• İstanbul Sözleşmesi, 'bal'ın içindeki zehir gibi

    Kırıkkale Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Öğretim Üyesi Adnan Küçük, İstanbul Sözleşmesinin "Bal’ın içerisine zehir enjekte edilerek topluma servis edilmesi" olduğunu söyledi.KADEM'in İstanbul Sözleşmesi ile ilgili 16 maddelik açıklamasını yorumlayan Küçük, açıklamada "masum görünen, herkesçe de desteklenebilecek olan amaçların" yer aldığını, satır aralarında yayılmış “toplumsal cinsiyet”, “cinsel yönelim”, “cinsel kimlik” kavramları yoluyla, hukuken meşru evliliklerle ortaya çıkan aile kurumu yanında, başta eşcinsel evlilikler olmak üzere, her türlü gayrı meşru birlikteliklerin hukukî bir hak olarak teminata kavuşturulmasının amaçlandığını belirtti.Küçük'ün Türktime'da yayınlanan yazısı şöyle:

    Ülkemizde köylü kesimden şehirli kesime, ilkokul mezunlarından üniversite mezunlarına kadar, toplumun bütün kesimlerinde İstanbul Sözleşmesine ve 6284 Sayılı Kanuna ilişkin belirgin fikirlerin oluştuğuna şahit oldum. Ülkemizin en ücra köylerinde bile İstanbul Sözleşmesi ve 6284 Sayılı Kanun ve bunlar temelli sorunlar konuşuluyor.Geçenlerde KADEM, İstanbul Sözleşmesinin yürürlüğünün sürdürülmesini öngören kapsamlı bir açıklama yaptı. Ben bu makalede, bu açıklamaya ilişkin bazı değerlendirmelerde bulunacağım. 16 maddeden oluşan bu açıklamanın bir kısmı, tamamen Sözleşmeye yönelik tespit ve tanıtım mahiyetindedir. Bunlara temas etmeyeceğim.

    1- KADEM’in açıklamalarının 2. maddesinde, Sözleşmenin amaçlarına yer verilmiştir (Sözleşmenin 1. maddesi). Bu maddede, kadınların her türlü şiddete karşı korunması, şiddetin önlenmesi, kovuşturulması, ortadan kaldırılması, bunlara yardım edilmesi için kapsamlı çerçeve, politika ve tedbirlerin tasarlanması; şiddetin ortadan kaldırılması amacıyla uluslararası işbirliğinin yaygınlaştırması, kadına karşı ve ev içi şiddetin tüm mağdurlarının korunması, kadınlarla erkekler arasında eşitliğin yaygınlaştırılması amaçlanmıştır.Bunlar, İstanbul Sözleşmesinin, masum görünen, herkesçe de desteklenebilecek olan amaçlarıdır. Bu hükümler, Sözleşmedeki hükümlerin “BAL” kısmı olarak tavsif edilebilir.Sözleşmenin, bir de satır aralarında yayılmış ikinci tür maksadına temas etmek gerekiyor.

    KADEM, Sözleşmenin satır aralarına yayılan bu kısmına temas etmemiştir. Bu ikinci tür maksatlar kapsamında, Sözleşmede yer verilen “toplumsal cinsiyet”, “cinsel yönelim”, “cinsel kimlik” kavramları yoluyla, hukuken meşru evliliklerle ortaya çıkan aile kurumu yanında, başta eşcinsel evlilikler olmak üzere, her türlü gayrı meşru birlikteliklerin hukukî bir hak olarak teminata kavuşturulması da amaçlanmaktadır.Birincisine hiç kimse itiraz edemeyeceği için, ikinci tür maksatlar, birincinin gerisine saklandırılarak haklılaştırılmaya çalışılmaktadır. Bu ikinci tür maksatlar, “BALın içine zehir katılması”na benzetilebilir. Asıl karşı olunan ve AK Parti tarafından savunulan muhafazakâr değerleri alt üst eden maksatlar bu ikinci tür olanlardır.

    2- KADEM’in açıklamalarının 5. maddesinde, bu Sözleşmede, LGBT eğilimlerini hukuk normu olarak belirlemeye veya teşvik etmeye yönelik herhangi bir hükmün mevcut olmadığı, aynı cinsiyetten olan çiftlerin yasal olarak tanınması da dâhil olmak üzere cinsel yönelimle ilgili ortaya yeni standartların konulmadığı belirtmektedir.Oysa bu Sözleşmede yer alan “cinsel yönelim ve cinsel kimlik” ifadelerinin, Avrupa Konseyi’nce bu Sözleşme için açıklayıcı metin olarak hazırlanan “The Council of Europe Convention on Preventing and Combating Violence against Women and Domestic Violence (Istanbul Convention): Questions and Answers”de, lezbiyen, biseksüel, gay ve trans bireyleri de kapsadığı belirtilmektedir. Nitekim AİHM içtihatları da bu açıklamayı teyit edici yöndedir.Bu hükümlerle, “cinsel yönelim” ve “cinsel kimlik” adına, her türlü sapık olgular, hukuken legal hale getirilmiş olmaktadır.

    LGBTİ+ örgütleri, Sözleşmenin bu hükmüne istinat ederek, siyasi iktidarların, LGBTİ+ haklarına dair ifadelerin ve statülerin anayasallaştırılması ve yasallaştırılması konusunda hukuki yükümlülüklerinin olduğunu ifade etmektedirler.Diğer yandan, resmi meşru aile kurumu yanında, her türlü birlikteliklere, aile kurumu gibi meşruiyet koruması sağlanmaktadır. Sözleşmenin 3/b bendine göre, “‘ev içi şiddet’, fiili gerçekleştiren, mağdurla aynı ikametgahı paylaşmakta olsun veya olmasın, daha önce paylaşmış olsun veya olmasın, aile içinde veya ev içinde veya mevcut veya daha önceki eşler veya birlikte yaşayan partnerler arasında meydana gelen fizikî, cinsel, psikolojik veya ekonomik şiddet eylemleri”dir.Burada bahsi edilen “partner” kelimesinin, kimleri kapsadığı önem arz ediyor. Sözleşmenin muhtevasının bütünü ve “The Council of Europe Convention on Preventing and Combating Violence against Women and Domestic Violence (Istanbul Convention): Questions and Answers”deki izahatlar dikkate alındığında, bu kelimenin, “cinsel tercihlere göre, erkek erkeğe ya da kadın kadına eşcinsel birliktelikleri” de kapsadığı görülmektedir.

    Bu hükümlerle, gerek ülkemizde gerekse birçok Avrupa ülkesinde, dinî, kültürel, teamülî, ahlakî vb. değerlerin reddettiği eşcinsel birliktelik ilişkilerini de kapsayacak şekilde çok geniş bir birliktelik ilişki şekli tercih edilerek, bunlar, hukukî teminat altına alınmıştır. Bu kişiler, resmi nikâhlı eş seviyesinde tüm haklara sahip hale getirilerek, “şiddetin önlenmesi” bahanesi altında, geleneksel aile yapısı içerisinde mevcut olan kadın-erkek kimlik ve ilişki şekillerinin tabiatı bozulmuştur. Aile yapımızla yüzde yüz çelişen yeni ilişkileri meşrulaştıran, genel ahlakî değerleri yok eden yeni cinsel kimlikleri bir hak olarak tanzim eden bu Sözleşme, aynı zamanda Anayasanın 41. Maddesi ile de açıkça çelişmektedir.

    Her ne kadar burada ilk maksadın, bu tür ilişkiler esnasında yaşanan “şiddetin men edilmesi” olduğu izlenimi mevcut ise de, asıl maksadın, bunun çok ötesinde, bu tür ilişkilerin hukuki bir hak olarak teminata bağlanması olduğu görülmektedir. Bu sebepledir ki, bazı ülkeler Sözleşmeyi, ya hiç imzalanmamış veya imzalanmış ise de onaylamamış veya Sözleşme yasama organında reddolunmuş veyahut da bazı ülkeler Sözleşmeden çekilmiştir.Sözleşmeyle, artık geleneksel aile kavramı yerine, “ev içi şiddet” kapsamında aileyi de kapsayacak şekilde “her türlü birlikte yaşamalar” ikame edilmiş olmaktadır.

    3- KADEM’in açıklamalarının 7. maddesinde, “Evlendiklerinde eşler birbirlerinin himayesinde sevgi ve güven içerisinde yaşayacaklarını düşünürler ki bu tam olarak böyle olmalıdır. ‘Koca tecavüzü’ denilen durum, normal, sağlıklı ilişkiler değil, insan onuruna da İslam değer yargılarına da ters biçimde yaşanan zorbalıklardır” denilmektedir.Burada mesele KADEM’in söylediği kadar basit ve masum değildir. Sözleşmenin 36. maddesinde, cinsellik, aile içi ilişkilerde de bir “HAK” olarak düzenlenmekte, resmi aile içi cinsel ilişki ile aile harici kişiler arasındaki cinsel ilişki eşitlenmekte, aile içinde rıza harici cinsel ilişki yasaklanarak, hem karının hem de erkeğin, cinsel ilişki ihtiyacının giderilmesi konusunda başkaları ile ilişki yaşaması için fiili meşruiyet zemini oluşturulmuş olmaktadır.36. madde hükmü, TCK’nun 102/2. maddesinde de düzenlenmiştir.

