• "Her şey çok basittir,hem de çok karmaşık!Basittir çünkü tek gereken bir tutum değişikliğidir,artık mutluluğu aramazsın.O andan başlayarak bağımsızsındır;hayatı başkalarının sözleriyle değil,kendi gözlerinle görürsün.Yaşıyor olmanın serüvenini aramaya çıkarsın.Aynı zamanda karmaşıktır da.Herkes bana mutluluğun ulaşılmaya değer tek hedef olduğunu öğrettiği halde neden mutluluğu aramıyorum?Neden hiç kimsenin gitmediği bir yoldan gitmenin riskini göze alıyorum? Kaldı ki mutluluk nedir? Mutluluğun aşk olduğunu söylüyorlar.Oysa aşk mutluluk getirmez,hiçbir zamanda da getirmemiştir.Tam tersine sürekli bir kaygı durumudur aşk,bir savaş meydanıdır;kendi kendimize sürekli olarak acaba doğru mu yapıyorum diye sorduğumuz uykusuz gecelerdir.Gerçek aşk,vecd ile ıstıraptan oluşur. Peki ya huzur? Yüce Anamıza bakalım hiçbir zaman Huşk şzır içinde değildir.Kış yazla savaşır,güneş ile ay hiçbir zaman bir araya gelmez,kaplan köpekten korkan insanı kovalar,köpek fareyi kovalayan kediyi kovalar,fare de insanı korkutur.Para mutluluk getirir.İyi de o zaman yüksek bir hayat düzeyi sağlayacak parayı kazanan herkesin çalışmayı bırakması gerekirdi.Oysa insanlar o kadar para kazanınca eskisinden de tedirgin bir duruma geliyorlar,her şeyi kaybetmekten korkuyorlar sanki.Paranın parayı çektiği doğru.Yoksulluk mutsuzluk getirebilir ama para ille de mutluluk getirmez.Hayatımın büyük bir bölümünü mutluluk arayarak geçirdim şimdi zevkin peşindeyim.Zevk sevişmeye benzer,başlar ve biter.Haz almak istiyorum.Hoşnut olmak istiyorum ama mutluluk başka.Artık o tuzağa düşmüyorum.Bir takım insanlarla bir aradayken o önemli soruyu sorarak onları kışkırtmaya çalışıyorum:Mutlu musunuz? Hepsi de evet mutluyum diyor. Ozaman şunu soruyorum: Ama daha fazlasını istemiyor musunuz? Hepsi de evet mutluyum diyor.O zaman da mutlu değilsiniz diyorum.Hemen konuyu değiştiriyorlar.
  • Ben bu kitapta neyi anladım, bana katkısı ne oldu, iyi ki okudum mu, kitapta anlatılan ideal aşk hakkında farklı bir şey öğrendim mi…öncelikle onu söylemek istiyorum.
    1- Bana katkısı oldu. Katkısı da şu doğru bildiklerimi bir nevi teyit ettirdim.
    2- İyi ki okudum. Çünkü o güzel sevdaların şu an çok zor olduğunu ama geçmişte yaşandığını ve geçmişte yaşandığı gerçeğine dayanarak şu anda da yaşamanın imkânsız olmadığını düşünmemi sağladı.
    3- Pek farklı bir şey öğrenmedim. Ben zaten hep öyle düşündüm Allah’ın izni ile de Ahirete kadar da düşüneceğim.
    Aşk neydi sahiden? Aşk sevgilinin gözlerinde tutsak olmak mı yoksa sevgiliyi delicesine sevmek mi ya da sevgilinin uğrunda ölmek mi? Neydi aşk,neden tanımlanamıyor bu üç harflik kelime! Aslında tanımlanmasın herkes kendi aşkını kendi sevdiğine göre tanımlasın… Kimisi için aşk bir çift göz, kimisi içinse saf bir tebessüm, kimisi içinse sevgili uğrunda her şeyi göze almak olsun. Hem böyle daha da iyi olmaz mı? Sadece senin, sana ait…Bana göre aşk yukarıda saydığım her şeyi göze almaktır.
    Aşk için ne diyor Hazreti Mevlana;
    “Aşk; bilmektir Ey sevgili!
    Bir tek yâri bilmek, onu candan daha aziz bilmektir.
