• Ben bir yolcu aynı zamanda bir denizciyim.
    Her sabah yeni bir tepe keşfederim ruhumda.
  • unutursun,
    kaybetmekten korktuğum anıları,
    göğsünde , nefesinde kaybolduğum dakikaları unutursun.
    ömrümde seni kaybetmekten başka bir korkum olmadığını, gecelerce göz yaşlarımda boğulduğumu unutursun.
    yağmur yağıyor şimdi elmacıklarıma,
    elmacıklarım mı? çok hasretler kiraz dudaklarına.
    öldüğümü hissediyorum yavaş yavaş,
    seller akıyor gönlümün sokaklarında.
    darmadağan ediyor dükkanlarını,beni sevdiğini kanıtlayan her şeyimi alıp götürüyorlar boşluğa.
    gidiyorum sensiz kentlerden, dokuz yüz kilometre seni unutturmaya yeterliymiş gibi.
    bi çocuk çabası kalbimin atışı, hevesini kaybettiğinde duracak yalnızlığın durağında.
    umutlar tükendi ellerimde, kayip gidiyorlar içinde kaybolduğum geceler misali saçlarından.
    sahi yazabilir miydi sana başka yusuflar aşk hikayeleri?
    züleyha’m olmani istemedim senden hiçbir an,
    *****'m ol istedim, benim ol, sadece benim.
    içtiğim sigaraların dumanında değil, göz kapaklarımın altında değil de, sabah uyandığımda yanaklarimda belir istedim.
    unuttum ben nasıl yaşadığımı
    şayet unutmadım sana bebekmişsin gibi tavırlarımı, kucaklayışlarımı.sağ tarafını dolduran kalbimin şimdi yapayalnız çırpınışlarını.sevdiceğimin ne anlama geldiğini söylediğin günü de unutmadım her şeyim
    **** *********.
  • Size başımdan geçen bir olayı anlatacağım. Henüz yeni evlenmiştim. Başımızda bir sürü bela vardı. Öylesine bıkkındım ki her şeyi sonlandırmaya karar verdim. Bir sabah şafak sökmeden, yanıma bir ip alıp arabama atladım. Kendimi öldürmeyi kafama koymuştum. Dut ağaçlarıyla dolu bir bahçeye vardım. Orada durdum hava hala karanlıktı. İpi bir ağaca doğru fırlattım ama tutturamadım. Bir kere iki kere denedim ama kar ettiremedim. Ardından ağaca çıktım ve ipi sımsıkı düğümledim. Sonra elimin altında yumuşak bir şeyler hissettim dutlar! Lezzetli, tatlı dutlar. Birini yedim taze ve suluydu. Ardından bir ikincisini ve üçüncüsünü… Birdenbire güneşin dağların ardından yükseldiğinin farkına vardım. Ama ne güneş! Ne manzara! Ne bahçeydi ama! Birdenbire okula giden çocukların seslerini duydum. Bana bakmak için durdular. Ağacı sallamamı istediler. Dutlar dallarından yere döküldü. Çocuklar yerken kendimi çok mutlu hissettim. Eve götürmek için biraz dut topladım. Karım hala uyuyordu. Uyandığı zaman o da dutlardan yedi. Çok hoşuma gitti. Kendimi öldürmek için evden ayrılmıştım. Dutlarla geri geldim. Bir dut hayatımı kurtardı. Sadece bir dut, hayatımı kurtardı.

    -Her şey düzeldi mi peki?

