• Affedersin, annen senden sonra başka çocuk doğurdu mu?" diye sordu ..
    Hayır, ne benden önce başka bir çocuğu oldu, ne de benden sonra," diye yanıtladım . .. Tek çocuğum. Niye sordun?"
    "Çünkü," dedi, "eğer annen senden sonra bir kez daha doğurmuş olsaydı, kesin erkek olurdu." ..
    Ya, öyle mi? Sen nereden biliyorsun?"
    "Surdan biliyorum: Köylü kadınlar, eğer bir çocuğun saçları, ensede aynen sende olduğu gibi minik bir kuyrukçukla bitiyorsa, ardından doğacak çocuğun erkek olacağını söylerler."
    Elimi enseme götürüp alaycı ve soğuk bir gülümsemeyle, "Ah, burada bir şeyim var demek ... Ne demiştin?" diye sordum. "Kuyrukçuk, dostum. Richieri'de böyle diyorlar," diye kar­şılık verdi "Ne olacak canım, bu önemli bir şey değil!" diye haykırdım. "Kestiririm olur biter."
    Parmağını hayır anlamında sallayan arkadaşım,
    "Her zaman izi kalır, dostum, kazıttırsan bile," diye ekledi.
  • Moda denilen şey o kadar çirkindir ki onu her altı ayda bir değiştirirler. (OSCAR WILDE)
    Bir tehlike anında gemiden uzaklaşan fareler, geminin batmamasını bir türlü affedemezler. (Wieslaw Brudzinski)
    Kurtlarla arkadaş ol, yalnız elinden baltayı bırakma. (Rus Atasözü )
    Rüzgara tüküren, kendi yüzüne tükürür. (İtalyan atasözü )
    Bir gün su içeceğin çeşmeye çamur sıçratma. (İsrail atasözü )
    Evlilik bir kale gibidir. Dışardakiler oraya girmek için, içerdekiler de çıkmak için uğraşır dururlar. (Çin atasözü )

    Boş bir çuvalın dik durması zordur. (Benjamin Franklin)
    Böcek olmayı kabullenenler, ezilince şikayet etmemelidirler. (F.Schiller)
    Bir yengece, doğru yürümesini asla öğretemezsiniz. (Aristophanes)
    Namuslu birisini aldatmak kadar kolay bir şey yoktur. (La Fontaine)
    İnsanlar başaklara benzerler, içleri boşken başlari havadadır, doldukça eğilirler. (Montaigne)
    Mert olmayan bir insanla işe başlamak, sonu gelmeyecek, ya da kötü bitecek bir yola çıkmak demektir. (Montesquie)
    Körlerin ülkesinde, tek gözlü insan kral olur. (Desiderius Erasmus)
    Eğer bir örs isen kendini sabit tut, eğer bir çekiç isen zamanında vur. (G.Herbert)

    Ağzında bal olan arının, kuyruğunda iğnesi vardır. (John Lyly)
    İnsanlar kötülüğü arzuları güçlü olduğu için değil, vicdanları zayıf olduğu için aparlar. (J.S.MILL)
    Başlayan herşey biter. (SENECA)
    Biten herşey yeniden başlar.Hiç bir şey yok olamaz. (BAHADIR)
    Sinir köpeklerin özelliğidir. (BAHADIR)
    Yaşlanmadan akıllanmayı çok isterdim. (B.SHAW)
    Az anlamak, ters anlamaktan iyidir. (A.FRANCE)
    Zayıfın kini, dostluğu kadar tehlikeli değildir. (V.DRAGUES)
    İstemek, “İstiyorum” demek değil, harekete geçmektir. (A.MAURROIS)

    İnsanların yaptığı sahteparalar kadar paraların yaptığı sahte insanlar vardır. (S.J.HARRIS)
    İnsanin hırsız olup olmadığı, suç ortağından sorulmaz ki! (C.MARLOWE)
    Birçok insan mutluluğu burnunun üstünde unutuğu gözlük gibi etrafta arar. (DROZ)
    Gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenince diğerleri de yanlış gider. (C.BRUNO)
    Yemine gerek görmeyecek kadar sözlerine sadık ol. (DALE CARNEGIE)
    Dev eserleri taşlar değil, onları işleyenler meydana getirir. (J.T.MOTLEY)
    Kuşlar gibi uçmasını, balıklar gibi yüzmesini öğrendik ama kardeşçe yaşamayı öğrenemedik. (M.L.KING)
    Söz kalpten çıkarsa kalbe kadar gider, dilden çıkarsa kulağı aşamaz. (ARAP ATASÖZÜ )
    Bana “Ben sana zarar verebilirim, tekme atabilirim” dersen bil ki insana değil, eşşek ve ata uygun bir özellikle övünüyorsun. (EPIKTETOS)
    Duymak istemeyen kadar kötü sağır yoktur. (İTALYAN ATASÖZÜ )
    Nice kötü insanlar vardır ki hiç iyi yanları olmasa daha az tehlikeli olurlardi. (L.ROCHEFOUCAULD)
    Sonuçları değil, baslangıçları değiştirmek gerekir. (ALAIN)
    Geçmişin tehlikesi esir olmaktı, geleceğinki ise robot. (E.FROMM)

    Kendi kendimizin altında kalmamalıyız ki cemiyetin üstüne çıkalım. (NECIP FAZIL KISAKÜREK)
    Bir insanın tek başına mutlu olması utanılacak birşeydir. (A.CAMUS)
    Yarın bambaşka bir insan olacağım diyorsan. Niye bugünden başlamıyorsun? (EPIKTETOS)
    Nice insanlar gördüm üstlerinde elbise yok… Nice elbiseler gördüm içlerinde insan yok… (mevlana)
    Hakiki arkadaşlık sıhhatten farksızdır, kıymeti ancak elden gittikten sonra anlaşılır. (Golti)
    Kaplumbağaya dikkat et. Ancak kafasını çıkarıp risk aldığında ilerliyebiliyor. (James B.Conont )
    Küçük seylere gereğinden çok önem verenler,elinden büyük iş gelmeyenlerdir. (Eflatun)
    Yumuşak olma ezilirsin , sert olma kırılırsın. (VICTOR HUGO)
    İnsanların umudunu kırma.. Belki de sahip olduğu tek şey odur.
    Olgun insan güzel söz söyleyen değil, söylediğini yapan ve yapabileceğini söyleyen adamdır. (Confucius)
    Düşmanlarınızı sevin çünkü kusurlarınızı yalnız onlar açıkça söyleyebilir. (Benjamin Franklin)
    Evlilikte başarı yalnız aranan kişiyi bulmakta değil aynı zamanda aranan kişi olmaktır. (Foster Wood)
    Silgi kullanmadan resim çizme sanatına hayat denilmektedir. (John Christian)
    Kötümser yalnız tüneli görür, iyimser tünelin sonundaki ışığı görür, gerçekçi tünelle birlikte ışığı hemde gelecek treni görür. (J.Harris)

    Acı
    ■ İşi Çok Olanların Gözyaşları İçin Vakitleri Yoktur. LORD BYRON
    ■ Acı Çekmek, Ölmekten Daha Çok Cesaret İster. NAPOLEON
    ■ Tatlı Şeyler, Sonu İyi Biten Acılardır. AESKHYLOS
    ■ Hiçbir Şey, Acıdan Daha Hızlı Gelemez. BAİLEY
    ■ Dünkü Acılar, Bugünkü Sevinçlerin Kaynağını Oluşturur. POLLOK
    ■ Acı, Acıyı Bastırır. TÜRK ATASÖZÜ

    Açlık
    ■ Açlık, Kılıçtan Bile Keskindir. BEAUMONT İLE FLETCHER
    ■ Açlık, Dünyanın En Güzel Salçasıdır. CERVANTES
    ■ Aç Tavuk Düşünde Darı Ambarı Görür. TÜRK ATASÖZÜ

    Akrabalar
    ■ Akrabalarının Sevmediği İnsanı Kimse Sevmez. PLAUTUS
    ■ En Kötü Nefret, Akrabaların Nefretidir. TACITUS
    ■ Akrabalar, Ne Yaşamasını Nede Ölecek Zamanı Bilen İnsanlardır. OSCAR WILDE

    Alçakgönüllülük
    ■ Övülmek İsterseniz,Alçak Gönüllülüğü Yem Olarak Kullanabilirsiniz. CHESTERFİELD
    ■ Gerçekten Alçak Gönüllü Olan Bir İnsan, Kendisinden Hiç Söz Etmeyen İnsandır. LA BRUYERE
    ■ İnsan Gururu Yüzünden De Alçak Gönüllü Olabilir. MANTAİGNE
    ■ İnsan Yüzü Kızaran Hayvandır. MARK TWAİN
    ■ Bir Adamın Gerçekten Büyük Olup Olmadığını, Onun Alçak Gönüllülüğünden Anlayabilirsiniz.
    ■ Senden İyilere Yerini Vermesini Bil. KEBLE

    Aptallık
    ■ Her Aptal Onu Beğenen Başka Bir Aptal Bulur. BOİLEAU
    ■ Gençler, Yaşlıların Aptal Olduklarını Sanırlar, Ama Yaşlılar Gençlerin Aptal Olduklarını Bilirler.
    ■ Bilgili Bir Aptal, Bilgisiz Bir Aptaldan Daha Aptaldır. MOLİERE
    ■ Büyük Tehlike, Yarı Aptallarla Yarı Akıllıların Arasında Yatar. GEOTHE
    ■ Eğer Hiç Aptal Görmek İstemiyorsanız, Gözlüklerinizi Kırın. RABELAİS
    ■ İnsanlar Aptal Olarak Yaşayabilirler; Ama Aptal Olarak Ölemezler. YOUNG
    ■ Aptal Ata Binmiş, Bey Oldum Sanmış. TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Kendini Akıllı Sanan Herkes Aptaldır. VOLTAİRE
    ■ Yaşamanın Tadını Çıkarmaktan Korkana Aptal Derim. ALBERT CAMUS

    Aşk
    ■ İlk Ve Son Aşkımız Kendimize Karşı Olandır. BOVEE
    ■ Aşk, Masraflarla Çevrilmiş Bir Duygu Okyanusudur. LORD DEWAR
    ■ Gençlerin İstekleri: Aşk, Para, Sağlık. Yaşlıların İstekleri: Sağlık, Para, Aşk. Erkekler Aşka Aşık Olarak Başlarlar,Kadınlara Aşık Olarak Bitirirler; Kadınlarda Erkeklere Aşık Olarak Başlar, Aşka Aşık Olarak Bitirirler. REMY DE GOURMONT
    ■ Aşk Fransa’da Bir Komedi, İngiltere’de Bir Trajedi,İ Talya’da Bir Opera, Almanya’da Bir Melodramdır. MARGUERİTE BLESSİNGTON
    ■ Aşk, Deniz Meltemleri Gibidir; Sesini Duyarız, Nereden Nereye Gittiğini Kestiremeyiz. BORNE
    ■ Aşkın Gözü Kördür. PROPERTİUS
    ■ Aşk, Yüreklerden Gökyüzüne Kadar Uzanan Ateşten Bir Merdivendir. E.GEİBEL
    ■ Aşk, Yepyeni Kalabilen Eski Bir Masaldır. H.HEİNE
    ■ Aşkın Gelişi, Aklın Gidişidir. ANTOİNE BRET
    ■ Beni Az, Ama Uzun Sev. MARLOWE
    ■ Aşk, Geceyi Bile Gün Işığına Boğabilir. A. SALLE
    ■ Sevmeyi Bilmeyen, Ölmeyi De Bilmez. ANONİM
    ■ Aşk, Sürekli Bir Mutluluktur. GEORGE SAND
    ■ En Tatlı Gelen Sevinç Ve En Kötü Gelen Acı Aşktır. BAİLEY

    Babalar
    ■ Baba Bilgisiyle Adam Olunmaz. TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Baba Malı Tükenir. TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Babalar, Doğanın Yarattığı Bankerlerdir. FRANSIZ ATASÖZÜ

    Bağışlamak
    ■ Bir Düşmanı Bağışlamak, Bir Dostu Bağışlamaktan Daha Kolaydır. MME.DOROTHEE DELUZY
    ■ Başkalarını Hep Bağışla; Kendini Hiç Bağışlama. SYRUS
    ■ Sevdiklerimiz, Bizi Aldattıkları Zaman Onları Bağışlarız. Aslında En Az Bağışlanması Gereken Kişiler Onlardır.

