CEM AKDAG, bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

KURNAZLIK

İnsandan anlamak başka şeydir, işten anlamak başka şey; çünkü insan yaradılışını her yönüyle tanıyan birçok kimse , gerçekte iş alanında doğru dürüst yetenek gösteremez ; bilgilerini kitaplardan çok insanları incelemekle edinmiş kimselerin durumu budur. Böyle kimseler öğüt vermekten çok iş görmeye yararlar, dar bir alan dışında hiçbir şeyden anlamazlar .
Bunları yeni bir çevreye sokmak isterseniz , adımlarını şaşırırlar . Ama bu kurnazlar , küçük düzenlere kafası çalışan , küçük işlerin adamları olduğundan , dağarcıklarındaki oyunları göz önüne sermek hiç de yersiz olmaz.

Denemeler, Francis BaconDenemeler, Francis Bacon
CEM AKDAG, bir alıntı ekledi.
3 saat önce

Uyuza yakalanmış bir dilencinin görüntüsünün içimizde uyandırdığı tiksintiyi yenmek zorundayız.

Gözlerimizi ve öteki duyu organlarımızı etkileyen bu görüntüye takılıp kalmamamız gerekir.

Çünkü bizi etkileyen şey, gerçeklik değildir. Her varlığın hak ettiği yargıya ulaşmak için çaba göstermeliyiz; çünkü o görüntüden fazla bir şeydir.

Değişen Kafalar, Thomas MannDeğişen Kafalar, Thomas Mann
Mrs. Mysterious, Evlilikler Yalnızlıklar Umutlar'ı inceledi.
5 saat önce · Kitabı okudu · 3 günde · Puan vermedi

Bu kitaba inceleme yazmayı kendime görev biliyorum.Yazıyorum;çünkü kıyıda köşede kalmamalı.Yazıyorum çünkü boşanma haberleri o kadar fazla ki.Yazıyorum çünkü aile dediğimiz o toplumun en küçük ama mihenk taşı gün geçtikçe yozlaşmaya başladı.Bu kitabı keşke din derslerinde,sosyal bilgiler derslerinde falan okutsalar,evlenen insanlara nikahta hediye etseler mesela Harika olurdu gerçekten.Tamam şimdi incelemeye geçiyorum,şimdiden sürç-i lisan edersem affola.Hadi başlayalım :)

Öyle bir zaman dilimindeyiz ki televizyonlardaki dizilerde sürekli aşk özendiriliyor,para için yapılan evlilikler görüyorum örneğin,ensestler falan zaten hak getire.En son ne zaman gerçekten bir aileyi ele alan,aile olmanın ne demek olduğunu bizlere gösteren bir dizi izledik ki? Benim muhtemelen en son yedi numara,ekmek teknesinde filan o his kaldı,bir daha da aynı duyguya tv dizilerinde denk gelemedim vesselam.Kitabı okumadan birkaç hafta önce yaşadığım konuya değinmek de istiyorum.İsmini vermek istemediğim bir Arkadaşım,18 yaşında henüz,nikahı olalı bir ay oldu olmadı.Eşinden şiddet gördüğünü,nikahtan sonra çok değiştiğini,eşinin onun kapanmasını istediğini aksi takdirde onu boşayacağını,sürekli öldürmekle tehdit ettiğini anladı.Dinledikçe nutkum tutuldu gerçekten.Arkadaşıma önce peki güzel bi dille konuşsan diye tavsiyelerde bulundum,sürekli denedigini ama fayda etmediğini anlattı.Bunun üstüne çekmek zorunda değilsin dedim.Yani ailene anlatsan durumu bilmeye hakları var dedim.Aileme anlattım ama kocan senin o biz karışamayız dediler,zaten daha nişanlıyken atmak istedim elaleme rezil mi edeceksin bizi deyip izin vermemişlerdi dedi.İşte o zaman daha büyük bir şokla karşı karşıyaydım.Evlilik gibi o kadar büyük bi şeyin elalem ne der düşüncesiyle zorla gerçekleştirilmesi ne büyük bir cahillikti allahım! Evlilik dedikleri şey bu mu yani? Ya da evlilik anlayışları? Hayır arkadaşlar ben öyle yana yıkıla aşkla yapılan ya da hormonların etkisiyle gerçekleşen evliliklere de inanmıyorum.Benim evlilik anlayışım bu değildi en azından Halen değil.Mustafa Ulusoy’la beraber aslında benim evlilik anlayışımın doğru olduğunu gördüm.Evlilik illa olmak zorunda mıdır sorusundan yola çıkarak kendimce çıkarımlarımdan da bahsedeceğim elbette.

