• 207 syf.
    Ahmed Arif'in Leyla Erbil'e aşk besleyerek yazdığı mektupların yine platonik aşkı Leyla hanım tarafından derlenip kitap olması, Ahmed Arif okuruna sunulan en değerli mirastır.
    Franz Kafka'nın "Milena'ya mektuplar" kitabını da okudum, ama Ahmed Arif'in "Leylim Leylim" kitabı kadar içten, sade, yoğun duygusallık.. hissetmedim.

    Ahmed'in Leylasina yazdığı mektupları incelerseniz Diyarbakir kültürünün yansımalarını da görmek mümkündür. Öyle hoyratça bir jargon degil, aksine her cümlesi ve eyleminde sevgilisinin kirilacagini düşünecek hassasiyetde cımbızla seçiyor cümlelerini.. ama yine öyle süslü cümleler degil, olabildiğince yalın, içten ve sevgi dolu..

    Ahmed Arif'in "Leylim Leylim" kitabında "Hasretinden prangalar eskittim" şiir kitabina ithafen "bu şiirlerin tümünde sen varsin" dediği ve şiirleri arasında şöyle bir gezintiye çıktığımızda; “Sevdan Beni”, “Karanfil Sokağı”, “Yalnız Değiliz”, “Merhaba”, “Suskun”, “Ay Karanlık”, “Uy Havar”, “Leylim Leylim” ve diğerleri bu ifadeyi tabii ki haklı kılar.

    Beş yıl süre zarfında yazılan tüm bu mektuplar, Ahmed Arif'in Leyla Erbil'e gönül koyduğu yıllar, ikisinin de bekar olduğu yıllar, 1954 yılında başlar. Beş yıl zarfında tüm yaşanmışlıkları sığdırdığı bu kitap 1959 yılında (1977 de yazilan son bir mektubu saymazsak) son bulur.

    (Ekleme yapilacak)
  • 198 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    Filmi de var. Çok beğenmediğim bir filmdi.

    Simdi sıra kitabında... Tıpkı filmi gibi beni derinden yaralayan, son derece trajik bir eser. Güzel yürekli Bruno ve Shmuel'in gözlerinden ırkçılığa dair müthiş mesajlar içeriyor kitap.
    Yahudilerin ikinci dünya savaşı döneminde Hitler tarafından uğradıkları soykırımı ele almış, tıpkı birçok filmde olduğu gibi bu zulmü en iyi şekilde piyasaya sürmüşler. Müthiş hüzünlü bir kitap. Tabiki başrollerini iki çocuğun paylaşması, mesajların daha samimi, içten ve vurucu olmasını sağlamıştır. Keşke Bruno gibi bakabilsek dünyaya diye iç geçirmedim değil.

    Dünyanın neresinde olursa olsun, kime karşı olursa olsun ırkçılık zehirdir. İnsanlığa bırakılmış zehirli bir mirastır. Özellikle ikinci dünya savaşı öncesi ve sonrasında en etkili olduğu dönemleri yaşamıştır faşizm. Bu kitabi okurken , Shmuel in o vakur duruşu, Bruno'nun insani , samimi yaklaşımı içimizi ısıtıyor, neden hep kötülük, neden hep zulüm diye sorduruyor. Çocukların gözünden anlatılan her hikaye, içinde çocuk olan her eser bir başkadır. Ayrı bir anlam ifade eder. Hedef kitleyi daha bir etkisi altına alır.

    Bir tel örgünün iki minik bedenin arasına girdiği ama sevgi dolu iki minik yüreği ayıramadığı sıcacık bir eser...Bruno ve Shmuel, insanların kafatasçı zihniyetine inat birbirine sarılan iki minik dünya... Okuyunuz efenim, faşizme karşı durunuz, çocuk olunuz, çocuk gözüyle bakınız dünyaya, içinizde kin, nefret olmadan her şeyi kucaklayarak, hayatı severek yaşayınız.