    Ondan gayrı bildiklerinin hiçbir şey olduğunu, dünyanın onunla mana bulduğunu bilmektir.
    Onun selamı ile gelen bela da olsa EyvAllah diyebilmektir.
    Kızmana, gülmene, gelmene, gitmene hepsine EyvaAllah… Bilesin!”
    “RABBİM HERKESE UĞRUNDA HER ŞEYİ FEDA EDECEK KADAR BİR AŞK NASİP EYLESİN…”
    Kitapla ilgili pek bir şey yazmadım ama kitap hakkında az çok fikir edinmenizi sağlayacak kadar bir şeyler yazmaya çalıştım. İnşaAllah faydalı olur.
    “Yar! Yüreğim yar,
    Gör ki neler var.”
    YUNUS
    Böyle güzel bir söylemle başlayan kitapta önünüze çıkanlara hazırlıklı olmanız gerektiği kanaatindeyim. ŞEHNAZ BESTE kısmıyla kitap başlar. Dilşeker musikinin büyüsüne kendini kaptırmış hiçbir şeyin farkında olmayan Dilşeker. Ve tabi ki müziklerinin dinleyicisi olan babaannesi Hayalhatun. Dilşeker kendini musikinin büyüsüne kaptırmış ama babaannesinin müziğin sözlerinden ne derecede etkilendiğinin farkında bile değil. Babaanne de ne anasının gözüdür geçmişteki aşkını “şairi” hatırlıyor. Neylersin aşk bu ne yaş tanır ne de mazi Allah yardım etsin…. Hikâye babaannenin aşkıyla devam eder. Ne mi oldu? Kusura bakmayın onu da siz okuyuverin güzel şeylerle karşılaşacağınızı düşünüyorum ;)
    “Pervanenin Kanatlarında” bölümünde ise Müslüman Ebubekir Efendi ve Hristiyan Tiryandafila ya da gerçek adıyla Despina arasında geçen aşk anlatılıyor. Aralarındaki yaş farkı da oldukça fazla. Eee olur mu öyle şey diyeceksiniz, efendim olur hem de bal gibi olur dedim ya aşk bu! Ebubekir Efendi Despina’ya aşık olur ama aradaki kültürel, sosyal ve dinsel farklılıkları da göz ardı etmez. Despina’nın babasının ona Hristiyan ol kızımı sana vereyim demesi de bu konuda haklı olduğunu da gösteriyor. Bu talep üzerine yıllarca hafızalardan silinmeyecek söz dökülür Ebubekir Efendi’nin dudaklarından “ kırk yıllık Kâni olur mu Yani!..” Olaylar tabi bu kadar hızlı gelişmiyor kitabı okuyunca nasıl olduğu konusunda olduğunu merak edenler fark edeceklerdir.
    “Denizler Boyunca Aşk” bölümünde ise öncelikle neden bölümün adının bu olduğunu söylemek istiyorum. Japon heyetine iade-i ziyaret amaçlı görevlendirilen heyet ile beraber giden Ali Ruhi Bey ve Zabit’in dertleşmesi ile başlayan ve özlemin onları ne derece etkilediğini birbirleriyle yaptıkları sohbetlerden anlıyoruz. Hikaye değişik örneklerle desteklenerek devam ediyor.
    “Aşk ve Şiir” adlı 4. bölümle kitap devam eder. Bu bölümde de İlyas ve Cemile’nin aşk hikâyesine şahitlik ediyoruz. Bu bölüm oldukça karışık. Bu bölümden sizlere söyleyebileceğim tek şey; ortada uzun yıllar boyunca yaşanan kavuşma hasreti, daha sonrasında kavuşma. İlyas’ın kör olma süreci var. Yani anlayacağınız olaylar olaylar…..
    “Yollarda” son bölümle de kitap biter. Bu bölümde ise ortada sürekli olarak yapılan bir mektuplaşma süreci var ve bu mektuplar sayesinde de kafalardaki soru işaretleri de cevap buluyor. Açıkçası bu bölümde oldukça sıkıldım.
    Okursanız iyi olur :) Şimdiden bol istifade edip bu istifade ettiklerinizi hayatınızda da uygulamanızı temenni ediyorum. İyi Okumalar…
  • ÖMÜR HANIMLA GÜZ KONUŞMALARI

