• 158 syf.
    ·2 günde·8/10
    Bukowski'nin aşağı yukarı her eserinde, bu eserinde de olduğu üzere otobiyografik bir yan bulunur. İnsanlar eğer kendi hayatları söz konusu ise çoğu zaman kendilerini olduğundan daha az kötü göstermeye çalışırlar. Bu, biraz da biz insanların zayıf bir noktası. Kötüysek eğer kötü diyemeyiz, "şu yüzden böyle oldu", "hep bu 'şu yüzdenlerden' dolayı bu hale geldim" deriz mesela. Bu aslında bir cesaret meselesidir. Kendini olduğu gibi gösterebilme cesareti insanda çok önemli bir noktadır. Özellikle de bu modern çağda insanların kendilerini olduklarından daha az kötü, hatta olduklarından çok daha iyi göstermeye çalışma mücadelesi sürüp giderken. Çünkü çağ, insanları buna itiyor. İnsanlar da doğası gereği olmamış şeyleri olmuşcasına oynamayı çok iyi bilir hale geliyorlar yavaşça. Bukowski, bana kalırsa, büyük çoğunluğu bu durumdaki insanlardan oluşmuş ruhsuz ve yapay modern toplumun içinden herkesin gözlerini kamaştıracak bir şekilde çıkmıştır. Bir güneş gibi parlamıştır diyemeyiz de ona, yaz günündeki sinir bozucu aşırı sıcak bir güneş gibi rahatsız etmiştir herkesi.

    Her eserinde kendi hayatının belirli bir dönemini kahramanı Chinaski'nin ağzından anlatan Bukowski bu eserinde genel olarak kendisinin iş bulmak uğruna çektiği zorlukları anlatıyor. Tabii sadece bununla da sınırlı kalmıyor. Bu iş bulma serüvenini sürdürürken şahit olduğu modern çağın mantıksızlıklarından da çekinmeden söz ediyor. Ne görüyorsa onu söylüyor. Bukowski'de biraz bu da vardır; eserleri oldukça akıcıdır günlük hayat gibi. Çünkü modern çağ böyle olmalıdır belki de. Modern çağın etkilediği en önemli şeylerden biri de insanın zamanıdır. Birey, bu çağda zamanını o denli kolay boşa harcar ki, gündelik hayat, tabiri caizse oldukça akışkan hale gelmeye başlar. Bu da monotonluğu beraberinde getirir. Monotonluk durumunun içinde geçen zaman bireye her zaman daha fazla akıcı gelir. Her şey bir anda olur biter ve bir bakmışsın gecenin köründe yatağındasın ve uyuyamıyorsun. Zaman kavramının farkına varmak oldukça güçleşmiştir de diyebiliriz bu çağda. Zaman kavramının farkına vardığımızda genellikle kendimizi zamansal olarak beklenmedik bir yerde buluruz. Bukowski'nin yazım tarzı da böyledir, gündelik hayat gibi boğucu ve akışkan.

    Bu akışkanlık içinde insanlar zamanla mantıksız olan şeyleri fark edememeye, fark etmeyi cesaret edemeyecek hale gelmeye başlar. Çünkü farkındalığa onların içerisinde bulunduğu modern akışkan zamanda yer yoktur. Zaten zaman hızlı geçiyordur, bireyin geçim derdindedir, bir de bu varoluşsal şeylere mi kafa yoracaktır, değil mi? Hayır. Bu büyük bir yanılgıdır. Asıl önemli olan şey farkındalık iken insanların buna bile zaman ayıramayacak halde "zamansız" olmaları gerçekten üzücü. Modern çağda çevremize baktığımız zaman daimi olan bir aceleyi kolaylık fark edebiliriz. Herkes acele ediyor. Otobüse geç kalma korkusu, işe geç kalma endişesi, sınavdan geçer bir not alamama kaygısı. Her bir yanımızı bu takıntılar sarmışken, modern çağın akışına kapılmışken farkındalık sağlayabilmek ve toplumu eleştirebilmek bence büyük bir meziyettir. Toplu bir şekilde uyuyan bireylerin arasından uykudan uyanabilmeye benzer bu. Chinaski de bu uykudan uzun zaman önce uyanmıştır.