    Cinsel ilişki bağlamında yaşanabilecek en basit tartışmalar bile, şikâyete bağlı olarak bu suçun oluşmasına sebep olabilecektir. Resmi nikâhla evli olmayanlar arasındaki rıza dışı cinsel ilişki ile resmi nikâhlı olarak evli olanlar arasındaki rıza dışı cinsel ilişkinin eşit statüde tutulması, sık sık bu tür aile içi ilişkilerin yargıya taşınmasına sebep olabilecektir. Ayrıca, cinsellik hak olarak görüldüğü halde aile içerisinde diğer eşin rızasızlığı sebebiyle cinsel ilişkiye giremeyenlerin başkaları ile cinsel ilişkiye girmeleri de Medeni Kanuna göre boşanma sebebi kabul edildiği için, kişiler çıkmaza sürüklenmektedir.

    Belki eşler arasındaki rızasızlık, TCK’nun 102/4. maddesinde yer alan  “suçun işlenmesi sırasında mağdurun direncinin kırılmasını sağlayacak ölçünün ötesinde cebir kullanılması durumu”nun suç sayılması kabul edilebilir. Ama bunun ötesine geçilerek, TCK’nun 102/2. maddesi ile aynı muhtevaya sahip İstanbul Sözleşmesinin 36. maddesinin varlığı, devletin bu alana haddinden fazla karışması olarak değerlendirilebilir.Diğer yandan, İstanbul Sözleşmesinin iç hukuktaki yansıması şeklinde kabul edilen 6284 Sayılı Kanunun 8/3. maddesine göre, “Koruyucu tedbir kararı verilebilmesi için, şiddetin uygulandığı hususunda delil veya belge aranmaz. Önleyici tedbir kararı, geciktirilmeksizin verilir” hükmü gereği, koruyucu önlemler kapsamında diğer eşin (ki genellikle bu koca olmaktadır) evden uzaklaştırılması için, hiçbir delil ve belgeye lüzum olmaksızın kadının beyanı esas alındığı için, kolaylıkla aile içi tartışmalarda, kadının kocaya yönelik cinsel saldırı iddiasında bulunma hakkını suiistimal etme yolu aralanmış olmaktadır.

    4- KADEM’in açıklamalarının 9. maddesinde, esasen doğrudan İstanbul Sözleşmesi kaynaklı olmayan ve mağdurun beyanının esas alınmasını öngören 6284 Sayılı kanun ilgili hükmünün, “…yalnızca, mağduru ölüm ve şiddet tehdidinden koruma amacıyla geçici olarak verilen tedbir kararlarında geçerli” olduğu belirtilmektedir.Oysa fiili uygulamalar hiç de KADEM’in belirttiği gibi olmamaktadır. Ayrıca, mağdurun beyanı esas kabul edilerek geçici önlemlerin alınmasına ilişkin olarak, kanunda, “mağduru ölüm ve şiddet tehdidinden koruma amacıyla” şeklinde bir şart mevcut değildir. KADEM’in açıklamalarında belirtilen “mağduru, ölüm ve şiddet tehdidinden koruma amacıyla” şeklinde bir şart gerçekleşmeksizin, ekonomik şiddet, fiziki şiddet, psikolojik şiddet, cinsel şiddet olarak anılan şiddet türlerinden herhangi birisinin varlığının ileri sürülmesi, mağdurun beyanına istinaden önlem alınması için yeterli olmaktadır.

    5- Sözleşmenin 55/1. maddesinde “Taraflar, …soruşturma ve kovuşturmaların, ... mağdurun ifadesine veya şikâyetine bağlı olmaksızın ve mağdurun ifadesini veya şikâyetini geri çekmesi durumunda dahi devam edebilmesini temin edeceklerdir” hükmü yer almaktadır.KADEM’in açıklamalarının 15. maddesinde, bu hükme ilişkin şu ifadeler mevcuttur:“Kamu davasına dönüşen vakaların hepsinde TCK anlamında suç teşkil eden bir eylem bulunmaktadır. Suç işlemek de kişilerin özgür iradesine bırakılacak bir konu değildir.

    Örneğin, bir kişinin eşiyle anlaşmazlıklar yaşaması, tartışması, sulh olmaları gibi durumlar kişilerin özgür iradeleri ile hareket ettikleri durumlardır. Ancak bir kişinin eşini dövmesi, sakatlaması veya öldürmesi gibi durumlar özgür iradesi ile hareket edebileceği alanlar olmadığı gibi aile içi değil toplumsal meselelerdir.”KADEM’in izahatlarının aksine olarak, bu hükümle, aile içerisinde her türlü sulh yolu kapatılmakta, çatışma körüklenmekte ve ailenin parçalanması teşvik edilmektedir. Olağan şartlarda birbirlerini fiziki olarak darp edenler, yaralayanlar şikâyetlerini geri alabildikleri halde, aile içi ilişkilerde bu yol kapatılmakta, tarafların bir anda kızgınlıkla birbirlerine verecekleri fiziki zarar, geri dönülmez bir soruşturma ve yargılama sürecini başlatmaktadır.

    Suçun mağduru, “ben şikâyetimi geri alıyorum, bir an kızgınlıkla suç duyurusunda bulundum ise de, biz konuştuk, uzlaştık, anlaştık, artık yargılama süreci devam etsin istemiyoruz” dese de, yargılama sürmekte, daha sonra birbirleri ile can-ciğer olan eşlerden biri, diğer eşin affına, uzlaşmasına rağmen cezaevine konulmakta, bundan, diğer eş ve çocuklar mağdur olmaktadır.Oysa bizim kültürümüzde, taraflar arasında af ve sulh kültürü hâkimdir. En ufak aile içi tartışma sonrası fiziki şiddet sebebiyle, hem cezai takibatın sonuna kadar götürülmesi, hem de ailenin yıkılması mümkün ve muhtemel hale getirilmektedir.

    6- KADEM, İstanbul Sözleşmesinde, şiddetin salt toplumsal cinsiyet temelinde ele alınmasını bir eleştiri vesilesi yapmıyor. Sadece, İstanbul Sözleşmesinin yürürlüğe girmesi sonrasında yaşanan şiddet eylemlerindeki artışın sadece bu Sözleşmeye bağlanamayacağını, daha başka etkenlerin de araştırılması gerektiğini belirtiyor.Her ne kadar bu öneride isabet var ise de, burada Sözleşmeye ilişkin asıl sorun, kadına yönelik şiddetin sadece toplumsal cinsiyet temelinde düzenlenmiş olması, diğer şiddet türlerine yer verilmiş olmamasıdır. Sözleşmenin Giriş Kısmında “kadına karşı şiddetin yapısal özelliği toplumsal cinsiyete dayanmaktadır” ifadesi mevcuttur.

    Sözleşmede, pratik hayatta sıklıkla karşılaşılan alkol ve uyuşturucu madde kullanımı, psikiyatrik bozukluklar, kumar, yoksulluk, iletişim bozuklukları vb. kadına yönelik şiddeti önemli oranda artıran diğer şiddet faktörlerine hiç temas edilmemiştir. Şiddeti sadece “toplumsal cinsiyet eşitsizliği”ne indirgeyen bu yaklaşımın temel kaygısının, esasen salt kadına yönelik şiddetin önlenmesinden ziyade, bizzat klasik aile yapısının kendisinin yıpratılmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır.

    7- KADEM’in açıklamasında temas edilmeyen ve yoğun eleştirilere konu olan bir hüküm de, Sözleşmede bahsedilen kadın kavramının kapsamına ilişkin olan hükümdür.Sözleşmenin 3/f. fıkrasına göre, kadın kelimesi, 18 yaşından küçük kızları da kapsar. Burada hiçbir yaş sınırı gözetilmeksizin, her yaştaki bayan “ev içinde birlikte yaşama” kapsamına dâhil edilmektedir. Bu hükümle, her türlü eşcinsel ilişki ile yaşları kaç (3, 5, 7, 10, 11, 12 gibi) olursa olsun, bütün kızlarla birliktelik, bir hak olarak düzenlenmekte, bu kapsamda yer alan herkes, meşru nikâh ilişkilerindeki insanlarla, her durumda eşit hale getirilmektedir. Bu hükümle, TCK’nda suç sayılan belli yaş altı kızlarla cinsel ilişkiyi de içeren birlikte yaşamalar cezalandırılmaması gerekli bir hak olarak düzenlenmektedir. Anayasanın 90. Maddesinde “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır” hüküm yer almaktadır. İnsan hakları ile alakalı olarak kabul edilmesi halinde, bu Sözleşme TCK’ya karşı uygulama üstünlüğüne sahip hale gelecektir.