    Kitaptaki olaylar hakkında pek bir tüyo vermek istemiyorum, özellikle sonlara doğru hüznün tırmanmaya başladığını ve sonu itibariyle darbeyi yiyeceğimizi söylemem yetecektir. Keyifle ve düşünerek okuyunuz.
  • Az önce bir kitap incelemesi okudum. Her kitabında başka bir yaşam, başka bir anlamı yansıtan ama bunları açık açık vermeyen, sade bir dil kullanmayan dünyaca ünlü bir yazar hakkında bir arkadaşımız " Okunmak için okunan kitaplardan bir tanesi herhalde" demiş. Kitaptaki inceleri sorgulamış ama anlamadığı için yazarın adı "Yazmak için yazan yazar" oldu. Acaba biraz da kendisini sorguladı mı ki?
  • 163 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Merhaba:)En sevdiğim kitabın incelemesini yapmak için doğru zamanı bekliyordum buna layık dahi değilim zaten cesarette gösteremiyordum şuan içimden yazmak geldi sadece bir kitapta kendimi bulacağımı bilemezdim dostlarim. mükemmel bir kitap. böyle kitaplar okuyunca pis dünyadan uzaklaşıyor insan..

    Benim için dünyanın en sürükleyici en başarılı romanıdır.Dostoyevski tarzinda olmasi benim icin yine farkli bir özelliği her yıl tekrar tekrar okumaya çalışıyorum yine de doyamıyorum ismi geçince burda alıntılarını gördükçe inanın farklı hissediyorum hem burukluk hem mutluluk bir arada bilmiyorum sabahattin ali'nin bu kadar yalin bir dille beni nasil ayni duygularla sardigini anlatamıyorum.Üstadin okuduğum ilk kitabıydı. tuhaf bir his bırakıyor hep sonunda içimde elime aldiğimda; biraz özlem, biraz duygusallık, biraz da huzur. okuduğum ilk kitabıyla çok sevdim Sabahattin ali’yi. benim gözümde ince, narin, saygılı ve hassas kalpli bir adam imajını çizdi.Kitaplarindaki karakterleri arayıp dertlesmeyi oturup muhabbet etmeyi ne çok istemişimdir.
    Çünkü böyle olmayan bir adamdan o satırlar dökülemez diye düşünüyorum.

    Ama Sabahattin ali, hiçbir yazarla karşılaştırılamaz. nevi şahsına münhasırdır bunu ekleyeyim.Ayrica diğer eserlerini de okudum aynı güzel tadı hep aldım.

    Raif efendi’yi o kadar çok sevdim ki, kitabın sonunda oturup ağlayasım gelmişti. raif efendi karakteri daha güzel anlatılamazdı. şimdi yine duygulandım, bilmiyorum niye ama bu kitabın bende özel bir yeri var. bilmiyorum neden raif'in bu icine kapanis hikayesi, kara kapli defterinde sakladigi aski ve berlin sokaklarinin maria'dan sonra nasil ruhen degistigi beni bu kadar derinden üzmüştü.Cevremizdeki insanların ve hatta kendi yalnızlığımızın farkına varmak için, arada bir mesela 2-3 yılda bir tekrarlanmalı bu okuma bana göre.Bitirince ağlayan tek kişinin ben olmadığımi gördüğümden beri kitabin farkliligindan eminim Şu da var unutmadan;

    Türk edebiyatının en değerli, en derin romanlarından birinin, insanların aklında bir instagram sosyal medya malzemesi olarak yer etmesi ne kadar üzücü değil mi ayrıca ? fotoğrafını paylaşanlara kızdığımdan da değil aslında, herkesin sevgisini gösterme şekli ya da motivasyonu farklı sonuçta ama bu kadar değerli bir yazın nasıl böyle sıradanlaştırıldı hiç anlayamıyorum. Popüler kültüre kurban gitsin istemiyorum ya o kadar ünlü oldu ki "okudum" demeye utanıyorum...kahve ile cekilmiş fotografı 40 tl sadece kitap 20 tl :)Her neyse..