    Basın
    ■ Basın, Milletin Müşterek Sesidir. ATATÜRK
    ■ Meclis, Konuşma Ve Basın Hürriyetlerini Kısan Kanunlar Yapamaz. ABD ANAYASASI.
    ■ Basın Hürriyeti Kalkarsa, Vicdan, Eğitim, Konuşma Hürriyetleri De Kalkar. F.D.ROOSEVELT
    ■ Basın Hürriyeti, Öteki Hürriyetlerin Emniyet Sübabıdır; Diktatör Hükümetlerden Başka Hiçbir Kuvvet Onu Kısamaz.GEORGE MASON
    ■ Bizi İdare Edenler, Hükümetler Ve Gazetelerdir. WENDEL PHİLLİPS
    ■ Gazetesiz Bir Hükümet İdaresine, Hükümetsiz Bir Gazete İdaresini Tercih Ederim. JEFFERSON
    ■ İyi Bir Başyazıda İnsanlara Kendi Düşüncelerinizi Değil, Onların Düşüncelerini Verebilirsiniz.
    ■ Hürriyetimiz, Basın Hürriyetine Dayanır; Basın Hürriyetide Kaybolmadan Kısılmaz. A.BRİSBANE
    ■ Üç Gazete, Beni Yüz Sancaktan Daha Çok Korkutur. NAPOLEON

    Başarı
    ■ Hiçbir Başarı Kazanamayanlar İçin En Tatlı Şey, Başarıdır. EMİLY DİCKİNSON
    ■ Dünyada Başarı Kazanmanın İki Yolu Vardır: Kendi Aklından Faydalanmak, Başkalarının Akılsızlığından Faydalanmak. BRUYERE
    ■ Dünyada Başarı Kazanabilmek İçin Aptal Görünmeli, Akıllı Olmalıdır. MONTESQUİEU

    Bekarlık
    ■ Bekar Bir Adam, Son Saniyede Daha İyisini Bulan Kadınların Bir Hatırasıdır. ANONİM
    ■ Topluma En Büyük Eserleri, Çocuksuz Adamların Evlenmemiş Olanları Vermişlerdir. BACON
    ■ Bekar Gözüyle Kız Alınmaz. TÜRK ATASÖZÜ

    Bencillik
    ■ Sevgililerin Birbirilerinden Hiç Bıkmamalarının Sebebi, Hep Kendilerinden Söz Etmeleridir.
    ■ Herkesin Sizden İyi Bir Şekilde Söz Etmesini Mi İstiyorsunuz? Öyleyse Kendinizi Övmeyin.PASCAL

    Bilgi
    ■ Gençken Bilgi Ağacını Dikmesek, Yaşlandığımız Zaman Gölgesine Sığınacak Bir Yerimiz Olmayacaktır. S.R.CHAMFORT
    ■ Bilgi, Sevgiyle Zekanın Anasıdır. A.W.HARE
    ■ Bütün Bildiğim, Bir Şey Bilmediğimdir. SOKRATES
    ■ Bazı Şeyleri Yarım Bileceğine, Bir Şey Bilme Daha İyi. NİETZSCHE
    ■ İnsanın, Cahil Olduğunu Bilmesi Bilgiye Atılmış İlk Adımdır. DİSRAELİ
    ■ Dünyada En Zor Şey, İnsanın Kendini Bilmesidir. THALES
    ■ Bildiklerini Saatin Gibi Kullan; Kendine Sakla. Herkesin Ortasında Sık Sık Çıkarıp Caka Satma. CHESTERFİELD
    ■ Başkalarını Bilen Kimse Bilgili, Kendini Bilen Kimse Akıllıdır. LAO-TSZE
    ■ Ne Olacağımızı Değil, Ne Olduğumuzu Biliriz. SHAKESPEARE
    ■ Bazı İnsanlar Koca Evreni Bilirler De Kendilerini Bilmezler. LA FONTAİNE
    ■ Çok Bilenin,Derdi De Çok Olur. LESSİNG

    Boş İnançlar
    ■ Boş İnançlar, Cılız Akıllıların Dinleridir. BURKE
    ■ Boş İnançlarda, Tanrıya Karşı Duygusuz Bir Korku Vardır. CİCERO

    Ceza/Cezaevi
    ■ Suçluları Asmak Onları İyileştiremez Ki. VOLTAİRE
    ■ En Büyük Cezaevi Taş Duvarların, Demir Parmaklıkların Değil, İnsan Kafasının İçidir. LOVELACE
    ■ Haklıların Mahkum Edildiği Bir Ülkede, Bütün Doğruların Yeri Cezaevidir. THOREAU

    Cumhuriyet
    ■ Cumhuriyetler Zenginlikten, Diktatörlerde Yoksulluk Yüzünden Yıkılırlar. MONTESQUİEU

    Çocuklar
    ■ Çocuklar İyi Yapmanın En İyi Yolu Onları Sevindirmektir. OSCAR WILDE
    ■ Çocukları Eleştirmecilerden Çok, Örneklere İhtiyacı Vardır. JOUBERT
    ■ Bir Çocuk Sütle Ve Övgüyle Beslenir.LAMB
    ■ Çocuk Mantığın Uykusudur. ROUSSEAU
    ■ Mutlu Çocuk! Beşik Ne Büyük Geliyor Sana; Büyü De Bakalım Dünyaya Sığabilecek Misin?
    ■ Çocuklar Uyuya Uyuya Büyür, İhtiyarlar Uyuya Uyuya Ölür. TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Çocukları Duymayınız, Görünüz. İNGİLİZ ATASÖZÜ

    Davranışlar
    ■ Erkekler Yasaları, Kadınlar Davranışları Şekillendirir. DE SEGUR
    ■ Davranışlar Herkesin Kendini Seyrettiği Bir Aynadır. TERENCE

    Dedikodu
    ■ Dünyada, Kendi Hakkında Konuşulmaktan Daha Kötü Bir Şey Vardır; Kendi Hakkında Konuşulmamak.OSCAR WILDE

    Değişme
    ■ Irmaktan Geçerken At Değiştirilmez.TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Her Gün Değişiyoruz; Düşüncelerimizle Eserlerimiz Nasıl Aynı Kalabilir? CARLYLE
    ■ Yüksek Bir Mevkiye Yerleşen Alçak Bir Kişiden Daha Kötü Bir Şey Olamaz. CLAUDİANUS

    Demokrasi
    ■ Demokrasi, Halkın Halk Tarafından Halk İçin İradesidir.LİNCOLN
    ■ Demokrasinin Kusurları, Yine Demokrasiyle Kapatılır. ALFRED E.SMİTH
    ■ Demokrasi Demek, ”Sende Benim Kadar İyisin” Demektir. THEODORE PARKER

    Deney
    ■ Deneyler, En İyi Öğretmenlerdir. Yalnız Okul Masrafları Biraz Çoktur. CARLYLE
    ■ Başkalarının Deneylerinden Yararlanmayı Bilecek Kadar Akıllı Kimse Var Mı Şu Dünyada.

    Diktatörlük
    ■ Nasıl Güneş Batmadan Akşam Olmazsa; Basının Elinden Özgürlüğü Alınmadan Da Diktatörlük Olmaz. COLTON
    ■ Bir Ulusu Tek Kişinin İdare Edebileceğine İnanırım, Şu Şartla: O Adam Ayaklarında Çizme, Elinde Kırbaç, O Ulus Sırtında Semerle Doğarsa.
    ALGERNON SİDNEY
    ■ İyi Bir Anayasa, En İyi Diktatörlükten Kat Kat İyidir. MACAULAY

    Dil
    ■ Kendi Dilini Tam Olarak Bilmeyen, Başka Dili De Öğrenemez. G. BERNARD SHAV
    ■ Kuşlar Ayaklarıyla, İnsanlar Dilleriyle Yakalanırlar. THOMAS FULLER
    ■ Dil Sürçeceğine Ayak Sürçsün Daha İyi. HERBERT
    ■ Dilsiz Olmak, Çok Söylemekten Yeğdir. TÜRK ATASÖZÜ

    Dilenciler
    ■ Ölü Bir İmparator Olmaktansa, Yaşayan Bir Dilenci Olmak Daha İyidir. LA FONTAİNE
    ■ Bir Dilenciyi At Sırtına Koy Da Bak, Nasıl Dört Nala Sürüyor. BURTON
    ■ Dilencilerin Seçmeye Hakkı Yoktur. BEAUMONT İLE FLETCHER

    Doktrinin
    ■ Doktrinin Derisi Soğukluktur, Ama İçi Tıka Basa Samanla Doludur. HENRY W.BEECHER DOSTST
    ■ Üç Gerçek Dost Vardır: Yaşlı Bir Eş, Yaşlı Bir Köpek, Hazır Para. FRANKLIN
    ■ Dostu Olmayanın Düşmanı Da Olmaz. TENNYSON

    Düşman
    ■ İnsanın En Büyük Düşmanı Kendisidir. CİCERO
    ■ Bir Tek Düşmanı Olan, Her Yerde Onunla Karşılaşır. EMERSON
    ■ Tanrı’ya Ettiğim Dua Pek Kısadır: ”Tanrım, Düşmanlarımı Gülünç Duruma Düşür. ”VOLTAİRE
    ■ Düşmanın Eline Kılıç Verilmez. TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Düşmanın Karınca Gibi İse Sen Onu Fil Gibi San. TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Düşmanım Dost Olacağına, Düşman Olsun Daha İyi. BİAS
    ■ Uyuyan Köpeği Uyandırmaya Gelmez. ALLESSANDRO ALLEGRİ
    ■ Unutma Ki, Ağzında Bal Olan Arının Kuyruğunda Da İğnesi Vardır. LYLY

