Küçültün...
    Resmini İndirip Gözlerimden Gitmek İstiyorum, Zamanın Olmadığı, Duygu Denen Şeyin Varolmadığı, Kimsesizliğimin Hayat Bulacağı, Tek Solukluk Nefesin Bile Uğramadığı, Işıksız, Sabahsız, Güneşsiz, Yıldızsız, Canımın Canımdan Usanmayacağı, Mekansızlığın Olduğu Bir Yere Gitmek İstiyorum...!
    Eskiden Sensiz Geçen Dakikalarımı Sayardım Ama Çok Birikti Sensiz Geçen Zamanım Aradan Yüzyıllar Geçince Sayamadım...
    Sayacak Bir Şeyim Olmayınca Sayılmayan Bir Şeyler Arıyorum Şimdilerde...
    Aslında Boşuna Bir Çırpınış Benimkisi Ya da Bazı Şeyleri Bitiremediğimin Ta Kendisi...
    Bazen Mutlu Olmanı Dileyeceğim Geliyor Ama Bu Teslimiyet, Bu Sensizliğe Kendimi Salıveriş, Bu Seni Boşverivermişlik Yakışmıyor Bana...
    Bak, Adın Acıtmıyor Artık İçimi..
    Yok, Kandırmıyorum Ben Yine Kendimi, İnan Bana Bunlar Bir Toparlanışın Sessiz Sedasız Bir Dirilişin Dizeleri...
    Bugün Seni Affedilmemelerin Pişmanlığına Bıraktım..
    Yok Saydığım Üzüntülerime Ekledim...
    Son Perdesini Çekiyorum Artık Bu Aşk'ın...
    Usulca Örtüyorum Gecenin Yorgunluğunu...
    Akşamın Ayaz Soğuğunda Yatağıma Yorgan Yaptığım Resmini Kaldırıyorum...
    Ellerimi Hayalinden Çekip Sevda Sözlerimi Kaldırıyorum Dudaklarımdan...
    Kapımı Kapatıyorum Olmayan Suretine...
    Nefesimi Ayırıp Nefesinden Sana Ait Olan Gözyaşlarıımı Kurutuyorum Gözlerimden...
    Unuttum Adını...!
    Unuttum Yarasını...!
    Unuttum Alıp Götürdüklerini...!
    Ağladım Son Defa Kıymet Bilmeyişine, Beni Her Anlamadığında Anlar Bir Gün Diye Bekleyişlerime...
    Işığını Senden Alan Gözlerim Bundan Sonra Senin İçin Hiç Bakmayacak...
    Günden Güne Hasretinle Tutuşan Bu Ateş Artık Yüreğimi Hiç Yakmayacak...
    Seninle Doldurduğum Sevda Pınarlarım Asla Senin Yönüne Doğru Akmayacak...
    Dinecek Fırtınalar, Zincirlerim Kırılacak...
    Sana Dair Ne Varsa Silip Atıyorum Kalbimden...
    Önce Yüzünü, Sonra Dokundukça Titreyen Ellerini Çıkarıp Atıyorum...
    Göz Göre Göre, İçimdeki Düşleri Öldüresiye, Yapamayacağımı, Hep Eksik Kalacağımı Bile Bile Senden Vazgeçiyorum...!
    Nasıl Hesapsız Bağlandıysam Sana, Nasıl Sevdamı Tuz Yapıp Bastıysam Yarama, İçimi Ağlaya Ağlaya Nasıl Kuruttuysam Elbet Vazgeçmenin Yolunuda Bulurum Meçhul Bir Zamanda...
    Ne Acı Değil mi?
    Artık Yanımda Yürütmeyeceğim Seni...
    Adımlarımı Yalnız Atacağım Karanlığa, Yarınlara...
    Sen Diye Bakmayacağım Her Gördüğüme...
    Sevmiştim Değil mi Ben Seni, Yavaş Yavaş Sevmiştim, Şimdi İse Yavaş Yavaş Unutacağım...
    Yüreğim Son Çırpınışlarını Yapsa da Sen Diye Yüreğimi Hasretinle Öldüreceğim...
    Yok Oluşların Hayırlı Olsun Bana...
    Simdi Unutma Zamanı...
    Seninle Büyüttüğüm, Yazdığım, Var Ettiğim Şiirlerimi ve Masalımı Unutma Zamanı...
    Titrek Ellerimle Yazdığım Şiirleri Yırttım Bugün, Ateşe Verdim Birikmiş Yazıları...
    Daha Ne Kadar Yaşarsın Bu Yürekte, Ne Kadar Acı Verirsin, Ne Kadar Yüklenirsin Ruhuma, Daha Ne Kadar Ağlarım Bilmiyorum...
    Sonu Geldi Artık, Yüreğimi Susturuyorum...
    Neyin Bedelini Ödüyorum Bilmiyorum Ama Artık Yıldızlar Olmayacak Hayatımda, Kapkara Bir Çığlık Gibi Geçecek Zaman Buralarda...
    Kaldırımlara Yağmur Çiseleyecek Benim İçime Acı...
    Bir Sancının Faili Olacak Acılarım...
    Yarını Olmayan Bir Meçhulü Oynuyorum Beklentisine Küsmüş Bir Çocuk Gibi..
    Sen Beni Öldürürken Ben Hep Tetikte Duran Bir Yürekle Seni Yaşattım...
    Sevginle Çoğaltırken Beni, Sevgisizliğinle Sefil Edendin..
    Ben Seni Gecikmiş Bir Baharda Koklayıp İçime Basmış Olsamda Sen, Bahar Tadını Çoktan Kışın Dönüşümüne Çeviren Oldun...
    Sanma ki Utancımdan Başımı Yerden Kaldıramayışım...
