• Son bir aydır yapayalnızım ve bunun sorumlusu sadece benim.Kötü kararlar verip kötü sonuçlar aldım ve bunun doğrultusunda sevdiğim kim varsa kaybettim.Aslında hala yanımda olan üç beş dostum var.Ama onları da ben istemedim inatla.Yanımda olmak bana destek çıkmak istediler,reddettim.Ortada büyük bir yanlış vardı.Çok büyük bir yanlış yapmıştım ve sonuçlarına da katlanmak zorundaydım.Kimsenin bana destek olmasıyla yanımda olduğunu hissetirmesiyle geçecek bir şey değildi bunun acısı ve pişmanlığı.Bir çok şeyi üst üste yaşadım.Sevgilimi,dostlarımı kaybettim.Abim kanseri tekrar nüksettiği için yine hastaneye yatış yaptı.Onun üzüntüsü tazeyken birde yengemin kanser olduğunu öğrendik.Üstelik kuzenim de hala durumu bilmiyor ve benim onu yalnız bırakmamam gerektiğini söyleyip duruyorlar.Ben kendimi zor ayakta tutuyorken,birde bildiğimi ondan gizleyip hiçbir şey yokmuş gibi onunla vakit geçirmemi istiyorlar.Babanem var birde tabii.Son zamanlarda biraz uykusuzluk biraz da alkolün etkisiyle göz altlarım felaket durumda.Babanem bana hiç sıcakkanlı gelmezdi ama özellikle son birkaç gündür o kadar üzülüyor ki bana.Her şeyi ona anlattım.En başından her şeyi anlattım ve o günden beri beni bir an olsun yalnız bırakmıyor.Sürekli yanıma geliyor.Nasıl olduğumu sorup yemek yiyip yemediğimi falan kontrol ettikten sonra her şeyin yoluna gireceğini söyleyerek gidiyor.Girmiyor babaanne.Hiçbir şey yoluna girmiyor ve girecek gibi de durmuyor.İntihar hep çok güzel bir kaçış yolu olarak görünürdü gözüme.Bir aydır neredeyse tek düşündüğüm de bu.Hem de o kadar çok düşündüm ki en doğru zamana kadar karar verdim her şeye.10 aralık sabahı dedim.Biter gider zaten hiçbir şeye hiçkimseye bir faydam yok üstelik düştüğüm bu durum da içinden çıkılacak gibi değil işte.Korkuyor muyum,evet hemde çok.Ama yaşamak daha korkutucuydu.Bugün biraz daha düşündüm.Öldükten sonra da bir hayatımızın olduğuna inandırılarak yetiştirilmiştik.Önce günahlarımız kadar yanacak sonra da yeniden tertemiz bir başlangıçla cenete gidecektik.Ne kadar doğru bilemem ama eğer öyle ise bu bana yaşadığım durumu anımsattı biraz.Hani şuan en dipte olduğumu düşünüyorum.Her şeyin acısını fazlasıyla çekiyorum ama belki de olması gereken budur.Hatalarım kadar canım yandıktan sonra tertemiz bir sayfayla yeniden başlarım belki hayatıma.Şuanda cehennemi yaşıyorsam da bitecektir belki eninde sonunda.Yaşamadan bilemem ki.Kendimi intihara yönlendirdikçe ve bunu kafamda bir kurtuluş olarak görmeye devam ettikçe hep biraz rahatladım evet.Ama asıl istediğimin bu olmadığının da farkındayım.Tüm bunları fark etme sebebim de sanırım babaannem.Kim beni azıcık sevecek olsa ben onu kalbim patlayana kadar seviyorum ve babaannemin birkaç günlük sevgisi bana o kadar çok geldi ki sanki bir aydır yaşadığım mutsuzluğu yalnızlığı ve pişmanlığı bir nebze olsun dindirecek tek şey bir aile büyüğümün gerçek sevgisiydi.Bana destek olmasını istediğim aslında arkadaşlarım değil,bir noktada artık ailemdi.Ve birinden de olsa bu desteği görüp kendimi ona açabildikten sonra her şey gözüme daha hafif görünmeye başlamıştı.Zamanla ne olur ne biter bilmiyorum.Hala yaşamım hakkındaki düşüncemden net bir şekilde vazgeçmiş değilim.Ne de olsa insanın kendinden vazgeçtikten sonra tekrar kendini sevebilmesi,kazanması zor olur.Ama zaten ne kolay ki?Belki de tek yapmam gereken sabretmek, zamanı geldiğinde herkes bir aradayken dilemem gereken özürleri dilemek ve sonrasını onlara bırakmaktır.Bir daha bir araya gelir miyiz bilmiyorum.Birdaha onları kazanabilir miyim,sanmıyorum.Ama sabretmeye değeceğine eminim,sabredecek gücü kendimde bulamasam da.
  • "SEN TOPRAKSIN VE TOPRAĞA DÖNECEKSİN."
    José Saramago
    Sayfa 18 - Kırmızı Kedi Yayınevi
  • Madem insan kulağından beslenir ve kainat asla boşluk kabul etmez.
    Ey garip sen de vücudun ülkesini boş bırakmayıp ateş-i aşkla âh eyle dem be dem.
    Seyahat ediniz ki tertemiz olasınız zira suyun bile bir yerde çok kaldığında tadı, rengi, kokusu bozulur, güzelliği kaybolur.
    O gül yaprağı toprağa düştüğünden beri yüreğimiz kor, içimiz Kerbelâ bizim.
    Hala bu yüzden Hüseyin adını duyunca asırlardır susuyoruz, dudaklarımız bu yüzden derin derin çatlıyor akıp giden suları gördüğümüzde peşi sıra garip çobanlığımız.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    İnsanların, diğer insanları ancak kendi menfaatlerine uyacak kadarıyla anladığı zamanlarda siz öyle bir kazanın ki kimseyi yenmiş olmayasınız.
    Zenginliğin çok vermekde olduğunu unutan birine rastlarsan sual basit:
    Ne yapmış da zengin olmuş?..
    Zengin olmuş da ne yapmış?..
    Hata suya benzer, yayılmaya hazırdır. Gerçekler kaya gibidir ayağına gidilmeyi bekler.
    Oysa tesiri su gibi temizleyicidir.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    İlaç, ilaç olarak kaldıkça tesirsizdir.
    İçildi mi varlığından geçer.
    İşte o zaman tesir eder, kelimeden, ahvale aşk ile şifa bulasınız ya huu
    Ey can!..
    Kimi, nerede aradığına dikkat et!..
    Zirâ kendinde olanı aramak, kendinle arana mesafe koymaktır.
    Kaldır perdeyi aradan ya huu.
    Bu yüzden hala sürüyor savaşlar içimizde, bizi birbirimize esir eden.
    Ne istediğimizi bilmeden ardına durduğumuz saflar, kimin yanında olduğunu bilmeden yürüdüğümüz yollar bu yüzden.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Tut ki yoldan uzaktayım, uykudayım, gafletten uyanamamışım.
    Ama uyuyanlara da gizli bir seyir bağışlamaz mısın Sen!..
    Dervişlik, ölüme hazır olma sanatıdır.
    Kurt kuzuyu yerken tarafsız kalmak, kurdu tutmaktır.
    Her insan mutlu olamaz.
    Çünkü gereğinden fazla özler dünü, hak ettiğinden fazla düşünür yarını ve hiç haketmediği kadar bilinçsizce yaşar bugünü!..
    Nîmetleriyle sizi beslediği için Allah’ı sevin.
    Beni de Allah sizi sevsin diye sevin.
    Ehl-i Beytimi de beni sevdiğiniz için sevin…
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Sadece her şeyi kaybettikten sonra özgür olabilirsin.
    Biz Kerbelâ’yı anlayamadığımız için kanı dinmiyor toprağın.
    Hastalıktan dert yanma! Hak seni kayırıyor, günahtan uzak tutuyor, nefsi azgınlıktan, ömrü israftan koruyor. Şükret ki musibet nimet olsun!..
    Vakit her zaman saatle ölçülmez.
    An gelir tesiri b/aşka başkadır.
    Vuslatı bekleyen aşığa, sabahı bekleyen hastaya, ölümü bekleyen yaşlıya sor.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Derviş, kendi hazzından fâni olandır. Sofrada bulunması dâhi ailesi fertlerini iştaha getirmek içindir, işkembeyi şişirmek için değil ya huu.
    Hayat seni güldürmüyorsa espriyi anlamamışsındır demektir.
    Rıza mazharıyla hoş olam dersen; dilin tut, sözün yut seyretmeye bak.
    Duanın muhatabı aslına mayalaması niyetiyle huu.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Kimsenin öldüğü yok, yaşadığı da; herkes biraz var o kadar.
    Küçücük hırslarımızın ardında yitip giden kayıp zamanlarımız bu yüzden!..
    Sürahi eğilir, bardak değil. Derin olan, dolu olan, usta olan boyun büker, çırak değil.
    Derdini sıkı tut.
    Şikayeti bırak.
    Alıştığın derdi alır yenisini verir hepten berbat olursun…
    Verdiğine razı eyle ya huu.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Aşk yolunu seçtik sanırdık meğer yolun sahibi layık bulduğunu tercih edermiş.
    Akansu gayriyatları kenara atarmış.
    Katremiz ummana erdir ya huu.
    Ölümden şüphen mi var?..
    Ey gömül uyuma!..
    Öyleyse uyku gibi ölüme de mahkumsun.
    Dirilmekten şüphen mi var?..
    Uykudan uyanma!..
    Demek uyandın; dirileceksin!..
    Büyük hakikatler uğruna serden geçenlerin, yürek yükü iman olan şehitlerin vuruştuğu yerdir, aşk.
    Şems vakti secdede duruşuyla asil, mücadelesiyle onurlu.
    Ölümü bir kutlu izzet, zalimlerle yaşamayı bir rezil zillet sayanların yurdudur, aşk.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Doğan, isterse sütbeyaz ve eşsiz olsun; fare avladıktan sonra bayağıdır.
    Dön bak aynaya neyin peşindesin; unutma talebin ne ise o’sun sen!..
    Tut ki beklemiyorum seni.
    Vuslat ümidiyle yanmamış buluşma özlemiyle ölmemişim.
    Fakat her taşın güneşten bir payı yok mu?..
