• Düşün...
    Kim üzebilir seni senden başka?
    Kim doldurabilir içindeki boşluğu, sen istemezsen?
    Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen?
    Kim yıkar, yıpratır sen izin vermezsen?
    Kim sever seni, sen kendini sevmezsen?
    Her şey sende başlar, sende biter… NİETZSCHE
  • İnsanlar geçmişlerine en büyük ihaneti unutarak yapar. Benim geçmeyen geçmişim hep şimdimde duruyor. Anılar unutmayı zorlaştırmak için verilmiş cezalardır sevgilim. Ben bu cezaya gülümsüyorum. Senin bıraktığın hiçbir şey ardımda kalmadı benim. İnsana en uzak düşen şey, bilerek geride bıraktıklarıdır çünkü... Kalbimdeki yerine hiç ihanet etmedim. Gidişin hiç bitmedi bende. Kaybedecek de olsam bir yolum vardı sende. Ve hayat o kadar kuralsızdır ki bazen, oyunu kuralına göre oynamak bile kazandırmaz insana. Seni kaybedeceğimi bile bile oynadım bu oyunu. Utanmaktan utanmadan...

    Acım mı?
    Geçmedi... Alıştım sadece.
    Beni mutlu edecek yalanlar söylemeyi öğrendim sensizlikte. Küçük mutluluklara büyüteçle bakmayı bildim. Sustum öylece. Konuşamadım sensizlikle. Gidişini haklı gösterecek uyduruk bahaneler buldum kendime. Sustum öylece... Kimse benim kadar sessiz susamazdı. Zaten o eski tadı da kalmadı susmaların; kime sorsam konuşuyor şimdi. O kadar sustum ki sensizliğe, sessizliğimde boğuldum her gece. Çok düşündüm seni düşünmemeyi. (Düşünmekle olmuyormuş seni düşünmemek). Keşke bana beni nasıl unuttuğunu öğretseydin, belki ben de sana uyardım. Anlamadığım tek şey; bende duran zaman sende nasıl geçiyor?

    Acım mı?
    Geçmedi... Alıştım sadece.
    Ben senden mutlu bir son değil, mutlu bir sonsuzluk istemiştim. Anlamadın! Belki de seni güzelleştiren, hayatın çirkinliğiydi... Bunu da ben anlamadım! Acaba benimle mutlu olduğun için mi beraberdin yoksa ben mutlu olduğum için mi? Bu sorunun da cevabını bırakmadın. Sadece gittin. Aşk ne senin bende gördüğündür ne de benim sende gördüğüm. Aşk; birlikte gördüğümüzdür sevgili. Seninle aynı değilmiş aşka bakışımız. Sen benden kusursuz bir aşk istedin, ben senden yaşanabilir bir aşk. Belki bu yüzyılın insanı değilsin diyeceksin bana ama bence aşk karşındaki insan çırılçıplakken bile gözlerini onun gözlerinden ayırmamaktır sevgili. Bu kadar temiz severken seni, koca bir hayatı kirletip terk ettin beni. Bu hayat seni unutabileceğim kadar uzun değil sevgili.

    Acım mı?
    Geçmedi... Alıştım sadece.
    Sen bir katilsin ama suç işlemedin. Suç işlemeden katil olanlar sadece kalp kıranlardır. Keşke “beni” öldürseydin; kalbimi değil! Üzülme sakın. Yaşayan ölülere yas tutulmaz sevgili. Ağlarken bile güzel kalmayı becerebilen yüzünle hatırlıyorum seni. Bensiz de yaşayabilecekken, beni tercih edendin o zamanlar. Nasıl da inanmıştım konuştuklarına. “Sevdim” demiştin, hatırla. Oysa sevilmekten önce güvenilmek isterdim ben. Daha ilk kıskançlığımda çekip gittin. Kıskanmak aşkın bencil yüzüdür sevgilim. O kadar da mı hatrım yoktu sende? Aşkı meslek edinmiş yüreğin meğer ne kadar da hazırmış her yeni başlangıca hazin bir son bulmaya... İçindeki eksikliği boşluk zanneden sevgilim; şimdi gözlerimizin her çarpışmasında kırılan kalbimin parçaları hayatıma batıyor biliyor musun?

    Acım mı?
    Geçmedi... Alıştım sadece.
    Aramıza kaç dünya girdi kim bilir? Senden sonra öyle büyük bedeller ödedim ki... Senin yalan ve ihanete ödediğin bedelin çok daha ağırını ben dürüstlüğüme ödedim. Ömrüne kattığın mutluluğu, benim hayatımdan çalman doğru muydu sence? Gözlerin beni ararken benden önce kaç gözde kirlendi kim bilir? Bunun hesabını hiç sormadım ben sana. Ama sen geçmişimi kabullenemediğin için, geçmişime sahip olmaya çalıştın. Benim olmak için değil, ait olmak için sahiplendin. Yine yanıldın! Değişirsin diye çok bekledim. Ve anladım ki insan değişir ama bizi asıl üzen hiç değişmeyenlerdir. Yaralar acıyı saklar, izleri hayatı gösterir. Gözlerini biraz aralayabilseydin, sana aydınlığı öğretecektim. Şimdi geceyi yak ki ışısın. Gidişini affetmeyişimdendir bu gaddar halim. Senden çok daha alaları beklese de kapımda, ben şairim; kıyamam turnayı gözünden vurmaya...