    Sadece Seni Sevdiğim İçin Boynumdaki Pişmanlığım Çok Ağır...!
    Ben Uğruna Döktüğüm Gözyaşlarıma Çektirdiğin Acıları Değil, Gururumu Onurumu Ayaklarının Altında Ezdirişime Çiğnetişime Ağlıyorum...!
    Gözlerim ve Bedenim Beni Affeder Biliyorum Ama Ya Gururum Ya Onurum?
    Onlar Beni Hiç Ama Hiç Affetmeyecekler Biliyorum...!
    Şimdi Yokluğunu Siyah Bir Elbise Gibi Giyinip Kuşanma Zamanı...
    Bu Gün Yüreğimde ki Hüznün Hasat Zamanı...
    Yine Yeniden Seni Sevdiğim İçin Sevdamdan, Aşkımdan, Hasretlerimden, Özemlerimden, Hayallerimden, Düşlerimden, Gururumdan, Onurumdan Özür Dilerim...!
    Bu Aşk Gönlüm Son Günahı Gözyaşlarımı Damla Damla Son Kaybedişim, Gururumu Onurumu Ayaklarının Altına Son Serişim Olsun...!
    Bundan Sonra Savaşım Kendimle, Savaşım Sevgimle, Savaşım Bilinmeyenimle...
    Bir İnsan En Fazla Kaç Kez Ölebilir ki?
    Ben Zaten Yaşarken Ölmüşüm...
    Kendimi Akışına Bıraktım Hayatın...
    Nereye Götürürse Orada İneceğim ve Son Durakta Bir Bekleyenim Olmayacak...
    Çok Yorgunum Yaşadığım Aşk Arbedesinden Sonra...
    Bazen Diyorum Keşke Sevmeseydim Bu Kadar...
    Bazen Komik Geliyor Gönlünün Kapısında Sabahladığım Geceler...
    Yalnızlığı Benimsemişken Yüreğim, Gözlerim Alışmışken Ağlamaya, Sevmeye Tevbe Etmişken Nerden Çıkmıştın ki Sen?
    Neden Gelmiştin?
    Gözlerime Bir Kere Bakıp Gitmek İçin mi?
    Yüreğimdeki Yalnızlığı Bir Hafta Bir Ay Yok Edip Sonrasında Sensizliğe Mahkum Etmek İçin mi?
    Sırf Ben Tevbebi Bozup Seni Sevmem İçin mi Gelmiştin?
    Yoksa Yüreğimin Kapılarını Açmam Senin İçin Ağlamam İçin mi?
    Sen İzin Vermiştin Oysa Gözlerimde Gözlerini Yaşatmama...
    Gülüşlerinin Gülüşlerim Olmasına...
    Senin İçin Şiirler Yazmama...
    Senli Gelecekleri Hayal Etmeme...
    Şimdi Sana Ağlıyorum...
    Gecelerin Koynumda Sabahlıyorum...
    Yürümüyorum, Koşmuyorum, Ağlarken Hıçkırmıyorum, Sessizce Kan Kusuyorum ve Usul Usul Kanıyorum İçimden...
    Bak İşte Ağladım Bitti, Ben Bittim ve Ben Tükendim...
    Biten Yalnız Ben Değildim Şu Ömre Sığdıramadığım Sevgin, O da Bitti, O da Tükendi...
    Şimdi Çok Düşündüm ve Koydum Son Noktayı...
    Kilitledim Aşk Kapısını...
    Şimdi Hayatımda İki Şey Var...
    Sigaram, Birde Gönül Yaram...
    Kabulümdür Issız Geceler, Sessiz Heceler, Yaralı Düşler, Matem Dolu Mevsimler...
    Düşmeme İzin Verdiğin Bu Çukurda Artık Bir Harfim Yok Sana Dair...
    Ruhumda Açtığın Yaraların Nasıl Olduğunu Sormak İçin Bile Çok Geç Kaldın...
    Oysa Kısa Bir Cümlen Yeterdi Yılların Acısını Silmeye...
    Artık Çalınmaya Müsait Bir Ruhun Var Bedenimden ve Sana Verdiklerimden Çok Uzakta Duran...
    Her Şeye Rağmen Seni Sevmek Güzeldi...
    Sevgimi Yazdığım Şiirler, Yüzüme Düşen Bir Yağmur Damlasıyla Beraber Yıldızsız Gecelerde Ürkerek Uyanmak Güzeldi...
    Soğuk Sabahlarda Gökyüzüne Baktığımda
    Sana Benzettiğim Güneş, Her Gün Batımında Seni Daha Çok Sevdiğimi Anlamam ve Seni Sevdiren Her Gün Batımı Güzeldi...
    Seni Düşünmek Yanmak Gibi Bir Şeydi Cehennem Ateşinde...
    Yorulmadan Koşmaktı Boşa Geçen Yılların Peşinden...
    Ay Işığını İzleyip Ağlamak, "Neden Ağlıyorsun?" Diye Sorulduğunda "Ağlamıyorum!" Deyip Kaçmak, Karanlıklarla Kucaklaşmak, En Sıcak Akşamlarda Bile Donarcasına Titremek, Adını Mırıldanarak Şiirlerde Ölmek ve Çektiğim Tüm Acılara Rağmen Sevilmemek Güzeldi...
    Unutmadan; Bir Gece Yarısı Uğrunda Ölmek, Seni Sevmek Kadar Olmasa da Çok Güzeldi...
    Varsın Giderken Dökülen Bir Avuç Gözyaşı Olsun Gözlerimden, Varsın Yıllarımın Sana Ait Olan Kısmı Heba Olsun...
    Sensizliğin Duvarına Son Kez Yaslanırken Bir Haykırışın Sesini Duy...
    Çünkü Sende Biliyorsun ki, Benim Gibi Kimseler Sevemez Seni...