    Düşünce
    ■ Fikirler Cebir Ve Şiddetle, Top Ve Tüfekle Asla Öldürülemez. ATATÜRK
    ■ Büyük İşler Gibi, Büyük Düşüncelerinde Davula İhtiyaçları Yoktur. BAİLEY
    ■ Uyuyan Düşünce, Bir Daha Uyumaz. CARLYLE
    ■ Düşünceler İyi Ve Cesur Olanların Beyinlerinde, Kollarında Gelişmelidir; Yoksa Rüya Olmaktan İleri Gidemezler. EMERSON
    ■ Hiçbir Ordu, Zamanı Gelmiş Bir Düşünceye Karşı Koyamaz. VİCTOR HUGO
    ■ Düşüncelerini Değiştirmeyenler Sadece Aptallarla Ölülerdir. LOWELL
    ■ Düşünüyorum, Öyleyse Varım. DESCARTES
    ■ Düşünmeden Öğrenmek, Vakit Kaybetmektir. KONFİÇYUZ
    ■ Herkes Düşüncelerinde Yanılabilir. Ama Aptallar Bir Türlü Yanıldıklarını Anlayamazlar. CİCERO
    ■ Soylu Düşünceleri Olan Kişiler Yalnız Değildirler. SİR PHİLİP SİDNEY
    ■ Büyük Düşünceler, Yürekten Doğar. VAUVENARGUES
    ■ İnsan, Savaşmadığı Düşüncelerini Değiştiremez. THOMAS MANN
    ■ Düşünce Rüzgar, Bilgi, Yelken, İnsanlık Bir Kayığın Kendisidir. A.W.HARE
    ■ Ölümsüz Olarak Bildiğim Tek Şey, Düşüncedir. MEREDİTH
    ■ Acayip Şeyler, Acayip Düşüncelerden Doğar. SHELLEY
    ■ Düşüncelerle Karşılaşınca, Zayıflar Korkar, Aptallar Karşı Gelir, Akıllılar Karar Verir. J.ROLAND
    ■ Alçakgönüllü Yüreklerde Yaşayan Düşünceler, Yüksek Düşüncelerdir. MONTAİGNE

    Gece
    ■ Gecenin Kara Pelerini Herkesi Aynı Şekilde Örter. DU BARTAS
    ■ Sabah Yaklaştıkça, Gece Kararır. LONGFELLOW
    ■ Gece, Kadınlarla Yıldızları Güzel Gösterir. LORD BYRON
    ■ Gecenin Binlerce Gözü Vardır. W.BOURDİLLON

    Geçmiş
    ■ Geleceğin En İyi Peygamberi Geçmiştir. JOHN SHERMAN
    ■ Geçmişi Hatırlamayanlar, Onu Bir Kere Daha Yaşamak Zorunda Kalırlar. GEORGE SANTAYANA
    ■ Geçmiş, Bir Kova Külden Başka Bir Şey Değildir. CARL SANDBURG

    Gelecek
    ■ Dünyada Her Şey Yıkılsa Bile, Gelecek Yerinde Durur. BOVEE
    ■ Geleceği Hiç Düşünmem; Ansızın Geliverir. ALBERT EİNSTEİN
    ■ Bu Günü Görmek.Geleceği Görmekten Daha Kolaydır. FRANKLİN
    ■ Geleceği Satın Alabilecek Tek Şey, Bugündür. SAMUEL JOHNSON

    Gençlik
    ■ Geçlik, İnsanın Başına Hayatta Bir Kere Gelir. LONGFELLOW
    ■ Gençliğimizin Rüyalarından Ayrılmalıyız. SCHİLLER
    ■ Ne Kadar Uzun Yaşarsanız Yaşayın; İlk Yirmi Yıl Ömrünüzün En Uzun Yarısıdır. SOUTHEY
    ■ Gençlikte, Güzellikte Akıl Arama! HOMEROS

    Gözler
    ■ Gözler Kendilerine, Kulaklar Başkalarına İnanırlar. ALMAN ATASÖZÜ
    ■ İnsan, Gözleri Kapalı Olduğu Zaman Da Görebilir. COLERİDGE
    ■ Bütün Mesele, Ruhları Görebilecek Gözler Edinmektir. LORD BYRON
    ■ Gözler İnsan Ruhunun Penceresidir. DU BARTAS

    Gözyaşları
    ■ Gözyaşları, Acının Sessiz Sözleridir. VOLTAİRE
    ■ Gözyaşları, İnsan Ruhuna Yağan Yaz Yağmurlarıdır. ALFRED AUSTİN
    ■ En Çabuk Kuruyan Şey, Gözyaşıdır. CİCERO

    Gurur
    ■ Gururla Zayıflık, İkiz Kardeştirler. LOWELL
    ■ Küçük İnsanların Büyük Gururları Vardır. VOLTAİRE
    ■ Bütün Büyük Yanlışlıkların Altında Gurur Yatar. RUSKIN
    Kadın
    ■ Bir Kadın Sevgisine Ulaşmak İçin Geçilen Yolların En Kısası”Acındırmak”Tır. B.I.FLETCHER
    ■ Kadını Güzel Yapan Tanrı; Sevimli Yapanda Şeytandır. VİCTOR HUGO
    ■ Kadınların Aşkları Suya Yazılmış İnançlarıda Kuma Çizilmiştir. AYTOUN
    ■ Kadınların Üzüntüsü Yaz Fırtınası Gibidir; Şiddetli Ama Kısa Olur. JOANNA BAİLLİE
    ■ Kadın İnsanın Gölgesi Gibidir; Kovalarsanız Kaçar, Kaçarsanız Kovalar. CHAMFORT
    ■ Erkekler, Kadınlara İstediklerini Söylerler; Kadınlar, Erkeklere İstediklerini Yaparlar. DE SEGUR
    ■ Kadınların Çoğu, Resimleri Kadar Genç Değildir.SİR MAX BEERBOHM
    ■ Kadınlar, Gururlarını Kurtaran Yalanlardan Hoşlanırlar. G.F.ATHERTON
    ■ Kadınların Ellerine Düşeceğine Kucaklarına Düş. BİERCE
    ■ Kadınların En Büyük Suçları Erkeklere Benzemek İstemeleridir. DE MAİSTRE
    ■ Kadının Namusunu Erkeklere Karşı Koruması, Ününü Kadınlara Karşı Korumasından Çok Daha Kolaydır. ROCHEBRUNE
    ■ Kadının Kötüsü Kadar Kötü, İyisi Kadar Da İyi Bir Yaratık Yoktur. EURİPİDES
    ■ Bir Kedinin Dokuz Canı, Bir Kadının Da Dokuz Kedi Kadar Canı Vardır. FULLER

    Kalem
    ■ Kalem, Kılıçtan Daha Güçlüdür. BULWER-LYTTON
    ■ Kalem, Acemi Avcıların Elinde Hedefini Şaşıran Bir Ok Da Olabilir. BARACCİO
    ■ Dünyayı Yönetenler Kalem, Mürekkep Ve Kağıttır. JAMES HOWELL

    Kan
    ■ Kan Dökenin Kanı Temiz Kalmaz. BARACCİO

    Kandırma
    ■ İnsanı Kendisi Kadar Kimse Kandıramaz.GREVİLLE

    Evlilik
    ■ Bütün Bildiklerini Karısına Söyleyen Koca, Az Şey Biliyor Demektir. THOMAS FULLER
    ■ Karılar; Gençlerin Sevgilisi, Orta Yaşlıların Arkadaşları, Yaşlılarında Dadısıdır. BACON
    ■ Kötü Kızdan İyi Karı Olmaz. FRANKLIN
    ■ Bütün Kocalar Aynıdır, Yüzleri Değişik Olmazsa Birbirinden Ayırt Edemezsiniz. ANONİM
    ■ İyi Bir Koca Sağır, İyi Bir Karıda Kör Olmalıdır. ANONİM
    ■ İyi Bir Koca Geceleyin İlk Uyuyan, Sabahleyin De Son Kalkan Kişi Olmamalıdır. BALZAC

    Komşu
    ■ Arkadaşsız Ederiz, Ama Komşusuz Edemeyiz. THOMAS FULLER
    ■ Komşunun Tarlası Daha Verimli, Komşunun Sütü Daha Çok Görünür. OVİDİUS

    Konuk
    ■ Misafir Misafiri İstemez; Ev Sahibi Hiçbirini İstemez. TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Hiçbir Konuk Üç Günden Fazla Çekilmez. PLAUTUS
    ■ Fırtınanın Kapınıza Attığı Konuklara İyi Davranın. HORATİUS

    Konuşmak
    ■ Konuşmak, Öğrenmeye Yol Açar; Ama Dehanın Okulu Yalnızlıktır. GİBBON
    ■ Sessizlik De Bir Çeşit Konuşma Sanatıdır. HAZZLİTT
    ■ İnsan Ne Kadar Az Düşünürse, O Kadar Çok Konuşur. MONTESQUIE
    ■ Her İnsanın Düşündüğünü Söylemeye, Her Dinleyenin De Ona Karşı Çıkmaya Hakkı Vardır. SAMUEL JOHSON
    ■ Söylediklerini Kabul Etmeyebilirim; Ama Söyleme Hakkını Ölünceye Kadar Desteklerim. VOLTAİRE
    ■ Konuşma, İnsanın Aklını Kullanma Sanatıdır. EFLATUN
    ■ Çok Konuştukça, Düşünce Ölür. HALİL CİBRAN

    Kötülük
    ■ Biri Sana Kötülük Ederse Unut, Ama Sen Birine Kötülük Edersen Hiç Unutma. HALİL CİBRAN
    ■ Kötü Olaylar, Kötü Sebeplerden Doğar. ARİSTOPHANES
    ■ Çamur Atma; Hedefini Şaşırır, Kirli Ellerinle Kalıverirsin. JOSEPH PARKER
    ■ Kötü Kazanabilir.Ama Üstün Gelemez. JOSEPH ROUX
    ■ Kötülüğün İçine Kolayca Girilir, Ama Güçlükle Çıkılır. MME.DE.MAİNTENON.
    ■ En Çok, Kendine Yapacağın Kötülüklerden Kork. PESTALLOZİ
    ■ Kimse Bir Birinden Kötü Olamaz. JUVENAL
    ■ Kötülükle Ancak Kötülük Uyuşabilir. LİVY

    Moda
    ■ Modadan Ayrılmayan Bir Kadın, Kendine Aşık Olmuş Bir Kadındır. LA ROCHEFOUCAULD
    ■ Moda Öyle Dayanılmaz, Öyle Çirkin Bir Şey Ki, Altı Ayda Bir Değiştirmek Zorunda Kalırız. O.WILDE

    Mutluluk
    ■ Bana Bir Mutluluk Söyleyin Ki, Acı Karşılığında Elde Edilmiş Olmasın. MARGERET OLİPHANT
    ■ Herkes Mutluluktan Bahseder, Ama Pek Az Kimse Bilir Onu. MME.JEANNE P.ROLAND.
    ■ Herkes Kendi Mutluluğunun Demircisidir. ALMAN ATASÖZÜ
    ■ Talihli Olanların Horozları Bile Yumurtlamaya Başlar. RUS ATASÖZÜ
    ■ Mutluluk, Sağlamlığı Yaratır. C.W.CURTİS
    ■ Mutluluk, Paylaşılmak İçin Yaratılmıştır. CORNEİLLE
    ■ Mutluluk, Bizi Zorlayan Kadere Karşı Kazanılan Zaferlerin En Büyüğüdür. ALBERT CAMUS
    ■ İnsanlar İçin En İdeal Düzen, Onların Mutlu Olduğu Düzendir. ALBERT CAMUS
    ■ Başkalarının Mutluluğundan Kendine Pay Çıkaran İnsan, En Mutlu İnsandır. GEOTHE