    Hayır, her şey düzelmedi, ama ben değiştim. Böyle olunca elbet her şey değişmeye başladı. Çünkü düşüncelerim değişmişti. Daha iyi hissetmeye başladım. Yeryüzündeki her insanın hayatında sorunları vardır.
    Kendimi öldürmek için evden çıkmıştım, ama bir dut hayatımı değiştirdi. Sıradan, önemsiz bir dut. Dünya göründüğü gibi değildir. Bakış açınızı değiştirmelisiniz ki dünya değişsin.
  • 264 syf.
    ·1 günde·Beğendi·9/10
    Saatler içinde hiç farkında olmadan bitirdiğim kitaplar listesine adını yazdıran harika bir eser İçimizdeki Müzik. Hayattan beklentilerimi yitirdiğim ve savaşacak gücümün kalmadığı anda karşıma çıkan bir eser. Kitabı okumadan önce hayatımın herhangi bir anında göremediğimi, duyamadığımı, yürüyemediğimi veya kollarımın olmadığını hayal edip empati kurmaya çalıştığım çok an oldu. Ama hiçbir an konuşamazsam nasıl olurdu dememiştim. Sanırım bu yüzden Melody konuşmadığı zaman sanki ben konuşamıyormuşçasına takılı kaldım. Sabah insanlara günaydın diyememenin, sevdiklerime sevdiğimi söyleyememenin, anlamlı sevinç çığlıkları atamamanın, endişemi dile getirememenin nasıl bir şey olduğunu ben bu gece öğrendim. Hissettim. Esasında hepimiz bir Melody olabiliriz. Ama ne kadar güçlü oluruz orası bilinmez. Eğer hayatınızda ne olduğunu anlayamadığınız bir eksiklik hissediyorsanız içinizdeki müziğe kulak verin. Bir kez olsun kapatın dışarıdaki sesleri. Önyargısız karşılayın hayatınıza gelenleri. Beklentisiz sevin herkesi. Ve en önemlisi inanın. Her şeyden çok önce kendinize...
  • sevgilim... bir adım geride biriktirdiğim güzel bir şeylerin yok, bir adım sonram ise muamma. iyisi mi sen beni bir daha hatırlama. hiçbir şekilde gelmeyeyim tekrardan aklına. unut doğduğum günü; umursama hiçbir bayramı kandili... dilersen hiç tanımadın say beni, istersen öldü diye yaz aklının bir köşesine. ama lütfen başka bir çift kolun şefkatinde beni düşünme. kalp kalbe karşıdır bilirsin. sen ne zaman beni düşünsen ben uzaklarda bir yerlerde sana üşüyor olacağım.
    umarım aynı şarkıları dinlerken senin gözlerin birine parlıyor benim gözlerimse sana dolmuyordur. buna çok üzülürüm... en iyisi sen artık açma birbirimize sarılırken dinlediğimiz şarkıları, o şarkılar eşliğinde birine aşık olma, kimseye dokunma, öpme... çünkü bir zamanlar aşkla dinlediğimiz şarkıları şimdi acıyla dinliyorum. aynı şarkılarda sana ağlıyorum. yani aynı şarkılarda bu şekilde buluşmayalım lütfen.
    sevgilim... içini dökünce acılarından arınmıyor insan, bu yüzden kimseye senden bahsetmiyorum. bilirim ki her kabuk yalnızca kendi yarasını örtebilir. kestiğim umutları, kapattığım defterleri kimselere anlatmıyorum. halbuki bu yarayı sarmanı değil, yaralı yanımdan sarılmanı isterdim. başka türlü iyileşmem ben. başka türlüsü mümkün değil...
    elimden geldiğince seni düşünmemeye çalışıyorum. ne yazık ki bu yük benim omuzlarımdan çok daha büyük! bir yerden alan başka bir yerden verir diye "sabret... " diyorum kendime. ama sabretmek için bile sabır gerekiyor. ben o kadar güçlü değilim ki... oysa insan sevdiğini koruyabilmek için güçlü olmalıydı sevdiğinin yokluğuna alışabilmek için değil...
    sevgilim gözlerin hangi şehrin sabahına açılırsa açılsın her sabah aynı kişiye uyana bilmektir aşk... ben her sabah solumdaki o ağrıyla sadece sana uyanıyorum. bu daha ne kadar sürecek hiçbir fikrim yok . ama bir süre sonra sıradan bir pazar sabahına, aklımda başka bir telaşla uyanacağıma inanıyorum. sen de inan buna. bir zamanlar iliklerine kadar seni seven birinin, bir gün hatıralarında bile yer tutmayacağını inan. seninle mutsuz yaşamaya bile razı olan birinin sensiz çok daha mutlu yaşlanacağın inan...
    ve bir gün olur da denk olursa acılarımız; yani en az benim kadar yaralanırsa gururun, incinirse duyguların beni hatırla... işte o zaman gerçek sevginin birinin varlığıyla mutlu olmak değil, yokluğuyla mutsuz yaşamaya alışmak olduğunu anlayacaksın.
    ben sana hak ettiğinden fazlasını verdim biliyorsun.
    üstü kalsın...
  • Acaba seni ben mi zehirledim?
    Sevmeye yeteneğin vardı da, abim! abim! diyerek ben mi körelttim?
    Cihan piyazı sirkeli sever ama abim limonlu.
    Cihan ev aydınlık olsun ister ama abim loş.
    Cihan çok tertiplidir ama abim dağınık.
    Cihan her sabah tıraş olur ama abim sakallı.
    Cihan denize girmeyi sevmez ama abim bayılır
    Cihan aşktan anlamaz ama abim anlar.
    ... Abim haklıdır, Cihan bana göre değildir.
  • 240 syf.
    ·10/10
    Kitap hakkında okuduğum çoğu yorumda ve incelemelerde eserin yarım kaldığı, genellikle okurları böyle üç noktaların tatmin etmediği yazıyordu. Kitaplarını bitirdikten sonra " Bu kitap artık benim değil, okurundur" diyen bir yazar karşısında sizi ne tatmin edebilir?

    ‎Dillerde Güldiyar'a ne olduğu, Hüseyin'in yıllardır nerede olduğu, Halil'in neden ağaç dallarında tuhaf tuhaf konuştuğu geziyor. Fakat kimse o acımasız, içlerinde gram sevgi kalmamış mafyalara bir şey diyemiyor. Neden eve akın akın gelen insanlar sürekli bakıyor bakıyor sadece bakıyor, Güldiyar'ı göremedilerse dışarıda oturdukları yerde uyuyor, sabah olunca yine bakıyor sonra da evlerine gidip mışıl mışıl uyuyor diyemiyor?
    ‎Güldiyar'ı o mafyalar, iğrenç kılıklı, yüzlerinden şer akan adamlar öldürmedi. Evin bahçesine oluk oluk boşalan bir yağmur gibi gelen taş kalpli insanlar öldürdü. Çünkü ona olanları yalnızca ona değil babasına da yapılanları susup sadece seyrettiler. İçlerinden biri çıkar da neden böyle yapıyorsunuz diye çıkışırsa ertesi gün parçalanmış şekilde ölü bulunuyordu çünkü.
    "Ben kötülük edenle kötülüğe maruz kalana aynı yüz ifadesiyle bakamam, her ikisine de gülümseyemem. Bunu yaparsam o zaman da kendi yüzüme bakamam" diyen Halil'e ne diyordu ihtiyar "YEMİN EDERİM CİNS BU"

    Güldiyar'a her ne olduysa oldu. Bana kalırsa Hasan Ali de bilmiyor onu. Zaten kitaptaki karakterler de sormuyorlar ki ne oldu diye, sel gibi önüne aldığı her şeyi götüren bir dedikoduydu, televizyonlarda yine sadece seyrettiğimiz "kaybolan çocuklar, parçalanmış bulunan cesetler, öldürülen kadınlar, taciz tecavüzler...."di Güldiyar'a ne olduğu da. Sadece sustuğumuz, konuşamadıklarımızdı...