1.Evlenmek zorunda değilsiniz.Hiç kimse buna mecbur değil.Cok isterseniz yalnız başınıza da bir hayat elbette pekala sürdürebilirsiniz.Kimsenin sizi evde kalmış diye nitelemeye hakkı yoktur.He benim fikrim yol arkadaşı eğer doğru insansa hayırlıysa güzeldir.Birçok güzel şeye hayatınızda vesile olabilir.Kaçınılmaz o sona,ölüme giderken doğanın gerektirdiği gibi birlikte yaşlanmak fena bir fikir de değildir.Benim içimi gıdıklıyor,ama dediğim gibi bu karar da size aittir.

2.Diyelim ki evlendiniz.Bence evlilikte elbette sevgi önemlidir,ama saygı ve paylaşım olmadan ben bir evliliğin süreceğine inanmıyorum.Sürse bile bu yalnızca alışkanlıktan ibaret olacaktır.Yani akşam eve gelindiğinde sorulan “Günün nasıl geçti canım?” “Bugün neler yaptın eşim? “ gibisinden sorulan bence oldukça önemlidir.Ya da evde bir sofra başında edilen sohbetin,sofradan sonra çayını yudumlarken o gün denk geldiğin bir olayı,okuduğun kitaptan bir kesiti yol arkadaşına bahsetmek tadından yenmeyecek kadar lezizdir.Bircok evliliğin bitme sebeplerini ben kendi adıma adamın eve geldikten sonra tv den gözünü hiç ayırmamasına,kadının asık suratlı bir vaziyette sürekli sorgulamasına,eşlerin birbirinin halini hatrını sormamasına bağlıyorum.Mustafa Ulusoy da tam olarak burada “Kainat,muhabbet üstüne kuruludur.Muhabbet ediniz”diyor.

3.Toplumun ve çoğu kız arkadaşımın kanayan yarası “Sevdiceklerin Ailesi.Yani kayınvalideler,görümceler,kayınpederler varsa kayınlar.” Gelinini asla istemeyip oğlunu sürekli gelinine karşı dolduran kayınvalideler mi dersiniz,ya annen ya ben diye hiç tasvip etmediğim bir şekilde eşlerini annesiyle kendisi arasında tercih yapmak zorunda bırakan gelinler mi aman yarabbii!! Kendi adıma kayınvalideciğimi öz annemden ayırt etmeksizin seviyorum.Bugüne kadar asla bana saygısızlığını görmedim elimden geldiğince saygıda da asla kusur etmemeye özen gösteriyorum.He peki o bana karşı negatif davranmış olsaydı ne olurdu derseniz saygıyla kalbimi görmesini beklerdim.Düşünsenize bir gün allah korusun annenize babanıza bir şey olabilir ve o insanlara gönül rahatlığıyla anne baba demek,bir annem babam daha var çok şükür diye kendinizi avutmak ne güzel bir şeydir.
“Kadın,adamın ailesinin içine karışacak.Adamın ailesini zaman zaman tek başına,zaman zaman kocasıyla ziyaret edecek,onları evine davet edecek.Aile ziyaretinde konuşacak,muhabbet edecek,sofrayı kaldıracak,bulaşıklarını yıkayacak.Öyle misafir gibi oturup süzüm süzüm süzülmeyecek.Kitabını alıp odaya kapanmayacak.Ağzı biraz laf yapacak.Adamın ailesine biraz evlatlarını övecek,onların Gönüllerini okşayacak bir çift laf edecek.” İşte aynen böyle yazıyor kitapta ve çoğu yerine harfiyen katılıyorum.Ve burda yazan birçok şey adamın kadının ailesine karşı davranışları da böyle olmalı diyorum.Her şeyden önce gelin kardeşlerim sevdiğiniz beyleri 9 ay karnında taşıdığı,emek verip bu yaşa kadar getirdiği için saygıyı kesinlikle hak ediyorlar.Siz bir büyüklük yapın ve iyi davranın bakın onlar da bir yerden sonra utanacaktır.Güzel şeyler güzel şeyleri doğurur hadi bakalımmm:)

