• İkincisi:
    Bu dünya çabuk tebeddül eder bir misafirhane olduğunu yakînen iman edip bildim. Onun için, hakikî vatan değil, her yer birdir. Madem vatanımda bâki kalmayacağım; beyhude ona karşı çabalamak, oraya gitmek bir şey'e yaramıyor. Madem her yer misafirhanedir; eğer misafirhane sahibinin rahmeti yâr ise, herkes yârdır, her yer yarar. Eğer yâr değilse, her yer kalbe bârdır ve herkes düşmandır.
  • 448 syf.
    ·10 günde·7/10
    Öyle ya herkes aynı değil her insan farklı ve her insanın vatan sevgisi de farklı..Kimi canını ortaya koyar hiç düşünmeden kimisi de bekler elbet birileri bir şey yapar diye..Kamil Bey in kafasındaki git gel durumlar çok iyi analiz edilmiş olaylar milli mücadele ile ilgili olduğu için sanki kurgu değil de gerçekmiş gibi geldi..Kim bilir bu vatan için kaç hayat feda oldu..
  • Zannediyorum beni çok mutlu bir insan olarak görüyorlar; çünkü burada bencil bir insanın arzularının susuzluğunu giderecek her şey var. Zafer elde ettim, bana itaat ediyorlar ve mutlak bir saygı duyuyorlar. Hürüm; insanlar gelip elimi öpüyorlar ve kendilerine el vermemi istiyorlar. Benim için fedakârlık yapıyorlar ve ben bütün bunların neye yaradığını kendi kendime soruyorum. Zannettiğiniz kadar kuvvetli değilim. Burada bulunan mağaralar, bazen bende hiç kimse tarafından tanınmayan, yalnız bir adam olarak yaşama isteği uyandırıyor. Kimi zaman, sanki vatan sevgisi hissiyle mekanik olarak hareket ediyorum. Bazen çok büyük yükleri olan bu hayatı ortadan kaldırmak için bir kurşun ya da top mermisi arıyorum.
  • 136 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    Dünya bir çarpışma alanıdır. Yaratıcı kuvvet dünyayı bu temel üzerine yaratmıştır. Dini inancı olmayan arkadaşlar için de "Doğanın Kanunu" diye nitelendirebilir. Sonuç olarak dünya, savaşlara daima tanıklık etmiştir.

    İnsanların bir araya gelerek oluşturdukları insan topluluklarına millet denir. Milletler bu çarpışma alanında amansız boğuşmalar sonucunda yok olmuşlar veya varlığını devam ettirmişlerdir. Ancak savaşlar daima varlığını sürdürmüştür.

    Savaş iyi bir şey mi? İyi bir şey diyen varsa muhtemelen ruh hastası falandır. Ancak şunu da idrak etmek gerekir ki, savaş bir tercih değil bir gerekliliktir. Çünkü milletlerin çıkar çatışmalarını engelleyebilmek için savaştan başka bir çare bulunamamıştır.

    Tüm dünya insanları kardeş olsa ne kadar güzel olurdu. Milletler birbirleriyle savaşmaz ve kanlı kıyımlar ortaya çıkmazdı. Maalesef ki güzel bir ütopya bu. Milliyetçilik, milliyetine bağlılık, vatan sevgisi insanın doğasında var. Hayvanlardan da bir farkımız olmalı değil mi? Hayvanların da milliyetleri yoktur.

    Sanayi inkılabı ile doğan, Marx'ın 1848 yılında yayımladığı Komünist Manifesto ile birlikte dünyaya yepyeni bir öğreti atılmış oldu. Tüm insanları birleştirip yeni bir düzen kurma öğretisi... Bu yeni düzenle birlikte herkes çalışacak, sigortalı olacak, kimse kimseyi sömüremeyecek, savaş ortadan kalkacak ve yepyeni güzel bir dünya kurulacaktı. Hatta hükümet de ortadan kaldırılıp insanlar kooperatifler eli ile yönetilecekti.

    Komünist Manifesto'yu okurken es geçemeyeceğim ibarelerle karşılaştım. Örneğin Tanrı'yı genel anlamda yok sayması idi. Hadi bunu bir kenara atalım. Peki aile kavramının reddedilmesi? Maddi açıdan bakacak olursak paranın kaldırılmasını da kapsıyordu Komünizm. En reddettiğim görüş ise ülkeyi sadece insanların üzerinde yaşadığı bir alan olarak görmesi idi. Bana göre ülke, ruhsuz bir coğrafya parçası olamaz. Ülke, görklü atalarımız tarafından her türlü fedakarlıkta bulunarak bize emanet edilen ve bizim de torunlarımıza emanet etmekle yükümlü olduğumuz kutsal bir değerdir. Görevimiz, bu cennet vatanı korumak kollamak ve gerektiğinde canımızı hediye edebilmektir. Şairin belirttiği gibi: "Toprak, uğrunda ölen varsa vatandır."
    Yani Komünizm bu maddi ve manevi unsurları reddederken aslında yıkılacağını teyit etmiştir.