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Aklına gelen bütün ihtiyaçlarını bir alışveriş merkezinde giderebilen bir insan.
    Kafdağı’nın ardında neyi arasın?..
    Dervişlik, hoşgörü yoludur.
    Ama neyi hoş görelim?..
    Ne hoş ne değil?..
    Nefse hoş gelenlerin hoş görmek değil.
    Hakkın hatrını hoş tutmaktır yolumuz.
    Âlemden maksat: bir kâmil insanı meyve vermesi, insan’dan maksat ise o demin gelmesidir.
    Hakikat sancısı çekenlerin demleri ziyâde ola ya huu.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Cihad, beden ülkesine ruhu hakim kılmak içindir.
    Cihandaki savaş ise delilerin ellerindeki kılıçları alsınlar diye müminlere! farz olmuştur.
    Ey can, gönlünden aşka bir yol aç.
    O bahar gibi su gibi hoştur.
    Duru su, aya ayna tutar.
    Aşk baharının rüzgarı esince kuru olmayan her dal sallanır.
    Seherlerde dost sesiyle uyananlarla aşk.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Kur’an’ın, doğanın, yaşamın, tarihin özü hep tekrardır; doğruyu, iyiyi, güzeli tekrarlamaktan çekinme.
    Güneş kendini tekrardan çekiniyor mu?..
    Âşık olmak değil olmamak hastalıktır.
    Herşeyin birşeyini birşeyin herşeyini bileceksiniz!..
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Bilinçsiz eylem âdettir, ibadet ile âdeti ayıran niyettir; unutma niyetin kadar varsın!..
    Hz. İbrahim’in oğlunu kurban etmek isteyişi bir düş uğrunaydı, düşün yoksa o bıçağın elinde işi ne?..
    İşinde tedbirli davranmayanın gönlüne ağırlık çöker.
    Hak varken haksızlık yapamaz kimse.
    Yaptığını zanneder o kadar!..
    Elma çürüyor, yaprak sararıp dökülüyor, çiçek soluyor, vadesi dolan gidiyor.
    Her şey, hayatın gidişatının ne tarafa doğru olduğundan bir haber.
    Ömür; insan, kalıbının içini insanlıkla doldurabilsin diyedir…
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    İnsanlar sevilmek, eşyalar ise kullanılmak içindir.
    Huzursuzluğun nedeni; eşyaların sevilmeleri, insanların kullanılmalarıdır.
    Yaşamın gizemi yalın oluşundadır. Bu yalınlığı din kutsar, bilim sınırlar, sanat betimler, felsefe yorumlar.
    Ne garip bir idraksizlik!..
    İnananların çoğu Allah’a inanmıyormuş gibi umursamazlar, inanmayanların çoğu Allah’a inanıyormuş gibi rahatlar.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Uyanık olasın; tecrübe zamanla birikiyor, enerji zamanla azalıyor.
    Tecrübe yavaş birikiyor oysa zaman gittikçe hızlı akıyor.
    Yalnızken ne kadarsak o kadarız aslında.
    Gerisi bize ait olmayan teferruatlar.
    Mutluluğun önündeki en büyük engel: çok fazla mutluluk beklentisidir.
    Durduğunuz pozisyonun doğruluğunu veya yanlışlığını anlamak istiyorsanız, yanınızdakilere ve karşınızdakilere bakınız.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Eğer kısa cümleler kuruyorsa insan, uzun yorgunlukları vardır sadece…
    Kırılmak istemiyorsan kimseye “ayna” olma!..
    Aşıkların sözlerini alıp satan aşık mıdır?..
    İçini görmez sarayın vasfeder duvarını…
    Menfaat yaşamak, ahlak ise yaşatmak ister.
    Bir arada asla barınamazlar.
    Namaz camiden çıkınca, Hac Kabe’den dönünce, Oruç Ramazan bitince başlar.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    İşte benim özlemim bu!..
    Melekler uçabilirler çünkü kendilerini hafife alırlar.
    Denizde dalga, dünyada dert bitmez.
    Sen rahatı iç dünyanda ara.
    Dışardaki çalkantıya aldanmayıp içine bak!..
    Saklı inci, kendi derinliklerinde…
    Kanıta ihtiyacı olmayan doğallığın adıdır içtenlik.
    Biraz samimiyet lütfen…
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Allah deldiği boğazı aç komaz!.,
    Yiyebileceğin aşı, yapabileceğin işi yap.
    Her tencereye köz, her pencereye göz olma!..
    Gece uzundur, uykunla kısaltma onu; gündüz ışıktır; günahınla karartma onu.
    İnsanın iç acılarının toplamı, Yaradana uzaklığı kadardır!..
    Müslümanlık ince insanlık, dervişlik ince müslümanlıktır.
    Derdi olan insan okur, derdi olmayan da okuyarak dert sahibi olur.
    Asıl mesele bir derdinizin olmasıdır.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    İlkin gezginliğe çıkman gerek ancak sonra yurduna dönebilir o zaman da ötekileri anlayabilirsin.
    Öteki gören gözle en uzun yoldur insanın içi…
    Hayatın ayarlarıyla oynamalı diyenlere not:
    Yavaşlayarak önce hızdan, sonra hazdan vazgeçilecek.
    Allah insanı ümit diye yarattı.
    Ümit diye yaratılan ne Allah’ın ümidini boşa çıkarır ne Allah’tan ümidini keser.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Ey tâlib-i canan, bu yoldan nasibin: zaruret olmadıkça yememek, uykuya mağlub olmadan uyumamak, mecburiyet olmadan konuşmamak kadarıncadır.
    Gam yeme seni ölümden ecelin; kederden de kaderin korur.
    Sizden birinin hâlini sorarlarsa tek bir iyi hâlini biliyorsanız onu söyleyiniz.
    Kimsenin eksiğiyle uğraşmayın rahat edersiniz.
    İnsanlardan beklentiyi azaltmak demek dertleri azaltmak demektir.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Çünkü dert tuzağının lokması talep etmektir.
    Madenleri tanımıyorlar.
    Mahçup ve üzgün vakitlerdeyim.
    Bitkileri tanımıyorlar.
    Hayvanları tanımıyorlar.
    İnsanı tanımıyorlar.
    Güyâ Allah’ı tanıyorlar.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Sen susturmayı bilmezsen hayat seni hep lafa tutar.
    İnsanı düşkünlüğe uğratan dört şeydir!..
    Çok düşman, hesapsız borç, sayısız iş, kalabalık aile.
    Ey Rabbimiz!..
    Dindarlarımıza din ve irfân nasip et.
    İtaati öğren.
    Yalnız kendinden yüksek tempoya uyan kimse hürdür.
    Bir hakikati yok etmek istiyorsan ona “iyi” saldırma, onu “kötü” savun!..
    İçimizdeki ses sustu, tüm bağrışımız bundan!..
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Hak’tan adâlet değil, rahmet, kullardan rahmet değil, adâlet istenir.
    Kelime, Arapça “yara izi” demektir. Ağzımızdan çıkan kelimeler muhatabımızda iz bırakır, yara açar. Kelimeyi süz de söyle!..
    Oruç, ruhun, madde üzerindeki zaferini ilân için verdiği bir savaşın adıdır.
    Az olup kâfi gelen, çok olup da oyalayan(nimetin şükrünü unutturan) şeyden daha hayırlıdır.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Yaradanın iradesine teslimiyet, insanların iradelerine karşı bağımsızlık demektir.
    Yazışmak, kavuşmanın iki türünden biridir.
    İyilik yapma fırsatı olmuş da yapmamış insan, kötülük etmiştir.
    Ölüm, biriktirdiğimiz şeylerin altında kalmak olmalı.
    Sütten çıkınca bütün kaşıklar aktır, mühim olan çıktığın sütü ak bırakmaktır.
    Allah’ın verdikleriyle değil, vermedikleriyle meşgulüz.
    İşte budur çektiğimiz çilenin sebebi…
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Adamın çirkinliğini, yüzüne karşı ancak ayna söyleyebilir.
    Çünkü ancak onun yüzü serttir.
    İhsan ve nimetleriyle Allah’a yönelmeyen kişi imtihan zinciriyle O’na doğru çekilir.
    Güzel deyince aptalın aklına kadın gelir, abdâlın aklına güzel!..
    “Ne derler acaba?” diye kahrolası bir put vardır.
    Dualarının kabul olduğunu görmek istiyorsan, başkaları için dua et!..
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Aslı olanın tekrarı olmaz, devamlılığı olur.
    Ey tâlip, senin O’ndan istediklerinin en hayırlısı, O’nun senden istedikleridir.
    Kendini görmediğin her yerde Allah’ı görebilirsin!..
    Baharı yaz uğruna tükettik, aşkı naz uğruna ve papatyaları seviyor sevmiyor uğruna derken “ömrü” tükettik bir hiç uğruna!..
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    İnsan kalbini koyduğu yerde, kalıbını koyduğu yerden daha fazla vardır.
    Az bilmek için çok okumak gerekir!..
    Yalnızca durgun sular yıldızları yansıtır o halde durul artık.
    Dünyada her şeyin bir ölçüsü vardır, sevginin ölçüsü de fedakarlıktır.
    Fedakarlık yapmayanın sevgisine inanılmaz.
    Bölüşerek tok oluruz, bölünerek yok oluruz.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Her varlığın bir gıdası vardır.
    Muhabbetin gıdası izhârdır.
    Sevdiğini göstermek, ortaya koymaktır.
    Derdine çâre olmayı düşünmeksizin bir dosta nasılsın diye sormak riyakârlıktır.