    Namus
    ■ Namuslu Davranmak En İyi Siyasettir. CERVANTES
    ■ Namuslu Bir Adam, Tanrı’nın En Soylu Eseridir. ALEXANDER POPE

    Nükte
    ■ Keskin Nükteler De ,Keskin Bıçaklar Gibi Sık Sık Sahiplerinin Parmaklarını Keser. ARROWSMİTH
    ■ Nükte, Konuşmanın Yemeği Değil, Tuzudur. HAZZALİT
    ■ Bir Gram Nükte, Bir Kilo Acıya Bedeldir. RİCHARD BAXTER
    Öğrenmek
    ■ Herkes Öğrenmek İster; Kimsede Karşılığını Vermeye Kalkışmaz.JUVENAL
    ■ Öğrenmenin Üç Kaynağı Vardır; Çok Görmek, Çok Acı Çekmek, Çok Çalışmaktır. CATHERALL
    ■ İnsan, Kendi Yanlışlarından Çok Şey Öğrenebilir. FREUDE

    Öğüt
    ■ Verilen Öğütlerden Yalnız Akıllılar Yararlanır. SYRUS
    ■ Hiçbir Zaman Kimseye Savaşa Gitmeyi Ya Da Evlenmeyi Öğütleme. İSPANYOL ATASÖZÜ
    ■ Konuşacak Zamanı Bil; Krallara Öğüt Vermek Tehlikelerin En Büyüğüdür. HERRİCK
    ■ Sakın Bir Toplulukta Öğüt Vermeye Kalkma. ARAP ATASÖZÜ
    ■ Sersemler Bile Ara Sıra İyi Öğütler Verir. BOİLEAU
    ■ Ne Öğüt Verirsen Ver, Yalnız Kısa Olsun. HORİTUS
    ■ Öğüt, Geçer Akçelerin En Küçüğüdür. BİERCE
    ■ Aklı Az Olanın Verdiği Öğüt Çok Olur. BOİLEAU
    ■ En İyi Öğüdü Ancak Kendine Verebilirsin. CİCERO
    ■ En İyi Öğüt Verenler Kadınlardır. CELDERON
    ■ Salım Limanda Olanlar, Rahat Öğüt Verirler. SCHİLLER

    Övgü
    ■ Akıllı Erkeği Arkasından, Kadını Da Yüzüne Karşı Öv. GAL ATASÖZÜ
    ■ Bütün Seslerin En Tatlısı Övgüdür. KSENOPHON
    ■ Beni Daha Az Övseydin, Seni Daha Çok Överdim. LOUİS XIV

    Özür
    ■ Özür, Yalandan Daha Korkunç, Daha Kötüdür; Üstü Örtülmüş Bir Yalandır Çünkü. ALEXANDER POPE
    ■ Akıllı Bir Kimse, Hiçbir Zaman Özür Dilemek Zorunda Kalmaz. EMERSON

    Para
    ■ Para İyi Bir Uşak, Kötü Bir Efendidir. BACON
    ■ Paranın Değerini Öğrenmek İsterseniz, Borç Almaya Çalışın. FRANKLIN
    ■ Varlığında Bu Kadar Gururlandığın Paran, Senin Dcğumunu Değiştiremez Ki. HORATİUSUS
    ■ Para Konuşunca, Doğruluk Susar.

    Rus Atasözü
    ■ Para Arttıkça, Para Sevgisi De Artar.JUVENAL
    ■ Para Önden Gidip İnsana Bütün Yolları Açar. SHAKESPEARE
    ■ Çoğu Kötülüğün Başı, Para Sevgisidir. ANONİM

    Partiler
    ■ Ülkenin Yararlı Olan, Partisine De Yararlı Olur. R.B.HAYES
    ■ Siyasi Partiler Birbirini Kontrol Etmek İçin Kurulurlar. HENRY CLAY
    ■ Partiler, Düzenli Düşüncelerdir. DİSRAELİ

    Pazarlık
    ■ Pazarlık Etmek İçin, En Az İki Kişi Olması Gereklidir. İNGİLİZ ATASÖZÜ
    ■ Kimsenin Kazançlı Olmadığı Pazarlık, Kötü Bir Pazarlıktır. İNGİLİZ ATASÖZÜ
    ■ Az Samimiyet Tehlikeli, Çok Samimiyet De, Çok Tehlikelidir. OSCAR WİLDE
    ■ Samimiyetin Dili Yoktur. O, Gözlerden Anlaşılır. ATATÜRK
    ■ Samimiyeti Yitirmek, Gücünü Yitirmektir. BOVEE

    Sanat
    ■ Sanatsız Kalan Bir Milletin Hayat Damarlarından Biri Kopmuş Demektir. ATATÜRK
    ■ Sanat Ne Kadar Uzun Tanrım, Hayat Ne Kadar Kısa.! GOETHE
    ■ Sanatı Duyan İnsanlarla, Sanatı Anlayan İnsanlar Çoktur; Ama Sanatı Hem Duyan, Hem De Anlayan İnsan Pek Azdır . G.S. HİLARD
    ■ Sanatçıya İki Göz Yetmez. LAMARTINE
    ■ Sanatlar, Hürriyet Tarafından Emzirilince Büyürler. SCHİLLER
    ■ Sanatın Düşmanı Bilgisizliktir. BEN JOHNSON

    Savaş
    ■ Harp Zorunlu Ve Kaçınılmaz Olmalıdır. Milletin Hayatı Tehlikeyle Karşı Karşıya Kalmadıkça Harp Bir Cinayettir. ATATÜRK
    ■ Savaşta Bütün Gecikmeler Tehlikelidir. DRYDEN
    ■ Savaşı Bilmeyen, Barışı Da Bilmez. JAPON ATASÖZÜ
    ■ Savaş, Bulduğu Ülkeyi Bir Daha Bırakmaz. BURKE
    ■ Savaşta Yasalar Susar. CİCERO
    ■ Kötü Bir Barış, Savaştan Daha Berbattır. TACİTUS
    ■ Akıllılar Dövüşmeden Önce Kazanırlar, Cahiller Kazanmak İçin Dövüşürler. ZHUGE LİANG

    Sır
    ■ Başkaları Senin Sırrını Açıklamasını İstemiyorsan, Sen Kendi Sırrını Açıklama. SENACA
    ■ Bir İnsan Sarhoş Olunca Ya Da Aşık Olunca Sır Tutamaz. ANTİPHANES

    Siyaset
    ■ Her Siyasi Parti, Kendi Yalanını Yutarken Ölür. JOHN ARBUTHNOT
    ■ Bir Siyasetçi Gelecek Seçimi, Bir Devlet Adamı Gelecek Kuşağı Düşünür. JAMES F.CLARKE
    ■ Devlet Adamı Koyunu Kırpar; Siyasetçi Koyunun Derisini Yüzer. AUSTİN O’MALLEY
    ■ Çağdaş Siyasi Toplum, ”İnsanları Umutsuzluğa Düşürme Makinesi” Dir. ALBERT CAMUS
    ■ Muhalefetin Görevi, Muhalefet Etmektir. RANDOLPH CHURCHİLL
    ■ Siyasetle Ahlakı Ayıranlar, İkisine De Bir Şey Anlamamışlar Demektir. JOHN MORLEY

    Sonuç
    ■ Küçük Bir Kıvılcım, Yangına Sebep Olur. DANTE
    ■ Koca Selleri Meydana Getirenler, Küçük Dereciklerdir. SHAKESPEARE

    Süslenmek
    ■ Çok Süslenenlere Bakın; Hepside Gizlenmek İstiyordur. ARİSTO
    ■ Hiç Giyinmeyen Bir Güzel, En İyi Biçimde Giyinmiş Demektir. PHİNEAS FLETCHER
    ■ Aynaya Bakacağına, Üstündeki Elbiselere Bak. BARACCİO

    Şeref
    ■ Her Aşık, Şairdir. EFLATUN
    ■ Şairlerin Yalan Söylemek İçin Ehliyetleri Vardır. PLİNİUS
    ■ Şiir Şeytanın Şarabıdır. ST AUGUSTINE
    ■ Şiir, Güzelliğin Ülkesinde Yaşayan Gerçektir. GİLFİLLAN
    TARAFSIZLIK
    ■ Yürek Hiçbir Zaman Tarafsız Değildir. SHAFESBURY
    ■ Tarafsızlık, Bir İlke Olarak Sürüp Giderse, Zayıflık Olur. KOSSUTH
    ■ Tarafsızlık, Geri Tepen Bir Armağandır. BARACCİO

    Tarım
    ■ Gerçek Çiftçi, Ürününü Göremeyeceğini Bildiği Halde, Toprağını Eken Adamdır. CİCERO

    Tarih
    ■ Tarih, Olmayan Olayların, O Olayların Geçtiği Yerde Bulunmayan Kişiler Tarafından Yazılışıdır.
    ■ Tarih İnsanların, Düşlerin En Aydınlık Olanların Gerçekleştirmek İçin Giriştikleri Umutsuz Bir Çabadan Başka Bir Şey Değildir,ALBERT CAMUS

    Tartışma
    ■ Herkes Benim Düşünceme Katılırsa, Yanılmış Olmaktan Korkarım. OSCAR WILDE
    ■ Akıllılar, Sebepler Konusunda Tartışır; Aptallar Da Karar Verir. ANARCHASİS
    ■ Güçlü, Acı Kelimeler Zayıf Bir Sebebe Dayanır. VİCTOR HUGO
    ■ Sakın Sofrada Tartışmaya Kalkmayın; Nasıl Olsa Aç Olmayan Kazanacaktır. WHATELY
    ■ Tartışırken, Doğruluk Hep Kaybolur. SYRUS
    ■ Tartışmalarda Yapılan Benzetmeler, Aşkta Söylenen Şarkılara Benzerler. Hiçbir Şeyi Kanıtlamazlar. PRİOR

    Tutsaklık
    ■ Bir Tutsağın Boynuna Geçirdiğiniz Zincirin Öteki Ucu, Kendi Boynunuza Takılıverir. EMERSON
    ■ Bir Ulus; Yarısı Hür, Yarısı Tutsak Olursa Yaşayamaz. LİNCOLN
    ■ Zayıfların Haklarını Korumak İçin Konuşmayanlar, Tutsaklardır. LOWELL

    Ulus
    ■ Ulusların Çoğu Çocuklara Benzerler. Büyüdükçe Huylarını Değiştiremez Olursunuz. ROUSSEAU
    ■ İnsanlar Gibi Uluslar Da Deneylerle Güçlenirler. S.SMİLES
    ■ Bir Ulusun Değeri, O Ulusu Meydana Getiren Bireylerin Değeriyle Ölçülür. JOHN STUART MİLL