    ...Ve güz geldi Ömür hanım. Dünya aydınlık sabahlarını
    yitiriyor usul usul. İnsanın içini karartan bulutların seferi var
    göğün maviliğinde. Yağmur ha yağdı ha yağacak. İn-
    cecik bir çisenti yokluyor boşluğunu insan yüreğinin.
    Hüznün bütün koşulları hazır. Nedenini bilmediğim bir
    keder akıyor damarlarımdan. Kalbimin üstünde binlerce
    bıçak ağzı... ve yüzüm ömrümün atlası; düzlükleri bunaltı,
    yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir
    engebeler atlası. Yaşamak bir can sıkıntısı mıdır Ömür
    hanım?


    Her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? Acıyı
    görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek
    kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan,
    umuttan, sevinçten ne anlar? Göğü görmeden, denizi gör-
    meden maviyi anlamaya benzemez mi bu? Bir güz dü-
    şünün ki Ömür hanım, ilkyazı olmamış, yazı yaşanmamış,
    böyle bir güzün hüznü hüzün müdür? Başlamanın bir
    anlamı varsa bitişi göze almak, bitişin bir anlamı varsa
    başlangıcı olmak değil midir? Yaşamı düz bir çizgide tut-
    mak tükenmektir. Yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı
    aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe, alışkanlıkların
    sınırlarını aşmadıkça zaman zaman, yaşamak nasıl yenilik
    olur tükenmek değil de?


    Yağmur yağıyor Ömür hanım...gökten değil, yüreğimin
    boşluğundan ömrümün ıssız toprağına...Ve ben sonsuz
    bir düzlükte bir küçücük, bir silik nokta gibi eriyip gi-
    diyorum. Seslensem kim duyar sesimi yalnızlıklar ka-
    tından?


    Dönelim...Dönmek yenilmektir biraz da, yarım kalmasıdır
    çıkışlarımızın, korkaklıktır, alışkanlıkların güvenli küflü
    kabuklarına sığınmaktır...Olsun dönelim biz yine de. Bi-
    lincinde olmadan üstlendiğimiz sorumluluklarımız var.
    Evlere dönelim, sırtımızın kamburu evlere, cılızlığımızın
    görkemli korunaklarına, yalnızlığımızın kalelerine dö-
    nelim. Ölçüsüz yaşamak bize göre değil Ömür hanım.
    Büyürken geniş ufuklarımız olmadı bizim. Küçücük
    avuçlarımızla sınırlarımızı genişletmek istedikçe yaşamın
    binlerce engeli yığıldı önümüze. Hangi birini yenebilirdik
    bunca olanaksızlık içinde. Umutsuzluğu tanıdık, yenilgiyi
    öğrendik böylece.

    Yaşama sevinci adına bir tutamağım kalmadı Ömür hanım.
    Bir garip boşlukta çiviliyim günlerdir gözbebeklerimden.
    Sahi nedir yaşamın anlamı? Geriye dönüyorum sık sık
    yanıt aramak adına, yüreğimin silik izler bırakıp, ağır
    yükler aldığı zamanın derin denizlerine. Bakıyorum umut
    karamsarlığın, sevinç acının azıcık soluk almasından başka
    ne ki? Yaşamsa gerçekle düşün umutsuz bir savaşı, her şeyi
    içine alan kocaman bir yanılsama... Değil mi yoksa?


    Öyle büyük umutlarım olmadı benim, büyük düşlerim,
    özlemlerim, büyük beklentilerim olmadı. Koşullarım beni
    oluşturdu ben acılarımı buldum. Herkes gibi yaşasaydım
    eğer, yaşamı onlar gibi görebilseydim çarşılar yeterdi
    avutmaya beni. Bir gömlek, bir ayakkabı, bir elbise; bir
    yemek lokantalarda; televizyon, halı, masa ve daha nice
    eşya yeterdi yalnızlığı örtmeye, kendimi göstermeye, va-
    rolmaya, 'dar çevre yitikleri'nde önem kazanmaya...


    Oysa ben bir akşamüstü oturup turuncu bir yangının
    eteklerine, yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla
    dünyayı ve kendimi tüketmek isterdim. Öyle bir tüketmek
    ki, sonucu yepyeni bir "ben"e ulaştırırdı beni, kederli dal-
    gınlığımdan her döndüğümde...Bir ben ki tüm ilişkilerin
    perde arkasını görür de gülerdim sessizce yapay ya-
    kınlıklarına insanların. Kim kimi ne kadar anlayabilir
    Ömür hanım?