    İş dünyası her zaman için acımasız, insani duyguların olamayacağı bir ortamdır. Her zaman komik tutarsızlıklar ile doludur. Büyük restoranlara, orada çalışan garsonlara yönelik iş sağlığı ve güvenliği hakkında gerekli önlemleri alacak olan bir uzman gönderilir mesela. Ama kendi hatası bile olmayan bir aksilikle elindeki yüzlerce dolarlık yemeği yere dökerse onu aşağılayan ve suçlayan insanlar arasında kaybolur o garson. Dışarıdan bakıldığında işçinin iş yerindeki güvenliği için türlü formaliteler uygulanmıştır. Fakat esas meselede garson insan yerine bile konmaz. Bu gibi yüzlerce örneğin olduğu sert bir dünyadır iş dünyası. Bu eser de zaten by acımasız dünyadan; Chinaski'nin üniversiteden sonraki iş arama serüvenlerinden bahsediyor. İş dünyası olarak bahsettiğim şey de kesinlikle memur işleri değil, işçi sınıfı olarak isimlendirdiğimiz kesimin yaptığı her türlü işin olduğu iş dünyası. Reklam panosu değiştiricisi, lastik fabrikasında paketleyici, büyük bir restoranda garsonluk, temizlikçi gibi meslekler.

    Bukowski'nin yazımında üstte bahsettiğim üzere olaylar büyük bir hızla ilerler, eserin tamamına yayılmış bir akıcılık vardır. Boğucu modern çağın zamanın bu biçimde anlatılıyor olması eserin bütünsel olarak bazı şeyleri daha sağlam yansıtmasını sağlıyor zannımca. Bir paragraf içinde aşırı derinsel iç sorgulamalar yoktur Bukowski'de. Olan şey hayatın gidişatında, gerektiği yerde gereken tepkileri vermesidir Chinaski'nin (Bukowski'nin). Her şey bir anda gelişir, işe alınır Chinaski ertesi gün işten atılır, tam atıldığı anda modern çağın iğrençliğini yansıtır bize, sonrasında başka bir iş bulma çabalarına başlar. Bu açıdan lafı uzatmayı, dolandırmayı sevmez Bukowski, gördüğü bir şeyi tüm açıklığı ile ve tam zamanında söyler. Lafı dolandırmak onun tarzı değildir. Onun farkı budur. Fazlaca derine inmez, çünkü olayların gidişatına göre tam zamanında yapılan bir tespit, dile getirilen bir düşünce, derin düşüncelerden çok daha önemli ve etkilidir. Bizi acı acı gülümsetir tam da anlarda, işte o acı gülümsetmelerin ustasıdır Bukowski. Acı acı gülümseyip düşünmekten yapabileceğimiz daha iyi bir şey de bırakmaz zaten bize de.

    İnsanları birbirinden ayıran şeyin para olduğunu bir anda soruyor mesela Chinaski. Tam yerinde, tam zamanında. Bir insanı idealist yapan şey neden para kazanma isteğidir? Neden yatırımcılar toplumdaki en ünlü insanlar olur da düşünürler her zaman daha alt kademelerde yer alır? Aslında maalesef ki modern çağda para ve onu elde isteği birçok kavramın da yerine geçmiş durumdadır. Zeka, azim gibi mesela. Binlerce dolarlık bir partide dans eden insanlar zekidir topluma göre, ya da çok ünlü bir şirketin yöneticisi zamanında çocuk işçi çalıştırarak büyük kazançlara ulaşmıştır ama öldükten sonra herkes onu dahi ve azimli bir insan olarak görür. Evet Chinaski haklısın, bazı ölüler çiçekleri bile hak etmiyor, çiçekler ölüler için değildir. Eğer biri ünlü veya zengin ise söylediği sözler her zaman daha dikkate alınası şeyler olacaktır toplum için. Söylediği bir şeyin yanlış bir şey olduğu anlaşılsa dahi, toplumda o büyük kişilerin yandaşçıları da olur mutlaka; "aslında öyle demek istememişti"ciler türemeye başlar aniden.

    Chinaski iş serüvenine devam ederken, biz okurlar da bir yandan hem acı acı gülümseyip bir yandan da bu iğrenç hayata tahammül edebilir hale gelmeye başlıyoruz. Belki de bu en dehşet verici şey, değil mi? Bir çağda dolup taşan bir mantıksızlık herkesi sarıp sarmalamış ama farkındalığa sahip olup artık bunları normal karşılamaya başlar hale gelmişiz. Bu da bizleri daha da acı gülümseten bir gerçek. Bu açıdan, sıradan insanların kaygıyla baktığı her şeye, Chinaski kaalesiz bir rahatlıkla bakıyor. İşte tam da bu sayede doğru yerde doğru eleştiriyi getiriyor ve bizlerde derin etkiler bırakıyor. Esere biraz daha genel olarak bakmaya çalıştığınızda Chinaski'de mevcut olan daimi bir rahatlık halini gözlemleyebilirsiniz. Hayatta toplumun "kaygı verici" şeyler olarak tanımladığı her türlü olguya rahatlıkla bakabilmek, yerinde yorum yapmayı etkili hale getiren etmenlerden biri. Modern kaygılar insanın görüşünü kapatır çünkü. Obsesif kaygılar silsilesi hakimdir dört bir yana ve Chinaski bunların hepsine birasının son yudumunu içerek bakar. Gerçek insanlardan daha gerçektir bu yüzden o. Herkesin gerçek olma kaygısı duyduğu bir ortamda gerçek olarak kalabilmiştir ve kaygı duyanları mahvedici bakışlarla izlemektedir.

