• 160 syf.
    ·4 günde·9/10
    Herkese merhabalar. Yeraltından Notlar,"Suç ve Ceza" ve "Beyaz Geceler" kitaplarından sonra Dostoyevski'nin okuduğum üçüncü kitabı oldu. Kitabı daha önce okumaya başladığımda derslerimin yoğun olması nedeni ile okumamı devam ettirememiş ve yarım bırakmak zorunda kalmıştım. Dostoyevski gibi bir yazarın eserini yarım bırakmak çok saçma görünüyor olabilir ama ilk okumamda bu kitabı okuyup anlayabilmek için yeterli okuma ve okuduğunu anlama becerisine sahip değildim. Aslında biraz da kitabı anlayamadan okumuş olmamak ve böyle bir kitabı zevk alamadan hayatımdan çıkarmış olmamak adına yarıda kesmiştim okumamı. İyi ki de yarım bırakmışım. Bugün, okuma becerimi biraz daha geliştirdikten sonra bu kitabı okumuş olmam kitabı anlamam açısından çok daha iyi oldu benim için. Yani eğer kendinizi kitabı okumak için herhangi bir yönden eksik hissediyorsanız, ya da kafanız yoğunsa ve başka dertler ile meşgulseniz bu kitabı okuma işini daha farklı bir tarihe atmalısınız bence. Bu kitabı kafanızın rahat olduğu ve yorgun olmadığı bir dönemde okursanız sizin için çok daha faydalı olacaktır. Bu tavsiyelerimi kesinlikle dikkate alın.

    Evet, inceleme kısmına geçebiliriz. Kitabı tüm yönleriyle elimden geldiği kadar incelemeye çalışıp;okuma hevesinizi kıracak cümleler kullanmamaya özen göstereceğim.

    Öncelikle şunu söylemeliyim ki, kitabımız iki bölümden oluşuyor. Kitap birinci tekil kişili(ben) bir anlatımla kaleme alınmış. Birinci bölümde kahramanımız kendini tanıtıyor ve bize bazı hayat tecrübelerini kendine has cümleleri ile aktarıyor. Kahramanımız yaşadığı yeri "yer altı" olarak isimlendiriyor. Hayatı boyunca yer altından dış dünyaya dair yaptığı gözlemleri okuyucularına anlatıyor.

    Çok da objektif bir anlatım var kitapta, kahramanımız özeleştirisini çok iyi yapıyor. İnsanlara verdiği mesajlar açısından birinci bölümün didaktik özelliği çok yüksek.

    Ayrıca birinci bölüm anlaması çok zor, yoğun ve zeka dolu cümlelerden oluşturulmuş. Bu sebeple bazı cümleleri anlayabilmek için tekrar tekrar okumanız gerekebilir.

    İkinci bölümde ise kahramanımız başından geçen bir anıyı anlatıyor. Anlatılan bu öykü kısmında Dostoyevski tüm özellikleri ile gösteriyor kendini.

    Dostoyevski kitapta;fuhuş, çıkar üzerine kurulu dostluklar, insan ilişkileri ve toplum ahlaksızlığı gibi dönem Rusya'sının tüm negatif yönlerini kaleme almış.

    Öykü bölümümüz çok akıcı, sürükleyici bir dille kaleme alınmış,son sayfalara kadar kitabın sonunun nasıl olacağına dair bir çıkarım yapamıyorsunuz. Öykü alışık olunmadık bir sonla bitiyor. Kitap "Suç ve Ceza" ile birçok yönden birbirine benziyor.

    Dostoyevski yine kahramanların psikolojik hallerini gerçekten çok iyi aktarmış. Zaten tüm eserlerinde de bu yönüyle öne çıkıyor.

    Kitabı kişiler açısından değerlendirecek olursak Dostoyevski alışılmışın dışına çıkmamış. Başkahramanımız melankolik, zeki, kibirli ve kendini insanlardan soyutlamış birisi.Dostoyevski'nin yarattığı bir karakter olduğu çok belirgin yani.

    Dostoyevski kitabı yazarken tam anlamı ile dehasını konuşturmuş gerçekten,okuyucuyu zorlayan bir anlatım var kitapta. Kitap bence "Suç ve Ceza" dan daha vasat, "Beyaz Geceler" den daha iyi bir kitap. Suç ve Ceza benden 10 puan, Beyaz Geceler ise 8 puan almıştı. Yeraltından Notlar'a da 9 puan veriyorum.

    "Her şeyin farkında olmak bir hastalıktır. Gerçek, tam bir hastalıktır."

    Kitaptaki bu alıntı çok güzel ve anlamlıydı,beni biraz düşündürdüğü için incelememde yer vermek istedim.