    Olmuş olan, olacak olanlar arasında en hayırlı olandır.
    Kuş kafeste doğarsa uçmanın bir hastalık olduğunu düşünür.
    Bir saatin sarkacında sallanıyorum.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Geçmişi hatırlamayanlar, onu bir kez daha yaşamak zorunda kalırlar.
    Nefs ile ona muhâlefet ederek, şeytan’la Allah’ı zikr ederek, dünya ile kanaat getirerek savaşabilirsin!..
    Doğa gibi teknoloji de asıl gücünü, nimetlerinden yararlanıldığında değil, mahrum kalındığında gösterir.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Bütün gelişler fânidir, gidişler zamansız, sonsuz.
    Meğer mutlak olan hasret imiş.
    İçinde bu kadar çok nefret biriktirme!
    Bil ki nefretin bütün uçları keskindir ve iç kanama diye bir şey var!.
    İnsan için önüne çıkan bütün yollar yürünebilir yollar ise o insan artık kaybolmuştur.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Tövbeni bozmaktan vazgeçerek bir daha tövbe et; arayanı bulurlar elbet.
    Kalbinizi ve sesinizi yumuşatın.
    İnsan ancak anladığı şeyi duyar.
    Vücudun rahatı az yemekte, ruhun rahatı az günahtadır.
    Sünnet olan, “hiçbir çamurun üzerimizde iz bırakamayacağı kadar emîn insan olabilmektir.
    Kendimizden emin miyiz?..
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Aşk dediğin çiftleşmek değil “tek”leşmektir.
    Kaybettiğin takdirde üzüntüsünü çekeceğin şeylerin arayışı içinde olmayasın!..
    Gölgeler gözünden kaybolduğunda gölge sahibi gözüne görünür olur.
    Neyi arıyorsan osun sen; insan, zamanı durdurmak istediği yere aittir.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Ya gel, ol ve git ya git, ol ve gel..
    Öfkeyi yutmak özür dileme zilletinden daha iyidir.
    Ne garip üstteki taşı koyarken alttaki taşı küçümsemen; o olmasaydı çökerdi kulen!..
    Az yemek lâzım…
    Ecük yersen o seni taşır, ecük fazla yersen sen onu taşırsın!..
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Allah’la bağlantısız her şey tüketilir; tüketilen her şey ise sıkıcıdır.
    İnsanın kalbine sığabilene “kâinat” denir, kâinata sığamayana ise “insan
    “Kendine bir çeki düzen ver” dedi meczûb, “ayna sana bakıyor!..
    Gerçekte kim olduğunuzu bilmek isterseniz; dilinizden düşürmediğiniz büyük iddialara değil, gelip geçerken günler, habersizce çekilmiş bütün o fotoğraflarda neyin parçası olarak göründüğünüze bakın!..
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Bir kehribar tesbih dedi meczûb beni sürekli kendine çekiyor…
    Câzip insan olasın ya huu.
    Teslimiyet pazarlıksızdır.
    İhlas endişesizdir.
    Samimiyet gösterişsizdir.
    Bu ülkede insanlara din yerine kültürü, ahlak yerine bilgisi, öğretildi.
    İnsanoğlunun elindeki tek iktidar “duâ” dır.
    Satın alınabilen her şey değersizdir.
    Günah, “senin” varlığından! meydâna gelir.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Güneşe arkasını dönen gölgesinin peşinden yürür.
    Neyin peşindeysen zamanla ona benzersin.
    Huzur mu istiyorsun; az eşya, az insan!
    Yavaşla, bu dünyadan bir defâ geçeceksin…
    Emanete ihanet etmeyen herkes güzeldir.
    Zayıfının, güçlüsünden hakkını alamadığı bir millet Allah’ın himâyesinde olamaz!..
    İyilik yapar gibi görünme, iyilik yap, görünme!..
    Tevâzu göstermek de ne oluyor, mütevâzı ol, görünme!..
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Ölmek istemeyeceğin yerde bulunma.
    Başkalarının hayatından ders alın.
    İnsan, bütün hataları kendi yapacak kadar uzun yaşamıyor.
    Ne mutlu insanım diyene, insan kalabilene!..
    Bölüşerek tok oluruz, bölünerek yok oluruz.
    Biraz âşık olmak “biraz hamile kalmak” kadar saçmadır.
    Sözümüzün değil, nazımızın geçtiği insanlar dostlarımızdır.
    Bu dünyaya “cemâl” görmeye, “kemâl” bulmaya geldik,
    görenlere ve bulanlara selam olsun!..
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Hiçbir şey yozlaşmadan popülerleşemez!..
    Kendini gören Allah’ı göremez!..
    İnsan Hakk’ın zâhiri, Hakk insanın sırrıdır.
    Kader, gayrete âşıktır.
    Uçmak istiyorsan, seni aşağı çeken herşeyi bırak.
    Amelde temenninin ilâcı ümit, ilimde hüsrânın şifâsı irfândır.
    Lokma, geldiği yere hizmet eder!
    Kendinden başka eksiğin yok!..
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    İnsan yanındakinin kıymetini bilemiyor; gözün gönle ihânetidir alışmak!..
    Aşk ateştir; eritir, kavuşturur, bütünleştirir; birleştirir!..
    Halvet der encümen: çağın içinde ama ağın dışında; hayatta ama dünyada değil!..
    Kendi nefsinde göremediğin bir ayıbı başkasında görmen ne büyük ayıptır.
    Gözler sadece zihnin algılamaya hazır olduğu şeyleri görür.
    Gündemi takip ediyorum ama içime çekmiyorum!..
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Unutma her azizin bir geçmişi, her günahkarın bir geleceği vardır, hâle bakıp yargılama!
    Hased, başkasının balını kendi ağzına zehir etmektir.
    Her şey olmaya çalışmak, bir şey olabilmenin önündeki en büyük engel!.
    Hatırlamak için yavaşlar, unutmak için hızlanırız.
    Göz açıldıça ruh perdelenir.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Allah, uçamayan kuşa alçacık dal verir.
    Herkesin bir mesleği olmalı, bir de meşgâlesi.
    O meşgâle bütün kültürümüzdür.
    Vicdân, Allâh’ın kalbimizdeki sesidir.
    Kurtuluşunu hangi ele bırakmışsa insan, mahvının da aynı elden geleceğini bilmelidir.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Tahterevalliye tek başına binen aşağıda durmayı hak eder.
    Sevgili Dost!..
    Gel ve Yüksel!..
    Allâh, insanı iddiâsından vurur.
    Duaların yerini hayaller aldığından beri zarardayız.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Mezara girmeden gerçeği görmeye çalış, karanlıkta gözü açmak bir işe yaramaz.
    En son, acele etmeden, hayret içerisinde, gökyüzünü ne zaman seyrettiniz ?
    İnsan için önüne çıkan bütün yollar “yürünebilir” ise o insan artık kaybolmuştur.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Gelenek küllere tapmak değil ateşi korumaktır…
    Kalp deniz, dil kıyıdır.
    Denizde ne varsa kıyıya o vurur.
    Testide ne varsa dışına o sızar.
    Sabır, hîlesi olmayanların hîlesidir.
    Ümit, fitili yanan sabırdır.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Dalında güneş görmeyen yemişin, dilinde hiç tadı olmaz.
    Meğer yiğidin hası tenhada beyaz baldırla ya sarı mangırla
    başbaşa kalmadan belli olmaz imiş.
    Dinleyen susuz ve talepkâr olursa vâzeden ölü bile olsa söyler.
    Allah’ı kendinden ayrı gören, nefisten başkası değildir.
    Utanmadıktan sonra dilediğini yap!
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Bir sözü söyleyeceğin zaman düşün!..
    Eğer o sözü söylemediğinde mesûl olacaksan söyle.
    Yoksa sus!..
    Ne çok acılarımız var.
    İnsan zor zamanlarda kötümser bir haklılık yerine, iyimser bir yanılgıyı tercih eder.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Doğallığın verdiği huzuru doğal olmayan yollardan arama.
    Sadelik, sahtelik sevmez.
    Derdine çâre olmayı düşünmeksizin bir dosta nasılsın diye sormak riyakârlıktır.
    Kötülükleri bitiremeyiz ama iyilikleri çoğaltabiliriz.
    Burası dünya, burada işler hep yarım kalır.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Bâri sen, kendi güneşini gölgeleyen bulut olmayasın!..
    Öyle güzel ol ki…
    Söz söylediysen, “Ne güzel söz!” desinler.
    Söylemediysen, “Ne güzel sükût!”
    İnsanda var olan sonsuzluk duygusu gökyüzü, çöl ve denizi seyretme ihtiyacı hâsıl eder.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Hiç olurken duyduğum yüksek acı beni iyileştiriyor!..
    Günahla irtibatı kesilen iman, kemâle eremez.
    İnsanın kusursuz şekilde yaptığı tek şey; kendini kandırmaktır.
    Yarım kalmışlık yaşamın özüdür, telafi edilemez.
    Var mısın ki yok olmaktan korkuyorsun?
    Güven duygusu bir kere kaybedilir, sonrası hep şüphedir.
    Her aklıma geleni yapmama izin verseydin helak olurdum.
    Sakın beni bana bırakma ey sevgili!..
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.
    (Y.ed - Böyle Nereye Gidiyorsun Aşık Albümü )

