• 64 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    Edebiyatımızda Vüs'at O. Bener 'in de içinde olduğu bir 'ıssız adamlar' kuşağı var... Böyle kendilerini çok ön plana çıkarmayan, kendi dertlerini, kendi meşreplerince kaleme alan yazarlar... Böyle bir anda karşınıza çıkıverirler sizin... Kimi daha fazla açar kendini, kimiyse çok daha kapalıdır. Zordur onların zihin dünyasının içine girmek... Çaba ister... Bazı okurlar yılmadan o çabayı gösterirler; gerekirse dönüp dönüp yeniden okurlar... Benim gibi bazıları da ayaküstü bir tanışıklıkla yetinirler...

    Sitede pek çok okur dostumuzun Vüs'at O. Bener okuduğu bir dönemde, Liliyar hanımın başlattığı etkinlik #32384995 sayesinde bu kuşağın bir yazarıyla daha tanışma fırsatı buldum. Kendisine buradan içten bir teşekkür gönderiyorum... Lakin dedim ya, benim bu yazarlarla ilişkim biraz gel-gitli olduğundan 64 sayfalık bu küçük öykü kitabıyla başlamayı tercih ettim.

    21 kısa öyküden oluşan Kapan , Palto adlı bir öyküyle başlıyor... Daha bu ilk öyküde, farklı bir şeyler okuyacağınızı hissediyorsunuz... Bu 'farklılık' ve 'özgünlük' hissi, en son öyküye kadar peşinizi bırakmıyor...

    Öykülerde ilk dikkatimi çeken şey, kısa cümleler oldu. Sırtında uzun uzun anlamlar taşıyan kısa cümlelerdi bunlar... Uzun bir yaşanmışlığın dışarı taşırdığı küçük izlerdi... Sanki 'ben ne kadar anlatırsam anlatayım, sen yine de anlamayacaksın' der gibiydi bana...

    Bener'in öyküleri çok neşeli öyküler değil... Kelimeler, ifadeler, yağmur getiren kara bulutlar gibi... O satırları alıp bir röntgen cihazına soksanız, yalnızlık, hiçlik ve kırgınlıklar belirir beyaz ışığın önünde... Ancak bu karamsarlığa sizi de ortak edecek kadar gerçekçi bir üslup... Çünkü hepimiz içimizde az ya da çok varlığını sürdüren bir karanlığın ev sahibiyiz... Çoğumuz onun yaşanmışlığını yaşamaya başladığımız bir çağdayız. Ya da daha girmedik belki de o yola... Belki de bu yüzden çok sevdim onun bu uzun uzun yaşayıp kısa kısa yazdığı öykülerini...
    ----------------
    Sadece anlam olarak değil, dil ve üslup olarak da çok etkilendiğim satırlar oldu. 'Bağımlılar Koğuşu' adlı öyküde doktorun asistanını şöyle betimliyor;

    "Zarif, ince, genç bir kadın. Gözlüksüz. Boyasız tırnakları, dudakları da..."

    Oysa ki, biz hep olan şeylerin betimlenmesine alışmadık mı? Olmayan bir şeyin olmadığını betimlemek (gözlüksüz:) ilk kez karşılaştığım ve çok yaratıcı bulduğum bir durumdu. Hatta bu satırı okuyunca tebessüm ettim kendi kendime...

    Yine aynı öyküden, tebessüm ettiren bir başka satır (Bağımlılar Koğuşu'nda kalacağı odayı betimlerken...);

    " ...Karyolam kapı kenarında. Üç kişi kalacağız demek. Ben biraz horlarım. Oda arkadaşlarım horlamazlar inşallah."

    Bencil bir karakter bundan daha güzel nasıl anlatılabilir ki:))

    İşte böyle sürpriz satırlar da var Bener'in öykülerinde... Beklemediğiniz bir anda, tam da öykülerin gri atmosferi içindeyken bir soluk aldırıyor size...

    Ayrıca 'Tabanca' adlı öyküsünde Çehov'un meşhur patlamayan tüfeğine gönderme yapması da müthişti... Bir öykücünün başka bir öykücüyle, bir öyküde sohbet etmesi böyle bir şey olsa gerek...
    ------------------
    Sonuç olarak, Vüsat O. Bener'in tarzına da öykülerine de hayran kaldığımı tüm samimiyetimle söyleyebilirim. Başta kurnazlık yapıp 'kısa olsun, beğenmezsem işkenceye dönmesin' diye aldığım kitap, bir solukta bittiğinde her şey tersine döndü ve bana, 'keşke biraz daha uzun olsaydı' diye hayıflanmak kaldı:) Ancak bunu bir tanışma olarak kabul ediyorum ve en kısa zamanda yeni bir kitabıyla kaldığım yerden devam edeceğimi bildiğim için mutluyum...

    Dostoyevski, 'Hepimiz Gogol'un Palto'sundan çıktık' demiş ya; Vüs'at O. Bener'in Palto öyküsünü okurken aklıma bu cümle geldi... Umarım Vüs'at O. Bener, genç kuşaklar arasında çok daha fazla tanınan ve çok daha fazla okunan bir yazar olur.

    Ve umarım Onun 'Palto'sundan da çok değerli yeni öykücüler çıkar...

    Hepinize keyifli okumalar dilerim...