    Bir yandan da farkındalık, insanda farkında olmayanı kanatma, mahvetme durumu doğuruyor. Bu durumun da çokça altı çizilmiş eserde. Neredeyse her şeyin aldatmaca olduğunu idrak edemeyenlere bunu idrak etmeleri için anlatırsın her şeyi, tüm olağanlığıyla, idrak kapasitesi olanlar da büyük acılar yaşar. Çünkü ilk farkında olma anı acı dolu bir andır. Acı, bu yüzden insanın kendine gelmesinde gerekli bir etmendir. Acı ve zorluk. Doğru ve gerçek şeyler modern çağda bize empoze edildiği gibi asla basit ve kolay şeyler değildir. İşte bu uykudan uyanmak, aşırı gerçekçi bir kabustan uyanmaya benzer. Chinaski bu acıyı uzun zaman önce yaşamış bu yüzden de insanları kanatmaya çalışıyordur tabiri caizse.

    Ayrıca bir yazarın yaşanmışlığı da yazacağı eser açısından çokça önem taşıyor bana göre. Kimi yazarlar vardır, sefalet kavramını, son kitaplarından kazandıkları tonlarca para ile cefa çekerken yazmıştır. Bu, ne kadar gerçekçi ve etkileyici olabilir ki? Biçimsel olanı bırakın, eğer yazarın yaşamını, eseri hangi koşullar altında yazdığını biliyorsanız, size yapay uydurma şeyler gibi gelecektir olmadığı bir durumu betimlemeye çalışması. Ama Bukowski'de işler bu şekilde değil. Sefalet kavramını çokça yaşamış, her türlü işe girip çalışmış, zorluk çekmiş bir insandır Bukowski. Bir süre önce ona ait bir belgesel izlemiştim. Onunla röportaj için gelen gazetecileri dahi o anda sefalet içinde olan evinde ağırlamaktan çekinmez. İçerken verir röportajlarını, içerken konferans salonunda konuşma yapar. Çünkü neyse odur Bukowski ve bunu gizleme gereği duymaz. Bu yüzden daha gerçektir toplumdaki insanlara nazaran. Yaptığı kötü bir davranışı gizlemeye çalışmaz, hatta bazen kendini olduğundan daha kötü bile gösterdiği olmuştur. Modern çağda gerçek olarak kalabilmek gerçekten cesaret isteyen bir mesele. Bukowski de bunu gayet iyi başarmış. Hem Chinaski olarak eserlerinde, hem de Bukowski olarak yaşamında.

    İçki bağımlılığını saklamaz asla, ama bununla övünmez de, neyse odur. Kadınlarla birlikte olmasını, çapkınlığını saklamaz, çünkü insandaki kötü tarafların saklanması, gizlenmeye çalışılması sahtekarlıktır. Modern çağda gerçek kalamayanların içine en çok düştüğü hata budur. "Şu yüzden böyle oldu"culardan değildir, "oldu"cudur Bukowski. Doğaldır ve kendi zararına bile olsa yaptığı şeyleri gizlemez asla.

    Son olarak da eserin isminden de bahsetmek istiyorum. Eserin arka kapağında Factotum kelimesinin anlamı hakkında bir açıklama var. Latince bir kelime olan Factotum, kısaca, bir işte yapılması gereken tüm niteliksiz işleri yapan kişi, kahya, ayakçı olarak çevrilmiş. Bu bağlamda Chinaski, hayatsal anlamda bir ayakçıdır bir bakıma, hayattaki kimsenin uğraşmadığı farkındalık düşüncesi ile uğraşır her zaman. Çünkü ayakçılar genellikle kimsenin uğraşmadığı, uğraşmak istemediği işleri yaparlar. Çağımızda toplumsal olarak kim farkındalık kavramı ile düşünsel olarak uğraşır ki? Farkındalık ağırdır, herkes öyle kolay kolay katlanamaz buna sonuçta. Bu farkındalığın, Bukowski'nin üstte bahsettiğim kendi yazım tarzı ile resmedilmesidir Factotum.