    Engin Demirci Şiirleri © Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
    https://www.antoloji.com/...r-garip-coban-siiri/
  • Hayata Geç Kalma-Alıntılar

    İnsanları yarım yamalak sevmek huyum değildir. Sayfa 5

    Bir kişi -beyefendi yahut hanımefendi olsun- iyi bir romandan zevk almıyorsa çekilmez derecede ahmaktır. Sayfa 5

    Kalbime yenik düşmüş olabilirim ama irademi kay­betmedim. Sayfa 6

    Dünyayı tanıdıkça gerçekten seveceğim bir erkeğin karşıma çıkmayacağı düşüncesine daha çok inanıyo­rum. Sayfa 7

    İnsanlar kendiliğinden öyle bir değişirler ki on­larda her zaman gözlemlenecek yeni bir şey bulmak mümkündür. Sayfa 9

    Kibir ve gurur kelime itibarıyla genellikle eş anlam­lı gibi kullanılsalar da farklı şeylerdir. Bir kişi kibirden uzak bir şekilde gururlu olabilir. Gurur kendimize dair düşüncelerimizle ilişkilidir, öte yandan kibir başkala­rına hakkımızda ne düşündürttüklerimizle ilişkilidir. Sayfa 9

    Sizi neyin mutlu edeceğini iyi bilin. Sayfa 9

    Acınası haldeyken mutlu görünmek. Ah, kimin ih­tiyacı var ki buna? Sayfa 10

    Ne çektiğimi kimse bilmez. Bu hep böyledir.
    Şikayet etmeyene acımazlar. Sayfa 11

    Her anın kendi zevkleri ve umutları vardır. Sayfa 11

    Belki de bizi bir başkası için mükemmel yapan şey kusurlarımızdır. Sayfa 11

    Ruhumu delik deşik ediyorsun. Bir yanım ıstırap, öteki yanım umut. Senden başka kimseyi sevmedim. Sayfa 12