    Susmak yalnızlığın ana dilidir, Ömür hanım, şiiridir, beni
    konuşmaya zorlama ne olur. Sözün sularını tükettim ben,
    kaynağını kuruttum. Geriye bir büyük sessizlik kaldı yü-
    reğimde, kalabalıklar, kalabalıklar kadar büyük...Yalnızım
    Ömür hanım, geceler boyu akıp giden ırmaklar gibi ka-
    ranlıklar içre, öyle yitik, öyle üzgün, yalnızım...Sularım
    toprağa sızıyor bak. Yüzümü geceler örtüyor. Binlerce taş
    saklanıyor içimde. Kim kimin derinliğini görebilir, hem
    hangi gözle?


    Kendilerinin olan tek sözcük yok dillerinde, öyle çok ko-
    nuşuyorlar ki...Bir söz insanın neresinden doğar dersiniz?
    Dilinden mi, yüreğinden mi, aklından mı? Düşlerinden
    mi yoksa gerçeğinden mi? Ve kaç kapıdan geçip yerini
    bulur bir başka insanda? Yerini bulur mu gerçekten? Sözü
    yasaklamalı Ömür hanım yasaklamalı...Kimsenin kimseyi
    anlamadığı bir dünyada söz boşluğu dövmekten başka ne
    işe yarıyor ki? Olanağı olsa da insanların yürekleri ko-
    nuşabilseydi dilleri yerine, her şey daha yalansız, daha içten
    olurdu. Aklı silmeli diyorum insan ilişkilerinden. Yanılıyor
    muyum? Olsun. Yanıldığımı biliyorum ya...



    Yeni bir şeyler söyle bana ne olur, yeni bir şeyler. Kurşun
    aktı kulaklarıma hep aynı sözleri, aynı sesleri duymaktan.
    Belirsizlik güzeldir, de örneğin, kesinlik çirkin. Sessizlik
    sesten -hele de güncel ve kof- her zaman iyidir; düş gücü,
    iç zenginliği verir insana. Dünyanın usul usul ağaran o
    puslu sabahları ve günün turuncu tülleriyle örtünen dingin
    akşamları bu yüzden etkiler bizi, duygulandırır, de. Anlık
    izlenimler sürekli görünümlerden her zaman daha güçlü,
    kalıcı ömürlüdür...Alışkanlıklar öldürür güzelliğimizi,
    bizi değişmek çirkinleştirir de.


    Kimse düşlerine yetişemez ve kimse geçemez gerçeğini bir
    adım bile; bu yüzden sıkıntı verir zaman, kısa kalır, sonsuz
    olur, insanın küçücük ömrünün karşısında. İstemenin kuralı
    yoktur, de, açıklaması sınırı suçu yoktur; istemek ya-
    şamın kendiliğinden sonucudur, ne haklı ne haksız,
    ne yerinde ne yersiz...


    Biz hepimiz dikenli tellerle sarılıyız, her ilişkide bir par-
    çamız kalır ve bölüne bölüne biteriz de. En büyük hü-
    nerimiz kendimize karşı olmak, aykırı yaşamaktır, acı
    kaynaklarımızı ellerimizle yaratarak...Kıyılarımız duy-
    gularımızın boyunda, derinliğimiz aklımızın ölçüsündedir;
    ufuklarımızsa sisler içinde...O kıyısız gökyüzü nasıl sığar
    küçücük gözlerimize, bir bardak suya, demirli bir pen-
    cereye...Nasıl gizleriz ağız dil vermez bir geceye? Ve nedir
    ki gizi, daraldığımız her yerde bir genişlik duygusu verir
    içimize. Çözemeyiz, de, bu güdük bilinç, bu sığ yürek,
    bu ezbere yaşamla.


    Dünya bir testidir, de, Ömür hanım, ömür bir su...Sızar
    iğneucu gözeneklerinden zamanın, bir içim serinlik bir
    yudum mutluluk için. Ve bir gün ölümün balkonundan...
    dökülür toprağa el içi kadar bir su. Yerde birkaç damla
    nem, bir avuç ıslaklık...Ölümü bilerek nasıl yaşar insan,
    geride dünyanın kalacağını bilerek nasıl ölür; bilmek bütün
    acıların anasıdır, de...