    Acım mı?
    Geçmedi... Alıştım sadece.
    İnsanı yaşatan ve ayakta tutan umutların, bir gün insanı öldüren umutlara dönüşmesi ne acı. Hâlbuki bütün bunlara ne gerek vardı? Hayat beni sensizken de uzun uzun öldürüyordu zaten. Ah bir de ölmeyip böyle benim gibi yaralı kaldın mı vay haline. Zamanla biter diye diye zamanı bitiriyor omzunda ağladığın dostların. Hâlbuki zaman acıyı bitirmez, dönüştürür sevgilim. Doğru tecrübeleri körelten, yanlış sıralamalardır. Başlamak bitirmenin yarısıysa, yanlış başlamak hatanın tamamıdır. Yanlış aşkta kazanmaksa, aslında kaybeden olduğunu bilmemekmiş... Bütün bunları bana sen öğrettin. Bilmeden... Her “yeniden”, gerçekten yeniydi eskiden. Şimdi her başlangıç, bitişini ezbere bildiğimize merhaba demek yeniden ve yeniden. İşte hayat böyle susturuyor insanı bazen. Başlıyorsun ama sonunu getiremiyorsun. Her şey o bildik ayrılığa çıkıyor çünkü... Böyle zamanlarda basiretin bağlanır, dilin kurur, kalbin donar. Başladığın cümleni kendin bitiremezsen, noktayı başkası koyar.

    Acım mı?
    Geçmedi... Alıştım sadece.
    Şimdi içimde varmaktan çok bir gitme isteği. Zaman o kadar cimri ki; hiçbir saniyesini vermiyor geri. Zamanın değerini daha iyi anlıyorum bu yalnızlık yolunda şimdi. Ki beni zaten bu kalabalıklar yalnızlaştırdı sevgili. Yalnızlık tek başına taşınır. Sakın yanlış anlama, kendimi yitirmiş değilim, sadece sende kayboldum o kadar. Hayat sunduğu her engelin arkasına bir mutluluk saklıyor. Elbet yolumu bulurum yine. Elbet yine mutlu olurum. Kış geldi bak, ayrılığımızın beyaz çölü. Yine bahar gelecek, yine mevsimler dönecek ama gelecek de bir gün geçecek. Bu kadar konuştuğuma bakma. Aslında ben sana hep susacaktım ama sen kelimeleri ağzımdan çaldın. Ah sevgili... Beni benden alıp gittin; içimde bensizlik dışımda sensizlik var şimdi. Sadece şunu merak ediyorum; hiç ağlamıyor musun özlerken? Bu kadar mı yoruldun benden?
    Şimdi son sözüm sana şu sevgili: bazı erkekler adam doğar, bazıları sonradan adam olur. Ben aşkı nimet gibi başımın üstünde taşıdım; bundandır boyun eğmeyişim. Riski bazen kazanmak, bazen de elindekini kaybetmemek için alırsın. Hayat böyle işte korkun kadar kaçar, cesaretin kadar savaşırsın!

    Acım mı?
    Geçmedi... Alıştım sadece.

    Şiir; Acım mı geçmedi, alıştım sadece... Yazan; Kahraman Tazeoğlu / Seslendiren: Ömer Köroğlu
    https://www.youtube.com/watch?v=6fSS-VXzavU
  • Kim üzebilir Seni Senden başka?
    Kim doldurabilir içindeki boşluğu sen istemezsen?
    Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen?
    Kim yıkar, yıpratır seni sen izin vermezsen?
    Kim sever seni, sen kendini sevmezsen?
    Her şey sende başlar, sende biter…
    Yeter ki yürekli ol, tükenme, tüketme,
    Tükettirme içindeki yaşama sevgisini…
  • Gidene kal demeyeceksin. ..

    Gidene kal demek zavallılara,

    Kalana git demek terbiyesizlere,

    Dönmeyene dön demek acizlere,

    Hak edene git demek asillere yaraşır.

    Hiç kimseye hak ettiğinden fazla değer verme, yoksa…

    değersiz hep sen olursun…

    Düşün Kim üzebilir seni, senden başka?

    Kim doldurabilir içindeki boşluğu, sen istemezsen?

    Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen?

    Kim yıkar, yıpratır, sen izin vermezsen?

    Kim sever seni, sen kendini sevmezsen?

    Her şey sende başlar, sende biter…

    Yeter ki yürekli ol, tükenme, tüketme, tükettirme içindeki yaşam sevgisini…

    [Ya çare sizsiniz, ya da çaresizsiniz. ]

    Öyle bir hayat yaşadım ki cenneti de gördüm, cehennemi de.

    Öyle bir aşk yaşadım ki tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de.

    Bazıları seyrederken hayatı en önden, kendimi bir sahnede buldum

    Oynadım. Öyle bir rol vermişlerdi ki okudum okudum anlamadım.