    Neden Hep Sonbahar Bana Kalan?
    Suçum Neydi Yada Neydi Bende ki Farklılık?
    Seni Sevmem En Büyük Aykırılıktı...
    Senin Aşkın Bana Haramdı...
    Günahtı Gözlerin Ama Ben Hep Sevap İşledim...
    Sen Beni Sevmeyi Beceremesen de Ben Bu Küçücük Yürekte Seni Besledim...
    İstedim ki Günah Olma, İstedim ki Sevabıma Ortak Ol...
    Seni Sevmek, Uzun Sonbahar Gecelerinde Uzun Bir Yolda Sarı Yaprakları Alıp Ayağının Altına...
    Umuda Koşabilmekti...
    Bir Uçurumdan Taş Bırakmaktı Boşluğa...
    Kafanı Öne Eğerek Bir Düşüşü İzlemekti Bir Bakıma...
    Zor da Olsa Bulmaktı İşte Karanlıkta Son Bir Umut...
    Dilim Varmıyor Artık Söylemeye, Ağarmış Saçlarım ve Titreyen Ellerimle "Unutamadım Seni, Nerdesin?"Diye...
    Gidiyorum Sonu Belirli Olmaya Bekleyişlere Ama Unutma ki Kelebekler Bilirken Ateşin Sonu Olacağını Yine de Sarılırlar Ona Bir Sevgili Edasıyla...
    Bu Son Şiir Yazdığım, Belki de Veda, Attığım Son İmza Yüreğine...
    Ve Son Damla Şimdi Düştü Düşecek Gözlerimden...
    Koca Bir Hayat Bırakıyorum Sana...
    En Çok İstediğin Yokluğumsa Eğer Yok Olacağım Gün Batımında...
    Bu Son Şiir, Dün Kopardım Henüz Dolduramadığım Sayfaları...
    Bitti Sözlerim, Umutları Yaktım, Dünleri Aldım, Yarınları Dilediğince Sana Bıraktım...
    Sev Diye Yalvarmıyorum, Bu Sefer Sana Gel Demiyorum İşte...!
    Uçurumun Kıyısında Ölümü Beklerken "Umut" Diye Seslenmiyorum Sana, Yada Hapsolduğum Gecelerde Çıkıp Gelmeni Beklemiyorum...
    Sandığım Bir Ömürdü Belki Ama Sana Saatler Bile Uzun Geldi...
    Bana Verdiğin Bir Kaç Dakika Diğer Aşklarını Geciktirdi...
    Sevgin Kurumuş Bir Çiçek Şimdi, Kağıtlarda Kalan Şiirler...
    Boynumu Büktüren Sözlerine, Avuçlarımda Eriyen Yaşamadığım Yıllarıma, Seni Düşündükçe Çoğalan Sevgime, Özlemlerime Elveda...!
    Çektiğim Acıları Sana Bırakıyorum, Bir Ömür Onlarla Sarmaş Dolaş Kal...
    Hayatın Boyunca Benim Gibi Terk Edilişlerle Vedalarla Kal...!!!