    Sars aklımın cılız ayaklarını, kuşat beni. Değişik şeyler
    söyle ne olur, yeni bir şeyler söyle. Yıldım ömrümün ka-
    lıplarından. Beni duy ve anla.


    Yağmur dindi Ömür hanım. Gökyüzü masmavi gülümsedi
    yine. Doğa aynı oyununu oynuyor bizimle. Umudun
    ucunu gösteriyor usulca, iyimserliğin ışığını süzüyor mavi
    atlasından. Ne aldanış! Bulutların rengi mavi-beyaz mıdır,
    kurşuni-külrengi mi yoksa?


    Gökyüzünü öpmek isterdim Ömür hanım, gözlerimle değil
    dudaklarımla. Yoruldum bulutları kirpiklerimde taşı-
    maktan. Delilik mi dedin? Kim bilir...Belki de yerde sü-
    rünmenin bir tepkisidir bu, ya da ne bileyim bilinçsiz bir
    aykırı olmak duygusu. Gökyüzü de olmak isteyebilirdim
    değil mi? Kim ne diyebilir ki?


    Kimseler görmedi Ömür hanım, bu dünyadan ben geçtim.
    İçimde umudun kırk kilitli sandıkları, elimde bir avuç düş
    ölüsü yüreğim -içinde senin ve benim ağırlığım- benim
    olmayan bir garip gülümsemeyle yüzümde, incelik adına,
    ben geçtim...Yerini bulmamış bir içtenlik, yanılmış bir
    saygı ve bir hüzün eğrisi olarak ilişkilerin gergefinde,
    ördüm ömrümün dokusunu ilmek ilmek. Beni cam kı-
    rıklarıyla anımsasın insanlar, savrulan bir yaprak hüznü
    ve dağınıklığı ile... Yükümü yanlış bedestanlara çözdüm.


    Ezilmiş bir gül hüznü var yüreğimde. Saatlerce dayak
    yemiş bir sanığın çözülmesi içindeyim. Ürperiyorum. Bir
    at kestanesi durmadan yaprak döküyor yalnızlığın so-
    kaklarında, örtüyor ömrümün ilk yazını. İçimde bir çocuk,
    yalın ayak koşuyor yaşlılığa doğru, binlerce kez yenilmiş
    umut ölülerini çiğneyerek. Sahi yaşlılık, derin bir iç çekiş,
    yanılmış bir çocukluk olmasın Ömür hanım?



    Ankara, Güz/1983 ŞÜKRÜ ERBAŞ
  • Az anlamak, ters anlamaktan iyidir.

    İnsan huzuru kendi içinde bulamazsa, boşuna etrafta aramasın.

    Cesur insan, imanı çok olan insandır.

    Kabiliyetli bir insanın arkasında, daima kabiliyetli başka insanlar vardır.

    Tek deliği olan fare çabuk tutulur.

    Kıymetli olan şey, lazım olduğu zaman insanın eline geçendir.

    Sabır göstermek, zafere ulaşmanın ilk şartıdır.

    İnsanlar hatalarını mutluyken değil ancak mutsuzken anlar.

    Ey dostlarım! Unutmayın ki dünyada dost yoktur.

    Dost, paradan zor kazanılır, ama paradan kolay sarf edilir.

    Tırmanmayı göze alan, zirvenin hazzını yaşar.

    Akıllı insan, bütün yumurtaları aynı sepete koymaz.

    İnsan yenilince tükenmez, pes edince tükenir.

    Başa gelen felaketten başkalarını sorumlu tutmak, cahillik işaretidir.

    Ya sus, ya da sükûttan daha kıymetli bir şey söyle.

    Zenginliğe açılan kapı küçüktür. Oraya girebilmek için eğilmek gerekir.

    Bazı problemler çözülmez, oldukları gibi kabul edilir.

    Zamanında davranmasını bilmedikten sonra, koşmanın hiçbir faydası yoktur.

    Hayat, silgi kullanmadan resim çizme sanatıdır.

    İnsan ne için yaşıyorsa, ancak onun büyüklüğü ve önemi kadar yükselir.

    Dünyaya fazla önem verme ki, hür yaşayabilesin.