    hayatı asıl yönlendiren şeylerin teferruatlar olduğunu, hayatın içindeki görece kısa olan bir zaman diliminin aslında koca bir hayat olduğunu hatırlatan roman bana..
    özümüzde , hepimizin içinde derinlerde bir yerlerde "raif efendi" karakteri var. ve hepimizin hayatında bir "maria puder" olmuştur. bu eseri bu kadar kıymetli yapan da bu bence.., okuyan herkese cömertçe bir payın düşeceği mirastır. sevmiş, tutulmuş, özlemiş, hüzünlenmiş, yanmış, korkmuş her kişinin hissettiği, çoğumuzun da fikren vücuda dahi getiremediği, kelimelere dökemediği duyguları karakterlerin şahsında bizim aynadaki aksimiz gibi tasvir etmiştir. maria puder ve raif efendi'nin şahsında tüm hazin sonların muhatapları için gözyaşı döktürmüştür

    kaybedilen en kıymetli eşyanın, servetin, her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutuluyor. yalnız kaçırılan fırsatlar asla akıldan çıkmıyor ve her hatırlayışta insanın içini sızlatıyor. bunun sebebi herhalde, 'bu öyle olmayabilirdi!' düşüncesi çıkardığım bu oldu..
    sevgi de imkansızlık ve fedakarlığı yaşayana hatırlatan değerli eser..bir resim sergisindeki tablodan yola çıkarak kahramanların iç dünyasını keşfedebileceğiniz çok güzel bir eser.
    her insanın mutlaka yaşadığı o aşk duygusunu hissettiren, aşkı en yalın haliyle anlatan bir eser aynı zamanda kesinlikle
    raif efendi duygularını, yalnızlığını, üzüntülerini anlatırken yüreğim sızladı diyebilirim.

    Raif’in kabulleneci tavrı, bu kadar mücadeleden uzak, pasif yaşayan biri olması beni daralttı bazen cidden Raif'in maria'dan sonra kabuğuna çekilip, o günlerin acısıyla hayatını idame ettirmesi, ruhunu hâlâ o Almanya sokaklarında, birlikte gezdiği maria'ya bırakması, fiziksel ruhunun ise herşeye eyvallah demesi, eve ekmek parası getirmek için herşeye tamam demesi.. insan düşünüyor ama neden? mutlu olmayacağını bile bile bir başkasıyla neden evlendi raif? ondan çocuklar yaptı? bütün varını yoğunu maria'nın yanına gitmek için harcamalıydı. maria ise keşke o türk diye bahsettiği kişinin ismini verse idi annesine, çocuk bari tanısaydı babasını, hoş babasından ruhen geriye ne kaldıysa artık. hadi herşeyi geçtim, o treni durdursaydın, çocuğuna sıkı sıkıya sarılsaydın be adam!Bitirdikten sonra raif efendi'nin babasından kalan tüm malı kaptırıp sefalet içinde yaşayıp gitmesini hala sindiremedim.

    ahh Maria puder! mutluluk en çok sana yakışırdı. kürk mantolu madonna'yı yeniden çizebilseydin keşke kaderin olarak kalmasına izin vermeden önce... yüreğimi dağladın güzel yürekli ve güçlü kadın!
    ahh Raif! daha güçlü olsaydın keşke. fedakarlık, kaybettiğin kişi için hayatını feda etmek değildir; kaybetmeye dayanamayacağına inandığın kişi için hayatını ortaya koyarak mücadele etmektir. çok yazık...
    Keşke devamını yazsaydın Üstadım ya her okuduğumda bu sorularla kafayı yiyecek gibi oluyorum.

