• Sende yüreğim var,
    Canım var,
    Aklım fikrim var,
    Sende her şeyim var.
    Nazım Hikmet ♥️
  • Elif
    " Adınla hatırladım, kendimi bırakırsam kaybedecek çok şeyim olduğunu. Sen, Elif kadar narin, bir o kadar güçlü ve anlamını çözemeyecek kadar gizemliydin benim aklımda. Adını kazıdığım yere, her dokunduğunda varlığından şüpheye düşmedim bir daha. Ruhuna işlemiş bakışlarını hayali açık tuttu gözlerimi. Tenime dokunan parmakların nakşetti tutkuyu bedenime. Kokun cennetin varlığından şüphe etmemi imkansız kıldı. Seni özleyerek geçti günlerim, gecelerin. Sana kavuşmanın hayaline kaptırırken kendimi, adın bir dua gibi dilimdeydi daima. Elif..."
  • Zengin bir hayal içinde meçhul, daima malûmun en korkunç rakibidir. Ben malûmum. Yani sayısız imkânlar arasında gerçekleşmiş ve donmuş bir imkânım. Ben bir şeyim, meçhul her şeydir. Fakat... unutma ki, ben varım; meçhul, yoktur. O, sadece olabilir, fakat olmayabilir de! Ben bir realiteyim, o bir imkândır. Bu farkı anlamayan bir aşka sen beni inandıramazsın.
    Peyami Safa
    Sayfa 166 - Ötüken
  • "İrâde, ilim, görüş, sorumluluk ve her şeyim var ve bütün bunları yaşamım için de bilmem gerekir; onları inkâr etmemeliyim."
  • Önce İsyan!
    Bilmez misin insan nankördür, günahkardır,
    Bilmez misin seni unutur, yolda bırakır,
    Bilmez misin yerine başkasını koyar ve unutur,
    Sonra Yıkım!
    Olmaz mıydı bir kez ihanet etmese,
    Olmaz mıydı adını başkasına verip ona her şeyim demese,
    Olmaz mıydı geçmişi hatırlayıp tekrar sana dönse,
    En Son Kurtuluş!
    İşte bitiyor böyle bir devir de,
    İşte kapanıyor bu genin gözleri de,
    İşte bakıyor sonsuza titremeden, sağa sola seyrilmeden
    Ve mavileşiyor,
    Ve ruh çıkıyor,
    Artık sadece bir çöpsün, bir parça et,
    Hoşçakal sevgili sevdiğini mutlu et.

    Enver E.
  • Dün sabaha karşı, kendimle konuştum.
    Ben hep kendime çıkan bir yokuştum.
    Yokuşun başında bir düşman vardı,
    Onu vurmaya gittim, kendimle vuruştum.
    ÖZDEMİR ASAF

    DİPNOT: Özdemir ASAF’ın şairliğini basit bulanlara gelsin Özdemir ASAF’ın bu “DO” şiiri. İçindeki psikolojik gerilimi, duygu yoğunluğunun kısa/öz anlatımını göremeyen veya hissedemeyenler; basit bulmaya devam etsinler…

    DİPNOTLARIN SONDA OLMADIĞI BİR İNCELEME YAZISI...

    DİPNOT: Türk Dil Kurumunun önerisi ile "dipçe"; fakat ben dipnotu kullanmayı tercih ediyorum, bana daha güzel geliyor.