    Hüznün Ardına Sığınmakla Kapanmıyor Açılan Yaralar...
    Kirpiklerimin Diplerinde Biriken Yaşların Sorgusuz Sualsiz Hesapsızca Akmasına Engel Değil...
    Fazla Bunca Şey Bana Taşıyamayacağım Kadar Fazla...!
    Anlatamadım Daha Doğrusu Uğraşmadın Beni Anlamaya...
    O Bilindik Sözlerle Geçiştirdin Her Zaman...
    Her Zaman Bencildin Her Zaman Acımasız...
    Kıydın İşte Sonunda Bana Acımadan...
    Sonunda Işığım Söndü, Karardım...
    Koyu Karanlıklardayım...

    Bu Yazı Bitsin Artık...!
    Yalanlarla Bitsin...
    Baştan Sona Yalandı Nasılsa...
    Parçalanmışlıkların Alınmak İstenmeyen Öcüyle, Kelimelerin Güçsüz Yüklenişleriyle Bitsin, Nedensiz Bitsin...!
    Ben Bilmiyorum Hala, Bu Sensizlik Yakıştı mı Bana?
    Üstüme Giydirdiğin Bu Kapkara Sensizlik Yakıştı mı Gerçekten Bana...?!
    Aklıma Takılan Her Bir Soru Delip Geçerken Ruhumu, Soruyorum Beni Neden Katlettiğini...!
    Biliyor musun Sensizde Geçer Hayat, Hüzünle Izdırapla Biter Elbet Yanında Beni de Götürerek...
    Düşünüyorum Bazen Hakettim mi Bunları, İnan Cevabını Bulamıyorum...
    Ama Şunu Bil ki; Ben Artık Yana Yana Köz Olmuş Bir Sevda Kalıntısından Başka Bir Şey Değilim...
    Ve Sen Bundan Böyle Ne Günahsın Bana Nede Sevapsın Sevdama...!!
  • Biraz da hemcinslerimizden bahsedelim istedim. Erkek şiddeti belki de daha ön planda olduğundan daha çok göze sokulduğundan kadının kadına gösterdiği şiddet çok dikkat çekmiyor ve belki fark etmeden ben de dahil bir noktasından buna destek oluyoruz. Bu yüzden karşıma çıkan bir kaç olayı dilim döndüğünce ve biraz da hayal gücümü katarak anlatmaya çalıştım.
    "Her ne kadar sürçülisan ettikse affola!"

