• Erin Brockovich'te bir sahne var ki insanın muhayyilesine muayyen bir şekilde kazınıyor. Julia Roberts'ın canlandırdığı Erin karakteri çocuklarıyla ortada kalmış bir annedir. Başına gelen talihsiz bir olayın yaralarını sarmaya çalışırken, şu Harley'ci tiplerden biri gelir. Hem ona hem de çocuklarına bakar. Aralarında bir âşk doğar. Ancak, Erin yaralıdır. Protogoras, Piron ve Descartes'ın şüpheciliği ona da geçmiştir. Bir defasında bu motorcu beye şöyle söyler "Don't be too nice to me" (bana çok nazik olma). Motorcu bey de doğal olarak "Neden" diye sorar... Cevap ise şöyledir: "it makes me nervous". Evet, meseleye çok yönlü bakmak gerekir. Kendi ölçütlerimizle, doğru veya yanlış üzerinde bir fikir belirtebiliriz. Ne var ki karşımızdakini, kültür ve düşünce dünyasını, gelmişini, geçmişini ve geleceğini tam olarak bilmeden hareket etmek ne yazık ki saçmalıktır. Yukarıda Julia'dan söz etmiştim. Şimdi Julia'nın oynadığı Notting Hill filmine gidelim. Sahiden de bir oyuncuyu canlandırır orada Julia, Notting Hill'de bir aşk yaşanır, çıkmaza girer (toplumsal olgulardan ötürü) ve Julia çekip gider. Tam bu sırada Hugh Grant'ın canlandırdığı William karakteri her zamanki gibi hayatına devam etmeye çalışır ama ne yazık ki sandığı gibi olmaz. Aklında, onun için büyük bir keşif olan kadın ve bıraktığı boşluk vardır. İşte bu sahnede Bill Withers'ın "Ain't No SunShine" şarkısı çalar... Sahneyi merak edenler için şöyle bir bağlantı bırakıyorum hemen aşağıya. Mevsim geçişlerinden, şarkıdaki yaylı çalgının girişinden, mevzunun derinliği anlaşılacaktır. Hemen ikinci bir bağlantıdaysa 10 Mayıs'ta bu şarkıyı cover'ladığım video mevcut. Videonun altına Julia'ya ayrıldık yazmıştım ki akrabalarım tıklasın birkaç beğeni filan gelir diye. :)

    Filmdeki o unutulmaz sahne: https://www.youtube.com/watch?v=Ce_BXD_ONQ8
    Benim saçma sapan coverım: https://www.youtube.com/watch?v=bxqLanQRTNE
  • Çünkü kadın her şeyden önce bir annedir ve anne güzel bir adamın hamurunu yoğuran, karakterine etki eden ilk kişidir.
    Abdulaziz Yılmaz
    Sayfa 19 - MGV Yayınları
  • Üstad gece gündüz çalışıyoruz ,İslam ne zaman dünyaya hakim olacak ? der. Hasan El Benna o kişiye ; “ Ne zaman çocuklarını şuurlu bir şekilde yetiştiren anneleri yetiştirirsek , işte o zaman İslam dünyaya hakim olacak .” der .
    Çünkü kadın her şeyden önce bir annedir ve anne güzel bir adamın hamurunu yoğuran karakterine etki eden ilk kişidir.
    Bediüzzaman Hazretleri : “İnsanın en birinci üstadı ve tesirli muallimi , onun vâlidesidir. Ben bu seksen sene ömrümde , seksen bin zâtlardan ders aldığım halde , kasem ediyorum ki ; en esaslı ve sarsılmaz ve her vakit bana dersini tazeler gibi merhum vâlidemden aldığım telkinat ve manevi derslerdir ki o dersler fıtratımda , âdeta maddi vücudumda çekirdekler hükmünde yerleşmiş .” sözü işe annenin adam olmaktaki önemine dikkat çekmiştir.
  • Çünkü insanlar çevresini de kendine uygun olarak seçer. Mösyö daha akıllısını, daha gururlusunu çevresinde göremediği için tüm kadınları öyle sanıyor. Kadınların zekâ ve yetenek isteyen ve hatta tüm mesleklerde ünlü olmamasına gelince, Kadın her şeyden önce annedir. O hayatını ve tüm dikkatini büyüteceği çocuklara adamıştır. Her iş yavrusundan sonra gelir. Daha fedakâr, daha sevecendir. O dünyada en çok ihtiyaç duyulan değerlerin üreticisidir. Sevginin, özverinin ve sabrın. Eğer bir anne ise, şanda, söhrette gözü yoktur. Diğer sahalarda erkeklerle yarışmamasının, bakın yarışamamasının demiyorum, yarışmamasının sebebi de yine aynıdır. Her şeyden önce dünyanın en zor işi olan annelik görevini yüklenmiş olmasındandır.
  • Hergün televizyonlarda kadına şiddet haberlerini izlemeye artık DUR diyebilsek. Habere değil; habere sebep olan durumlara keşke dur diyebilsek. Herşey zincirin halkaları şeklinde birbirine bağlı. Şiddet deyince hep dövülen, itilen, yüzü gözü moraran kadınlar aklımıza geliyor, ya da hep bu tip şiddeti izliyoruz, televizyonlardan. Sayıları hiç te küçümsenecek boyutlarda değil. Bu tip, şiddete uğramak fiziksel görüntülerle sabit. Birde hiç bir olumsuz görüntü olmadan şiddete uğrayan kadınlar... İşte bunların hiç kimse farkında değil. Görüntüde herşey fevkalade, ama için için o kadının ne yaşadığını bilen yok. Belki günlük yaşamında herkese gülücük bile dağıtıyor. Ya da herkes fiziksel şiddete uğruyor. Ben hiç değilse böyle değilim diye haline şükrediyor. Evim, çocuğum diye bütün varını gücünü, sağlığını ailesi için gözünü kırpmadan harcıyor.
    Kadın söylemi genel anlamda hep çalışan kadını akla getiriyor. Yanlış da değil. Çalışan kadın hep dışarıda çalışan kadın değil. Ev kadınları evde oturuyor mu? Eşler tarafından kadına böyle hissettirilmeye çalışılıyor. Kadın kendini bilsede erkek tarafından neredeyse hipnotize ile sen evde oturup, bir işe yaramıyorsun kavramı beynine işletiliyor. Bu şiddet değil mi? Psikolojik yıkım... Ayrıca eşler tarafından küçümsenen, aşağılanan kadınlar...