    Bir insanın zekâsı verdiği cevaplardan değil, sorduğu sorulardan anlaşılır.

    Bitkinin güzelliği, tohumun iyiliğinden gelir.

    Göğün her yerde mavi olduğunu anlamak için dünyayı dolaşmak gerekmez.

    Sadece hiç bir iş yapmayan insanlar hata işlemez.

    Gönlü aydın bir kişiye kul olmak, padişahların başına tac olmaktan iyidir.

    Yüzüne karşı övülmek ancak ahmakların hoşuna gider.

    Durmadan devam ettiğin sürece, ne kadar yavaş gittiğin önemli değildir.

    Yiğit harpte, dost dertte, olgun adam hiddette belli olur.

    Eğer haksızlık önünde eğilirsen, hakkınla beraber şerefini de kaybedersin.

    Bir yere girmeden önce, oradan nasıl çıkacağınızı düşünün.

    Ölüm öncesi yorgunluk var gözlerimde… Gölgem bile boğmak için fırsat arıyor!

    İnsanın gözü karanlıkta da iyi görmez, çok parlak ışıkta da.

    Korkaklar ecelleri gelmeden birkaç kere ölürler. Cesurlar ölümü bir kere tadarlar.

    Servi ve çamların yaprak düşürmediği, ancak kış gelince belli olur.

    Rüyanızın gerçekleşmesini istiyorsanız, öncelikle uykudan uyanmanız gerekir.

    İmkânsızlık, sadece aptalların sözlüğünde bulunan bir kelimedir.

    Önemli olan, söylenenin ne olduğu ya da nasıl söylendiği değil, nasıl anlaşıldığıdır.

    Umutla yolculuk etmek, gidilecek yere varmaktan çok daha zevklidir.

    Yarın bambaşka bir insan olacağım diyorsun. Niye bu günden başlamıyorsun?

    Çiçeğin dikeni var diye üzüleceğimize, dikenin çiçeği var diye sevinelim.

    Üzülmek, yarının sıkıntısından bir şey eksiltmez, sadece bugünün gücünü tüketir.

    Kaplumbağaya dikkat et. Ancak kafasını çıkarıp risk aldığında ilerleyebiliyor.

    Bir işe başlamadan önce iyice düşün, ama bir kere başlayınca da hemen bitirmeye bak.

    İnsan ne kadar büyük ruhlu olursa, aşkı o kadar derin bir şekilde duyar.

    Çocuğuna küçük şeylerden zevk almasını öğreten ona büyük bir servet bırakmış olur.

    Hiçbir zaman çıktığın kapıyı hızla çarpma, geri dönmek isteyebilirsin.

    Aptallar akıllılardan pek az şey öğrenirler. Ama akıllılar aptallardan çok şey öğrenirler.

    İnsan düşünmek, inanmak daha da önemlisi sevmek için dünyaya gelmiştir.

    Hayat kalbini okuyacak bir şarkıcı yaratmadıysa, aklını konuşacak bir filozof yaratır…

    Kendinizi idare ederken kafanızı, başkalarını idare ederken kalbinizi kullanın.

    Hiçbir şey bir fikirden daha tehlikeli değildir. Eğer o fikir sahip olduğunuz tek fikirse.

    Gençler bilseydi, ihtiyarlar yapabilseydi, bu dünyada yapılmayan iş kalmazdı.

    Sözün en güzeli, söyleyenin doğru olarak söylediği, dinleyenin de yararlandığı sözdür.

    İnsanlar başaklara benzerler, içleri boşken başları havadadır, doldukça eğilirler.

    Söylenmesi gereken şeyi, söylenmesi gereken kişiye ve sadece gerektiği zaman söylemelidir.

    Rüyanızın gerçek olmasını istiyorsanız, öncelikle uykudan uyanmanız gerekir.

    İstediğiniz kadar yüksek sırıklar üzerine çıkın. Her koşulda kendi bacaklarınızla yürüyeceksiniz.

    Gözlerin rengi, biçimi ne kadar farklı olursa olsun gözyaşlarının rengi aynıdır.

    Başkalarına karşı zafer kazanan kuvvetlidir, kendi nefsine karşı zafer kazanan ise kudretlidir.

    Bir dostun üzüntüsüne herkes katılır, başarılarına ise ancak yüksek ruhlular sevinir.