    Umut
    ■ Umut, Yoksulun Ekmeğidir. THALES
    ■ Hastalar İçin Hayat Oldukça, Umut Da Vardır. CİCERO
    ■ Umut Olmadan, Umut Edilen Ele Geçirilemez. LİESHERAK
    ■ Umut, Çalışkanların Rüyasıdır. PLİNİUS
    ■ Kadınların Umudu Gün Işığında Örülmüştür; Bir Gölge, Onları Karartır. GEORGE ELİOT
    ■ Umut,Genç Tutkuların Dadısıdır. BİCKERSTAFF

    Umutsuzluk
    ■ Yaşayanlar İçin Umut Her Zaman Vardır. Umutsuzluk, Ölüler İçindir. THEOKRİTOS
    ■ Umutsuzluk, Sersemlerin Elde Ettiği Bir Sonuçtur. DİSRAELİ

    Ülkü
    ■ Bir İnsanı Bulunduğu Mevkiyle Değil, Göz Koyduğu Mevkiyle Ölçmek Gerekir. TOLSTOY
    ■ Ülkü, Dünyayı Yaşatan Bir Güçtür. J.G. HOLLAND
    ■ Ülkülerimiz Bizden Daha Temizdirler. A.B. ALCOTT

    Ün
    ■ Öldükten Sonra Unutulmak İstemiyorsanız Ya Okumaya Değer Şeyler Yazın Yada Yazılmaya Değer Şeyler Yapın. FRANKLIN
    ■ Ansızın Yükseliveren Kişiler Pek Beğenilirler. Ama Toprağa Hızla Basın Bir Kere, Tozun, Samanların, Tüylerin Yükseldiğini Göreceksiniz. HARE

    Üzüntü
    ■ Zamanın Azaltamadığı, Yumuşatamadığı Üzüntü Yoktur. CİCERO
    ■ Üzüntü Bir İlaçtır. WİLLİAM COWPER
    ■ Ağır Bulutlar Gibi, Ağır Yüreklerde Sularını Akıtınca Rahatlarlar. RİVAROL

    Vermek
    ■ Malını Veren Az Vermiş Sayılır. İnsanın Kendisini Vermesi Gerekir. HALİL CİBRAN
    ■ Yalnız Verilene Bakma; Verene De Bak. SECENA
    ■ Büyük Armağan Veren, Büyük Armağan Umar. MARTİAL
    ■ Hediye Atın Dişlerine Bakılmaz. ST.JEROME

    Vicdan
    ■ Temiz Bir Vicdan Kadar Yumuşak Hiçbir Yastık Yoktur. FRANSIZ ATASÖZÜ
    ■ Kendi Yüreğinden Korktuğum Kadar Ne Papadan,Ne De Papazlardan Korkuyorum. LUTHER

    Yaş
    ■ En İyi Yananlar, Eski Odunlar; En Güvenilen Kimseler, Eski Dostlar; En Rahat Okunanlar Da,Eski Yazarlardır. BACON
    ■ Yirmi Yaşında Yakışıklı, Otuz Yaşında Güçlü, Kırk Yaşında Zengin, Elli Yaşında Akıllı Olmayan İnsan Hiçbir Zaman Yakışıklı, Güçlü, Zengin Ve Akıllı Olamaz. HERBERT
    ■ Yirmi Yaşında İstek, Otuz Yaşında Zeka, Kırk Yaşında Akıl Önemlidir. FRANKLIN
    ■ Çizgiler, Yüreklerimizde Değil, Yalnız Alınlarımızda Belirir. Çünkü İnsanın Ruhu Hiçbir Zaman Yaşlanmaz. JAMES A.GARFİELD
    ■ Gençlikte Günler Kısa, Yıllar Uzun; Yaşlılıkta Da Günler Uzun, Yıllar Kısadır. PANİN
    ■ İnsanın Kırk Yaşına Kadar Geçen Yılları Bir Kitap, Geri Kalan Yılları Da O Kitabın Eleştirmesidir. SCHOPENHAUER
    ■ Yaşlılar Her Şeye İnanırlar; Orta Yaşlılar Her Şeyden Kuşkulanırlar; Gençler De Her Şeyi Bilirler.
    ■ Herkesi Bıktırıncaya Kadar Yaşayan, Çok Yaşamış Demektir. H.GEOGE BOHN
    ■ Yaş Da Sevgi Gibidir; Saklanamaz. THOMAS DEKKER
    ■ Kalbin Yaşı Yoktur. EUGENE IONESCO
    ■ Eğlence, Gençlikte Günah, Yaşlılıkta Çılgınlıktır. SAMUEL DANİEL
    ■ Pek Az Kimse Yaşlanmasını Bilir. LA ROCHEFOUCAULD
    ■ Yaşlanmak İsteriz.Ama Yaşlılıktan Korkarız; Bu Hayatı Ne Kadar Sevip, Ölümden Nasıl Kaçmak İstediğimizi Gösterir. LA BRUYERE
    ■ Hiçbir Akıllı Adam, Daha Genç Olmayı İstememiştir. JONATHAN SWİFT
    ■ Yaşlanmadan Önce İyi Yaşamak; Yaşlandıktan Sonra Da İyi Ölmek İstedim. SENECA
    ■ Kimse, Yaşlı Bir Adam Kadar Sevemez. SOFOKLES
    ■ Yaşlılık Ölümden Çok Daha Korkunçtur. JUVENAL
    ■ Yaşlılar İçin, Öğretmenimin Zamanı Hiç Geçmez. AESKHYLOS
    ■ Kadınlarla Müziğin Yaşı Yoktur. GOLDSMİTH

    Yemek
    ■ İnsanın Kalbine Giden Yol, Midesinden Geçer. SARAH P .PARTON
    ■ Bana Ne Yediğini Söyle, Nasıl Bir Adam Olduğunu Söyleyeyim Sana. BRİLLAT SAVARİN
    ■ Yaşamak İçin Yemelisin, Yemek İçin Yaşamalısın. CİCERO

    Yemin
    ■ Yeminine Bakıp İnsana İnanma; İnsana Bakıp Yeminine İnan. AESKHYLOS
    ■ Çok Yalan Söyleyenin Ettiği Yemin De Çok Olur. ALFİERİ
    Yengi/Yenilgi
    ■Kendi Kendine Yenmek, Zaferlerin En Büyüğüdür. EFLATUN
    ■Yenilgi, Eğitimden Başka Bir Şey Değildir. WENDELL PHİLİPS
    ■Yenilgi, Bir Umutsuzluk Kaynağı Değil, Taze Bir Başlangıç Olmalıdır. SOUTH

    Yolculuk
    ■Başka Ülkeleri Ne Kadar Çok Görürsem, Kendi Ülkemi O Kadar Çok Severim. MME.DE STAEL
    ■Yolculuk Ederken Gözlerini Yanına Almayı Unutma. A.B. ALCOTT

    Yönetim
    ■İşin İçine Çok Aşçı Girdi Mi, Çorbanın Tadı Tuzu Kalmaz. İNGİLİZ ATASÖZÜ

    Zaman
    ■Zamanı Sıkıştırmaya Kalkma; Hayatı Meydana Getiren Şey Zamandır. FRANKLİN
    ■Zaman, Tutsaklar İçin Yaratılmıştır. JOHN B.BUCKSTONE
    ■Vakitsiz Açan Gül, Tez Solar. TÜRK ATASÖZÜ
    ■Zamanın Mahvetmeyeceği Bir Şey Yoktur. HORATİUS

    Zenginlik
    ■İnsanın Hayatını Düzenleyen Akıl Değil, Zenginliktir. CİCERO
    ■Yalnız Akıllar Zenginliklerini Kullanabilir. EURİPİDES
    ■Zenginin Malı, Züğürdün Çenesini Yorar. TÜRK ATASÖZÜ
    ■Zenginlik İnsanı Ya Destekler Ya Da Yönetir. HORATİUS
    ■Hayat Kısadır.İnsan Zenginliğini Kullanmaya Ne Kadar Erken Başlarsa O Kadar İyidir. SAMUEL JOHNSON
    ■Zenginliğin Zevkleri Yoksulların Gözyaşlarıyla Satın Alınır. THOMAS FULLER
    ■Madem Ki Bu Zenginlikler Senin, Neden Öteki Dünyaya Götürmüyorsun? FRANKLİN
    ■Zengin Adamlarda Sağduyuya Pek Rastlanmaz. JUVENAL
    ■Yoksullara Pek Cömert Davranan Zenginlere Güvenme. PLAUTUS
    ■Dünyada Okuduğum En Güzel Kitap Nedir Diye Sordular. “Annem” Adlı Kitaptır Dedim A.LINCOLN.
  • Memleketin en ücra köşelerinden birinde, denizin kenarında bir ev vardı. Bu ev, yanındaki yoldan geçenlerin dönüp bir daha bakmasına sebebiyet veren bir içtenlikle kurulmuş, ilkbahar ve yaz mevsimlerinde bahçesindeki rengarenk ağaçların, üzerlerinden böceklerin ayrılamadığı çiçekleriyle o yerleşim yerinin en havalı, vazgeçilmez eviydi. Bu evde yaşayan adam;
    Kır saçlarıyla, buruşuk elleriyle, orta sayılabilecek boyuyla adı Ziya olan bir adamdı.
    Ziya bey, sabah erken saatte kalkar, bahçesinin işleriyle uğraşır, ağaçlarının gövdesini okşar, çiçeklerini sular, kahvaltısını yapar daha sonrada evinin balkonuna çekilirdi. Deniz kokusu getiren yumuşak rüzgârın eşliğinde kahvesini yanına alır kitap okumaya başlardı. Her gün bir kitap bitirme sözü vermişti kendisine, her ay düzenli olarak birçok kitap sipariş eder birini bitirmeden diğerine asla geçmezdi.
    Eskiden öğretmenlik yapmış olan bu adam, birçok nesil yetiştirmişti. Yetiştirdiği kimi öğrenciler hayatın içerisinde kaybolmuşlar dibe çökmüşler, kimileri hedeflerini takip etmişler azim ile bu hedeflere yönelerek onları altüst etmişlerdi.
    Her yaz muhakkak aileleri ile bu sevimli tatil beldesine gelen öğrencileri, Ziya beyi de ziyaret ederler, uğramadan asla geçmezlerdi. Geçen yaz, öğrencilerinden Ahmet, hocasını ailesi ile birlikte ziyaret etmiş, büyümüş milletvekili olmuş, Ziya beyin karşıt siyasi görüşünü savunduğu için tatlı bir siyasi konuşma yapmışlardı. Güzel bir yemekten sonra bahçesinden, çocuklarına elma, çilek ve erik vermiş, onları yolcu etmişti.
    Ziya bey karısını bundan beş yıl önce kaybetmişti. Beyin tümörü teşhisi koyulan Ferhunde, bu acıya ancak beş yıl dayanabilmiş, kocasını bu acımasız dünyada yalnız bırakmıştı. Ziya bey, bu olanları unutmaya çalışıyor, zamanını işlerle meşgul ediyor, en önemlisi de tek arkadaşları olan kitaplara içini döküyordu.
    Gözlüklerini takmış, kahvesini muhteşem deniz manzarası eşliğinde, rüzgârın getirdiği o dayanılmaz deniz kokusunu soluyarak kitap sayfalarını çeviren bu yaşlı adam; Sabahattin Ali`nin Kuyucaklı Yusuf`unu okuyordu. Ruhu şâd olsun, ne güzel de yazmıştı. Her sayfasında ayrı bir hüzün, ayrı bir dram yatıyordu bu kitabın…
    Kahvesinin son yudumunu almıştı ki içerideki telefon çalmaya başladı. Ziya bey, kitabını masanın üzerine koyarak telefona doğru yöneldi. Büyük bir salonun içerisinde, eski model kanepelerin tam ortasında duran sehpanın üzerindeki telefona elini uzatarak ses verdi;
    ‘’Buyurun?’’
    ‘’Baba?’’ içini bir anda hüzün sardı Ziya beyin. Arayan kızı Filizdi. Yıllar önce annesi daha sağlıklı iken okumak için üniversiteye gitmiş, bir daha da geri dönmemişti. Çok uğraşmışlar, onu bulmak için başvurmadıkları yol kalmamıştı. Sesi titreyerek, yanı başındaki koltuğa oturdu Ziya bey;
    ‘’Filiz! Sen misin kızım?’’
    ‘’Benim baba, -ağlıyordu- nasılsın baba, seni çok özledim.’’
    ‘’Bende seni çok özledim kızım. Nerelerdeydin bunca zaman, yıllarca seni aradık be kızım!’’ sesindeki titreme tüm vücuduna yayılmıştı bu koca adamın. Koca nesli düzene oturtmuş, eğitmiş bu adam, kızını eğitememişti.
    ‘’Biliyorum baba, her şeyi açıklayacağım. Yarın geliyorum. Beni bekle baba, anlatacaklarımı duyduğunda sende bana hak vereceksin.’’ Telefonu kapattı. Ziya bey, kulağında telefon, yerinde öylece kaldı. Dakikalarca, saatlerce kıpırdayamadı.
    Ertesi gün olduğunda saat 11:32`yi gösteriyordu. Ziya beyin gözleri sürekli bahçelerinin kapısında, ardından giden yoldaydı. Herhangi bir araba sesi geliyor mu diye kulaklarını kabartmış dinliyordu.
    Aradan geçen on dakikadan sonra araba sesi duydu. Hızlı adımlarla, bahçenin kapısından çıkarak yola baktı. Bir yılan misali düz olan bu yoldan taksi geldiğini gördü. Elleri titremeye başladı, aradan geçen 12 koca yıldan sonra, kızını yine görecekti. Onu son gördüğünde, sarı saçları, yemyeşil gözleri, artık bir kız olduğunu gösteren göğüsleri ile bahçesindeki en güzel çiçeğe benziyordu.
    Şuan nasıl olmuştu acaba? Başına ne gelmişti, vücuduna herhangi bir zarar gelmiş miydi? Bıraktığı gibi mi duruyordu? Bu sorular kafasını kurcalarken taksi kapının önünde durdu. Arka kapı açıldı ve Filiz arabadan indi. Ziya bey ağlıyordu, o kadar içten ağlıyordu ki, Filiz de dayanamadı kendini bıraktı. Babasına koşarak sarıldı, öyle içten sarıldı ki yılların getirdiği özlem o anda en az seviyeye inmiş gibiydi.
    Babası, kızının yanaklarını öpüyor, saçlarını okşuyordu. Tam bu sırada Ziya bey arabadan bir kişinin daha indiğini gördü.