    Yalnızlığımız bize kalabalık geldiğinde, dünyanın hareketlerinin basitleştiğini hissettiğimizde, hayat bizi erken veya geç bir şekilde yorgunluğuyla egale ettiğinde, yenilmemek için zihnimizde yeni dünyalar yaratırız. Şizofreni veya adını bilemediğim türlü kişilik bozukluğu hastalıklarıyla olur bazen bu, bazen de gayet sağlıklı olduğumuz halde, daha sağlıklı olmak amacıyla savunma mekanizmalarımız geçer harekete. Hayatın bir numaralı gerçeği şudur ki, biz insanlar her şeye alışıyoruz. Yaşlılığa, acıya, mutluluğa ve hatta ölüme alışıyoruz. Bu durumda şizofrenik hastaların da bu duruma alışmaktan başka bir çareleri yok elbette. Nasıl ki John Nash zihninde yarattığı üç arkadaşına alışmışsa, nasıl ki Tyler Durden aslında başkası sandığı birinin kendisi olduğuna alışmışsa, nasıl ki Bay Brooks hayali arkadaşı Marshall ile yaşamayı başarılı hale getirdiyse; hepimiz hayatımızda olanlara alışmak mecburiyetindeyiz. İbrahim Yusuf PALA’nın bu kitabında da yazdığı karakterlerin dünyasında yaşayan, gördüğü düşlerin gerçekliğinde yolunu arayan, yarattığı evrenin iğrençliğinde gerçek dünyanın çirkinliğine bile özlem duyan yazar Ramazan Salti’nin Kaybolan Düşler Senfonisi’ne; zihin rüzgârlarımızla ıslık çalarak eşlik ediyoruz.

    DİPNOT: Karakterler o kadar karıştı ki kafamda, belki de baş karakterin adı başkaydı. Kusura bakmayın İbrahim Bey:)
    DİPNOT 2: Akıl Oyunları, Mr Brooks ve Dövüş Kulübü filmleriyle ilgili özel bilgiler verdiğim için özür dilerim:)
    DİPNOT 3: Şizofreni ve benzer hastalıklar psikolojik gerilim eserlerinde her ne kadar hoşumuza gitse de gerçekte karizmatik ve gizemli bir hastalık değil, oldukça üzücü hastalık türleri.

    Bay Şair’in şiiriyle başlayınca kitap, “Eyvah, bir Kahraman Tazeoğlu romanı mı okuyacağım acaba” diye korkmadım değil. Fakat devamında öyle bir noktaya geldi ki eser, soluksuz okudum. + 18 bölümleri rahatsız edici veya yersiz bulmadım, olması gereken şekilde ve seviyede kaldı bence. Psikolojik rahatsızlığı olan bir karakterin hikâyesini okuduğumuz daha ilk sayfalarda anlaşılıyor çünkü. Böyle bir karakterden de sağlıklı bir yaşantı hikayesi beklememiz saçma olur bence. Yazarın hediyesinden dolayı değil, gerçekten beğendiğim için beğendiğimi söyleyerek kitabı psikolojik gerilim – gizem seven herkese gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum.Kitapla ilgili fazla ayrıntıya girip sürpriz kaçıran bilgiler vermek istemiyorum. Yazarımız İbrahim Yusuf PALA’nın hediyesi sayesinde sitede okur arkadaşlarımız kitapla ilgili oldukça güzel bilgiler, incelemeler yazmış, ben de yazarımıza teşekkür mahiyetinde bir şeyler karalamak istedim.

    DİPNOT: Kendisine tekrardan teşekkür ediyorum yeri gelmişken.

    Kitapla ilgili tek olumsuz düşüncem, hızlı bitmesi. Daha fazla ayrıntıya girilse, hikâye bizi daha fazla içine alsa, çok daha başarılı bir eser okuyabilirdik diye düşünüyorum.

    SON DİPNOT: Yazımı okuyan herkese teşekkür edip kitapla paralel olduğunu düşündüğüm kendi şiirimle sizlere şimdilik veda ediyorum…


    Farz-ı Misale
    Sevdiğim her şeyim, sevmediklerim oldu
    Düştüğüm yalanın içinde gerçekliğe boğuldum

    Hangisi hayal ve mücerret ?
    Hangisi gerçek ve müşahhas ?
    Ayrıntımda kayboldum.

    Belki de öldüm; hatırlamıyorum
    Belki de gördün cenazemi
    Ben hangi hayatı yaşıyorum ki...

    Seçtiğim her yolun sonunda, pişmanlığımı buldum;
    Verdiğim her kararda müebbetle mahkum oldum

    Hatıralarım gerçek mi ?
    Hayallerimse mecaz mı ?
    Artık çözemiyorum.

    Belki de öldüm; hatırlamıyorum
    Belki de gördün cenazemi
    Ben hangi hayatı yaşıyorum ki...