4.Zaman zaman dağınık çalışan biriyimdir.İstifçilik de ruhumda vardır.Öyle eski kitaplardır,eski eşyalar,kıyafetlerimi bile öyle kolay kolay atamam eskise de.Dedim ya ruhumda var.Bu kadar eşyayla odam elbette çabuk dağılıyor.Tembelligin fıtratımda kol gezip durmasıyla evet toplamaya çalışsam da öyle dağınık durduğu zamanlar da olur ne yalan söyleyeyim🤣 kitaptan sonra aldığım kararlardan birisi:Telefonundaki galerini temizle,eski eşyalarını ayır,eski kıyafetlerini giymedikleri küçülenleri ayır ve ihtiyaç sahiplerine vermek için kolile.Hem böylece israf olmaz,hem de canım odam bir rahat nefes alır,hem de ruhum.
“Unutma ki,ihtiyacın olduğundan değil de nefsine haz yaşatmak uğruna evine getirdiğin her eşya yaşadığın alanı,tıka basa dolu mekan da ruhunu daraltıyor.Sonra da duvarlar üstüne üstüne gelmeye başlıyor,bu ev beni sıkıyor,nefes alamıyorum diye şekvaya başlıyorsun.Evin nefes alamıyor ki sen alasın.”
Biliyorum benim gibi istifçi insanlar,eşyalarını atmaya kıyamayanlar Halen var ama napıyoruz ihtiyaçtan fazlasını evde bulundurmuyoruz.Evimize nefes aldırıp biz de bir “oh beee!” Çekip rahatlıyoruz.

İncelemeyi uzattıkca uzattım,farkındayım.Öyle bir kitap ki daha da uzatılabilirdi.Burada kesiyorum.Umarım doğru yol arkadaşınızı bulabileceğiniz,birlikte çok şey paylaşabileceğiniz,saygıyla ve muhabbetle üstüne bir de bol bol da sevgiyle geçen bir ömrünüz olur.Kitabın hala ders kitabı niteliginde okutulması taraftarıyım.Herkese keyifli okumalar şimdiden:))

Bazen cok zordur geri dönmek yada her seyi birakip gitmek ve anladim ki insani en acitan seydir; sevilmeden sevmek...

Oğuz, Yanılsama ve Gerçeklik'i inceledi.
 20 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

To build from matter is sublimely great,
But only gods and poets can create...

[Maddeden (bir şeyler) yaratmak, yalnızca Tanrıların ve şairlerin yapabildiği son derece muhteşem bir şeydir.]

1000k kullanıcıları içerisinde bu kitabın okunmamış ve oylanmamış olması beni gerçekten üzdü. Acaba 1000k kullanıcılarına mı hitap etmiyor, yoksa ülkemizde bu kitap okunmuyor mu? Bu iki soru arasında gidip geliyorum ancak ne yazık ki -sanıyorum- iki durumda da okunmuyor.

Ülkemizde insanların özgürlük mücadelelerinden uzak durmasını, özgürlük arayışı içinde bulunmamasını, büyük oranda burjuvazi kesiminin neyin gerçek neyin yanılsama; neyin ideal, neyin taklit -mimesis- olduğunu kavrayamamasına bağlıyorum.

Mitolojiden ve dinin doğup gelişerek dogmalaşmasından örnekler sunarak, kabile toplumlarından modern toplumlara sanatın, şiirin ve şairin evriminin, gerçekçi temellendirmelere dayandıralarak anlatıldığı bu kitapta bolca, Machiavellist rönesans prensliklerinin 15. yy İngiliz edebiyatında Shakespeare'a etkilerine ve James Joyce'a başvuru yapılıyor.