    Hayal gücünüzün uzak diyarlarda süzülmesine her fırsatta izin verin. Sayfa 12

    Samimiyeti pekiştiren zaman veya fırsatlar değil, sadece mizacımızdır. Kimi insanlar için birbirini tanı­maya yedi yıl yetmezken, kimi insanlar için yedi gün fazladır. Sayfa 12

    Duygularımı kendime sakladığım zamanlar oldu, çünkü onları ifade edecek bir dil bulamadım. Sayfa 13

    Okumak kadar tatlı bir şey yok! Diğer her şey in­sanı kitaptan daha çabuk yoruyor. Bir gün kendi evim olur da mükemmel bir kütüphanem olmazsa vay ha­lime! Sayfa 13

    İnsanların ahmaklıklarını, kö­tülüklerini ya da bana yönelik kabalıklarını yeterince çabuk unutamıyorum. Kimse duygularımı kolay kolay kışkırtamaz. Yaradılışım için kinci diyebiliriz belki. Bi­rinden bir kez soğuyunca ilelebet soğurum. Sayfa 14

    Gerçekten sevdiğim pek az insan var; hele saygı duyduğum daha da az insan var. Dünyanın haline baktıkça memnuniyetsizliğim artıyor. Her geçen gün, insanların tutarsızlıklarını; erdemli veya sağduyulu görünenlere bile güvenilemeyeceğini daha iyi anlıyo­rum. Sayfa 15

    Geçmişi sadece size haz verdiği ölçüde anımsayın. Sayfa 15

    Öfkeli insanlar her zaman akıllı değildir.
    Sayfa 15

    Ah evde olmak gibisi yok. Asıl huzur budur. Sayfa 15

    Kim olduğumuzu belirleyen söylediklerimiz ya da düşündüklerimiz değildir, yaptıklarımızdır. Sayfa 16

    İstediğiniz kadar gülmekte hürsünüz fakat fikirle­rimden dolayı bana gülemezsiniz.
    Sayfa 16

    Bir kızı eğitime tabi tutun ve onu dünyaya doğru dürüst hazırlayın. Bu sayede hayatını on kat daha iyi sürdürebilir ve kimseye yük olmaz. Sayfa 16

    Hiçbir şey beni istemediğim bir şeyi yapmak kadar yormaz. Sayfa 18

    Kalbinden geçenleri bilseydim her şey daha kolay olurdu. Sayfa 18

    Şu ana kadar hiç tanımamışım kendimi.
    Sayfa 18

    Aşık olunca hepimiz birer aptala dönüşürüz. Sayfa 19

    Yaralarımız geçmişin gerçekliğini yüzümüze vurur. Sayfa 19

    Bir sebebiniz varsa mesafeler önemsizdir. Sayfa 19

    Evliliklerini doğru dürüst sürdürebileceklerini bilsem herkesi evlendirirdim. İnsanların hayatlarını çarçur etmelerini istemiyorum. Faydasını görecekleri takdirde herkes olabildiğince çabuk evlenmelidir. Sayfa 19

    Ah Lizzy! Aşksız bir evliliğe adım atma da ne ya­parsan yap. Sayfa 20

    Akıl sahibi, zeki biriydi fakat her şeye fazla heves­liydi. Acısının, neşesinin bir orta yolu yoktu. Sayfa 20

    Müziksiz bir hayat bana bir şey ifade etmezdi. Sayfa 21

    Buraya hiçbir beklentim olmadan geldim. Sadece şunu söyleyeceğim -hazır söyleme imkanım varken­ tüm kalbim senin ve her zaman senin olacak. Sayfa 22

    Akıllı erkekler, ne derseniz deyin, aptal eşleri arzu etmezler. Sayfa 23

    Beni başının belası, hoş bir kadın olarak göreyim deme. Kalbindeki doğruları dile getiren akıl sahibi bir yaratık olarak gör.
    Sayfa 24

    Şiiri aşkın gıdası olarak görüyorum. Sayfa 24

    Aşık olsaydım, aslında, tamamen farklı bir şey olurdu. Asla aşık olmadım, benim tarzım değil. Ya­radılışımda yok. Bir gün aşık olacağımı da düşünmü­yorum. Sayfa 25

    Yürümeye devam ettiler, nereye gittiklerini bil­meden. Düşünecek, hissedecek ve söylenecek o kadar çok şey vardı ki gerisine dikkat edemezlerdi. Sayfa 25

    Ah kitaplardan öyle memnunum ki! Bütün hayatımı kitap okuyarak geçirebilirim. Sayfa 26

    O da bir kez sevdi mi, sonsuza dek sevenlerdendi. Sayfa 26

    İstemek umut etmekti, umut etmekse beklemek. Sayfa 26

    Okumaya düşkün olmak, doğru yönlendirildiği takdirde, başlı başına bir eğitimdir. Sayfa 26

    Her zaman dediğim gibi, şöyle söyleyeyim, "Acele etme, doğru erkek önünde sonunda gelecek." Sayfa 26

    Güzel bir günde gölgede oturmak ve yeşillikleri seyretmek en güzel rahatlama yöntemidir. Sayfa 27

    Kendi düşünceleri ve hayalleri her zamanki gibi en iyi yoldaşlarıydı. Sayfa 27

    Kalbinizi kaptırırken gözünüzü dört açınız. Sayfa 28

    Öyle huysuz bir adam ki onun sevdiği kişi olmak ne büyük talihsizlik olurdu! Sayfa 28

    Şöyle bir genel kuralım var: Bir kadın bir erkeği kabul edip etmemekte şüphe ediyorsa onu mutlaka reddetmelidir. Sayfa 29

    İyi insanların bir araya gelmesi ne büyük bir mut­luluktur! Sayfa 29

    Sadece gerçek bir aşkın beni evliliğe yönelteceğin­den eminim. Sayfa 29

    Üzerinde anlaşmaya varılamayacak bir şeyler var­sa, erkekler her daim bundan kurtulmaya çalışırlar. Sayfa 31

    Sessizdim fakat kör değildim. Sayfa 31

    Merakı benim meraklarımla kesişmeyen bir erkek­le mutlu olamam. Tüm duygularıma hitap edebilmeli, aynı kitaplar, aynı müzik ikimizi de etkileyebilmeli. Sayfa 31

    İnsanların en tatlısı ve en güzeli, kusurlarına rağ­men kusursuz olandır. Sayfa 32

    Kendisini en çok sevecek kadınla evlenmek her erkeğe nasip olmaz. Sayfa 32

    Gülmeyi öyle özlemişim ki! Sayfa 33

    Takdirini kazanmak için konuşan, bakışan ve bu­nun için kafa yoran kadınlardan bıkmıştın. Bir gün ben çıkageldim ve seni etkiledim, çünkü onlardan farklıydım. Sayfa 33

    Hislerini gizlemek için hiç bu kadar ne yapacağını bilmez halde olmamıştı. Gülmesi gerekti fakat o ağlamayı tercih etti. Sayfa 33

    Aslına bakarsan çaydan başka bir şey istemiyorum. Sayfa 34

    Kır evlerine ziyadesiyle düşkünüm. Gerçek huzur ve zarafeti kır evlerinde bulurum. Hatta şöyle söy­leyeyim: Bir gün kıyıda köşede yeterli param olursa küçük bir arsa alacağım ve kendime bir kır evi yapa­cağım. Sayfa 34

    Şimdi şöyle yapmacık bir gülücük atayım ve yeni­den aklı başında insanlar olmaya devam edelim. Sayfa 34

    Bir ailenin içinde olmayan birisi o ailedeki bireyle­rin çektiği zorlukları bilemez. Sayfa 35