    Kafam biraz yorgundu, elimden bu kadar geldi. Değerli zamanından ayırıp da incelememi okuyan herkese çok teşekkür ederim. :))
  • 464 syf.
    ·12 günde·9/10
    Öncelikle incelemeye geçmeden önce bir şeyler söylemek istiyorum.

    Kitabı Tuğba Karaca ile ortak düzenlediğimiz "Charles Dickens okuma etkinliği" dahilinde okudum. Biz etkinliği düzenleme kararı alırken güzel olacağına en başından inanmıştık,ancak katılımın bu kadar fazla olacağını ben tahmin etmiyordum açıkçası.Yaklaşık yüz-yüz beş okurun katılımı ile gerçekleşen güzel bir etkinlik oldu. Katılım sayısının bu denli fazla olması da etkinliği daha güzel kılan bir detay oldu bence. Ricalarımızı kırmayan, davetimize icabet eden ve bu etkinliği daha güzel kılan herkese çok teşekkür ediyorum ben.

    Evet, teşekkür faslı bitti.Sıktıysam özür dilerim. Uzun bir inceleme olacak. Kitabı her yönüyle, sizin okuma hevesinizi kıracak cümleler(Spoiler) kullanmamaya özen göstererek incelemeye çalışacağım. Başlayalım.

    İncelememe "Her şeyin kitabı" başlığını attım;çünkü kitabımız aşk, heyecan, dram, sefalet, açlık, gizem, korku ve savaş sahneleri ile dolu.

    Fransız İhtilali ve öncesini konu alan kitapta kurgu sadece savaşa neden olan soylular sınıfı üzerine değil, toplumun her kesiminden insanlar üzerine yapılıyor. Savaşa yine her zamanki gibi zenginler neden oluyor.

    Kitapta açlıktan ot ve çimen yiyen sefilleri, dini değerlerden nefret ettiği gibi başkalarının da dini yaşamasına engel olmaya çalışan abileri, kendisi ve ailesine dua etmesinden dolayı kocasından dayak diyen ablaları, dedikodu meraklılarını, kana susamış savaşçıları ve kafa koparan tonton teyzeleri göreceğiz.

    Bozulmuş adalet yapısı; haksızlığa uğramış, nedenini bile bilmeden yıllarca hapis yatmış insanlar ve haksız yargılar ile idam edilen veya idamın eşiğine sürüklenen masumlar...
    Dickens, kitapta dönemin bu ve bunun gibi tüm olumsuzluklarına değiniyor.

    Gördüğümüz gibi kitabın içerik bakımından maşallahı var. Her şeyi içeriyor. Tabiki bu yazdıklarım sadece birkaç küçük örnek. Bunların çok daha fazlası var kitapta.

    Dickens, kitabı 1859 yılında gazetelerde tefrika etmek amacı ile yazmış ve birçok tarihsel iz taşıyan kitabımız 200 milyonun üzerinde satışı yapılarak "Tüm zamanların en fazla satılan, en meşhur kitabı" ünvanını kazanmış.

    Kitabımızın ismini belirleyen "iki şehir" de Paris ve Londra şehirleri bu arada. Fransız bir aristokrat ve İngiliz bir avukatın yolları bir aşk dolayısı ile kesişiyor ve ana ve yan karakterlerimiz bu şehirler arasında geçiş yapmış kişilerden oluşuyor. Kimisi Londra'dan Paris'e, kimisi de Paris'ten Londra'ya geçiyor...

    "Zamanların en iyisiydi, hem de en kötüsü. Akıl çağıydı, hem de budalalık çağı. İnanç çağıydı, hem de inkar çağı. Bir taraftan aydınlık, diğer taraftan karanlık bir çağ yaşanıyordu. Umudun baharıydı, yeisin kışı. Her şeyimiz vardı ama hiçbir şeyimiz yoktu. Hepimiz cennete gidiyorduk, hem de cehenneme" gibi tezatlar içeren cümlelerden oluşturulmuş bir paragraf ile başlıyor kitabımız.

    Aslında bu tezatlar savaşa neden olan kesimin hangi kesim olduğunu az çok belli ediyor. Zenginlerin halkı sefalete sürüklemesi Fransız Devrimi'nin patlak vermesine neden oluyor. Halk artık açlığa, sefalete ve ezilmeye daha fazla tahammül edemeyip önüne geleni asıp kesiyor.

    Halk, kendi göbeğini kendisi kesiyor kısacası. İhtilal sonuçları irdelendiğinde dünya çapında birçok farklılığın ortaya çıktığı görülüyor. Yeni Çağ'ı kapatıp, Yakın Çağ'ı başlatan bu ihtilal köleliği ve sınıflı toplum yapısını yok ediyor. Tüm insanların hukuksal eşitliğini sağlıyor. Milliyetçilik akımının ortaya çıkmasına neden olan devrim ayrıca insan haklarına verilen değerin artmasına ve bazı gelişmelerin yaşanmasına neden oluyor.