Zamanımızın en büyük kitaplarından biri olan bu kitabı okumak hiç kolay değildir -belki de 1000k okurlarının dikkatini bu yüzden çekmedi. Bu kitap üzerinde çalışılacak, açıklanacak, tekrar tekrar dönülecek; tekrar tekrar dönülse dahi her defasında taze bilgilerin bulunacağı bir kitaptır. Benim için de okuması hiç kolay olmadı. Her paragrafın içeriği altı çizilecek değerde ve ben her bir sayfa üzerinde ortalama 15-20 dakika harcadım.

Sonuç olarak (zahmet edip incelememi okuyan) değerli okur, Türkiye'de orta sınıfı temsil eden bir birey olarak bu kitabın cümlelerinden çıkaracağın umut, durumu berbat olan proterlayanın tek çıkar yoludur. Lütfen bu kitabı oku, iyi etüd et. Neyin gerçek neyin yanılsama ve algı bozukluğu olduğunu tespit et. Bu kitabı hayatı boyunca okumayacak olan proletaryana ve nihayetinde özgürlüğüne sahip çık!

Muhabbetle...

Cezmi şeker, bir alıntı ekledi.
21 saat önce

".. Kemalizmi, Atatürk ikonolojisinden, Atatürk kültünden bağımsız ele almak zordur. İdeolojik söylem kavramının sadece sözlere/metinlere atıfta bulunmadığını, imgelerin dilini de içerdiğini unutmayalım. Atatürk imgesinin omnipresent yani her yerde hazır ve nazır oluşu, başlı başına bir şey söyler. Atatürk imgesinin kutsal görülmesi de bir şey söyler. (Ayrıca, bu kutsallaştırıcı muamelenin aktarılan iki örnekteki gibi komik ve grotesk biçimler alması da bize bir şey söyler!)

1930'lu yıllarda M. Kemal'in adına iliştirilen metafizik sıfatlar, onun üzerinde dinsel bir hale oluşturur. Kemalizmi doktrinleştirme gayretine girenlerden biri, Ankara milletvekili Şeref Aykut (1874-1939), Kamâlizm kitabında ( 1936) sistemli olarak Kamâlizm dininden söz eder: "Yalnız yaşamak dinini aşılayan ve bütün prensiplerini ekonomik temeller üzerine kuran bir din"dir bu. Kemalettin Kamu'nun ( 1901-1948) son dizeleri çok bilinen manzumesi, M. Kemal'i dine rakip çıkartır: "Ebedi bir güneşle burada doğdu Gazi/Yaprak yığını gibi burada yandı mazi/Burada erdi Musa/Buradan uçtu Isa/Bülbül burada varsa/Hürriyet için öter/Şehit kanı buranın/Yapraklarında tüter/Ne örümcek ne yosun/Ne mucize ne füsun/Kabe Arabın olsun/Çankaya bize yeter."2 1930'ların politik kasidelerinde, Atatürk'ü dinin/ tanrının/peygamberin yerine koymak adettendir: "Her şey O'dur/O her şeydir (. .. ) Elimize yüzümüze/Gönlümüzü özümüze kapıyoruz/Biz sana tapıyo-ruz!" (Aka Gündüz), "Tanrı, peygamber diye nedir, kimdir bilmeden/Taptığımız ne varsa, hepsi ondan şekil aldı" (Faruk Nafiz Çamlıbel). Edip Ayel'in "İnsanlar ölür, Türk'e ilah olan er ölmez" mısrasında ayan hale geldiği üzere, Türklüğe mahsus bir tanrısallık atfı vardır burada. Daha yaygın eğilim, İslami: kutsiyet alametlerinin M. Kemal'e uyarlanmasıdır. Reşit Galip (1893-1934 ), Atatürk'ün makamını Milli Kabe diye tanımlar. En hamarat kaside yazan Behçet Kemal Çağlar (1908-1969) varlığımızın Gazi'nin varlığında erimesinden, onunla bir olmasından söz ederken, lslami tasavvufi terimi uyarlar: "Fena-fil Gazi olmak" ... Onun Atatürk manzumelerinde dini: terimler kol gezer: "Kartal olsam köşkünü her akşam tavaf etsem", "Doğrudan doğruya dönüp senin kabene", 'Tam sustuğun gün kıyamet oldu/Tam konuştuğun günse mahşerdi/Rab, gökte 'Dinleyin' dedi meleklerine ... " Ankaralı Aşık Ömer adıyla 1942'de Atatürk Mevlidi yazmıştır. nakaratı: "Gel dilersiz bulasız od'dan necat/Atatürk'e Atatürk'e essellat." "Atatürk'e tekbir"i de vardır:
"Atatürk ekber! Atatürk ekber! Ancak o var: Atatürk !/Evliya odur, peygamber odur, sanatkar Atatürk." Behçet Kemal, Atatürk'ü Mehdileştiren söylemin de işçilerindendir; 1959'da DP iktidarına isyan eden şiirinin nakaratı: "Bir kere doğrul Atam, bir kere doğrul Atam!" idi. 1982'de Kara Kuvvetleri Komutanlığı'mn Atatürkçü Düşünce Tarzı el kitabı, Nutuk'u "hıfz etme" tavsiyesinde bulunacak, 2000'li yıllarda CHP'nin bir ilçe örgütü 10 Kasım'da 24 saat kesintisiz Nutuk okutacaktır.