    Kendisinin dediği gibi;

    "herkese içindeki iyilik kadar iyi bir hayat dilerim”

    Canım kitaba en sevdiğim filmin linkini eklemeyi unutmusum o da kesinlikle kitapla ilişkili lütfen bu filmi izleyin izletin Sevmek zamani(1965)yapımı Metin Erksanin kitaptaki benzer hisleri oluşturan harika bir yapimidir. spoiler bilerek vermiyorum ama çok beğeneceksiniz:)

    https://youtu.be/N0ECo6_q1LA

    Sizlere iyi okumalar:)

    Iyi ki yazdın, iyi ki var oldun, iyi ki seni tanıdım..
    #Ruhun Şad olsun Üstadım..
  • 200 syf.
    ·9 günde·Beğendi·8/10
    Okumak isteyip nereden başlayacağını bilemeyen, sıkılmadan okumak isteyen, okuma alışkanlığı kazanmak isteyen, hızlı okumak isteyen..
    Her nevi okura hitap eden bir kitap. Geleceğin okuru olmak yolunda adım atıyoruz lakin kitap ve okumaya dair ciddi sorular sormak durumundayız.
    - Okur yazar olmak yetiyor mu?
    - Ömür her kitabı okuyacak kadar uzun mu?
    - Faydalı kitabı arayıp bulmak boynunun borcu mu?
    - Her kitabı bitirmek zorunda mısınız?
    - Bütün okumaların sonunda kafası karışık aklı bulanık birine mi dönüştünüz; yoksa az zamanda tesirli kitaplarla ayaklı kütüphanelerin bir üstü canlı kitap olarak hayata karışabildiniz mi?
    - En önemlisi, okuma mücadelesi verdiniz mi, zihniniz ve cebiniz arasında neyi tercih ettiniz?
    Etkili bir okur, kitaba hemen teslim olmamalı. Yazara tamamen teslim olmak yerine, sorular sormalı. Mevzuları kendi içinde tartışmalı ki mütalaa vuku bulsun.
    Birçok sorunun cevabı örnekleri ile verilmiş ve ilim kitap aşığı insanlardan, miras kalan kitaplardan kütüphanelerinden bahsedilmiş bu eserde...
    Kitap, eskilerden bize kalan en değerli mirastır. Bu miras, ancak okumakla korunabilir.
    Kitap doğru okunduğu ve anlaşılabildiğinde insana doğru yolu, en güvenli limanı gösterir.
  • 591 syf.
    ·9/10
    #2019bitmeden10kitap hedefim doğrultusunda bugün itibariyle Sofie'nin Dünyası kitabını bitirdim.

    Bu kitap öyle bir kitap ki; kitabı okurken her an her yerden karşınıza bir masal kahramanı çıkabilir... Bundan 4-5 yıl önce "Bizim köyün platonik muhtarı" isimli bir öykü projem için Platon ve Sokrates'i tabir-i caizse hatmetmiştim. Üniversite zamanı Nietzsche sevdası sarmıştı beni. Böyle Buyurdu Zerdüşt ile başlayıp çoğu kitabını okumuştum. Bundan 3-4 yıl önce Hermann Hesse'nin Siddhartha kitabını okuyup doğu felsefelerine sarmıştım. Bir dönem rüyalarla ilgili bir senaryo aklıma düşmüş ve uzun bir süre Freud okumuştum. Yani felsefe belli dönemlerde hep içli dışlı olduğum bir konu oldu. Bu kitap da eski dostlarla tanışma kitabı gibi oldu benim için.

    Birkaç ay önce kitabın yazarı Jostein Gaarder'in bir röportajına denk gelmiştim. Yazar o röportajda çocukluğunda unutamadığı şeyin, bol kitabın olduğu ve bu kitapları çocuklarına okumaya vakti olan ebeveynlerin olduğu bir evde büyümek olduğunu söylüyor. Ayrıca anne-babasının farklı dünya görüşlerine sahip birçok dostu olduğunu ve hoşgörüyü küçük yaşta öğrendiğini ekliyor. Aslında yazarı bu kitabı yazmaya götüren süreç de bu zannımca. Gaarder kitabında tüm felsefe tarihini harika bir hayal gücüyle özetlemiş. Bunda en büyük pay da ebeveynlerinin diye düşünüyorum. İşte tam da bu yüzden ebeveynlik, yalnız yedirmek, içirmek, altını almak, iyi okullarda okutmak, cebine bolca para sıkıştırmak, evini, arabasını almak değildir. Okumak, okutmak ve paylaşmak çocuklarınıza verebileceğiniz en büyük mirastır belki de.