    8- KADEM’in temas etmediği konulardan biri de, Devlete, teamüli, dini, kültürel vb. değerlerle mücadele yükümlülüğünün yüklenmiş olmasıdır.Sözleşmenin 12/1. fıkrasına göre; “taraflar, ‘kadınlar ve erkekler için, alışılagelmiş roller’in bulunduğu düşüncesine dayanan ön yargıları, örf ve adetleri, gelenekleri ve her türlü farklı uygulamaları ortadan kaldırmak amacıyla, kadın ve erkeklere ilişkin toplumsal ve kültürel davranış modellerinde değişim sağlamak için, gerekli tedbirleri alır”.Burada “kadınlar ve erkekler için alışılagelmiş roller” ifadesi ve “gelenekleri ve her türlü farklı uygulamaları” ifadesiyle, her türlü kültürel, dinî ve ahlaki değerlerimizle, örf ve adetlerimizle şekillenen, karı, koca ve evlatların birbirlerine karşı ilişkileri, tamamen inkâr edilmekte ve hatta devlete bu değerlerden uzaklaşılması için lüzumlu tedbirleri alma ödevi yüklenmektedir.

    Bu hükümle, “cinsel eğilim ve aile fertlerinin alışılagelmiş rollerinin değiştirilmesi” adı altında, yerleşik karı, koca ve çocuklardan teşekkül eden aile içindeki birlikte huzur içinde yaşamayı mümkün kılan aile yapısı öldürülerek, cesedin taşınması işi devlete ihale edilmektedir.Bu hükümde, yerleşik tüm uygulamaların ortadan kaldırılmasından bahsedilirken, yerine konulması hedeflenen yeni davranış kalıplarının nereden besleneceği, her ne kadar bu hükümde muallâkta bırakılmış ise de, Sözleşmenin bütünü esas alındığında, kadın ve erkeğe ilişkin tanımlanacak yeni rollerle, başka bir toplumsal inşa süreci oluşturulmak istenmektedir.

    Bu Sözleşmeyle, Ülkemizde bin yıldan fazla süredir bir geçmişi olan İslamî ahlakla olgunlaşmış aile yapımıza karşı kökünün kazınması amacıyla savaş açıldığı görülmektedir.İstanbul Sözleşmesi 4. 36. 46. 59 maddeleri ile dini değerler, sünnet, namus, adab-ı muaşeret, hayâ, terbiye, örf ve adet gibi her türlü manevi ve kültürel değerlerimize işaret eden bütün kavramların göz ardı edilmesi bir yana bunların ortadan kaldırılması yönünde önlemlerin alınması devlete ödev olarak yükleniyor.

    Sözleşmenin 42/1. maddesinde yer alan, “taraflar, bu Sözleşme kapsamında kalan şiddet eylemlerinin gerçekleştirilmesinden sonra başlatılan ceza davalarında, kültür, töre, din, gelenek veya sözde “namus”un gerekçe olarak öne sürülmesinin önlenmesini temin etmek üzere, gerekli yasal veya diğer tedbirleri alacaklardır” hükmünde, kadına yönelik şiddetin yapısal özellikleri olarak, sadece kültür, töre, din, gelenek veya sözde “namus” kaynaklı şiddet türleri üzerinde yoğunlaşılmaktadır.

    Bu Sözleşme ile teminat altına alınan “cinsel yönelim”in lüzumlu kıldığı her türlü değerlerle çelişen, kültür, din, örf, adet, gelenek ve törelerin “kökünün kazınması” için taraf ülkelere ödevler yüklenmektedir.Diğer yandan bu Sözleşmeyle, her şeyden önce, aile içi şiddet, şiddetin her türlüsüne kati bir şekilde karşı olan ve kadına yönelen her türlü şiddeti kesinlikle reddeden dinimiz ile de sıkı bir şekilde ilişkilendirilmektedir. Bu ilişkilendirmenin kabulü de mümkün değildir.Bu hükümlere göre, bir aile üyesinin, diğer bir aile üyesine yönelik olarak dinî, teamülî veya kültürel değerleri referans alarak herhangi bir şekilde uyarması veya telkinde bulunması durumu, psikolojik şiddetin varlığı için kâfi olabilecektir.

    Bu maddede “namus” kelimesi “sözde” vurgusu ile birlikte yer almaktadır. Bu vurgu ile Türk aile yapısı için manevi bağlayıcılığı bulunan namus kavramı aşağılanmış olmaktadır.İstanbul Sözleşmesine göre, din, temelde ataerkil iktidara meşruiyet sağlamakta, kadına ikincil bir rol vermekte, her türlü geleneksel değerler, örf, adet, kültür, ahlakî değerler vb. çoğunlukla bu bakış açısıyla hedef tahtasına oturtulmaktadır.

    9- KADEM’in gündeme almadığı konulardan biri de, geleneksel aile yapısına yönelik tahribattır. Sözleşmenin bütününe hâkim olan hükümlerle, karı-koca ve çocukların birbirlerine karşı mesuliyetlerine ilişkin kültürel, ahlakî, dini inanç verileri ve teamüller altüst edilmekte, karı, koca ve çocuklar tamamen birbirlerinden bağımsız ve sorumsuz hale getirilmektedir. Kadın-erkek ve çocukların aile içindeki rollerine ve karşılıklı görevlerine ilişkin dini ve ahlaki ilkelerin tamamen ortadan kaldırılması, aile içinde, birbirine karşı bağımsız, sorumsuz ve herkesin her istediğini yapabildiği bir ortamın oluşturulması amaçlanıyor.

    Aile kurumundaki karşılıklı sorumluluklar yok sayılarak, eşler sadece bireysellikleriyle ele alınmaktadır.Özet olarak ifade etmek gerekirse, İstanbul Sözleşmesinin bütününe hâkim olan hükümler sebebiyle, burada bahsi edilen konulara ilişkin olarak, muhafazakâr eğilimli ya da muhafazakâr soslu liberal eğilimli politikaların uygulanması imkânsız hale getirilmektedir.Bu vesileyle, yukarıda izah edilen sebeplerden dolayı, İstanbul Sözleşmesinin, KADEM’in bahsini ettiği şekilde masum olduğu söylenemez. Bu Sözleşme, BAL’ın, içerisine zehir enjekte edilerek topluma servis edilmesine benzetilebilir.

    Kaynak: İstanbul Sözleşmesi, 'bal'ın içindeki zehir gibi

    Risalehaber
  • .
    • Çalışmak için müsait gün ve saat bekleme. Bilki, her gün ve her saat çalışmanın en müsait zamanıdır.

    • Çalışmak için müsait yer ve köşe arama. Bil ki, her yer ve her köşe çalışmanın en müsait yeridir.

    • Bir günde ve bir zamanda yapman lâzım gelen bir işi (bir dersi, bir vazifeyi) ertesi güne bırakma. Zira her günün derdi gibi, işi de kendine yeter.

    • Bir zamanda yalnız tek bir iş yap, yalnız bir
    ders, bir kitap, hattâ bir fasıl üzerinde çalış. Tâ ki, dikkatin ve kuvvetin yayılıp zayıflamasın. Bir zamanda birden fazla iş yapayım diyen, hiçbirini tam ve temiz yapamaz. Dünyaca tanınmış olan büyük İslâm mütefekkiri «İmam-ı Gazali» ye «İlıya-i Ulam» adlı muazzam eserini nasıl bir çalışma ile vücdea getirdiğini sormuşlar: bir zamanda yalnız bir fasıl, bir bahis, bir mesele üzerinde çalıştım, demiş.

    • Başladığın bir işi (Bir dersi, bir kitabı, bir vazi-
    feyi) yapıp bitirmeden başka bir işe (derse, kitaba ve vazifeye) başlama. Yarıda kalan iş, başlanmamış demektir.

    • Bir günün işini (dersini, vazifesini) bitirdikten
    sonra ertesi günü ne işi yapacağına karar ver. Yahut, hiç olmazsa çalışmağa başlamadan evvel, hangi iş (ders, kitap) üzerinde çalışacağını düşünüp kararlaştır ve çalışmaya bu kararla otur.

    • Bir işe başlamadan, bir dersi öğrenmeye, bir kitabı okumağa oturmadan evvel düşün ve çalışman için lâ­zım olan şeyleri yanında ve elinin altında bulundur. Tâ ki, ikide bir kalem, kâğıt aramağa kalkıp ta dikkatin dağılmasın.