    Başarı, çaba gerektirir. Sayfa 35

    Dua edin, içinizden dua edin! Ne hissettiğinizi herkese açık etmeyin. Sayfa 36

    Evimizde yaşıyoruz. Sessiz, kendi halinde ve duy­gularımızla baş başa. Sayfa 37

    Sürprizler saçma şeylerdir. Zevkin arttığı falan yoktur ve çoğu zaman uygunsuz durumlara sebep olurlar. Sayfa 38

    Evet, ona deli gibi düşkün olduğumu fark ettim ve hayatımın en güzel saatlerini onunla birlikte geçirdim. Sayfa 38

    Peşinde olduğu şey her ne olursa olsun hevesine söz dinletemeyen, yılmak bilmeden hedefine devam eden erkek! İşte genç bir erkek böyle olmalıdır. Sayfa 38

    Bir desteğe ihtiyaç duymadan gerçekten aşık ola­bilecek kadar yürekli çok az insan vardır. Sayfa 40

    Mutlu olmak için ona ihtiyacım olduğu konusun­da şüphelerim var. Sayfa 40

    Mutluydu. Mutlu olduğunu ve öyle olması gerek­tiğini biliyordu. Sayfa 40

    Akıl her zaman beni cezbedecektir. Sayfa 41

    İlgisiz olduğumu düşünmekten başka bir itirazın var mı? Sayfa 41

    Gerçekten mutlu olma fırsatını yakalayıncaya ka­dar, mutluluğu beklemeye değer bir şey olarak gör­mem. Sayfa 42

    Erkeklerin bitmiş bir aşkı çabucak unutabilecekle­rini sanmıyorum. Kadınlar içinse bu çok daha zordur. Sayfa 42

    İşler bir ay kötü gidiyorsa, öteki ay düzelecek de­mektir. Sayfa 42

    Hissettiğimden fazlasını elde etmek için kendimi asla ikna etmeyeceğim. Aşktan nasibimi aldım. Daha fazlası üzer beni.
    Sayfa 43

    Bildiğiniz üzere, bir gün ötekini tutmaz. Koşullar değişir, fikirler değişir. Sayfa 43

    Haksız olmuş olabilirim. Zayıf ve kırgın olmuş olabilirim ama asla dönek olmadım. Sayfa 43

    O, her şeyden çok dürüst, açık kalpli, içtenlikli bir kişiliğe önem verirdi. Sıcak bir kalp, heyecanlı bir ruh onu hala büyülüyordu. Arada sırada heyecandan ya da dikkatsizlikten gelişigüzel söz eden kimselerin iç­tenliğine, düşünceleri hiç değişmeyen, dili sürçmeyen kimselerden daha çok güvenebileceğini düşünüyordu. Sayfa 45

    İkimizin de çekingen bir yapısı var, konuşmaya pek hevesli değiliz. Duyan herkesi şaşırtacağını ve ne­siller boyu dilden dile dolaşacağını ummadıkça ağzı­mızı açıp bir şey söylemek istemeyiz. Sayfa 46

    Karar verdiğim bir şeyden beni kimse caydıramaz. Sayfa 46

    Ben kararımı verdiysem, kararımı kesin olarak verdim demektir. Sayfa 46

    Kitaptan başka her şeyden insan o kadar çabuk bıkıyor ki! Sayfa 46

    Ne vakit yalnız kalsa rahat bir nefes alarak dü­şüncelere dalardı. Böylece, tenha bir yolda yürüyüşe çıkıp da tatsız hatıralara dalarak kendinden geçmediği tek bir günü olmazdı. Sayfa 47

    Hali vakti yerinde bekar bir erkeğin bir eşe ihtiyaç duyduğu evrensel olarak kabul görmüş bir gerçektir. Sayfa 47

    Tek başına daha güçlüydü. Sağduyusu ona öyle iyi destek oluyordu, iradesi öyle sarsılmazdı ki pişmanlıkları ve acıları son derece taze ve sızılı olma­sına rağmen hemen hemen her zaman neşeli görün­meyi başarabilirdi. Sayfa 48

    Bazı insanlarda çabuk anlayabilme, kişiliği kavra­mada keskin bir incelik, doğal bir seziş yeteneği var­dır. Sayfa 49

    İlk bakışta gerçekten insana çekici gelmiyor. Ya­kışıklı olduğu da söylenemez. Ancak zamanla insan onun gözlerinin olağanüstü anlamlı, yüz ifadesinin de pek sevimli olduğunun farkına varıyor. Sayfa 50

    Ben onu başarılarıyla kendini dünyaya tanıtma çabasında olmayan, diğerlerinden farklı olarak çok alçakgönüllü olmayı başarabilmiş bir genç kız olarak görüyorum. Sayfa 50

    Şüphesiz ki bu iki gencin yetişmesinde büyük bir idaresizlik olmuş. Birisi iyiliğin ta kendisiyken, diğeri yalnızca gösterişinden ibaret. Sayfa 51

    Bazı hallerde söylediklerimize fazlasıyla dikkat et­mek iyidir. Öte yandan duygularımızı bu kadar sakla­mak insanın zararına olabilir. Bir kadın hislerini hoş­landığı adamdan da aynı dikkatle gizleyebilirse onu kendine bağlama fırsatını kaçırabilir. Sayfa 52

    Birisini tercih etmek, beğendiğini de hissettirmek gayet do­ğaldır. Ancak karşısındakinden cesaret almadan ger­çekten aşık olabilecek pek az insan vardır. Sayfa 52

    İnsanları sevmeye öyle meyillisin ki! Kimsede ku­sur görmezsin. Bütün dünyayı pespembe görürsün. Herhangi biri hakkında kötü söz söylediğini hiç duy­madım. Sayfa 55

    Beni korkutmak için yapılan her teşebbüs cesaretimi artırır. Sayfa 55

    İşte bunu sevdim; genç adam dediğin de böyle ol­malı! Neyin peşinde olursa olsun, coşkuyla hareket etmeli, yorulmak nedir bilmemeli. Sayfa 57

    Öyle hoş yönleriniz var ki ben bunların herhangi bir insanda, böylesine yoğun olarak bulunabileceğine şimdiye dek ihtimal vermemiştim. Sayfa 57

    Şu dünyada seni tanıyan kimseler için önemli ol­mamana hiçbir sebep yok. Aklı başında, iyi huylu, kıymet bilen ve bir iyilik gördüyse hemen karşılığını vermeyi umut eden bir kızsın. Ben bir arkadaşta, bir can yoldaşında bundan daha önemli bir özelliğin ara­nabileceğini hiç sanmıyorum. Sayfa 58

    İnsanların yanlışlarını düzeltmeye meraklı deği­lim. Ama insanların çoğu zaman kusurlu olduklarını da görebiliyorum. Sayfa 58

    Etrafındakiler onu muhabbete katmak için pek çaba göstermiyorlardı. Onun da muhabbete katılmaya can attığı yoktu. Hayalleri ve düşünceleri eskiden beri en iyi arkadaşları olmuştu onun. Sayfa 59

    Kişiye en doğru yolu gösteren şey kendi vicda­nıdır. Başkasının hisleriyle hareket etmektense kendi vicdanınızı dinleyin yeter. Sayfa 59

    Hayatımızda iniş çıkışlar, düş kırıklıkları asla ek­sik olmaz. Hepimiz hayattan büyük bir beklenti içinde oluyoruz. Ne var ki mutluluğu elde etmek için kur­duğu planlardan biri altüst olunca, insan doğası bir başkasına yöneliverir. İlk hesapta hata etmişsek ikin­cisinde daha dikkatli oluruz, başka bir şeyle avunmaya bakarız. Sayfa 59