    Komünizm, Lenin'in 1917 Ekim Devrimi ile birlikte Çarlık tarafından halkı sefil duruma düşmüş olan Rusya'da tutunabilirdi. Ancak komünizm dünyada bu dönem içerisinde pek yaygınlaşamadı. Yani komünizm Rusya'nın bir anlamda milli öğretisi durumunda teasür etti. Komünizmin en güçlü olduğu Demokrat ülkelerde, komünist partiler oyların sadece üçte birini alabildi.

    Komünizm İkinci Dünya Savaşı sonunda Roosvelt ve Churcill'in ahmaklıkları neticesinde dünyada yayılmaya başladı. Geri kalmış olan ülkelerde komünizm kıpırdanmaları oldu ve sonunda da Çin kızıla büründü.

    Komünizm beynelmilel ve uluslararası bir öğreti olduğu için kesinlikle millilik kabul etmez. Ancak Sovyet Rusya ile Çin arasında Çarlık Rusya'dan kalan bir toprak parçası sebebiyle ilginç bir olay oldu. Çin, Çarlık Rusya tarafından işgal edilen toprağını Sovyet Rusya'dan istedi. Sonuçta ikisi de kardeş rejimli devletlerdi. Yani iki devlet de komünist idi. Ancak Rusya bu toprakları vermedi ve aksine silahlarını da Çin sınırına konuşlandırdı. Binlerce kişinin öldüğü sınır çatışmaları meydana geldi. Sonra ise bu iki ülkede de yönetim değişiklikleri oldu derken büyük bir çatışma yaşanmamış oldu.

    Diğer örneklerden biri de Afganistan'ın Rus ordusu tarafından zorla işgal altına alınmış olmasıdır. Afganistan zamanında bağımsız bir ülke idi. Hiçbir bloka üye de değildi. Sovyetlere karşı da dostane bir politika izlemişlerdi. Böyle olmasına rağmen komünizm burada da cereyan etti. Birtakım zavallı insanların beyinleri yıkandı ve bunlar satın alınarak iktidar yıkıldı. Orada komünist rejim kuruldu. Bunun arkasından da "Aman biz kendi halkımızın bize karşı muhalefetini bastıramıyoruz" diye Sovyetlerden yardım dilediler. Bu yardımı bahane ederek Kızıl Ordu Afganistan'ı işgal etti ve dökülen kanların haddi hesabı olmadı.

    Sosyalist sistem de mantıken insan tabiatına aykırıdır. İnsanı çalışmaya ve yaratmaya sevkeden şey bir şeylere sahip olma duygusudur. Oysa sosyalist sistem, özel mülkiyeti kaldırıp bu duyguyu reddetmekte, insanları birer makine haline getirmektedir. Bunun neticesinde, kişinin çalışma isteği azalmakta ve üretim kapasitesi düşmektedir. Üretim düşüşü de kalkınmayı engellediği için sermaye birikimi yavaşlayıp gecikmektedir. İnsanın mutluluğunun kişiliğinin ve hürriyetinin garantisi mülktür. O hâlde yapılacak iş mülkiyeti devletleştirmek değil sömürü aracı olmasını önlemektir. Bu da mülkiyet hakkının dağılışını ve kullanılışını denetlemekle mümkündür. Sizin düşünceniz nedir bilemem ama bana göre kapitalist sistemdeki patronlar neyse komünist sistemdeki komünist parti de odur. Yani kapitalistten alınan milliyet patrona, yeni bir kapitaliste yani komünist devlete verilmiştir. 17 bin liralık çalışmada bulunan işçiye 10 bin liralık bir mebla ödeniyorsa 7 bin lirasını devlet sömürüyor demektir.