    • Çalışmağa oturduğun zaman tıpkı ateş hattında düşmanı gözetleyen bir asker gibi uyanık ol, ve dikkat kesil. Ve bütün ruhî ve bedenî kuvvetinle kendini işe ver.

    • Bir işe başlamazdan evvel o işi (dersi,vazifeyi,
    kitabı) en kısa bir zamanda, en kolay ve en temiz bîr surette nasıl yapmak, nasıl öğrenip etüd etmek mümkün olduğunu iyice düşünüp hesapla.

    • Çalıştığın bir iş (bir ders, bir kitap, bir yazı)
    üzerinde herhangi bir güçlüğü yenmeden bir adım bile gerileme. Ve bil ki, yılgınlık maskeli bir tenbelliktir. Gene bil ki, çalışma sevgisi güçlükleri yenmekten doğar ve kuvvetlenir. Güçlüğü yenmekten hasıl olan manevî zevk, eşsiz bir zevktir. Emin ol ki, harpte zafer ve işte muvaffakiyet yılmayanındır. Sebat önünde güçlükler erir ve imkansız görünen, mümkün olur.

    • İşinde rastladığın bir güçlüğü evvelâ parçala.
    Her parçayı birer birer ve sıra ile yenmeğe çalış. Bunun için de, meselâ, bir dersi, bir kitabı en basit elemanlarına, kısım, fasıl ve bahislerine ayır. Sıra ile her bahsi iyice ve noksansızca anlayıp öğrenmeden öbür bahse geçme. Fasıllar ve bahisler üzerinde bir kör gibi yürü. Yani attığın adımı iyice basmadan öbürünü atma.

    • Devamlı ve ittiratlı çalış. Ve hergün aynı saatlerde behemehal çalışmağa otur. Çalışmayı uzun fasıla ile kesip terk etme. Hasta ve yorgun değilsen tatil aylarında bile yavaş ve az da olsa çalış. Tâ ki çalışma itiyadın körlenmesin ve tekrar çalışmaya koyulmak için zahmet çekmeyesin.

    • Bir iş üzerinde yorulursan dinlenmek için işini
    değiştir ve çalışma hızını yavaşlat. Fakat dinlenme bahanesi ile, asla boş oturma. Boş oturanın içi, işlemeyen demir gibi, pas tutar.

    • Çok düşün. Ve bil ki, çalışmak mutlaka hareket etmek veya okumak, yazmak demek değildir. Düşünen bir insan, maden kuyularında kazma sallayan işçiden daha çok çalışıyordur.

    • Verimli çalışmayı sakın iş üzerinde geçirdiğin
    zamanla ölçüp de, eh bugün şu kadar saat çalıştım, yeti­şir deme. Çalışmanın neticesine ve öğrendiğine bak.

    • Fikri çalışmalar için, aynı saatlerde devamlı ve
    tertipli bir surette, günde iki üç saat bile kâfidir. Büyük İslâm feylesofu Ibni Sina, dünyaca meşhur olan (Kitabuşşifa) sini, hergiin, sabah namazından sonra Bağdattaki bir caminin büyük kandili altında oturarak, kuşluk vaktine kadar, yani takriben iki saat çalışmak suretiyle vücuda getirmiştir. Meşhur İngiliz feylesofa Spencer, muazzam eserlerini, günde iki saat çalışarak yazmıştır. Her sene bin, bin ikiyiiz sahifelik eser veren Fransız edibi Emil Zoîa’ya bu muvaffakiyetinin sırrını sormuş­lar: Hergün yalnız üç saat çalışır ve yazarım demiş.

    • Sebat et, genç dostum, sebat et! Damlaya damlaya göl olur. Ve aynı noktaya düşen damlacıklar, zamanla mermeri bile deler.

    • Bir işe başladığın, bir dersi öğrenmeğe, bir kitabı okumağa koyulduğun zaman telâş edip sabırsızlanma. Sakin ve metin ol. Yol al, fakat acele etme. Sindirerek çalış ve ogren.

    • İşinde ve dersinde herhangi bir fikri ve noktayı
    küçümseyerek ihmal edip geçme. Küçük ihmalden bazan büyük zararlar doğduğunu unutma.

    • Gece yatağına uzandığın zaman, o gün ne yaptı­ğını ve yarın ne yapacağını kendine sormadan uyuma.

    • Hergün iyi bir eserden yüksek sesle beş on sahife oku. Bu sayede konuşma ve söz söyleme istidadın gelişir.

    • Rastladığın edebi, felsefî bazı güzel parçaları ezberle. Bu sayede hem kelime ve ifade hâzinen zenginler lıcm de hafızan kuvvetlenir.

    • Çalıştığın bir dersin, bir kitabın fasıl ve bahis-
    lerini bitirdikçe, kitabı kapayıp, okuduğunu ezberden hülâsa halinde not et. Bir dersi, birsuretle iyi anlayıp öğrenmenin yolu, onu bu suretle yazmaktır.

    • Bir dersten öğrendiğin, bir kitabtan okuduğun
    fasıl ve bahisleri arkadaşlarınla ezberden müzakere ve münakaşa et. Bu suretle hem zekân işler ve öğrendiğin hazmolur, hem hafızan kuvvetlenir; hem de düzgün konuşma ve fikirlerini vuzuh ile ifade etme melekesi elde edersin.

    • Dikkat et: Sözlerin ve yazıların kısa, açık ve
    manalı olsun.

    • Fikrî çalışmanın herkesin mizacına göre deği­
    şen verimli ve aziz saatleri vardır. Bunlar bazı kimseler için sabahın erken saatleri, bazıları içinde öğleye doğru öğleden sonra, gece saatleridir. Kendini yokla vesenin aziz saatlerin hangileri ise, bunları hiç bir eğlenceye feda edip kaçırma.

    • Okuduğun bir kitapda rastladığın güzel bir parçayı veya orijinal bir fikri yerini ve sahifesini işaret ederek not et. Bu suretle biriktirdiğin notları bir dosyaya ve bir fiş kutusuna sırasile yerleştir. Bir yazı yazmak veya bir eser yapmak istediğin zaman, bu notlar senin için zengin bir malzeme hâzinesi olur.

    • Bir mevzu ve mesele hakkında bir yazı veya bir eser yazmağa karar verdiğin zaman, evvelâ, bu mevzu ve mesele üzerinde evvelce yazılmış eserleri oku. Tâ ki yazılmış ve söylenmiş şeyleri tekrar edip ömrünü israf etmiyesin.

    • Gök kubbe altında yepyeni hiçbir fikir yoktur. En yeni fikir, eski bir fikrin yeni bir elbise giymişidir.

    • Her şeyden evvel, ana dilini iyi konuşmayı ve iyi yazmayı öğren. İnsan için en faydalı olanı kendi ana dilidir.

    • Dil bilgisi bir gaye değil, bir vasıtadır. Asıl gaye
    olan, fikir zenginliğidir.

    • Kişinin kıymeti dilinin altında ve kaleminin ucunda gizlidir. Onu söz ve yazı açığa vurur.

    • Bir işi yapıp yapmamakta kararsızlığa düştüğün vakit, iki şıktan herbirinin fayda ve zararlarını iyice hesapla. Faydası çok, zararı az olan şıkkı tercih et.

    • Bir işe öfkeli ve sinirli iken karar verme. Bekle
    öfken geçsin. Zira öfke ile kalkan zararla oturur.

    • Çok konuşma. Yerinde ve özlü konuş. Kıymet ve tesir çok sözde değil, yerinde ve özlü sözdedir.

    • Dilini tut ve bil ki, dil yarası bıçak yarasından
    daha vahimdir.

    • Kimsenin yüzüne karşı söyliyemediğini arkasından söyleme ve bil ki arkadan konuşma korkaklığın en iğrenç şeklidir.

    • Kimsenin cahilliğini yüzüne vurma. Bil ki insanları en çok kızdıran ve gücendiren, cahilliklerinin yüzlerine vurulmasıdır.

    • Yalan söyleme. Yalan söyliyen, tutulmak korkusu içinde yaşayan hırsız, gibidir.

    • Bir kimseye söz vermeden evvel iyi düşün. Fakat verdiğin sözden dönme. Sözden dönmek yalancılığın en çirkinidir.

    • Daima olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol. Olduğundan fazla görünmek isteyen, karşısındakilere kendisinin ahmaklığını göstermiş olur.

    • Kimseye karşı kin tutma ve kimsenin muvaffakiyyet ve saadetini kıskanma, fakat imren, sen de öyle bir muvaffakiyet ve saadete erişmeye çalış. İmrenmek terakkinin şartıdır. Kin ve kıskançlık ise, iç ferahlığının, sağlık ve saadetin iki azgın düşmanıdır.

    • Dost kazanmak için cömert ol. Bil ki hasisin dostu yoktur.

    • Gençliğinde iyi arkadaş kazan. Yaşlılıkta kazanılan arkadaşlık sağlam olmaz. Zira paslı teneke lehim tutmaz.