    Daima gerçeklerin savunucusu ol. Takdir eden olmasa bile, vicdanına hesap vermekten kurtulursun.

    Her rüzgârda otlar gibi eğilip bükülürsen, dağlar kadar olsan bile, bir ota değmezsin.

    Bir aslanın idare ettiği ceylan ordusu, bir ceylanın idare ettiği aslan ordusundan çok daha iyidir.

    Nankör insan, her şeyin fiyatını bilen fakat hiçbir şeyin değerini bilmeyen kimsedir.

    Ceketinin düğmelerinden biri eksik olan erkek için yapacak iki şey vardır: Evlenmek veya boşanmak.

    Evlenmeden önce gözlerinizi dört açın. Evlendikten sonra yarı yarıya kapatabilirsiniz.

    Kaç sokak var gördüğümde ağladığım bilir misin? Yalnızlıktan midem bulanır gel desem gelir misin?

    Kötülük etme fırsatı insanın karşısına günde yüz kere, iyilik etme fırsatı ise yılda bir kere çıkar.

    Düşünce şeytandan davranış tanrıdandır hangi düşüncenin davranışa dönüşeceğine karar verense insandır!

    Düşünüyorum acaba çekip gitsem kimselerin olmadığı yerde kimselerin olduğu yerden daha rahat eder miyim acaba.

    Mutlu olmayı yarına bırakmak, karşıya geçmek için nehrin durmasını beklemeye benzer… Nehir asla durmaz…

    En kolay şey insanın kendisini aldatmasıdır, çünkü bir insan genellikle istediği şeyin gerçek olduğuna inanır.

    Yanımda kimse olmadığından değil yalnızlığım, yalnız olduğumu pekguzelsozler.com söyleyebileceğim kimsem olmadığı için yalnızım…

    Ona sevdiğinizi söylemek ya da hissettirmek için yarını beklemeyin. Yarın olduğunda o ya da siz artık olmayabilirsiniz…

    Doğarken sen ağlıyordun, başkaları gülüyordu. Öyle bir hayat yaşa ki, öldüğünde sen gülesin, başkaları ağlasın.

    Eğer insanlar yalnızca anladıkları konular hakkında konuşacak olsalardı, çevredeki sessizlik dayanılmaz bir hal alırdı.

    Dünyanın gördüğü her büyük başarı, önce bir hayaldi. En büyük çınar bir tohumdu, en büyük kuş bir yumurtada gizliydi.

    Şimdi daha iyi anlıyorum ki, nefes almak değilmiş, yaşamak. Ateşlerde yanmak gibi bir şey, seni severken, sensiz olmak…

    Ağırdır sevmelerim her yürek taşıyamaz, büyüktür umutlarım her omuz kaldıramaz, her şey olur da şu kalbim, bir tek sensiz olamaz.

    Basit kadınlar güzel olmayı, zeki olmaya tercih ederler. Çünkü basit erkeklerde zekâyı anlayacak kafadan ziyade, güzelliği görecek göz vardır.

    Senin ne olduğun benim için önemli değil. Sonuçta gözlerimin sana baktığı kadarsın. Ben o gözleri senden çektiğim an hoş bir anı olarak kalırsın…

    Kopan bir ipe sımsıkı bir düğüm atarsanız, ipin en sağlam yeri artık bu düğümdür. Ama ipe her dokunuşunuzda canınızı acıtan tek nokta yine o düğümdür…

    Yarının bugünden daha iyi olacağı ümidiyle yetinmek yerine, hemen bugün yarın uyandığımızda kendimizi önceki günden biraz daha iyi hissetmemizi sağlayacak bir şeyler yapabiliriz.
  • Her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? Acıyı görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan, umuttan, sevinçten ne anlar?
    Göğü görmeden, denizi gör- meden maviyi anlamaya benzemez mi bu?
    Bir güz dü- şünün ki Ömür hanım, ilkyazı olmamış, yazı yaşanmamış, böyle bir güzün hüznü hüzün müdür?
    Başlamanın bir anlamı varsa bitişi göze almak, bitişin bir anlamı varsa başlangıcı olmak değil midir?
    Yaşamı düz bir çizgide tut- mak tükenmektir. Yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe, alışkanlıkların sınırlarını aşmadıkça zaman zaman, yaşamak nasıl yenilik olur tükenmek değil de?