    İnsan doğasının herhangi bir yetisinin diğerlerin­ den daha üstün olduğunu söyleyecek olursak, ben bu­nun hafızamız olduğunu söylerim. Hafızamızın güçlü yanlarında, zayıflıklarında, ayarsızlıklarında, zeka ye­tilerimizin hepsinden daha anlaşılmaz bir yan var. Ha­fızamız denen şey bazen öyle kuvvetli, öyle işlek, öyle işe yarardır. Kimi zamansa öyle şaşkın ve zayıf! Başka zamanlarda da öylesine dik başlı ve ele avuca sığmaz!
    Aslına bakarsanız biz insanlar her bakımdan bir mu­cizeden farksızız fakat özellikle hatırlama ve unutma yeteneğimiz kendi başlarına birer bilmece! Sayfa 60

    Yaptığın işten memnun olman doğru işi yaptığını ispat etmez. Sayfa 61

    Elinde tatmin olacağı kadarı olmayanlar ellerinde olanla yetinmeyi bilmelidirler.
    Sayfa 62

    İnsanın acısını almak için, iş kadar, acele, önemli, zorunlu bir uğraş kadar güzel çare olamaz. Sayfa 62

    Böyle bir geceyi seyrederken dün­ya kötülük ve üzüntüye yuva olamazmış gibi geliyor. Aslına bakarsanız gerçekten doğanın yüceliğini daha derinden hissedebilsek, doğanın güzelliğine dalarak kendimizden geçebilsek, kötülüğün de üzüntünün de daha az olduğu bir dünyada yaşardık. Sayfa 64

    Zamanın yumuşatama­yacağı düşünce ve duygu da yok gibidir. Sayfa 66

    Dostluk elbette hüsrana uğramış aşklara en iyi ge­len merhemdir. Sayfa 66

    Ben gençlerin evlilik hakkında söylediklerine pek kulak asmam. Evliliğe karşı bir isteksizlikleri varsa bile bunun sebebini henüz aradıkları kişiyi bulamamış olmalarında ararım. Sayfa 67

    İlgisizlik bir bakıma güvenlidir fakat asla çekici değildir. Kişi kayıtsız bir insanı sevemez.
    Sayfa 67

    Anne her zaman senin yanında olur. O, asla değiş­meyecek arkadaşındır ve üzerindeki etkisi her zaman diğerlerininkinin ötesinde olacaktır. Sayfa 68

    Öyle ya, hiç görmediğimiz biri nasıl olur da umrumuzda olabilir ki? Sayfa 68

    Üstünden o kadar zaman geçtiği halde içindeki acıyı taze tutmak ne kadar saçmadır! Sayfa 72

    Bir kadının kendi kendini mutlu etmesi için başkasına ihtiyacı yoktur. Hiçbir erkek ona kendinden daha çok hayranlık duymayacak ya da onu kendinden daha çok sevmeyecektir. Sayfa 72
    Jane Austen
    Aylak Adam Yayınları
  • “Ey Şems-i Tebrizi, kapıya gel hele...”