    İlk olarak küçük ayakları göründü, daha sonra minicik bedeni. Karşısında henüz 5-6 yaşlarında olan küçük bir kız duruyordu. Sarı saçları, yeşil gözleri ile tıpkı kızının kopyasıydı. Utangaç gözler ile dedesine bakıyordu. Annesinin bacakları arkasına geçerek, elini tuttu. Yeni geldiği bu ortamdan, en önemlisi de ilk kez gördüğü bu adamdan çekiniyordu.
    Filiz, gözlerini ellerinin tersiyle sildikten sonra;
    ‘’Tanıştırayım baba, torunun Zeynep!’’ Cümlenin başlangıcı ile bitişine kadar olan sürede Ziya bey, öyle bir hisse kapılmıştı ki bir müddet hiçbir şey söyleyemedi. Kendini toparladıktan sonra, kızın hizasına çömeldi. Kıza dikkatli bir şekilde bakarak;
    ‘’Şimdi bu, bu kız benim torumun mu?’’
    ‘’Evet baba, öz be öz torunun.’’
    Ziya bey, küçük kızı kendine çekerek sımsıkı sarıldı. Kızın burnunu, alnını, yanaklarını her tarafını öpücük yağmuruna tutarak sarılıyor, hüngür hüngür ağlıyordu. Filiz, kendini toparlamıştı ki bu görüntü karşısında yeniden gözyaşlarına hâkim olamadı.
    İçeri geçmişler, yemeklerini yemişler, Zeynep dedesi ile şakalaşmış, oyunlar oynamış ona alışmıştı. O kadar alışmıştı ki artık Ziya beyi, ‘’Dede’’ olarak çağırıyordu. Akşam olduğunda küçük hanım yatmıştı. Baba-kız deniz manzarasına bakan balkonda oturuyorlar, susuyorlardı.
    Filiz, manzaraya bakıyor, derin bir nefes alarak deniz kokusunu içine çekiyordu. Elindeki kahvesini de yudumlamayı unutmuyordu.
    ‘’Çok özlemişim baba, o kadar çok özlemişim ki sana anlatamam.’’ dedi. Ziya bey, kızına dönerek gülümsedi.
    ‘’Bende seni çok özledim kızım, o kadar yıl geçti, bu evden çıktın bir daha geri dönmedin. Bunca yıl ne yaptın, ne içtin, nasıl yaşadın. Nerelerdeydin be kızım?’’
    Filizin içini saran bir ürperti, sıkıntı baş gösterdi. İçini çekti, çok pişman olmuşçasına sözlerine başladı;
    ‘’Biliyorum baba, sizlere çok haksızlık yaptım. Özellikle sizi merakta bırakmak size yapılmış olan en büyük ihanetti.’’ Sustu. Anlamsız bir susuştu bu, uzaklara dalmış dakikalarca konuşmadı. Ziya bey, konuşmasını o kadar çok merak etmişti ki, manzaraya karşı duran sandalyesini ona çevirmişti. Filiz, cesaretini topladıktan sonra tekrar sözcükleri sıraladı;
    ‘’Üniversiteye başladığımda her şey çok normal gidiyordu baba. Derslerime giriyorum, dışarı çıkıyorum eğleniyorum. Derslerimi ihmal etmiyor, sınavlarımı başarıyla geçiyordum derken ona rastladım, Çağatay… Uzun boylu, esmer tenli, özenle yapılmış saçlarıyla beni mest eden adam. Bana bakışlarını ilk olarak yakaladığım zaman, içimi öyle bir heyecan sardı ki birden ayağa kalkıp sınıftan çıkmak zorunda kaldım. Bir süre bakıştıktan sonra artık konuşmanın vakti gelmişti. Kızlarla sohbet ederken, yanıma geldi. Konuştuk, saatlerce konuştuk. Beni ona çeken bir şey vardı, adını koyamadığım bir şey. Zaman geçtikçe ona âşık oldum. O da beni seviyordu bunu biliyordum. Tek eksiğimiz sisteme karşı çıkmasıydı, iktidarda ki partiyi sürekli eleştiriyor, üniversite içinde, toplum içinde sürekli protesto ediyordu. Üniversitenin solcu kesimiymiş. Sürekli kavga ediyorlar, birilerini protesto ediyorlarmış, polislere taş atıyorlarmış onlarla mücadele ediyorlarmış. Kızlar beni uzak durmam konusunda uyardı ama aşkın böyle ihtimallere yer verme gibi bir lüksü yok. Vazgeçemedim. Bana evlenme teklifi etti, sadece üç kişiden oluşan bir nikâhtan sonra evlendik. Kalabalık olmaması gerekiyormuş, özel işleri varmış onları yoluna koyunca sana öyle bir düğün yapacağım ki aklın hayalin duracak diyordu. Ne size haber verdim, ne size telefon açtım. Numaramı değiştirdim, yurdumdan çıktım. Eve yerleştik, polisler kocam artık ne yaptıysa onu arıyorlardı, her gün eve geliyorlar onu soruyorlar evi arıyorlardı.’’
    ‘’Peki bize niye gelmediniz kızım?’’ diye sordu Ziya bey, Filiz gülümseyerek babasına baktı, eline uzanarak onu tuttu ve öptü.
    ‘’Seni de annemi de böyle bir karışıklığın içine atamazdım baba. Size gelsek buraya da gelecekler sürekli sorun çıkaracaklardı. Bu işe sizi de dahil edemezdim. O yüzden sizle iletişimde olmayı kestim. Her şey normalleşene kadar, her şey rayına oturana kadar sizinle görüşmeyecektim. Çağatay, bir gün eve geldi, harap bir halde üstü başı kan içinde, yüzü mosmor. Günlerce yatakta yattı, sorguya çekmişler, çok hırpalamışlar. Ne çektiğini, neler yaşadığını hissetmeye kalksak yanından bile geçemeyiz.
    Bir hafta yattı, doğrulamıyor bile, gözlerini yumdu bir daha hiç açmadı. O sıra Zeynep`e hamileydim. Ona bunu söylememiştim. Kocam ölmüştü, karnımdaki kızımızı bilmeden, öğrenemeden göçüp gitmişti bu dünyadan.’’
    Ağlamaya başladı, dizlerini yüzüne kadar çekmiş, başını onlara dayamış ağlıyordu. Ziya bey, sandalyesini kızının tam yanına çekti. Ona sarıldı, başını, kızının başına dayayarak bir süre durdular. Filiz, kendini toplar toplamaz devam etti;
    ‘’Zeynep doğdu, onu bu yaşa kadar büyüttüm. Babasının kim olduğunu asla bilmedi. Fotoğraflarını, giysilerini ondan kalan ne varsa hepsini attım. Sıfırdan hayat çizdim kendime, o sıra sizi aramaya koyuldum ki haber aldım. Annem vefat etmiş. Benim biricik anam ölmüş, al sana bir çıkmaz yol daha. Al sana bir uçurum daha. Annemin cenazesine geldim. Gizli gizli arkanızdan anneme baktım, benim yumuşak elli annemin, gözleri yemyeşil olan annemin mezara girmesini izledim. Arkamı döndüm kayboldum.
    Daha fazla dayanamadım, bunu sana daha fazla yapamazdım baba. Kararımı verdim, Zeynep`in de ellerinden tutarak yola çıktım. Otogarda seni aradım, haber verdim. Şimdi buradayım işte baba. Senin merhametine sığındım, affetmene, o koca kalbine sığındım. Beni affedebilecek misin baba? Torununa dedelik yapacak mısın?’’
    Ziya bey, anlatılanlar karşısında mezara girmiş de tekrar çıkmış gibi hissetti kendini. Kızının kendisine öyle bir bakışı vardı ki, hayatta en dibe çöken insanlardan bile aşağıdaydı. Hayatta düşülebilecek en son noktaydı. Filizi, biricik kızı, bir zamanlar bahçede birlikte oynadıkları, bahçeye aşık bu kızı ona öyle bir bakıyordu ki Ziya bey, ölseydim de bu anları yaşamasaydım, kızımı böyle görmeseydim diye düşünüyordu.
    ‘’Tabii ki kızım. Tabii ki benim meleğim.’’ Diyerek sarıldı kızına. Öyle bir sarıldılar ki, tüm düşmanları toplansa onlara saldırsa, ayırmaya çalışsa hepsi yerle bir olacaktı.
    Ertesi sabah olduğunda, güzel geçen bir kahvaltıdan sonra dedesi, torununu merkeze indirmeye karar verdi. Torunu ile sahili gezecekler, ona pamuk şeker alacak, lunaparka götürerek onu eğlendirecekti. İkili, rengarenk çiçeklerin arasından, büyük ağaçların gölgesinden geçerek bahçe kapısına ulaştılar. Zeynep annesine, Ziya kızına el sallayarak arabaya bindiler ve merkeze doğru yol aldılar.
    Dolambaçlı yollardan, iki kenarı da ormanlık olan bu merkez yolundan inmişlerdi. Arabalarını park ederek bir güzel eğlendiler. Lunaparka gittiler, pamuk şeker yediler, deniz kenarında oturdular sohbet ettiler. Zeynep, artık tamamıyla dedesine alışmıştı. Ona her seslenişinde; ‘’Dede’’ diyor, onun sözünden çıkmıyordu.
    Akşam olduğu bu vakit, bu küçük yerleşim yerine, tatil beldesine öyle güzel bir hava çöker ki bunun kanıtını binlerce insanın sahil kenarına inerek sohbetler ettiğini, çekirdek çitlediklerini, küçük çocukların parklarda koşuştuklarını gördüğünüzde anlayabilirsiniz. Birde rüzgâr, o deniz kokusunu sizin burnunuza kadar getiriyor, bedeninizi yumuşak dokunuşla sardıktan sonra geçip gidiyorsa, işte o zaman Dünya`da hâlâ yaşanacak bir şeylerin olduğunu anlarsınız.
    Ziya beyin, oturduğu yerin bu saydıklarım içinde bir fazlalığı daha vardır. O da yüksek kesimde olduğu için, muhteşem manzarası yetmezmiş gibi, havanın daha ılık ve soğuk olmasıdır. Kışın çekilmez, yazın tadından yenmez. Baharda ise, kur yatağını, yat aşağı o derecedir. Dede-torun arabadan inmişler, bahçe kapısından içeri girmişlerdi. Ziya beyin yüzündeki gülümseme, bir anda yok oldu. Evin ışıkları yanmıyordu, bahçede sessizlik hâkimdi. Ortamda işitilen tek ses; Yumuşak rüzgârın ağaçların yapraklarını sallandırmasıydı. Çiçekler, hafif şekilde yana yatıyorlar, geri eski hâllerine dönüyorlardı.
    Ziya beyin, tahmin ettiği olmamıştı umarım. Zeynep olaya anlam veremiyor sadece dedesine bakıyordu. Ziya bey, titremeye başlayan adımlarıyla evin kapısına yürüdü. Kapının gıcırtısı eşliğinde içeri girdi, ışıkları yaktı. İçeri seslendi ama hiçbir cevap alamadı. Balkona çıktı, masanın üzerinde bir mektup buldu. İşte olmuştu, Ziya beyi tekrar en dibe çekecek olan şey oluyordu. Mektubu eline aldı, zarfını açtı, okumaya başladı;
    ‘’Babacım, canım babam benim. Koca yürekli, koca kalbi olan dev adam. Kızın Filiz yine gidiyor. Yine kaçıyor, her zaman yaptığı gibi. Kızın çok hasta baba, hastalık tüm vücudunu yiyip bitiriyor. Bir gün tamamen dur diyecek bana ve duracağım. Nefes alışlarım zorlaşıyor, saçlarım dökülmeye başlıyor.
    Gece ansızın bastıran bir ağrı kızını, küçük filizini yiyip bitiriyor. Benden sana kalan tek şey; Şuan senin yanında duruyor, sana anlamsız bir şekilde bakıyor. Torunun Zeynep… Ona baktıkça beni hatırla baba, beni nasıl sevdiysen onu da öyle sev.
    Gidiyorum, nereye gittiğimi bilmeden. Belki de yolda bu hastalık bana dur artık diyecek. Bilemiyorum, anneme gidiyorum baba, yumuşak ellerini tutmaya gidiyorum, yanaklarını öpmeye gidiyorum.

