Üniversite yıllarımda bir bukalemun değildim. Kaybolmuştum ve gerçek kimliğimi arıyordum. Ne amaçla yaratıldığımı bulmaya çalışıyordum. Kaybolmuştum ve çaresizce yolumu bulmak istiyordum. Sadece evimin, asıl ait olduğum yerin neresi olduğunu bilmiyordum. Rabbimiz İnşirah sûresinde “Sen kaybolmuştun. Rabbin seni buldu ve yol gösterdi.” buyurur. Ben de gerçek evimi bulmaya çalışırken “renk değiştirmeye” devam etmiştim. Gerçek rengimin “İslâm’ın Rengi” olacağını henüz bilmiyordum.
ve asiydim. İşte o günlerde bir Müslümanla tanışacaktım ve hayatımın akışı ben henüz farkında olmasam da o sıralarda değişecekti. Bir inanç arayışı içerisinde değildim. 22 yaşında bir gençtim ve hayatımı, duygularımı anlamlandırmaya çalışıyordum. Yılların ne getireceğini, hayatımın hangi yöne evrileceğini henüz bilmiyordum. Bu halim bana bir yönüyle Peygamberlerin hikayelerini hatırlatıyor: Kendilerine hidayet verilmeden önceki yalnızlıklarını, terk edilmişlik duygularını ve mücadelelerini. Farkında değildim fakat Allah hayatımı değiştirmek üzereydi. Şimdi görüyorum ki beni hakiki imana götüren yolculuğuma uzun yıllar önce başlamışım. Tıpkı göle atılan çakıl taşının küçük bir halka oluşturması gibi. Halkalar gitgide büyür ve sonunda kocaman bir halka oluşturur. İçine doğduğum, değerleriyle büyüdüğüm Hıristiyanlıktan uzaklaştım. Artık algılarım yeni inançlar ve yeni kültürler hakkında bilgi edinmeye açıktı. İçtenlikle affetmenin ne olduğunu yakinen öğrenebilmem için bana önce öfkeyi öğretmişti Rabbim. Allah’ın dininde huzur bulacağımı öğrenebilmem için kendimi yalnız ve kaybolmuş hissetmem gerekiyordu. Zorluklarla mücadele ederken yaşadıklarınızın amacını tespit etmekte zorlanırsınız. Hele Allah’a güvenmeyen biri için bu daha da zordur. Ama Allah bizim için hayırlı planlar kuranların en
"Bunların birçoğunu deneyimledikten sonra şunu söylemeliyim: İçimizdeki boşluğu Allah’ın rızasından başka bir şey dolduramıyor. Sonunda hepimiz ona döndürüleceğiz ve ancak kalplerimiz onunla huzur bulacak.