    Çok kan akıyor, ancak ihtilal Fransa'da ve tüm dünyada birçok gelişmeyi ve değişmeyi beraberinde getiriyor.

    Kitabın içeriğinden devam edelim...
    Bunca açlık, sefalet ve savaş sahnelerinin yanında, insanın içini ısıtan aşk sahneleri kitabı daha da güzel kılıyor.

    Bütün aşk mevzuları aslında bir kişinin etrafında gelişiyor. Doktor Manette'nin güzel kızı Lucie... Neredeyse ülkenin tüm avukatları bu kıza aşık :)

    "Bir kızı bin kişi ister, bir kişi alır" sözü bu kız için söylenmiş sanki. Lucie, kocasına gönül rahatlığı ile"Beni ne doktorlar, ne avukatlar istedi de ben sana vardım."diyebilir yani.

    Savaşın işlendiği sayfalara gelecek olursak...
    Savaş sahneleri o kadar gerçekçi ki ihtilalin ateşi ile yanan insanları çok iyi hissediyoruz.İntikam arayışı içinde olan, kan isteyen insanlar bize savaşı yaşatıyor. Kırmalı, dökmeli, kesmeli, parçalamalı; kan dolu sahneler... Kadınlı, erkekli;gözlerini kan bürümüş insanlar sefaletlerine dur demek için adeta kan emici yaratıklara dönüşüyorlar. Ne açlık, ne de susuzluk durdurabiliyor onları... Bir ara kitaptan yüzüme kan fışkırdı.

    Halk, sefaletlerine neden olan kişilerin vücutlarını "milli ustura" diye adlandırdıkları giyotin ile parçalıyor ve kellelerini mızrakların ucuna asıyor.Cumhuriyet destekçisi olmayanlar mahkemelerde hızlı bir şekilde, yeterli kanıta bile sahip olunmadan idama mahkum ediliyor ve parçalara ayrılıyor. Kısacası savaşlar ve ölümler çok gerçekçiydi.

    Kişilere gelelim...
    Kitapta iyiler çok iyi, kötüler de çok kötüydü. Herkes uçlarda yaşıyordu adeta. Benim en çok etkilendiğim karakter Sydney Carton oldu. Bu adam gerçek bir aşık, gerçek bir vefalı dost ve gerçek bir karizmaydı. Unutamayacağım roman karakterlerinden biri oldu. Bu adamı seveceğinize eminim. Carton kitaba muhteşem bir son hazırlıyor gerçekten. Kitabın son sayfaları çok etkileyiciydi.

    Etkinlik başladığı günden itibaren kitapla ilgili bazı gözlemlerim oldu. Kitabı okumaya başlayan birçok kişinin yarım bıraktığını ve incelemesini yapan bazı kişilerin bu kitabı bitirmenin çok zor olduğunu yazdıklarına şahit oldum.
    Kitabın ilk sayfalarının biraz sıkıcı olduğu ve kitabın tamamı değerlendirildiğinde de yer yer sıkıcılaştığı doğrudur. Bence kitabın bazı bölümlerde sıkıcılaşmasının nedeni içeriğinin çok geniş olması. Yazar sizi aniden farklı farklı olaylara götürebiliyor. Bu da okuyucularda odaklanma sorunu yaratıyor olabilir, ki ben de yer yer odaklanma sorunu yaşadım.

    Kitabın, "Dünyanın en meşhur kitabı, en çok satılan kitabı" ünvanını ne kadar hak ettiği tartışılır."Acaba neden bu kadar fazla satılmış?" diye ben de sorguladım açıkçası.

    Ben kitabın büyük bir edebi deha ile yazılmış, çok iyi bir kitap olduğunu düşünüyorum. Bence yarım bırakanlar ayıp etmişler. Bu kitap yarım bırakılacak kitap değil. Konu, kişiler, tarihi olayların yansıtılması... Tüm bu detaylar çok iyi düşünülmüş ve yazılmış.

    Her kitapta olduğu gibi ara sıra sıkıcı bölümler vardı ama olacak o kadar. Dediğim gibi, kitap çok iyi. En iyi olmadığı için 1 puan kırıyorum ve 9 puan veriyorum bu kitaba.

    Klasikleri okumayı seven herkesin okuması gereken;benim severek okuduğum ve bitirdiğimde "İyi ki okumuşum." diye düşündüğüm bir kitap oldu. Öneriyorum bu kitabı.

    İncelememi okuyan herkese çok teşekkür ediyorum. :)