    Kendi kendime konuştum bazan evimde, hem kızdım hem güldüm halime

    Sonra dedim ki söz ver kendine;

    Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin,

    Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin,

    Uçmayı biliyorsan, düşmeyi de bileceksin,

    Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredeceksin.

    Öyle hayat yaşadım ki son yolculukları erken tanıdım.

    Öyle değerliymiş ki zaman, Hep acele etmem bundan.

    Anladım.

    F. NIETSZCHE
  • erasmus’un yolda arkadaşını eğlendirmek için yazdığı bu kitap 2018 dünyasında halen okunmakta ve bizleri de
    eğlendirmektedir. e herkese nasip olmuyor böyle deli bi’ arkadaş.
    kitabın bende 1956 baskısı mevcut ama Hasan Ali Yücel serisi de bu kitabı basmaktadır. gelelim inceleme vari yazımıza.

    kitabı okurken alıntı yaparak zaman kaybetmeyi hiç mi hiç istemediğimden son 20-25 sayfaya kadar hiç alıntı yapmadım. ama bu demek değil ki, eğer yazı sonrası enerjim kalırsa buraya alıntılar yığmayacağım.

    şimdi övülen delilik nedir kardeşim? derseniz tam net bir cevap veremem. ikiye ayırmış deliliği: 1) gerçek bilgelik deliliktir 2)kendini bilge sanman deliliktir

    ha?!

    yaa kalıyoruz biz de bu ince mizahı karşısında. bi ara deli olmayı da istemedim değil hani.

    orta çağdaki egemen ahlak anlayışına derin bir eleştiri getirmiştir ve bunu o dönem sözü hiç geçmeyen kadın üzerinden yapmıştır. kitapta kendini kadın olarak tanıtmıştır ama öyle böyle bi kadın değil, deli dolu bi kadın.

    “bir kadın yaratın, onu erkeğe eş olarak verin. kadının çılgın ve uçarı bir hayvan olduğu doğrudur ama hoş ve eğlencelidir de. erkekle birlikte yaşarken, çılgınlıklarıyla onun kasvetli ve asık suratlı huyunu hafifletip yumuşatmasını bilecektir.”

    “çünkü işin doğrusu, erkeklerden daha çok mesut olmalarını deliliğe borçlu değiller mi?”

    “kadınsız yemeğin tadı çıkar mı çıkmaz mı, hiç bunun üstüne duracak değilim. muhakkak olan şu ki, delilikle neşelenmedikçe, her yemek tatsız ve kasvetli olur.”

    ha hazır başlamışken cariyelerinden de bahsedelim. (kadınlar bölümünün hemen öncesinde) küstah bir bakışla bakan; benbenlik. güler yüzlü ve alkışlamaya hazır olan; yüzegülücülük, uyuklayan; unutma, kollarını kavuşturan; tembellik, çelenklerinden, katif kokularından belli olan; şehvet, hayasız ve kararsız bakışlarla etrafa bakan; bunaklık, teni parlak; zevkü safa. dünyayı idare edenleri bu cariyeler sayesinde idare ettiğini söyler.

    dindarlık ve ahlakçılık üzerinde durur ve teologlara derin bi hicivle yoğrulmuş eleştiri sunar

    yunan mitolojisini a‘dan z‘ye bilen ve bize de bir şekilde öğreten hümanist Erasmus‘un kitabını baştan ayağa incelemek ciddi bir emek ve mesaidir. en son şu altı çizilesi alıntıyla noktalamak istiyorum

    “insan kendinden nefret ederse, birini sevebilir mi? kendi kalbi ile barışık olmazsa, başkalarıyla iyi geçinebilir mi? kendi varlığından canı sıkkın ve yorgun ise topluluğa hoşluk getirebilir mi? bu soruların hepsine evetle cevap vermek için, deliliğin kendinden daha deli olmak lazımdır.


    (Nietzsche- öyle bir hayat yaşıyorum ki şiiri geldi aklıma.

    düşün, kim üzebilir seni senden başka?
    kim doldurabilir içindeki boşluğu sen istemezsen?
    kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen?
    kim yıkar, yıpratır sen izin vermezsen?
    kim sever seni, sen kendini sevmezsen?
    her şey sende başlar, sende biter...
    yeter ki yürekli ol, tükenme, tüketme, tükettirme içindeki yaşama sevgisini.
    ya çare sizsiniz ya da çaresizsiniz…)
  • düşün.. kim üzebilir seni senden başka? kim doldurabilir içindeki boşluğu sen istemezsen? kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen? kim yıkar, kim yıpratır seni izin vermezsen? kim sever seni, sen kendini sevmezsen? her şey sende başlar, sende biter. yeter ki yürekli ol, tükenme, tüketme, tükettirme içindeki yaşama sevgisini.


    Nietzsche
  • "Düşün, kim üzebilir seni senden başka?
    Kim doldurabilir içindeki boşluğu sen istemezsen? Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen? Kim yıkar, yıpratır sen izin vermezsen? Kim sever seni, sen kendini sevmezsen? Her şey sende başlar, sende biter..."
    ~Nietzche~