    • Gençlik güzelliğine şans denilen kör kuvvet bile âşıktır. Gençliğini boş yere harcama, onu kıymetlendirmeyi bil.

    • Herkesçe beğenilen asıl güzellik, ahlâk güzelliğidir. Çünkü ahlâkı güzel insan her yaşta güzeldir.

    • Ahlâkını güzelleştirmeğe daima çalış. Ahlak güzelliği insan için en kıymetli bir servettir.

    • En yakın arkadaşlarınla bile şakaların zarif ol-
    sun. Kaba şakadan hayvan bile hoşlanmaz.

    • Dost ol, tâ ki sana da dost olsunlar.

    • Dostluğunu kötü günde göster, tâ kî kötü müsamahalı bulasın.

    • Dostlarına vefalı, düşmanlarına müsamahalı ol ve yere yıktığın düşmanını tekmeleme, âlicenaplık göster. Vefa ve âlicenaplık yüksek ahlâkın iki parlak şiarı­dır.

    • Büyüklere hürmet et. Tâ ki büyüdüğün zaman sende küçüklerden hürmet göresin.

    • Kadınlara hürmet et. Düşün ki, kadınlık insanlı­ğın anasıdır.

    • Ana baba ahı alma. Ana baba ahinin zehirini içen kurtulamaz.

    • Yaşlıların tecrübesinden faydalan ve tecrübe
    edilmişi yeniden tecrübeye kalkışma, tâ ki pişman olmayasın.

    • Sonunda pişman olacağın bir işi başında düşün. Pişmanlık, ahmaklıktır.

    • Küçüklere şefkat göster. Tâ ki büyüdükleri zaman onlardan şefkat görmeye hakkın olsun.

    • Bosuna iddia ve inad etme. Hakikati ara ve sev.
    Hakikat sevgisi, insan için, sevgilerin en yükseğidir.

    •Kusurlarını kendin gör tâ ki onları tamir ve ikmal edebilesin.

    •Muvaffakiyetlerinle mağrur olma. Bil ki gurur
    gelecekteki muvaffakiyetlerinin en büyük düşmanıdır.

    • Hayatta cesur ol. Fakat bil ki cesaret gözü kapalı tehlikeye atılmak değildir.

    • Başkasının kanaat vc akidesine hürmet et. Tâki
    başkası da seninki ne hürmet etsin.

    • Kendine yapılmasını istemediğin bir muameleyi
    başkasına yapına. Tâ ki başkası da sana karşı aynı şekilde hareket etmesin.

    • Kendine iyilik yapılmasını istersen, başkalarına iyilik yap.

    • iyiliğe karşı iyilik adalettir, iyiliğe karşı kötülük
    cinayettir. Kötülüğe karşı iyilik ihsan ve atıfettir ve insanlığın en yüksek derecesidir.

    • Düşenin elinden tut. Tâ ki sen de düştüğün zaman tutacak el bulasın.

    • Sözlerin tatlı, tavırların zarif olsun. İnsanın ka-
    bası, ısırgan köpek gibidir, herkes tarafından taşlanır.

    • Başkalarından gördüğün kötülük, seni iyilik yapmaktan alıkoymasın. İyilik ibadettir, kötülükle mahsuplaşmaz.

    • Kibirli olma. Kibirli insan sarımsak kokan ağız
    gibidir. Herkesi kendisinden uzaklaştırır.

    • Alçak gönüllü ol. Mütevazı insan, meyve
    benzer. Meyve dalının yere eğilmesi meyvesinin çoklunğundandır.

    • Herkesin imrendiği pırlanta gibi kıymet sahibi ol. Korkma, yerde kalmazsın.

    • Kendinden üsttekilere değil, kendinden alttakilere bak, rahat edersin.

    • İşinde ve sözünde doğruluktan ayrılma. Hak doğ­ruların yardımcısıdır.

    • Çalış, daima çalış, fakat hırsı bırak. Zira hırs,
    verimli çalışmanın, sağlık ve saadetin düşmanıdır.

    • Çalış, fakat haris olma. Haris insan, ciğer bulaş­mış eğeyi yalayan aç kedi gibidir: dilinden akan kanı yalar da bilmez.