    KADINLARIMIZ

    "Hişt!"
    "Efendim."
    "Benim sevgilime yazıyormuşsun." Aslında o bana yazıyordu. Olur olmadık yerde karşıma çıkıyor, göz hapsine alıyor ve dünyanın en muhteşem erkeğiymiş gibi 'benden iyisini mi bulacaksın' bakışları atıyordu. Tüm kadınlar onunla olmak için yanıp tutusuyorlarmis da 'bak ben seni seçtim, değerimi bil' pozu veriyordu.

    "Hayır o bana yazıyordu." Ama gidip ona hesap soramazsın tabi, ya beni terk ederse ne yaparım diye düşünüyorsun, bulunmaz Hint kumaşı çünkü. Sinirini benden çıkarmak daha kolay.

    "Ya ahahahaah. Seni kim ne yapsın, dönüp aynada baktın mı hiç kendine?" Baktım ve bir sorun bulamadım. Ve bundan iki gün önce sen de bana baksan bir sorun bulamazdın. Ama şimdi düşmanınım hem de hiçbir şey yapmamışken. Sevgilin sana ihanet ettiği için, her ihtimale karşı bir kenarda bir yedek tutmak istediği için , belki de senden ayrılmak istediği ama bir gün bile boş kalmak istemediğinden önce başka birini ayarlamaya çalıştığı için ve bu durumda tercih edilen ben olduğum için bana düşmansın. Sadece ben olduğumu da düşünmüyorum gerçi. Hepsiyle aynı konuşmayı yaptın belki. Hepsi onu ayartmaya çalıştı, hepsi onun peşinden koştu ama o masumdu ve hep sana sadıktı. Buna inanıyor musun gerçekten?

    "Uğraşamayacağım seninle, git sevgilinle hallet sorununu. Ona da söyle beni rahatsız edip durmasın." Arkamı dönüp uzaklaşmaya başladım ama nefretini duydum 'kevaşe'. Neler olduğunu o da biliyor ama aldatılmayı, bir değeri yokmuş gibi kenara atılmayı kendine yediremiyor, suçu başkasına atmak daha kolay geliyor. Ben sevgilisinin aklını çeldim, ben onu benimle olması için zorladım. Sevgilisinin gözünde hala en değerlisi o. Keşke aldatılmanın onun değerini zerre kadar düşürmediğini, birine bağlı olmadan da sadece kendi başınayken bile, sadece bir canı olduğu için bile çok değerli ve kıymetli olduğunu anlasa. Hatta ona sevgilisinden daha çok benim değer verdiğimi görse.