    Kitapta birçok etkileyici söz var; fakat ben en etkilendiğim söz ile incelemeyi bitirmek istiyorum. Şöyle diyor Rönesans düşünürü Marcilio Ficino:

    Kendini tanı, ey insan kılığındaki tanrısal soy!
  • 152 syf.
    ·3 günde
    Kur'an ve Çağımız.

    Yeryüzünü Dolaşan Nur

    Anlam ve Yaşayış Yolunda

    İnsanlığın doğuşu ve yaşayışı bir denge terazisi üstünde tamamlanması için doğru bir yolda olması zaruridir. Aksisi doğasının dışında birbirini yok eden, zalimler olabilirler. Bu gerçekle insan başıboş değildir. İnsan ile Yüce Yaratıcımız Allah ile idrak etme halinde bir yol üzerindedir. Bu yolun temsilcileri olan peygamberler, kendi cağlarında bir kimlik oluşturma doğası ortaya çıkmıştır. Son olarak Hz. Muhammed sav ile bu yolun son şekli ortaya çıkmıştır.

    Müslüman kimliğin, ilk ve en önemli dayanağı Kur’an-ı Kerim olmuştur. Azîz ve Celîl olan Allah, yeryüzüne Rahmet ve Merhamet nimetlerini Kur’anı anlayan ve yaşayanları vesile yapmıştır. Bu hakikat, değişmemiş ve varlığını korumuştur.

    Hassas bir denge üzerinde yaratılan insan, anlam verme ve hayata geçirme dinamiği halindedir. Beyin, düşünce ve sinyal verme işleviyle her an aktiftir. Allah'ın en büyük lütfu ise beyin fonksiyonlarını yönete bilmekte gizlidir. Bu noktada Kur'an'ın dinamikliği beyne giden mesajları anlama, sonrasında hareketlere geçirme hali olmuştur. İman; anlam ile kalp arasında filizlenen ahlaktır.
    Allah'ın Nur'u (Kur'an-ı Kerim) yeryüzünü dolaşmaktadır. Aliya'nın hayatının her anında Kur'an’dan ibret alması, onun hassasiyetle zikrettiği bir konu olmuştur. Şöyle: “Her yeni okuma Kur'an'da yeni bir şeyi keşfeder. Tabiî ki Kur'an aynı kalmıştır, fakat değişen bir şey vardır: Siz, sizin şahsi şartlarınız veya yaşadığınız dünya değişmiştir. İşte bu değişimler sizin daha önce fark etmediğiniz katmanları Kur'an'da keşfetmenize imkan sağlar ve daha evvel üstlerinden fark etmeksizin geçtiğimiz bazı ayetler şimdi ruhumuzda başka türlü yankı bulmaktadır.”
    Dil Ve Birikim Çerçevesinde
    Çağdaş İslam Alimleri, hem fikirle “Yeniden Kur'an'a Dönüş" ihtiyacıyla fikir ve eylem birlikteliğiyle hareket etmeye başlanmıştır. Keza, 17 ve 18 yüzyıllarda başlayan sömürgecilik 19 ve 20 yüzyılda verdiği zararlar çok büyük olmuştur. Üçüncü dünya ve Müslümanlara nefes aldırmayan 300 yıllık süreç büyük tehlikeler getirmişti.

    Sosyolog Mustafa Aydın, pozitivizmin iddiasının aksine dini şöyle anlatır: insanın kendini tanıma ve konumlandırma yoludur, der. Keza, pozitivizm gibi bir ideoloji ile dini karşılaştırmak pek dengeli olmayacaktır. İdeoloji içkin olguları soyut yönlerine rağmen tek boyutlu sosyal bir gerçeklikle sınırlı kalmıştır. Kanıt olarak diğer ideolojik akımlardan bahsede biliriz. İdeoloji bir kimliği temsil etmesi hem sınırlarını belirlemiş hemde ona karşılık bir ideolojinin ortaya çıkmasına sebep olmuştur.