    Çalışan kadınlar tarafından boyut başka çeşit. Dışarıda çalışan kadınlar ise hem evinin tüm işlerini tam kapasite ile yapıyor, hem de dışarıdaki işlerini eksiksiz yapmaya çalışıyorlar. Kazandıkları da yine evine, çocuklarına harcanarak. Ya da kazancı doğrudan eşi tarafından haczedilerek, gasbetilerek... Belki de sinsice kendinin dışarıdaki başka kadınlara harcadığı paralara karşılık, edindiği borçlara eşini KEFİL ederek... Bu erkeklerde karşıdan kibar, kadına saygı gösteren erkek tipini canlandıranlardır. Dürüstlüğü kimseye vermeden, seviyeli! hırsızlık öyküleri anlatırlar. Kendileri sütten çıkmış ak kaşık gibidirler. Bazıları o kadar zengindirler ki! öğünerek, böbürlenerek kadını çalıştırmak istemezler. Yıllar geçer, kadını beş parasız ortada bırakarak ortadan kaybolurlar. Hatta ayrıca da şerefsiz şekilde borca sokarlar.

    Kadın tüm bu çilelerini kendi başına çekmek durumundadır. Psikolojik destek alacak parası yoktur. Acaba karnını doyurabiliyor mu? elektrik, su parasını ödeyebiliyor mu?
    Kadın, annedir, annelik ise yaşamayanın yeteri kadar anlayamayacağı bir duygudur.
    Annelik üzerine konuyu şimdilik detaylandırmak istemiyorum. Yalnız bir soru: Annenin çocuğuna şiddet göstermesi beklenebilir mi? Ama evet, gösterebiliyor. Yıllarca eşinin kahrını çekiyor, ‘’evim, çocuklarım’’ diyor. Her türlü baskıya, fiziksel ve duygusal şiddete dayanıyor. Kadın sabır taşı gibi. Bir yere geliyor, kırılma noktası ile herşey alt üst oluyor, çat deyip çatlıyor. Üzerine titrediği çocukları gözüne görünmüyor.
    Yüksek sesle bağırma, kulağını çekme, yüzüne şaplak indirme, saçını çekme, kafasına vurma, terlik fırlatma, çimdirme, kibritle yakma tehditleri, karanlık bir yere kapatma, evden dışarı atma, vücudunun her uzvuna vurma, tekmeleme vs. vs. tüm bu hareketleri kamuya açık yerlerde de görebiliyoruz.

    Yapılan bu hareketlerin kaynağına baktığımızda, kadının ailede şiddet gördüğünü anlarız. Genellikle fiziksel şiddet. Sosyoekonomik düzey eksilerde oldukça fiziksel şiddete rastlamak daha mümkün. Kadının tüm öfkesini, ezilmişliğini yansıtabileceği bir varlıktır, çocuğu... Kuvvetlinin kuvvetsize hükmedişi. Koca, iş yerinde, arkadaşına, patronuna, müdürüne kızar; gelir evde hırsını eşinden alır. Çünkü öfkesini rahatlıkla boşaltabileceği bir nesne evde hazır bekliyordur, onu!

    Evin tüm işleri yapılmış, çocuklarına bakılmış, erkeğin gözü arkada çocuklarında kalmamış, mükemmel şekilde her türlü ihtiyaçları, okul işleri karşılanmış, ödevleri yaptırılmış. Birde akşam gelince koca azarı, şiddeti...
    İşte bu nedenle ‘’KADINA ŞİDDET ÇOCUĞA ŞİDDETTİR !!! ’’ diyorum. Lütfen, biraz insaf, herkes insanca yaşasın, kimse kimsenin yaşamını zehir etmesin.

    Makale Yazarı : Öznur Simav
    Ağzınıza sağlık hocam.