    Otobüsteyim, eve gidiyorum. Bir  kız arkadaş grubu oturuyor önümdeki koltuklarda, sanırım liseliler. Sınıflarındaki göğüsleri fazla büyük kızı konuşuyorlar. Çok belli oluyormuş, çok çirkin görünüyormuş, acaba hamile miymiş hamile olunca göğüsler büyürmüş, zaten sevgilisiyle yapmadıkları kalmamış (+Ne yapmışlar ki? - Ne biliyim herkes öyle diyor. +Ne diyor? - Of Seda ne diyorlarsa diyorlar.), koşarken çok sallanıyormuş erkekler hep dalga geçiyorlarmış, müdür yardımcısı sürekli bakıyormuş ve geçende odasına çağırmış, yoksa... (+Ama sınavda birinci olduğundan tebrik etmek için çağırmamış mıydı? - Ne biliyim Seda, bi sus). Seda susuyor ve sonraki durakta iniyor. Hemen arkasından konuşmalar başlıyor:

    "Gerizekalı gerçekten."
    "Aynen. Azıcık aklı olsa kilo verirdi zaten. Bir de etek giymiyor mu, millet meraklıydı senin duba gibi bacaklarına."
    "Dikkat çekmeye çalışıyor. Bugün bankta futbol oynayan erkekleri izlerken bacak bacak üstüne atıyor, eteğini yukarı çekiyor falan. Yollu işte." Kendilerine uymayan, her dediklerini onaylamayan, azıcık da olsa karşı çıkan herkes karşı tarafta ve hepsi yollu, kaşar, bazen kezban bazen fahişe... O sırada bir teyze müdahale ediyor:

    "Kızım ayıp, mahalle karısı gibi dedikodu yapmayın. Bir de sesli sesli gülüyorsunuz, aranıyor gibi." Teyze söylediklerinden gururlu. O eski zamanın insanı olarak terbiyesini çok iyi almış ama yeni nesil çok kötü, böyle bir terbiye dersi lazımdı. Kızlardan biri cevap veriyor:

    " Teyze sanane ya. Sana giren çıkan mı var?" Sonra arkadaşına dönüp teyze de duysun diye yüksek bir fısıltıyla ekliyor "Olmadığından böyle zaten, iyi bir *** lazım." Teyze sinirden kıpkırmızı, başlıyor saydırmaya; gençlerin hiç terbiyesi kalmamış da, ana-babaları hiç mi bir şey öğretmemiş bunlara da... Teyze konuştukça sinirleniyor, sinirlendikçe kafasında az önce gördüğü kızlarla ilgili yeni hikayeler yazıyordu; kim bilir nerelerde sürtüyor kimlerle yatıp kalkıyorlar da, kesin patlaktırlar bir de utanmadan insan içine çıkmışlar da, kız mıymışlar kadın mıymışlar belli değilmiş de... Teyze konuşurken kızlar iniyorlar. Teyze de sakinlesiyor ve verdigi dersten gururlu hemen yanındakine dönüyor:

    "Görüyorsun demi bunlar da ileride ana olacak, çocuk yetiştirecek. Kimbilir kimler geçti üstlerinden yazık bunları alacak adamlara." Yanındakinden ses çıkmayınca ısrarla konuşmaya devam ediyor, hakettiği takdiri alamadı. "Ahlak diye bir şey kalmadı kimsede, azmış hepsi. Başlarını bağlayıp kurtulacaksın bunlardan, gittikleri yerde illaki adama benzetirler." Hala bir tepki bekliyordu, cevap verdim ben de:

    "Sana benzemesinler yeter teyze. Onlar bir iki seneye büyür, akıllanır ama senin için aynı şeyi söyleyemeyeceğim." Şaşırdı kaldı. Destek çıkmamı bekliyordu çünkü söylediklerinde yanlış bir şey yoktu.

    "Kimsede saygı kalmamış." Ben de kötü oldum birden. İçinden bana da neler diyor kim bilir. Belli bir yaşı geçenlerin herkese herseyi deme hakkını kendinde bulup, bir başkası onu eleştirince hemen terbiyesizlikle, saygısızlıkla yaftalamaları nasıl bir düşüncenin ürünüdür. Uzatmıyorum, hata yaptığını bile düşünmüyor ki nerede hata yaptığını anlatayım. Bir sonraki durakta da ben iniyorum.