    Dil, insanın nöroloji işlevlerinin bir süreci demekle, kök-paradigmalar ile anlam üreten yapıdır. İnsan ile yasayan dil, tarihin var olmuş olgularını, yerine göre oluşan, gelişen bu durumun kuşaktan kuşağa aktarılan beşeri bir mekanizmadır.

    Dinler de insanın inanç dünyasında ki işlevini yaşama ve hayata aktarma zaruriyeti ile kendisine has bir dil kullanmak ister. İslam, etkili olma durumu dile hakim olmasındandır. Mustafa Aydın, kitabın girişinde Kur'an çevresinde bir İslâm dili oluşmuştu. Kelimeler, sözcükler anlamlarının ötesinde bir anlam dünyasına sahipti. İslam’ın dili yalnızca bilişsel iletişim sağlayan bir dil değil, sufilerin ifadesiyle bir “hal dili"dir ve kendisini duruşta, hayat tarzında gösterir, İslâm’ı sonradan kabul eden pek çok Müslüman’ı çeken şeyin de bu sembolik dilin olduğu söylenebilinir.
    “Gerçekten de göklerde ve yerde inananlar için işaretler vardır.” Hali akılcıl hesaplara dayanmayan bir alandır. Söyle ki, “Biz İbrahim’e göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk ki kesin inananlardan olsun.” Hakikati İslam dilinin sembolik yönüne dem vurmaktadır. Mustafa Aydın, yazısını İslam Dilinin başlıca sorunları ve Kur'anî çizginin öneminden bahsederek tamamlar.

    İslâmi birikimle, entelektüel bir çevre oluşması mümkün mü? Sorusunun cevabını arayarak başlar, Müslüman Wıllıam C. Chıttıck. Chıttıck, “İslâmi birikim" ile kastı Kur'an ve Hz. Peygamber tarafından kurulan ve uygulanan Müslüman nesillerce ayrıntılı biçimde yorumlanan Tanrı, dünya ve insan telakkileridir. Entelektüel teriminden kasıt “Akli" terimi tercih etmekte. Nesiller arası akli sorumluluğu yerine getiren ve ulaştıran/nakledilegelen (naklî) mirastır. İslam’ın mirasını dil ve hal taklidi, tarzı benimsenerek korunmuş/aktarılmıştır. Teorik yeterli değil, yaşayış olmalı fikrini savunur, Chıttıck.

    İslâmî Alternatif

    Roger Garaudy, aklın tam kullanılması hakkında savunduğu fikri; “Bilginin İslâmileşmesi"dir. Kur'an'ın bilimsel problemlere hazır cevapların toplandığı ansiklopediye dönüştürmek kastından çok onu hayatın amacı ve manasının açıklandığı bir “rehber"dir.

    Başka bir dikkat çekici nokta ise; ilahi sosyal adalet kanunudur. İnsan, Allah'ın yeryüzündeki halifesi sıfatı gereği; adanmışlığıyla düşünce ve çabasıyla “Allah’ın İradesi”ni yaşatmasıdır. Ekonomik, siyasi ve kültürel imkanları Allah'ın iradesi çizgisinde yaşatmak, çağımızın gelişim modeli kıvamına getirmek elzemdir.

    “Kur'an ve Çağımız” kitabı, Mustafa Aydın, Wıllıam C. Chıttıck, Abdullah Yıldız ve Roger Garaudy'in yazılarıyla, İslâm'ın teorikten pratiğe, cağımızın ihtiyacına dönük potansiyeli üzerinde bir soruşturma mahiyetini kazanmıştır, bu kitap. İslâm ile çağımız bir diyalog halinde konular ele alması; onu, farklı kılan bir okuma halini göstermektedir.


    Mustafa Aydın, Wıllıam C. Chıttıck, Abdullah Yıldız ve Roger Garaudy, Kur'an ve Çağımız, Pınar Yayınları, Ağustos 2010.

    Yunus Özdemir.