• Gördüklerimin hepsi düşten ve göz aldanmasından ibaret.
  • 128 milyar dolar, bu ülkenin Merkez Bankası’ndaki döviz rezerviydi. Artık yok.

    83 milyon 614 bin kişi bu ülkenin nüfusu. O da yok olmak üzere.

    Kimi ölerek kimi delirerek; hepsi hiçe sayılarak...

    Hızlı bir girdabın içinde kaderine terk edilmiş bir ülkede, sadece küçük bir azınlığın canını kurtaracağı ve geri kalan, yandaş ya da muhalif, tüm insanların korkunç bir yangına terk edileceği şu siyasi iklimde...

    İrili ufaklı yıldızlar gibi ardı ardına sönüyor herkesin hayatı meşrebince.

    ÖLÜME BİR KALA
    Bağışıklıklarını yüksek tutma şansı hiç olmayan yoksullar ölüyorlar.

    Kalabalık ailelerin içinde yaşamak zorunda olan yaşlılar ölüyorlar.

    Emekli maaşlarıyla geçinmek zorunda kalanlar ölüyorlar.

    Fabrikaya, ofise gitmek zorunda olanlar ölüyorlar.

    Yüz yüze ders yapmak zorunda bırakılan öğretmenler ölüyorlar.

    Yeterince kollanmayan sağlık çalışanları ölüyorlar.

    Ürününü satamayan çiftçiler ölüyorlar.

    İşten atılan insanlar ölüyorlar.

    Yalvara yalvara iş arayanlar ölüyorlar.

    Açlığa, parasızlığa, çaresizliğe dayanamayanlar...

    Art arda ölüyorlar.

    Olmadı... Kendilerini öldürüyorlar.

    Olmadı... Beraberlerinde sevdiklerini de öldürüyorlar.

    Haksız zenginlikler, şaibeli ilişkiler, gizli pazarlıklar ve anlaşmalar yaparak ülkeyi yönetenlerin ve kendilerinin ve etraflarındakilerin hızlı zenginleşmelerini gizleme gereği bile hissetmeyenlerin iktidarında, ölüme bir kala, tonlarca patates ve soğanı satamayan üreticiden alıp alamayan tüketiciye dağıtmaktan öte bir vizyonu kalmayan iktidarın gözünde...

    Ölenler sadece birer rakam.

    Çoğunun birbirine ve hatta sizinkine benzeyen hikâyesinden haberiniz bile olmuyor. Çıldıranlarıysa ruhunuz duymuyor.

    Kapalı kapılar ardında akıllarını yitirenler henüz bir sayı bile değiller. Haber olabilecek kadar görünmüyorlar, sesleri duyulmuyor.

    Arada sırada üç beş dramatik habere malzeme olan, çocuğuna değil pabuç artık ekmek bile alamayan, çöpten yemek arayan ve gerçekten aç uyuyan binler... On binler... Yüz binler... Milyonlar kimselerin görmediği kuytularda içlerine içlerine deliriyorlar.

    TEK BİR YÜREKTEN GÜR BİR ÇIĞLIK
    Çoğu kasıtlı olarak yayılan bilgi kirliliğiyle soysuzlaşmış medya cehenneminde dolaşan yarısı dedikodu, çoğu yalan haberler yüzünden gerçeklerle asla yüzleşemeyen kalabalıkların geciken, ertelenen hatta neredeyse ölene kadar gerçekleşmeyen farkındalıkları yüzünden...

    Bu ülkede 128 milyar dolar nasıl rahatça buharlaşabiliyorsa...

    83 milyon 614 bin kişi de birden yok olabiliyor.

    Bu koca nüfus silkinip üzerine yığılan korkunç bir iktidardan kurtulmayı beceremeyeceğine inanabiliyor.

    Kayıp dolarlar, ülkeyi baştan yenik kılan yeni yatırımlar, ulaşılamayan aşılar, yer bulunamayan hastaneler, korkunç yönetilen bir salgın krizi, işçiyi emekçiyi gözetmeyen önlemler, hâlâ süren arsız harcamalar, ölçüsüz kayırmalar ve sanki bunların hiçbiri yaşanmıyormuş gibi kasım kasım kasılmalar ayyuka çıktığı halde;

    “Yeter!” diye tek bir yürekten yükselen gür bir çığlık hâlâ yükselemiyor sokaklarda.

    ‘128 MİLYAR DOLAR NEREDE?’
    Herkes biliyor, ortada bir soru yok aslında bir cevap var.

    “128 milyar dolar nerede?”, içinde, şimdilik dillendirilemeyen bir gerçeği taşıyan çok sert bir cümle.

    Ama bu cevaba kör ve sağır kalmayı sürdüren, sürdürebilen şu 83 milyon 614 bin kişi gerçekten nerede?

    Şu andan itibaren aslında...

    Montrö’den kime ne? Boğazlardan kime ne? Kanallardan, köprülerden kime ne? Köprülerden, tünellerden kime ne? Faizlerden kime ne? Bakanlardan kime ne? Meclis’ten kime ne? Avrupa Birliği’nden kime ne? NATO’dan kime ne? Faiz lobisinden kime ne? Dolardan, Avro’dan kime ne?

    Konumu değerli, kültürü derin bu coğrafyada sadece ve sadece ülke çok kötü yönetildiği ve kaynaklar istismar edildiği için insanlar açlıktan ölüyor...

    Ve kamyonlar dolusu patates ve soğan, o insanların üzerine üzerine boşuna gelmiyor.

    Beraberinde dillenmeye başlayan, basit olduğu kadar önemli ve ülke tarihine damga vurabilecek bir sloganı da gündeme getiriyor:

    “Patates soğan, güle güle Erdoğan!”

    Mine Söğüt
  • Yaşamak bir imge olsaydı ve sen tahayyülatımın en gizli yerinde körebem olsaydın dizlerim kanardı düştüğüm yerlerde kalktığım her dikilişte gözlerinin dünya yerlerinde görünmeyen yarım yerlerinde çalışmayan tek kasının yerlerinde heyecan, sıcaklık, merhametle inleseydi yaşamak; çıkar yolların hepsi çıkarlarına münasip bir terazinin üzerinde sallanırken mizanımızı bozan her gözyaşını atarken içimizden bulduğun yere gömseydin beni bulmayacaktı tüm duygusal düğümler ve çıkmazlar.
  • Bizden geçti de, demiştin, hepsi ölümün rahminde
    Bu çocuklar nasıl yaşayacaklar bu ülkede.
  • "Uyumak, muhtemelen rüyaya dalmaktır," der Hamlet, Shakespeare'in Danimarka Prensi Hamlet adlı eserinde; öldürülen kralın hayaletinin Hamlet tarafından bir görümde görülmesinin ardından göksel işaretlerin meydana çıktığı bir trajedidir bu. Kadim Yakın Doğu'da rüyalar hiç de şans eseri olarak görülmezdi; rüyaların hepsi de, değişen derecelerde de olsa İlahi Karşılaşmalardılar, en hafif tabirle bunlar, meydana gelecekleri önceden bildiren şeylerdiler; bunlar sayesinde ilahi muradın veya talimatın aktarılması mümkün olmaktaydı ve en ciddi tabirle rüyalar, dikkatle sahnelenmiş ve tasarlanmış tecellilerdiler.
    Zecharia Sitchin
    Sayfa 236 - Ruh ve Madde Yayınları
  • “Jesper, sen uzun ve esmersin, göze batıyorsun...”
    “Hepsi de nefis ile eşanlamlı.”
    “Yani iki katı dikkatli olman gerekecek.”
    “Harika olmanın her zaman bir bedeli vardır.”