    Ona kendimi affettirmeye gidiyorum babacım. Kendine iyi bak, Zeynep`i benim için öp, yavrumu biricik kızıma yaptığım bu haksızlıktan dolayı kendimi hiç affetmeyeceğim. Hoşça kal kızım, hoşça kal babacım. Filiz`in yaşamı burada biter, Filiz yine kaçar!’’
    Kızınız Filiz…
  • Gidene kal demeyeceksin. ..

    Gidene kal demek zavallılara,

    Kalana git demek terbiyesizlere,

    Dönmeyene dön demek acizlere,

    Hak edene git demek asillere yaraşır.

    Hiç kimseye hak ettiğinden fazla değer verme, yoksa…

    değersiz hep sen olursun…

    Düşün Kim üzebilir seni, senden başka?

    Kim doldurabilir içindeki boşluğu, sen istemezsen?

    Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen?

    Kim yıkar, yıpratır, sen izin vermezsen?

    Kim sever seni, sen kendini sevmezsen?

    Her şey sende başlar, sende biter…

    Yeter ki yürekli ol, tükenme, tüketme, tükettirme içindeki yaşam sevgisini…

    F. NIETSZCHE
  • Kitabın arka kapağını kapattı, siyah deri kaplama masadaki diğer kitaplarının üzerine koydu. Okurken kendini en rahat hissettiği siyah beyaz dalmaçya desenli pofuduk koltuğundan kalktı. Terliklerini giydi. Lavabosu bilmeyen bir zamandan kalma dibi küf tutmuş bulaşıklarla yığılı mutfağa yöneldi, kimi zaman sessizliğini koruyan kimi zamanda insanı derin uykulardan uyandıran buzdolabının kapağını açtı, şeffaf meyve poşetini mermer tezgaha çıkardı. Raftan yayvan bir tabak aldı. Meyveleri güzelce yıkadı, dilimledi, tabağa dizdi. Yarım elma, armut ve ayva.. Önceki akşamdan kalma yarım şişe ucuz şarabını ve meyve tabağını alıp tekrar ortasında rengi beyazdan siyaha dönmüş uzun tüylü halı serili salona geçti. Kasetçalarının düğmesine bastı. “Sen de mi Leyla riyakar Leyla..” Şarabından bir yudum aldı, yüzünü ekşitti, ağzına bir ayva attı.

    Salondan sonra odaları birbirine bölen kısa koridorun kapısı açıldı. Leyla salona girdi. Gözleri mahmur, ışıktan rahatsız, yüzünde bir tebessüm. Kıvırcığım, hayatım, yatak odasına girdiğimde uyanmış, diye düşündü. Yine durduk yere huzursuzluk çıkartmıştı. İçinde hep bir sıkıntı olur, kendini yavan hisseder mutlu anlarda bir bahane uydurur, anın büyüsünü bozardı. Yine o anlardan biriydi. Beraber film izliyorlardı. Filmi Leyla seçmişti. Hayatım ben seçtiysen izlenilir, demiş, filmin ortasında canı sıkılmış, Ne dandik film be! İnsanlar ne yapacağını şaşırdı film yapacağım diye, demiş, filmi kapattırmış, yatacakları zaman gitmemiş, salona uzanmış, düşünmüş düşünmüş, kızı haklı bulmuş, yaptığına pişman olmuş, üstünü örtme bahanesiyle yatak odasına gitmiş, uyuduğunu görünce geriye gelmişti. Leyla en sevimli haliyle salına salına geldi, yaklaştı yaklaştı, ela gözlerini ondan ayırmıyordu, içinde düşünülmenin verdiği huzur biraz da kırgınlık.. “O” gözlerini ayırmadan bakıyordu, yüzünde tek bir duygu zerresi yoktu. Leyla yaklaştı, yaklaştı, yaklaştı tam yanağından öpecekken “o” başını diğer yana çevirdi..

    Ulan be, ben var ya eşeğim. Şimdi otur dur burada kendin. Nah bulursun bir daha seni bu kadar düşünün insanı. “Aklını fikrini yalan bürümüş, sende mi Leyla Hayırsız Leyla…” Müzik onu bilinmez diyarlara, eski hatıralara götürmeye devam ediyordu. Her hatıra içini yakan, nefesini daraltan ayrı bir pişmanlık.

    İş çıkışıydı. Evi 20 dakika. Yürümeli hava güzel. Eprimiş paltosunu giyip çıktı. Ağır ağır yürüyordu. Evler, işyerleri, araçlar, insanlar. Göğsü daralmaya başladı. Derin bir nefes aldı. Başını kaldırıp beyaz bulutlu masmavi gökyüzüne baktı. Etrafına bakındı. Her şey çok anlamsız. Tutunacak bir dal aradı, zihnini tutacak bir mana. Kocaman bir boşluk. Her yer beton lanet olsun. Her şeyi kendimize benzettik. Doğayı katlettik. Şu koca binaların arasından gökyüzünü bile zor görüyoruz. Şunlara bak, insan yığını, hayvan sürüsü; yüzlerinde duygunun belirtisi yok. Bıraksan birbirlerini yiyecekler. Sürekli bir telaş içindeler. Hepsi hayatlarını, zamanlarını kiraya vermiş. Karşılığında aldıkları kocaman bir hiçç. Her şey üzerine üzerine gelmeye başladı. Adımlarını hızlandırdı. Hızlandırdı, hızlandırdı.. Koşmaya başladı.

    Nihayet o hiçlikten kurtulup evine gelmişti. Kendini koca şehirde tek güvende hissettiği yer. Kendini korumak için kurduğu mabedi. Nefes nefese kalmıştı. Kanepeye uzandı. Hiçbir şey düşünemiyordu. Üzerinde bir yorgunluk. Kolunu kıpırdatacak hali yok. Uzandı. Gözleri bomboş duvarlara bakıyordu. Nice sonra kendi geldi. Düşünmeye başladı. Hayatın manasını düşündü. Bir insan sadece zaruri ihtiyaçlarını karşılamak için yaşayamaz, hayat bu kadar ucuz değil. Bu insanlar ne yapıyorlar. Huzurum nerede. Her şeyi bırakıp gitmeli mi? Nereye? Gittiğin yerde her şey daha mı güzel olacak? Camus’un görüşleri düştü zihnine; varoluş hayatın anlamsızlığını yaşamaktır, intihar yenilgidir, absürdü yaşamaksa bir başkaldırı. İntihar bir çıkış yolu olabilir mi? . . . .