    • Hayatın ve tutacağın yol hakkında tereddüde ve kararsızlığa düşüp de bir ışık aradığın zaman, fikrini ve reyini soracağın kimseyi iyi seç. Düşün ki, isabetsiz bir fikirden hareket ederek verdiğin karardan bütün ö­mür boyunca pişmanlık duyman mümkündür. Fakat isabetli bir fikirden aldığın ışık da bütün Ömrünce yolunu aydınlatır.
  • “— Çalışmak için müsait gün ve saat bekleme. Bilki, her gün ve her saat çalışmanın en müsait zamanıdır.
    — Çalışmak için müsait yer ve köşe arama. Bil ki, her yer ve her köşe çalışmanın en müsait yeridir.
    — Bir günde ve bir zamanda yapman lâzım gelen bir işi (bir dersi, bir vazifeyi) ertesi güne bırakma. Zira her günün derdi gibi, işi de kendine yeter.
    — Bir zamanda yalnız tek bir iş yap, yalnız bir
    ders, bir kitap, hattâ bir fasıl üzerinde çalış. Tâ ki, dikkatin ve kuvvetin yayılıp zayıflamasın. Bir zamanda birden fazla iş yapayım diyen, hiçbirini tam ve temiz yapamaz. Dünyaca tanınmış olan büyük İslâm mütefekkiri «İmam-ı Gazali» ye «İlıya-i Ulam» adlı muazzam eserini nasıl bir çalışma ile vücdea getirdiğini sormuşlar: bir
    zamanda yalnız bir fasıl, bir bahis, bir mesele üzerinde çalıştım, demiş.
    — Başladığın bir işi (Bir dersi, bir kitabı, bir vazi-
    feyi) yapıp bitirmeden başka bir işe (derse, kitaba ve vazifeye) başlama. Yarıda kalan iş, başlanmamış demektir.
    — Bir günün işini (dersini, vazifesini) bitirdikten
    sonra ertesi günü ne işi yapacağına karar ver. Yahut, hiç olmazsa çalışmağa başlamadan evvel, hangi iş (ders, kitap) üzerinde çalışacağını düşünüp kararlaştır ve çalışmaya bu kararla otur.
    — Bir işe başlamadan, bir dersi öğrenmeye, bir kitabı okumağa oturmadan evvel düşün ve çalışman için lâ­zım olan şeyleri yanında ve elinin altında bulundur. Tâ ki, ikide bir kalem, kâğıt aramağa kalkıp ta dikkatin dağılmasın.
    — Çalışmağa oturduğun zaman tıpkı ateş hattında düşmanı gözetleyen bir asker gibi uyanık ol, ve dikkat kesil. Ve bütün ruhî ve bedenî kuvvetinle kendini işe ver.
    — Bir işe başlamazdan evvel o işi (dersi,vazifeyi,
    kitabı) en kısa bir zamanda, en kolay ve en temiz bîr surette nasıl yapmak, nasıl öğrenip etüd etmek mümkün olduğunu iyice düşünüp hesapla.
    — Çalıştığın bir iş (bir ders, bir kitap, bir yazı)
    üzerinde herhangi bir güçlüğü yenmeden bir adım bile gerileme. Ve bil ki, yılgınlık maskeli bir tenbelliktir. Gene bil ki, çalışma sevgisi güçlükleri yenmekten doğar ve kuvvetlenir. Güçlüğü yenmekten hasıl olan manevî zevk, eşsiz bir zevktir. Emin ol ki, harpte zafer ve işte muvaffakiyet yılmayanındır. Sebat önünde güçlükler erir ve imkansız görünen, mümkün olur.
    — işinde rastladığın bir güçlüğü evvelâ parçala.
    Her parçayı birer birer ve sıra ile yenmeğe çalış. Bunun için de, meselâ, bir dersi, bir kitabı en basit elemanlarına, kısım, fasıl ve bahislerine ayır. Sıra ile her bahsi iyice ve noksansızca anlayıp öğrenmeden öbür bahse geçme. Fasıllar ve bahisler üzerinde bir kör gibi yürü. Yani attığın adımı iyice basmadan öbürünü atma.
    — Devamlı ve ittiratlı çalış. Ve hergün aynı saatlerde behemehal çalışmağa otur. Çalışmayı uzun fasıla ile kesip terk etme. Hasta ve yorgun değilsen tatil aylarında bile yavaş ve az da olsa çalış. Tâ ki çalışma itiyadın körlenmesin ve tekrar çalışmaya koyulmak için zahmet çekmeyesin.
    — Bir iş üzerinde yorulursan dinlenmek için işini
    değiştir ve çalışma hızını yavaşlat. Fakat dinlenme bahanesi ile, asla boş oturma. Boş oturanın içi, işlemeyen demir gibi, pas tutar.
    — Çok düşün. Ve bil ki, çalışmak mutlaka hareket etmek veya okumak, yazmak demek değildir. Düşünen bir insan, maden kuyularında kazma sallayan işçiden daha çok çalışıyordur.
    — Verimli çalışmayı sakın iş üzerinde geçirdiğin
    zamanla ölçüp de, eh bugün şu kadar saat çalıştım, yeti­şir deme. Çalışmanın neticesine ve öğrendiğine bak.
    — Fikri çalışmalar için, aynı saatlerde devamlı ve
    tertipli bir surette, günde iki üç saat bile kâfidir. Büyük İslâm feylesofu Ibni Sina, dünyaca meşhur olan (Kitabuşşifa) sini, hergiin, sabah namazından sonra Bağdattaki bir caminin büyük kandili altında oturarak, kuşluk vaktine kadar, yani takriben iki saat çalışmak suretiyle vücuda getirmiştir. Meşhur İngiliz feylesofa Spencer, muazzam eserlerini, günde iki saat çalışarak yazmıştır.
    Her sene bin, bin ikiyiiz sahifelik eser veren Fransız edibi Emil Zoîa’ya bu muvaffakiyetinin sırrını sormuş­lar: Hergün yalnız üç saat çalışır ve yazarım demiş.
    — Sebat et, genç dostum, sebat et! Damlaya damlaya göl olur. Ve aynı noktaya düşen damlacıklar, zamanla mermeri bile deler.
    — Bir işe başladığın, bir dersi öğrenmeğe, bir kitabı okumağa koyulduğun zaman telâş edip sabırsızlanma. Sakin ve metin ol. Yol al, fakat acele etme. Sindirerek çalış ve ogren.
    — İşinde ve dersinde herhangi bir fikri ve noktayı
    küçümseyerek ihmal edip geçme. Küçük ihmalden bazan büyük zararlar doğduğunu unutma.
    — Gece yatağına uzandığın zaman, o gün ne yaptı­ğını ve yarın ne yapacağını kendine sormadan uyuma.
    — Hergün iyi bir eserden yüksek sesle beş on sahife oku. Bu sayede konuşma ve söz söyleme istidadın gelişir.
    — Rastladığın edebi, felsefî bazı güzel parçaları ezberle. Bu sayede hem kelime ve ifade hâzinen zenginler lıcm de hafızan kuvvetlenir.
    — Çalıştığın bir dersin, bir kitabın fasıl ve bahis-
    lerini bitirdikçe, kitabı kapayıp, okuduğunu ezberden hülâsa halinde not et. Bir dersi, birsuretle iyi anlayıp öğrenmenin yolu, onu bu suretle yazmaktır.
    — Bir dersten öğrendiğin, bir kitabtan okuduğun
    fasıl ve bahisleri arkadaşlarınla ezberden müzakere ve münakaşa et. Bu suretle hem zekân işler ve öğrendiğin hazmolur, hem hafızan kuvvetlenir; hem de düzgün konuşma ve fikirlerini vuzuh ile ifade etme melekesi elde edersin.
    — Dikkat et: Sözlerin ve yazıların kısa, açık ve
    manalı olsun.
    — Fikrî çalışmanın herkesin mizacına göre deği­
    şen verimli ve aziz saatleri vardır. Bunlar bazı kimseler için sabahın erken saatleri, bazıları içinde öğleye doğru öğleden sonra, gece saatleridir. Kendini yokla vesenin aziz saatlerin hangileri ise, bunları hiç bir eğlenceye feda edip kaçırma.
    — Okuduğun bir kitapda rastladığın güzel bir parçayı veya orijinal bir fikri yerini ve sahifesini işaret ederek not et. Bu suretle biriktirdiğin notları bir dosyaya ve bir fiş kutusuna sırasile yerleştir. Bir yazı yazmak veya bir eser yapmak istediğin zaman, bu notlar senin için zengin bir malzeme hâzinesi olur.
    — Bir mevzu ve mesele hakkında bir yazı veya bir eser yazmağa karar verdiğin zaman, evvelâ, bu mevzu ve mesele üzerinde evvelce yazılmış eserleri oku. Tâ ki yazılmış ve söylenmiş şeyleri tekrar edip ömrünü israf etmiyesin.
    — Gök kubbe altında yepyeni hiçbir fikir yoktur. En yeni fikir, eski bir fikrin yeni bir elbise giymişidir.
    — Her şeyden evvel, ana dilini iyi konuşmayı ve iyi yazmayı öğren. İnsan için en faydalı olanı kendi ana dilidir.
    — Dil bilgisi bir gaye değil, bir vasıtadır. Asıl gaye
    olan, fikir zenginliğidir.
    — Kişinin kıymeti dilinin altında ve kaleminin ucunda gizlidir. Onu söz ve yazı açığa vurur.
    — Bir işi yapıp yapmamakta kararsızlığa düştüğün vakit, iki şıktan herbirinin fayda ve zararlarını iyice hesapla. Faydası çok, zararı az olan şıkkı tercih et.
    — Bir işe öfkeli ve sinirli iken karar verme. Bekle
    öfken geçsin. Zira öfke ile kalkan zararla oturur.
    — Çok konuşma. Yerinde ve özlü konuş. Kıymet ve tesir çok sözde değil, yerinde ve özlü sözdedir.
    — Dilini tut ve bil ki, dil yarası bıçak yarasından
    daha vahimdir.
    — Kimsenin yüzüne karşı söyliyemediğini arkasından söyleme ve bil ki arkadan konuşma korkaklığın en iğrenç şeklidir.
    — Kimsenin cahilliğini yüzüne vurma. Bil ki insanları en çok kızdıran ve gücendiren, cahilliklerinin yüzlerine vurulmasıdır.
    — Yalan söyleme. Yalan söyliyen, tutulmak korkusu içinde yaşayan hırsız, gibidir.
    — Bir kimseye söz vermeden evvel iyi düşün. Fakat verdiğin sözden dönme. Sözden dönmek yalancılığın en çirkinidir.
    — Daima olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol. Olduğundan fazla görünmek isteyen, karşısındakilere kendisinin ahmaklığını göstermiş olur.
    — Kimseye karşı kin tutma ve kimsenin muvaffakiyyet ve saadetini kıskanma, fakat imren, sen de öyle bir muvaffakiyet ve saadete erişmeye çalış. İmrenmek terakkinin şartıdır. Kin ve kıskançlık ise, iç ferahlığının, sağlık ve saadetin iki azgın düşmanıdır.
    — Dost kazanmak için cömert ol. Bil ki hasisin dostu yoktur.
    — Gençliğinde iyi arkadaş kazan. Yaşlılıkta kazanılan arkadaşlık sağlam olmaz. Zira paslı teneke lehim tutmaz.
    — Gençlik güzelliğine şans denilen kör kuvvet bile âşıktır. Gençliğini boş yere harcama, onu kıymetlendirmeyi bil.
    — Herkesçe beğenilen asıl güzellik, ahlâk güzelliğidir. Çünkü ahlâkı güzel insan her yaşta güzeldir.
    — Ahlâkını güzelleştirmeğe daima çalış. Ahlak güzelliği insan için en kıymetli bir servettir.
    — En yakın arkadaşlarınla bile şakaların zarif ol-
    sun. Kaba şakadan hayvan bile hoşlanmaz.
    — Dost ol, tâ ki sana da dost olsunlar.
    — Dostluğunu kötü günde göster, tâ kî kötü müsamahalı bulasın.
    — Dostlarına vefalı, düşmanlarına müsamahalı ol ve yere yıktığın düşmanını tekmeleme, âlicenaplık göster. Vefa ve âlicenaplık yüksek ahlâkın iki parlak şiarı­dır.
    — Büyüklere hürmet et. Tâ ki büyüdüğün zaman sende küçüklerden hürmet göresin.
    — Kadınlara hürmet et. Düşün ki, kadınlık insanlı­ğın anasıdır.
    — Ana baba ahı alma. Ana baba ahinin zehirini içen kurtulamaz.
    — Yaşlıların tecrübesinden faydalan ve tecrübe
    edilmişi yeniden tecrübeye kalkışma, tâ ki pişman olmayasın.
    — Sonunda pişman olacağın bir işi başında düşün. Pişmanlık, ahmaklıktır.
    — Küçüklere şefkat göster. Tâ ki büyüdükleri zaman onlardan şefkat görmeye hakkın olsun.
    Bosuna iddia ve inad etme. Hakikati ara ve sev.
    Hakikat sevgisi, insan için, sevgilerin en yükseğidir.Kusurlarım kendin gör tâ ki onları tamir ve ikmal edebileşin.
    — Muvaffakiyetlerinle mağrur olma. Bil ki gurur
    gelecekteki muvaffakiyetlerinin en büyük düşmanıdır.
    — Hayatta cesur ol. Fakat bil ki cesaret gözü kapalı tehlikeye atılmak değildir.
    Başkasının kanaat vc akidesine hürmet et. Tâki
    başkası da seninki ne hürmet etsin.
    Kendine yapılmasını istemediğin bir muameleyi
    başkasına yapına. Tâ ki başkası da sana karşı aynı şekilde hareket etmesin.
    — Kendine iyilik yapılmasını istersen, başkalarına iyilik yap.
    — iyiliğe karşı iyilik adalettir, iyiliğe karşı kötülük
    cinayettir. Kötülüğe karşı iyilik ihsan ve atıfettir ve insanlığın en yüksek derecesidir.
    — Düşenin elinden tut. Tâ ki sen de düştüğün zaman tutacak el bulasın.
    — Sözlerin tatlı, tavırların zarif olsun. İnsanın ka-
    bası, ısırgan köpek gibidir, herkes tarafından taşlanır.
    — Başkalarından gördüğün kötülük, seni iyilik yapmaktan alıkoymasın. İyilik ibadettir, kötülükle mahsuplaşmaz.
    — Kibirli olma. Kibirli insan sarımsak kokan ağız
    gibidir. Herkesi kendisinden uzaklaştırır.
    — Alçak gönüllü ol. Mütevazı insan, meyve ağacına benzer. Meyve dalının yere eğilmesi meyvesinin çoklunğundandır.
    — Herkesin imrendiği pırlanta gibi kıymet sahibi ol. Korkma, yerde kalmazsın.
    — Kendinden üsttekilere değil, kendinden alttakilere bak, rahat edersin.
    — İşinde ve sözünde doğruluktan ayrılma. Hak doğ­ruların yardımcısıdır.
    — Çalış, daima çalış, fakat hırsı bırak. Zira hırs,
    verimli çalışmanın, sağlık ve saadetin düşmanıdır.
    — Çalış, fakat haris olma. Haris insan, ciğer bulaş­mış eğeyi yalayan aç kedi gibidir: dilinden akan kanı yalar da bilmez.
    — Hayatın ve tutacağın yol hakkında tereddüde ve kararsızlığa düşüp de bir ışık aradığın zaman, fikrini ve reyini soracağın kimseyi iyi seç. Düşün ki, isabetsiz bir fikirden hareket ederek verdiğin karardan bütün ö­mür boyunca pişmanlık duyman mümkündür. Fakat isabetli bir fikirden aldığın ışık da bütün Ömrünce yolunu aydınlatır.“
  • Okuduğum her kitap hakkında elbette herkes gibi benim de fikirlerim veya daha alt bir tabirle yorumlarım mevcut lakin tüm kitapların incelemesini paylaşmak istemiyorum çünkü zaten bazı herkesçe okunan kitapların içinde gerçekten kaliteli ve ışık tutabilecek olan beyanlar mevcut bu sebeple sadece içimden benim de bir şeyler söylemem gerek dediğim veya bir kaç satır bile olsa hakkında yazmaya borçlu hissettiğim kitaplar hakkında inceleme paylaşacağım. Zamanınızı aynı şeyleri söyleyerek almayacağım. Şimdilik bu kadar görüşmek üzere
  • 140 syf.
    ·8/10
    ‘’Ben İsa (aleyhisselâm)’ın İncil’inde şunların yazılı olduğunu gördüm:
    Ey kulum! Senelerce insanların baktıkları yüzünü hep yıkadın temizledin; fakat bir saat olsun benim baktığım yeri, gönlünü temizlemedin! Halbuki Allah her gün senin gönlüne bakar ve der ki: ‘’Benim nimetlerimle kuşatılmış iken başkaları için mi çalışıyorsun? Böyle yaptığında sen, gerçeği duymayan bir sağır olursun!’’
    ‘’Dilediğin kadar yaşa, yine de öleceksin. Dilediğin kişiyi sev, yine de ondan ayrılacaksın. Dilediğin kadar çalış, amel et, muhakkak onun karşılığını bulacaksın.’’ (A.g.e. s. 34)
    ‘’Şunu bil ki, akla gelen her şeyi konuşan bir dil ile gaflet ve şehvetle dolu bir kalbe sahip olmak, ilahi rahmetten mahrumiyetin belirtisidir. Eğer gerçek bir mücadele ile nefsinin kötü arzularını yok etmezsen, kalbini marifet nuru ile diriltemezsin.’’ (A.g.e. s. 48)