    Yine Komünist Partisi Genel Sekreteri Gorbaçov; Amerika ve Kanada'dan buğday almak için büyük bir çaba sarf etmişti. Dolayısıyla Sovyet halkı açlık tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı. Yani Cennet vadeden komünizm, açlık ve kıtlık getirmişti. Bunun farkına varan Sovyet idarecileri, işçi olarak çalıştırılan özel nitelikteki köylülere 1-2 dönüm özel işletme hakkı tanımak zorunda kalmıştır. Bu özel bahçelerin oranı %17'dir. Geriye kalan %83'lük toprak devletleştirilmiştir. Ayrıca her köylünün bir iki koyun veya keçi, beş on tavuk besleme hakkı vardır. Sovyet tarım ekonomisinde bu %17 topraktan tüm Sovyet patatesinin %60'ı, sebzesinin %39'u, meyvesinin %45'i üretilmekte, birkaç tavuk ve koyundan ise yumurtanın %73'ü, et ve sütün %45'i, yünün %22'i elde edilmekteydi. 1983 yılında bu özel toprak ve hayvanlardan Sovyet tarım ürünlerinin yarısı elde edilmiş, diğer yarısı da %83 tarım topraklarını kapsayan kolhozlardan elde edilmiştir. Sosyalist ekonominin ve hür ekonominin mukayesesi budur.

    Yine komünist partisi üyelerinin villaları, lüks arabaları, yazlık evleri, özel sekreterleri, yabancı bankalarda paraları, hizmetçi ve uşakları varken zavallı işçi ise karın tokluğuna çalıştırılmakta, komünist partisi üyelerine hizmet etmekteydiler. Sömürüyü ortadan kaldırmak, sınıfsız bir toplum kurmak, eşitliği getirmek için ortaya çıkan sosyalizm; tarihte eşi görülmemiş bir eşitsizlik, sömürü düzeni kurmuş, yeni sosyal sınıflar meydana getirmiştir.

    Sovyetlerde Rus olmayan millet ve bölgelerde hızlı bir Ruslaştırma politikası da uygulanmıştır. Keza Özbekistan'da 1933 yılında nüfusunun %66'sı Özbek, %5'i Rus iken, 1983'te Özbek nüfus %58'e düşürülmüş, Rus nüfusu ise %19'a çıkarılmıştır. Bu sadece küçük bir örnektir. Şuanda Türkistan'daki Türklerin dilinde çokça Rus çekimi vardır. Daha üzücüsü ise Türklük kimliklerini kaybedip Rus kimliğine bürünmüş Türkler de mevcuttur. Bu Türk dünyasını, Türkçülük ve Turancılık gibi ülküleri derin bir şekilde sarsmıştır.

    Komünizmin yıkılacağını önceden tahmin eden Türkeş, Atsız ve nice kişiler düşüncelerinde haklı çıkmışlardır. Komünizm yıkılmıştır. Sonuç olarak komünizme Türk düşmanı bir fikir diyebiliriz. Tabi emperyalizm kavramının içerisine de alabilir. Her ne kadar bugün tam anlamıyla Çin; komünist olmasa da Uygur Türkleri'ne yaptıkları ortadadır. Rusya ve Çin Türkistan'ı pençelerine almış iki büyük düşmandır. Bağrından Mete Han çıkaran millet yine bir Mete daha çıkaracak kabiliyete muktedirdir. Yeter ki dışarıya karşı bir hayranlık unsuru olmasın.

    Türkler tarihte gaflet uykusuna dalmışlar ancak sıçrayıp tekrar şahlanmışlardır. Bugünkü vaziyet biraz daha kötü gözüküyor. İçerimizde yabancı unsurlara hayranlık var. Batı'nın bilenen hıncı ve Doğu'nun ortaya çıkan canavarlığı karşısında Türk ülküsüne her zamankinden daha sıkı bağlanmak zorundayız.