    Apartmana giderken alt komşunun bakkalının önünden geçiyorum. Adam ben geçerken dışarı çıkıyor, açık açık çıplak bacaklarıma bakıyor. İçinden etek giymeseymiş diyor, ben bakayım diye giymiş işte, sırf beni tahrik etmek için giymiş, benim bir suçum yok, ona bakmam için zorluyor beni. Ben de insanım, benim de iradem bir yere kadar. Kafasını çevirmeyi seçebilir ama seçmiyor çünkü iğrenç bir insan ve daha da kötüsü ne kadar iğrenç olduğunun farkında değil.

    Merdivenleri çıkıyorum, komşu kadınlar bizim evden çıkıyorlar. Boşanma haberi duyulduğundan beri her gün bizim evdeler, sözde destek için. Annem kapıyı kapattığı anda başlıyorlar dedikoduya "karı dediğin karılığını yapmazsa adam tabi gider başkasına" Bunu söyleyen de bakkalın karısı ama o tabi ki karılık görevlerini yerine getiriyor, kuyruk sallayan ben olduğum için kocasının aklı çekiniyor. "bazen iki üç gece eve gelmediği oluyor fark ediyorum ben. Koca yatakta beklesin sen git elin adamlarıyla uğraş" "diğer kadın da hiç utanmıyor muymuş evli adamla oynaşmaya" Evli adam hiç utanmıyor muymuş diğer kadınla oynaşmaya.

    Merdivenlerde beni görünce susuyorlar, bazıları utanmış numarası bile yapmıyor. Kapının önüne gelip zile basıyorum. Kadınlar evlerine dağılıyorlar ama merdivenlerde seslerini duyuyorum. "Kadın başına bu koca kıza nasıl mukayyet olacak. Açılmış saçılmış şimdiden" "Birini bulmak lazım, söyleyeyim de benim şu yeğenle baş göz edelim kızı. Bir erkek dursun başlarında." Kendilerince kötü yola düşmekten kurtardılar beni. Kendilerini çok yardımsever, çok düşünceli, iyilik meleği gibi hissettiklerine eminim şuan.

    Annem açıyor kapıyı, belli ağlamış. Evden ayrılmadan neler söylediler kim bilir. Alttan alta kendilerince hangi yetersizliklerini, hangi yanlışlarını vurguladılar da kendilerini yüceltip nasıl mükemmel kadın, nasıl mükemmel anne olduklarını anlatıp onu aşağı gördüler, suçladılar. İçeri girip sarıldım sıkı sıkı. "İyi ki benim annemsin anne. Senin kızın olmaktan gurur duydum hep. Hep sana özendim hep ben de annem gibi olacağım dedim. Ne baban okumayacaksın dediğinde okulundan vazgeçtin ne kocan çalışmayacaksın dediğinde işinden vazgeçtin ne annen boşanmayacaksın dediğinde gururundan vazgeçtin. Herkes karşı dursa ben senin yanındayım anne." Kendimiz için de ağladık; kendine saygısı olmayan, var olmak için hep başkasına ihtiyaç duyan, değer görmek için hep birilerinin bir şeyi olmak zorunda olduklarını düşünen kadınlar için de ağladık. Attık içimizdekileri, boşalttık ne varsa.
  • Buraya gelmemek ve tarihteki bütün suçların sorumluluğunu üstlenmemek elde değil. Buradaki bütün yaşlı ve dişsiz suratlara bağırmak istiyorsunuz.

    Evet, o Lindbergh bebesini ben kaçırdım.
    Şu Titanik olayı var ya, onu da ben yaptım.
    Kennedy suikastı, ah, evet o da bendim.
    Büyük İkinci Dünya Savaşı görevi, atom bombası düzeneği. Bilin bakalım kim yaptı? Tabii ki ben.
    AIDS virüsü? Kusura bakmayın. Yine ben.