    EY OĞUL!
    İMAM GAZALİ
    GELENEK YAYINCILIK
    Ter.: Osman Yolcuoğlu
    140 SAYFA
    Şubat, 2019

    TAKDİR
    Eserde toplumumuzun temellerini sarsan hastalıkların taktire şayan şekilde ele alınıp, misaller üzerinden imgelenerek okuyucuya aktarıldığını görüyoruz. Gazali’nin eserinde geçen birçok problemin günümüzde de müşahede edildiğini görüyoruz. Özellikle Gazali’nin muhatabına aktarmak istediği bilgiyi misaller üzerinden aktarması bilginin kalıcılığını arttırmış.
    TENKİT
    Eserde çok fazla sahih olmayan rivayet anlatılmış ve bunların niteliği hakkında bilgi verilmemiş; bu durum gelecekte rivayetlerin hadislerle karışmasına yol açarak bazı rivayetlerin hadismiş gibi tasvip edilmesine sebep olabilir. Bu sebeple alıntı yapılan yerlerin, dipnot olarak hangi kaynaklardan alındığını belirtmenin gerekli olduğunu düşünüyorum.
    TEKLİF
    Eserde çok fazla boş sayfanın olduğunu müşahede ediyoruz, ilme önem veren bir alimin, israf konusunda da hassas olacağını düşünüyorum. 60-70 sayfaya sığdırılacak bir kitabı 140 sayfaya yaymanın yanlış olacağı kanaatindeyim. Bunun yerine daha güzel bir kitap tasarımı ve sayfa düzenlemesi yapılabilir.
    KİTAPTAN ÇIKARILACAK DERSLER:
    ‘’Elinden geldikçe bir konu hakkında herhangi biriyle tartışma. Çünkü tartışma, çok kötü sonuçlar doğurabilir ve genellikle zararı faydasından çoktur.’’ (A.g.e. s. 98)
    ‘’Tartışmada amaç kimin dilinden olursa olsun doğruların ortaya çıkması amaçlanmalıdır. Bir de tartışmanın kalabalıklar önünde değil, tenha yerlerde yapılması gerekir.’’ (A.g.e. s. 98)
    Gazali’nin burada iki hususa nazar-ı dikkati celbettiğini müşahede ediyoruz:
    1. İnsanlara din adına veya başka bir husus hakkında bilgi aktarmak istiyorsak bunu tatlı dille yapmak zorundayız yoksa insanlar yanımızdan uzaklaşıverir.
    2. İnsanlarla bir konu hakkında konuşurken bağnaz bir tutum sergileyerek kendi düşüncemizi haklı çıkarmaya çalışmak yerine, mutedil bir üslup sergileyerek hakkın ortaya çıkması için uğraşmalıyız.

    ‘’Eğer bir kimsede cehalet hastalığı kronikleşmiş ve artık hiçbir tedaviye yanıt vermiyorsa, doktorun (yani alimin) yapacağı hiçbir şey yoktur ve her şeye rağmen bu hastayı tedavi etmeye çalışmak ise vakit kaybından başka bir şey değildir.’’ (A.g.e. s. 99)
    Bazı insanlar vardır, her türlü görüşe karşı çıkar, değişmek istemez, konfor ortamını bozacak en ufak unsura dahi tahammül edemez; bu insanlar Platonun mağarasındaki karanlık kısımda yaşamaktan zevk alırlar, bunlarla uğraşmak yerine; arayış içerisine girmiş, kurtulmak için çare arayan ama yeterli kılavuzu olamadığı için ne yapacağını bilmeyen insanlarla meşgul olmak daha doğru bir tercih olacaktır.