    Kapı çaldı. Takım elbisesini çıkarmadığını yeni fark etmişti. Kapıyı açtı. Leyla. Burnundan soluyor;
    -Nerdesin be adam, sabahtır seni arıyorum??
    -. . ..
    Kapı çalınmadan önceki düşüncelerinin etkisinden kurtulup hala anı yakalayamamıştı. İntihar? Leyla’nın hiddeti gittikçe artıyordu;
    -Cevap versene, neredeydin? Telefonun nerede?
    -İyi değilim ben.
    -Neyin var?!
    -Anlatsam, anlayacak mısın sanki, iyi değilim işte!
    -Hep aynı bahaneler. Psikolojin bozuksa psikoloğa git!
    -Psikolog nereden bilecek benim derdimi?
    - Sen derdini anlatacaksın, o da seni tedavi edecek.
    -Anlatamıyorum işte, kendim bilmiyorum ki nasıl anlatayım.
    Leyla ne diyeceğini bilmiyordu. Ne yapacağını da. Tek bildiği ‘O’ büyük bir bunalımdaydı. Bunalımın sebebini de bilmiyordu. Nasıl yaklaşması gerektiğini de. Suçu kendinde arıyordu. Çekindiği, onu kırmak istemediği için söyleyemediğini düşünüyordu. Oysa ‘O’ çekinmezdi, neyse oydu, bilmiyorum diyorsa gerçekten bilmiyordu. Leyla’ya göre, “ Belki de başka birisi vardı. Olabilir mi? Mümkün değil, o telefonuna bile bakmıyor doğru düzgün. Hem çoğu zaman beraberler. Belki de iş yerinden birisi var. İş çıkışı onunla görüşüyor. Ondan cevap vermiyor telefonlarına. Buna inanmak istemiyordu. Mümkün değil. “O” her türlü tavrına rağmen seviyordu, bundan şüphe edemezdi.” Leyla kapıyı çarpıp çıktı. Onu kendi haline bırakmak şu an için en iyisi, diye düşündü. İlişkileri onu yormuştu. Artık hiçbir şey için mücadele etmek istemiyordu tek taraflı olarak.

    “Arayıp gerçeği bulamadın mı, Sen de mi Leyla, Hayırsız Leyla”. Şarkıdan sıkıldı. Kasetçaların düğmesine bastı, ileri sardı, “Fikrimin ince gülü kalbimin sensin bülbülü”. Bir yudum daha aldı, ağzına ekşi bir elma attı. Gözünü yumdu, kulağını müziğe verdi. “O gün ki gördüüm seniii, yakktın ahh yaktııın beni” . Hayali onu yıllar öncesine götürdü. “Gördüğüm günden beri olmuşum inan deli”. Füsunu hatırladı. Gözünü, saçını, ellerini, hanım hanımcıklığını. Her hareketinde ki masumiyeti. Derin bir soluk aldı. Göğsü daraldı. Yıllarca görüşmemişlerdi ama aklından bir türlü çıkartamıyordu. “Gün gelir belki bana olan sevgin biter ama verdiğin değer hiçbir zaman azalmayacak” dediğinden belki, belki de avuç içlerini öptüğünden..

    Saat 20.00 için sözleşmişlerdi, erken geldi, onun beklemenin zevkini sürmek için. İçinde tatlı bir heyecan, kalbi yerinden çıkacak. Gelince ne desem nasıl karşılasam. Cebinden aynasına çıkardı. Azalan gün ışığında yarım yamalak saçına düzeltti. Saatine baktı, 19.45. Zamanın yaklaştığını görünce daha da heyecanlandı, oturduğu banktan kalktı. Bir yandan da yolu gözlüyordu, acaba ağaçlı taraftan mı gelir yok çarşı yönünden mi? Her geleni uzaktan ona benzetiyor yaklaştıkça o olmadığını anlıyor içini bir hüzün kaplıyordu. Ağaçların olduğu yönü gözlüyordu, işte geliyor. Yaklaştı yaklaştı yine o değil. Diğer yöne baktı ve Füsun’u gördü. Görür görmez onun sıcaklığı ,şefkati her yanını sardı. Salına salına geliyor. Ayaklarını sürte sürte. Beyaz bir kazak giymişti. Ne kadar da yakışmış. İçini bir huzur kapladı sanki ayrı bir dünyada. Öleceksem şu an öleyim.

    Kucağına uzanmıştı. Taş bank. Hava soğuk. Füsun’ un elleri saçlarının arasında dolaşıyor, onun sıcaklığı şefkati her şeye yetiyordu. Her şeyi bilsin istiyordu. Her acısını sarsın. Dili tutulmuş gibiydi. Acıların dile gelmesi ne kadar da zor. Hele içe atılmış kimseye anlatılamayanların. Nihayet anlatmaya başladı. “Annem 3 yaşındayken ölmüş, onu hiç tanımadım. Beni ninem ve halam büyüttü. Hayatımdaki tek kadın onlardı.” Duraksadı. Kadın ona daha bir sarılmıştı. Başını kaldırdı, gözyaşlarını fark etti. Elini tuttu, sıkıca kavradı. “Babam bildiğin gibi hırdavatçılık yapar. Bir günden bir güne dükkanı bana bırakmadı. Akşam eve gelir yemeğini yer, erkenden uyur, sabah kalkar dükkana gider. Gözü başka hiçbir şey görmez. Gece yarıları eve giderim. Sarhoş giderim. Bazen hiç gitmem. Bir günden bir güne neredesin, ne yaptın demez. Cebime paramı koyar. Bir günden bir güne ne yaptın, neredesin, demez. Arkadaş ettiklerimin yarısı hapse girdi. Hiç onlarla arkadaşlık etme demez. Zaten hiçbirini de bilmez. Ben de onların yerinde olabilirdim.” Kadın için için ağlamayı bırakmış, iyiden iyiye ağlıyordu, ikisi de bunun farkındaydı. Birbirlerine daha bir kenetlendiler. Füsun , “ Sen iyi bir adamsın. Altın çamura düşmekle altınlığından bir şey kaybetmez” dedi.

    Bir derin rüyadan uyandı. << Doyulur mu doyulur mu canana mı , cananına kıyanlar hakkın kulu sayılır mı?>>. Neden onu unutamıyordu. Yıllar geçmiş, yıllardır bir kere yüzünü görmemiş, sesini duymamıştı. Her hüzünlendiğinde onu hatırlıyordu. Ne zaman düşüncelere dalsa kendini Füsun’ un yanında buluyordu. Takıntılı mıyım acaba, ama bu takıntıdan da öte bir şey, aşık mı oldum, mümkün değil, insan her şeye rağmen unutur, diye düşündü. Başka kadınları da sevdi , sevmedi mi, aklında Füsun varken nasıl başkasını sevebiliyordu, hepsi birer yanılgı mıydı, onda bulduğunu başkalarında arıyor bulamayınca da hayal kırıklığına uğrayıp tekrardan kabuğuna mı çekiliyordu? Leyla vardı onu da çok sevmişti, Leyla da az kadın değildi, onunla ilgileniyor, üzüntüsüne sevincine ortak oluyordu, bir derdi olduğunda, buhranlarında onu anlamaya çalışıyordu her ne kadar başaramasada , asıl önemli olan ilgilenmek ,anlamaya çalışmak değil doğal haline bırakmak, hiçbir çaba göstermeden anlamak mıydı?

    Kendini , düşündü. Onlar o kadar çaba gösterirken kendisi ne yapmıştı, onlar kadar çaba göstermiş miydi yoksa insanların hayatını zindana çevirmiş, onları bir çıkmazın içine mi sürüklemişti? Elbette kendisi de çaba göstermişti. En azından Leyla için, hiç değilse onun gösterdiğinin yarısı kadar. Onun dediği gibi her zaman doğal haline bırakmıştı kendini her ne kadar bu durum her ikisini de zorlasa da. Hem her zaman da huzursuzluk yoktu ilişkilerinde huzurlu anları da olmuştu.

    Füsun ah Füsun. Aklından onu çıkartamıyordu. Yıllar yılı olmuş bir türlü unutamamıştı. Aklı unutsa yüreği unutmuyordu. Onu her zaman içinde saklıyor, sürekli karşısına getiriyordu. Anlamıştı ki onu aklıyla sevmiyordu. Ona olan sevgisi aklının ötesinde bambaşka bir yere dayanıyordu. Aklında olsa unuturdu. Yıllar geçmiş elini, yüzünü, gözünü, saçını unutmuş ama hissettirdiklerini unutamamıştı. Çıkarabilse ah onu bir içinden atabilse.. Atsaydı da ne olacağını bilmiyordu. Onun hayatının gayesi gibiydi onu beklemek. İçinden atsa hayatı da bitecekti sanki. Sevgi, sevmek her şey ölecekti.

    Kendine geldi. Müzik çalmaya devam ediyordu. Füsun ile ayrılıklarını düşündü. Belki 3 belki 5 yıl belki çok daha uzun zaman olmuştu. “O” zamanın farkında değildi, sanki kendini bildi bileli Füsun’u seviyordu. Oysa gençliğinin sonunda tanışmıştı Füsun’la. Ondan öncede sonra da hayatına giren çıkan çok olmuştu.

    Bir bahar akşamıydı. Sabahtan akşama kadar içmiş, dut gibi sarhoş olmuş, ne dediğini bilmez hale gelmişti. Füsun’u aramış, olmadık bir şeyden huzursuzluk çıkarmış, kıza ağzına geleni söylemişti. Ayıldıktan sonra kızın gönlünü almaya çalışmış, bir türlü başaramamıştı. Füsun’un kırgınlığı söylediklerine değildi. Ne demişti zamanında,” babam her akşam içer, bu zamana kadar hayatıma giren kişilerden kopmamın sebebi hep içki içmeleriydi, sana inanıyorum beni seviyorsun ama içme, senden tek isteğim bu, herkesten farklıysan seviyorsan içme, başka bir şey istemiyorum senden. “ Oysa “O” bu kırgınlığın farkına varamamış, çok da umursamamış, “ufacık şeyden ayrıldı” diye düşünmüş, zamanla da ayrılığın sebebinin çok da önemi kalmamıştı. Baştan umursama da sonraları Füsun’un hissettirdiklerini unutamamış, her beden de onu aramış yine de her şeye rağmen yıllar boyunca bir kere bile arayıp sormamıştı.

    Yarısı dolu şarap kadehinin tamamını bir kere de içti, bardağı taş zemine çarptı. Kasetçaları kaldırıp salonun ortasına fırlattı. “Ulan” dedi “yetti artık, böyle hayatın amına koyayım. Sensiz geçen günlerin ızdırabını sikeyim. Ne ana yüzü gördük ne baba. Bir kadın sevdik, sevmesini de beceremedik, ağzımıza, yüzümüze bulaştırdık. Senin olmayacaksa bu beden toprak olsun, kurda kuşa yem olsun”. Yerinden kalktı. Arkasındaki pencereyi açtı. Kanepenin üzerini çıktı. Aşağıya baktı, bir an başı döndü. Pencereden atladığını hayat etti,” acaba beton çatlar mı?”. Hayatı gözlerinin önünden geçti. Hiçbir şey yok. Koyu bir karanlık. Bu hayata hiçbir iz bırakamamış, ne gayesi var ne yaşama isteği.

    Bir an düşündü. “Ulan” dedi “Ben seni değil, seni sevmeyi seviyorum.”
  • Her şey sende başlar, sende biter.
    Yeter ki yürekli ol, tükenme, tüketme, tükettirme içindekini yaşama sevgisini.
    Hep hatırla: “Çağresizseniz, Çare”sizsiniz”.