    UNUTMAYIN. BU ÇAĞIN KÖLELERİ ELLERİNDE VE AYAKLARINDA ZİNCİR OLANLAR DEĞİL ZİHİNLERİ KARARTILANLARDIR. ZİHİNLERİNİZİ KOMÜNİZM İLE KARARTMAYIN. TÜRK'ün YASASI İLE AYDINLIĞA ÇIKALIM!
  • Dünya her zaman bir kuvvetler topluluğu olmuştur ve bu hiç değişmeyecektir: Kuvvetli zayıfa hükmedecek, gelecekte de kuvvetli olanlar hükmetmeye devam edeceklerdir. Bu, değişmez bir kanundur, gökte parlayan yıldızlar kadar değişmez bir kanun. Onların konumunu kimse değiştiremez. ınsanların kaderi için bunca sıkıntıya katlanmakla ve onları hayatın pahasına kurtarmaya çalışmakla hata ediyorsun. Tapınakta söylenen hiçbir vaiz, hatta göklerde yankılanan hiçbir ses, onlara bir şey öğretemez! Çobanın peşinden giden sürü gibi yine Sezarların peşinden gideceklerdir. Yine zenginliği, kuvveti onurlandıracak, yine en acımasız, en otoriter olanı sayacaklardır. Generallere övgüler düzecek, seller gibi kan akan savaşlardan sonra galiplerin zaferini, mağlupların aşağılanmasını kutlayacaklardır. Başka hangi başarılar ruhları böylesine tutuşturabilir? Bundan daha güzeli yoktur ve bunun şöhreti de nesillerden nesillere aktarılacaktır. Ve her zaman bayraklar rüzgarda dalgalanacak, boru sesleri yankılanacak, kalpler daha hızlı, daha heyecanlı çarpacaktır. Herkes düşman önünde bir adım gerilememek için yemin edecek, millet adına savaşlar kutsal ilan edilecek ve çocuklar vatan düşmanlarına karşı nefret duygusuyla yetiştirileceklerdir. Hepsinin amacı kendi şeflerini mutlu etmek, başkalarının şeflerini mahvetmek, onlara diz çöktürmek ve milletleriyle birlikte onları köle etmek, topraklarını ele geçirmek olacaktır. ınsanlar her zaman bunun için yaşamış, bunun için ölmüşlerdir. Bunlar hayatın tadı ve manasıdır. Ve sen ey Nasıralı, sen bunları kabul etmiyor, lanetliyor, yoksul ve zayıflara saygı duyuyorsun. Bütün insanların iyi olmasını istiyorsun. Ama bizim avını kendi yakalayan canlılar olduğumuzu, çatışmadan duramayacağımızı, kan dökme zevkimizin ta içimize işlediğini ve yerleştiğini unutuyorsun.
  • 152 syf.
    ·1 günde·Beğendi·9/10
    Bir yaşamı sayfalara dökerken ne kadar yaşanmışlık kısılır, ne kadarı anlatılır? Aslında anlatmak isterken bazen kelimeler kifayetsiz kalır. Ama Fatma Aliye kelimeleri öyle güzel, öyle yerinde kullanmış ki bir kitap okumaktan çok yaşananları karşıdan izlemek gibi. Refet' i, Binnaz' ı, Osmanlı' yı, Dersaadet' i, Darulmuaalimat'ı, güneşin batışını, ayın doğuşunu...Her şeyi.
    Okurken soğuk işler iliklerinize, annenizin kucağında ısınmak istersiniz. Hayatın yükü ağır gelir omuzlarınıza,  kaldırmak için " "Allahuekber" der fırlayıverirsiniz. Yiyecek ekmeğiniz olmaz sabredersiniz. Sabrınız ilim içindir. Diploma almak, gelecek vatan evlatlarını yetiştirmek içindir. Hastalıklarla geçen ömrün cefasını öğretmenlikten gelecek bin kuruş maaşın sefası ile atmak içindir.. Anneciğiniz yanıbaşınızda sizinle olsun, işte o zaman hayaller tam olur.
    Hayaller güzeldir ama bazen yitiği olur. Diploma gelir fakat anneniz kayıp gider ellerinizden. Neylenir ki? Burası dünya. Burda her şey yarım kalır.
    Ama sen güçlüsündür Refet. Sen Fatma Aliye' nin hayalini kurduğu kadınsındır. Emin adımlarla, yılmadan, yıkılmadan gayesi uğrunda yürüyensindir. Sen öğretmen olmak,kendi ayakların üzerinde durmak ve bu vatanın evlatlarını yetiştirmek istiyorsundur. Kömürün olmadığı o soğuk gecede, tek kat yorganın altında anneciğine sarılırken bunun hayaliyle ısınıyorsundur Hayallerinle devam et Refet. Her şeyi kaybedebilirsin ama ilmini asla kaybetme. Hayallerini. Mesleğini. O yaz tatilinde öğrendiğin ilmin,  dimağında bıraktığı lezzeti kaybetme. Vazgeçmek olmaz Refet. Buraya kadar geldin. Şimdi dönülmez. Şimdi vazgeçilmez. Kalk ve yeniden başla Refet. Kalk ve " Allahuekber!" de. Ve yeniden başla. Çünkü Allah yeniden başlayanların yardımcısıdır.
  • Biliyorsunuz, ne için olursa olsun methiyeler duymaktan hoşlanmam. Vatan için yapıldığında, yapılan her şey çok doğaldır.