Atatürk karizmasının sistemli yeniden üretimi, bir seküler kutsallık inşasına denk gelir. Bunu yaparken girişilen lslami terimleri ve imgeleri uyarlama denemeleri, dindarların Kemalizmi küfür olarak görmesini teşvik ederken, Kemalistlerde de dinsel zihniyet kalıplarının yeniden üretimine yol açmış olsa gerektir. Zaten seküler kutsallık inşası, göreceğimiz gibi, Kemalist - laisizmin baş çelişkisini oluşturur...."

Cereyanlar, Tanıl BoraCereyanlar, Tanıl Bora

Put, kişinin Allah’ın dışında hayatının amacı kıldığı maddî-mânevî her şeydir ve putları bu yönleriyle hayatın amacı kılmak da şirktir. Put sadece tapılan birtakım nesneler değildir. Eğer hayatın amacı haline gelir ve insanı Allah’a isyana sevkederse, yerine göre makam, para, kadın veya insanlar için değerli herhangi bir şey insanlar için put olabilir. kitapta kendi putunuzu bulabilirsiniz. Tevbe etmek için henüz geç değil...

Elif Dülger, bir alıntı ekledi.
25 May 19:08 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Bir ev ne kadar güzel olursa olsun, her şeyden önce, güzelliği kanıtlanana kadar, bilmem kaç metre genişlik üzerinde bilmem kaç metre yükseklikten ibarettir. Aynı şekilde, kıymeti en az bilinen malzeme olan edebiyat da her şeyden önce bir sütun doldurma işidir ve sadece adı bir kâr ihtimali taşımayan edebi mimarlık ne pahasına olursa olsun satması gereken bir şeydir.

Edebiyat Heveslisi Gençlere Tavsiyeler, Charles Baudelaire (Sayfa 11 - Sel Yayınları, 1. Baskı)Edebiyat Heveslisi Gençlere Tavsiyeler, Charles Baudelaire (Sayfa 11 - Sel Yayınları, 1. Baskı)
A. Levent IŞIK, bir alıntı ekledi.
25 May 19:03 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Her olay Tanrı ve insanla bağıntılıdır, hiçbir zaman yeni ya da çekip çevirmesi güç değildir, bilinen bir şeydir ve kolaydır...

Düşünceler, Marcus AureliusDüşünceler, Marcus Aurelius

Sahip olmak hiçbir şey dir...
Bir başka ABD Başkanı Theodore Roosevelt, 27 Mart 1922 tari h inde New York Times gazetesine şöyle diyordu: "Bu uluslararası bankerler ve Rockefeller-Standard Oil, ülkedeki gazeteleri ve gaze tecilerin çoğunu kontrol ediyor. Bir görünmez hükümet oluşturmuş. Yozlaşmış, güçlü hizip grubu, toplumu onlara itaate zorluyor ya da kendilerine itaat etmeyen devlet görevlilerini işinden ediyorlar." Haklıydı ... Rockefeller diyordu ki, "Sahip olmak hiçbir şey dir; kontrol her şeydir."

Saklı Seçilmişler, Soner YalçınSaklı Seçilmişler, Soner Yalçın