    Türbenin girişinde ince sakallı, aydınlık yüzlü genç bir adam karşıladı beni. Kibar bir tavırla ayakkabılarımı çıkartmamı, başımı örtmemi rica etti. Eğer başörtüm yoksa kendileri verebilirmiş. Boynumdaki duman rengi uzun fuları çözerken, “Var,” diyerek, teşekkür ettim. Başımı örttükten sonra, ayakkabılarımı çıkardım, kapının iki yanında karşılıklı olarak duran raflardan sol taraftakinin en alt sırasına yerleştirdim. Mevlana’nın türbesiyle kıyaslandığında son derece mütevazı bir ibadethaneydi burası. Hem cami, hem de türbe. Ama belki Şems’e yakışan da buydu. Belki ona sorsalar bir türbesi bile olsun istemezdi. Mevlana, gökyüzünden daha güzel bir kubbe mi olur, dememiş miydi? Eminim Şems de onun gibi düşünürdü. Yine de Mevlana türbesindeki o kalabalıktan sonra burada görevli dışında kimsenin olmadığını görmek keder vericiydi. Sadece keder verici değil, yüzlerce yıllık türbenin içindeki bu ıssızlık, aynı zamanda ürkütücüydü de. Çekingen gözlerle içerisini inceleyerek, karşımdaki türbeye doğru ağır adımlarla yürüdüm. Sol tarafımdaki geniş kemerin altından geçilen caminin ahşap mihrabı fark ettim. Demek insanlar namazlarını burada kılıyorlardı. Mihrabın olduğu bölgeyle fazla ilgilenmedim, çünkü beş altı metre ötemde, ön cephesi yüksek olmayan ahşap trabzanla çevrilmiş, üstünde yeşil bir örtü ve kocaman bir sarık olan büyükçe bir sanduka duruyordu. Sandukanın ayak ucuna yaklaşınca, sol taraftaki levhada yazılanlar gözüme çarptı.
    “Yüce peygamberimizle Hazreti Ali arasındaki dostluk, muhabbet, yakınlık ne ise, Hazreti Şems ile Hazreti Mevlana arasındaki dostluk odur.”
    Aradan yedi yüz küsur yıl geçmiş olmasına rağmen, insanların hala onların arasındaki ilişkiyi savunmak zorunda kalmaları üzücüydü. Öte yandan, bu iki sıradışı insanın ilişkisi merak edilmeyecek gibi de değildi. Onlar buna aşk diyorlardı, ama onların bu duyguya yüklediği anlamla bizim kavramlarımız arasında sanırım epeyce fark vardı. Belki de Şems’le Mevlana arasındaki ilişkiyi çözebilsem, babamla, Şah Nesim arasındaki yakınlığı da kavrayabilirdim. Tabii babamın neden bizi hiçbir açıklama yapmadan bırakıp gittiğini de. Belki de İzzet Efendi’ye sormam gereken soru, babamın neden Şah Nesim’le gittiği değil, Mevlana’nın Şems’e neden bu kadar büyük bir tutkuyla bağlandığı olmalıydı. Belki kanayan yüzüğün gizemi de bununla ilgiliydi, Şems’in hakikat dediği büyük sır da... Aklımdan bunlar geçerken, caminin kubbesi ardı ardına vuran gong sesleriyle yankılandı. Başımı sesin geldiği yöne çevirince, duvarda antika, ahşap bir saat gördüm. Saatin sarkacı sağa sola savruldukça, önemli bir olayın vakti geldi dercesine inatla çınlıyordu gong sesi. Gong sesi sona erince saatin altındaki bölme gıcırdayarak açıldı. Yine gizemli bir geçit duruyordu önümde. Kulaklarımda o bildik uğultuyu hissettim. Yine o tatlı esinti sardı ortalığı, yine o ıtır kokusu çalındı burnuma. Yine aynı ürpertiyle sarsıldı bedenim. Evet, kara giysili dervişin hayaleti yine etrafımda bir yerdeydi. Sakın gitme diyen içimdeki cılız sese artık aldırmadım bile. Bütün benliğimi ele geçiren merakımın eteğine tutunarak yürüdüm o güzelim ıtır kokusunun yoğunlaştığı yere. Saatin altındaki geçitten içeriye girince, toprağın derinliklerinden gelen bir nem çarptı yüzüme, bir titreme aldı bedenimi ama durmadım. Sarı kandillerin aydınlattığı dar, kemerli bir dehlizde ilerlemeye başladım. Birkaç adım sonra etrafı yaldızlı kalın bir ahşapla çevrili cam bir kapı çıktı karşıma. Ne tokmağı var, ne kilidi? Nasıl geçeceğim diye düşünürken bir gölge düştü cam kapının öteki tarafına. Dikkatli bakınca gölge bir insana dönüştü, insan bizim gezgin dervişe.
    “Neden durdun?” diye sordu sanki aramızda cam yokmuş gibi. “Niye yürümüyorsun?”
    Aramızdaki camdan engeli göstererek açıkladım.
    “Görmüyor musunuz cam var? Nasıl geçeyim?”
    “O cam değil, ayna.”
    “O zaman bu aynanın sırrı dökülmüş; çünkü öteki tarafını görebiliyorum.”
    “Görmüyorsun,” dedi çekik, siyah gözlerini iyice kısarak. “Çünkü bu aynanın öteki tarafı yok. Gördüğün kendi yansıman.”
    Bakışlarımı kendi bedenime çevirdim; haklıydı, yine siyah giysiler içindeydim, yine ellerim yaşlanmıştı, yine suretim Şemse dönüşmüştü. Başımı kaldırdım, aynanın içinde kendimi gördüm, bu kez şaşırmadım. Başımı kaldırdım, Şems’e dönüşmüş suretimin bir adım gerisindeki demir halkalı ahşap kapağı fark ettim, gitmem gereken yolu anladım. Döndüm, demir halkadan tutarak, ahşap kapağı kaldırdım. Kıvrılarak toprağın derinliklerine inen bir merdiven belirdi ayaklarım dibinde. Hiç duraksamadan, hiç yadırgamadan, sanki her gün bu merdivenleri kullanıyormuşum gibi ustalıkla inmeye başladım basamaklardan. Daha ilk adımda duydum fısıltıları.
    “Bu İranlı derviş, büyü yaptı Mevlana Hazretlerine... Başka türlü şeyhimiz bağlanmazdı ona.”
    Her basamakta başka bir ses, başka bir nefreti kusuyordu.
    “Fiili livata yaptığını söylüyorlar, esasen erkek bedenine düşkünmüş bu Şems-i Perende...”
    İndikçe daha güçlü duyuluyordu fısıltılar.
    “Geçen gün çarşıda peygamberliğini ilan etmiş diyorlar...”
    Kanatsız bir iblis gibi adımlarımı izleyen fısıltılar, homurdanmaya dönüşüyordu.
    “Allah’a şirk koşuyormuş zındık. Tövbe tövbe, ben Allah’ım dediğini duymuşlar...”
    Homurdanmalar açıkça düşmanlık ilan ediyordu.
    “Moğolların adamıymış diyorlar. Konya’nın haritasını verecekmiş onlara, şehre rahatça girsinler diye...”
    Düşmanlık tehdite varmıştı sonunda.
    “Katli vaciptir bu kara dervişin. Tez zamanda, tez elden halledile.”
    Merdivenin son basamağından taş bir zemine indiğimde sesler kesildi birdenbire. Odamdaydım. Celaleddin’in yaşamam için bağışladığı odamda. Ama hiç eşya yoktu ortalıkta. Ne duvarın kenarındaki sedir, ne yere serili kilim, ne vezir Karatay’ın, Celaleddin’e hediye ettiği rahle, ne işlemeli sürahi. Sadece bir tabut. Sanki içindekini herkes görsün de ibret alsın diye camdan yapılmış bir tabut. Tabutun içinde genç bir kız; benim karım Kimya. Sanki ölmemiş gibi taptaze, sanki az sonra gülerek uyanacakmış gibi yanakları pespembe. Belki de dokunsam gözlerini açacak, belki de seslensem kalkacak. Ama dizlerimin bağı çözülmüş, ben de o cesaret nerede? O anda duydum kapıya vuran insan elinin sesini.
    “Şems Efendi... Ey Şems-i Tebrizi, kapıya gel az hele.”
    Hiç şaşırmadım duyduklarıma, korkmadım, telaşa kapılmadım. Demek vakit gelmişti. Yekindim, kapıya yürüdüm. Elimi kilide götürmeden döndüp bir kez daha baktım, camdan tabutta yatan günahsızın kefensiz bedenine. Allah’a sözüm olmasaydı eğer hiç durmaz değiştirirdim kendi canımı, onunkiyle. Ama vaad edilen yerine gelmişti, ben de vaad ettiğimi yerine getirmeliydim. Kapıyı açtım. Zemherinin soğuğu hücüm etti içeri, ayaz alevsiz bir ateş gibi yaladı yüzümü.
    “Buyrun,” dedim dolunayın kara gölgeler haline getirdiği yedi kişiye. “İşte geldim, deyin ne diyecekseniz?”
    Kimse bir şey diyemedi. Kış gecesinin sessizliği, katı bir ayaz gibi çöktü aramıza. En önde duranı seçer gibi oldum. Bu, Hüdavendigar’ın asi oğlu Alaeddin’di.
    “Alaeddin,” dedim görmediğim gözlerinde hakkımda verilen hükmü okuyarak. “Alaeddin, sen misin?”
    Bir adım öne çıktı Alaeddin sandığım gölge. Kendi yüzümü gördüm onun suretinde.
    “Hatırla,” dedi kendi dudaklarım bana. “Verdiğin sözü hatırla.”
    Dolunayla aydınlanan sessiz bir bahçe canlandı gözlerimin önünde. O ilahi gecede Allah’a şöyle yakarmıştım:
    “Ey göğü ve yeri yaratan, ey olmazı olur kılan... Kendi gizli sevgililerinden birinin adını bana söyler misin?”
    O ulaşıldıkça ulaşılmaz olan, bana şöyle demişti:
    “İstediğin can, herkesin gözünden saklı, güzel ve mağfirete nail olmuş, Belhli Sultanü’l-Ulema Baha Veled’in oğlu Muhammed Celaleddin’dir.”
    Ben de, ona, demiştim ki:
    “Ey umutların umudu, ey varlığımızın kutsal ışığı. O sevgilinin mübarek yüzünü, Muhammed Celaleddin’in suretini bana gösterir misin?”
    Herşeyi görüp bilen, bildiğimizi kat kat çoğaltarak, anlamlara ayıran bana demişti ki:
    “Buna teşekkür borcu olarak ne verirsin?”
    Hiç düşünmeden uzatmıştım boynumu.
    “Başımı!”
    Takdiri yaratan, takdir etmişti hediyemi ve demişti ki:
    “Mana budur işte. Aşk budur. Aşkın tek bedeli vardır, o da candır. Ölümle kutsanmayan aşk, aşk değildir. Bundan böyle Baha Veled’in oğlu Muhammed Celaleddin sana helaldir. Git ve onu bul. Git, onu bul, ama bize verdiğin sözü de unutma.”
    Unutmamıştım. Her nefes alışımda, her adım atışımda gerçekleşsin diye uğraştığım kutsal amacımı nasıl unutabilirdim. Alaeddin sandığım bedenden bana bakan kendime gülümsedim.
    “Vakit geldi mi?”
    “Geldi,” dedi benim suretimde görünen. “Hazır mısın?”
    “Hazırım,” dedim gözlerimi bile kırpmadan. “Yaratmak da, yok etmek de sana mahsustur.”
    Önce bir ses duydum; kınından sıyrılan bir bıçak, zehrini kusan bir engereğin tıslaması, yırtılan tenin yumuşak yankısı. Baktım, şimdi Alaeddin duruyordu karşımda. Gülümsemeye çalıştım, bırakmadılar; bakışlarımla anlatmak istedim, fırsat vermediler. Aynı anda yedi kez parladı yedi bıçak dolunayın ışığında. Aynı anda tam yedi kez sarsıldım. Yedi kez açıldı bedenimde yedi ateş çiçeği. Sonra yedi ateş çiçeğinden usulca gökyüzüne yükselen kendi ruhum. Sonra taşa damlayan kan. Sonra gökyüzünde dolunay, bahçede toprak kokusu, ürkütücü bir serinliğin içinde yüzen ağaçlar, katmerlenen kış gülleri, tazelenen nergisler, bedenimi parçalayan yedi kişi. Yedi öfkeli yürek, nefret tarafından ele geçirilmiş yedi akıl, yedi keskin bıçak. Ne yaptıklarının farkında bile olmayan yedi zavallı adem. Ve sonra taştaki kan; canlı cansız ne kadar mahlukat varsa hepsini içine alarak koyulaşan o bir damla kan.