    ŞÖHRETİ KALDIRAMIYOR MUYUZ?
    Ne kadar iyi olursa olsun asıl amacını yerine getirmeyen araç, başarılı değildir. Maatteessüf günümüzde bazı hocalarımızın öğrencileri bilinçlendirmek amacıyla yola çıkarak ders dışı muhabbetlerle asıl görevlerini yerine getirmediklerini görüyoruz. Yanlış temeller üzerine doğru katlar inşa etmenin bir faydası olmayacağı herkesçe bilinen bir hayat düsturudur. Ne kadar doğru olursa olsun; bazı doğrular yanlış temeller üzerine bina edilemez. Üzülerek bu durumda da ifrat, tefrit dengesinin tutturulamadığını söylemek zorundayım. Ders içerisinde serpiştirilerek verilecek birkaç faideli bilginin öğrencinin zihin dünyasını genişleteceği konusunda mutabıkız ama bütün dersi bir vaaz havasında anlatmak, Peygamber Efendimizin, mesleğini liyakatle yapmaya dair vermiş olduğu tavsiyelere akis düşeceği kanaatindeyim.
    MODERNİZM ÖLÜMÜ ÖLDÜRDÜ MÜ?
    ‘’Ben mahlûkata baktım; ki onların her birinin âşık olduğu ve sevdiği birinin var olduğunu gördüm. O sevgililerden bazıları, sevdiklerine ya ölüm hastalığına yakalanana ya da mezarının başına kadar eşlik ediyorlardı. Kimse onunla beraber kabre girmiyordu. Ben de düşündüm ve kendi kendime şöyle dedim: ‘’Kişinin en sevgili dostu, kendisiyle beraber kabir çukuruna girip ona arkadaşlık edendir’’. Kabrimde bana dostluk yapacak hayırlı ve salih amellerden başka bir şey göremedim. Ben de, kabrimde bana ışık olsun, benimle yoldaş olsun, beni yalnız başıma bırakmasın diye salih amelleri kendime sevgili edindim!’’ (A.g.e. s. 58)
    Günümüz seküler dünyasında, ölümün, insan hayatının yalnızca son demlerinde söz konusu edilen bir unsur haline geldiğini görüyoruz. Sanki herkes 80 yaşına kadar yaşayacakmış gibi ve bunun yalnızca son 20 yılını ölüm üzerine tefekkür etmekle sorumluymuş gibi davranıyor. Oysaki insan, yaşarken, öleceğini bilen tek akıllı varlıktır. Buna rağmen ölümden tegafül ederek nisyan çukuruna girerek kendimizi kandırmak yalnızca insana özgü olan düşünme yetisini suiistimal etmek olmaz mı? Hiç ölüm yokmuşçasına işlenen günahlar başka türlü neyin eseri olabilir.
    Bize ölümün öldüğü algısını dayattılar ama ilk başta da kendileri ölmeden öldüler. Avrupa, Amerika, Asya gibi dindarlığın insan hayatından çıktığı kıtalarda insanları telaşa düşüren bir ruhsuzluk hakimdir. İlk başlarda yalnızca ölürken, gözlerinde hiçliğin o büyük boşluğunun oluştuğunu düşünüyordum sonraları anladım ki daha yaşarken imansızlığın vermiş olduğu bir atalet-i ruhiye tüm yaşamlarını çepeçevre kuşatmış. Bu durum tüm insanlığın önünde, ibret alınası bir mesele olarak tefekkür edilmeyi beklemektedir.

    https://yakupgok.blogspot.com
  • — Çalışmak için müsait gün ve saat bekleme. Bilki, her gün ve her saat çalışmanın en müsait zamanıdır.
    — Çalışmak için müsait yer ve köşe arama. Bil ki, her yer ve her köşe çalışmanın en müsait yeridir.
    — Bir günde ve bir zamanda yapman lâzım gelen bir işi (bir dersi, bir vazifeyi) ertesi güne bırakma. Zira her günün derdi gibi, işi de kendine yeter.
    — Bir zamanda yalnız tek bir iş yap, yalnız bir
    ders, bir kitap, hattâ bir fasıl üzerinde çalış. Tâ ki, dikkatin ve kuvvetin yayılıp zayıflamasın. Bir zamanda birden fazla iş yapayım diyen, hiçbirini tam ve temiz yapamaz. Dünyaca tanınmış olan büyük İslâm mütefekkiri «İmam-ı Gazali» ye «İlıya-i Ulam» adlı muazzam eserini nasıl bir çalışma ile vücdea getirdiğini sormuşlar: bir
    zamanda yalnız bir fasıl, bir bahis, bir mesele üzerinde çalıştım, demiş.
    — Başladığın bir işi (Bir dersi, bir kitabı, bir vazi-
    feyi) yapıp bitirmeden başka bir işe (derse, kitaba ve vazifeye) başlama. Yarıda kalan iş, başlanmamış demektir.
    — Bir günün işini (dersini, vazifesini) bitirdikten
    sonra ertesi günü ne işi yapacağına karar ver. Yahut, hiç olmazsa çalışmağa başlamadan evvel, hangi iş (ders, kitap) üzerinde çalışacağını düşünüp kararlaştır ve çalışmaya bu kararla otur.
    — Bir işe başlamadan, bir dersi öğrenmeye, bir kitabı okumağa oturmadan evvel düşün ve çalışman için lâ­zım olan şeyleri yanında ve elinin altında bulundur. Tâ ki, ikide bir kalem, kâğıt aramağa kalkıp ta dikkatin dağılmasın.
    — Çalışmağa oturduğun zaman tıpkı ateş hattında düşmanı gözetleyen bir asker gibi uyanık ol, ve dikkat kesil. Ve bütün ruhî ve bedenî kuvvetinle kendini işe ver.
    — Bir işe başlamazdan evvel o işi (dersi,vazifeyi,
    kitabı) en kısa bir zamanda, en kolay ve en temiz bîr surette nasıl yapmak, nasıl öğrenip etüd etmek mümkün olduğunu iyice düşünüp hesapla.
    — Çalıştığın bir iş (bir ders, bir kitap, bir yazı)
    üzerinde herhangi bir güçlüğü yenmeden bir adım bile gerileme. Ve bil ki, yılgınlık maskeli bir tenbelliktir. Gene bil ki, çalışma sevgisi güçlükleri yenmekten doğar ve kuvvetlenir. Güçlüğü yenmekten hasıl olan manevî zevk, eşsiz bir zevktir. Emin ol ki, harpte zafer ve işte muvaffakiyet yılmayanındır. Sebat önünde güçlükler erir ve imkansız görünen, mümkün olur.
    — işinde rastladığın bir güçlüğü evvelâ parçala.
    Her parçayı birer birer ve sıra ile yenmeğe çalış. Bunun için de, meselâ, bir dersi, bir kitabı en basit elemanlarına, kısım, fasıl ve bahislerine ayır. Sıra ile her bahsi iyice ve noksansızca anlayıp öğrenmeden öbür bahse geçme. Fasıllar ve bahisler üzerinde bir kör gibi yürü. Yani attığın adımı iyice basmadan öbürünü atma.
    — Devamlı ve ittiratlı çalış. Ve hergün aynı saatlerde behemehal çalışmağa otur. Çalışmayı uzun fasıla ile kesip terk etme. Hasta ve yorgun değilsen tatil aylarında bile yavaş ve az da olsa çalış. Tâ ki çalışma itiyadın körlenmesin ve tekrar çalışmaya koyulmak için zahmet çekmeyesin.
    — Bir iş üzerinde yorulursan dinlenmek için işini
    değiştir ve çalışma hızını yavaşlat. Fakat dinlenme bahanesi ile, asla boş oturma. Boş oturanın içi, işlemeyen demir gibi, pas tutar.
    — Çok düşün. Ve bil ki, çalışmak mutlaka hareket etmek veya okumak, yazmak demek değildir. Düşünen bir insan, maden kuyularında kazma sallayan işçiden daha çok çalışıyordur.
    — Verimli çalışmayı sakın iş üzerinde geçirdiğin
    zamanla ölçüp de, eh bugün şu kadar saat çalıştım, yeti­şir deme. Çalışmanın neticesine ve öğrendiğine bak.
    — Fikri çalışmalar için, aynı saatlerde devamlı ve
    tertipli bir surette, günde iki üç saat bile kâfidir. Büyük İslâm feylesofu Ibni Sina, dünyaca meşhur olan (Kitabuşşifa) sini, hergiin, sabah namazından sonra Bağdattaki bir caminin büyük kandili altında oturarak, kuşluk vaktine kadar, yani takriben iki saat çalışmak suretiyle vücuda getirmiştir. Meşhur İngiliz feylesofa Spencer, muazzam eserlerini, günde iki saat çalışarak yazmıştır.
    Her sene bin, bin ikiyiiz sahifelik eser veren Fransız edibi Emil Zoîa’ya bu muvaffakiyetinin sırrını sormuş­lar: Hergün yalnız üç saat çalışır ve yazarım demiş.
    — Sebat et, genç dostum, sebat et! Damlaya damlaya göl olur. Ve aynı noktaya düşen damlacıklar, zamanla mermeri bile deler.
    — Bir işe başladığın, bir dersi öğrenmeğe, bir kitabı okumağa koyulduğun zaman telâş edip sabırsızlanma. Sakin ve metin ol. Yol al, fakat acele etme. Sindirerek çalış ve ogren.
    — İşinde ve dersinde herhangi bir fikri ve noktayı
    küçümseyerek ihmal edip geçme. Küçük ihmalden bazan büyük zararlar doğduğunu unutma.
    — Gece yatağına uzandığın zaman, o gün ne yaptı­ğını ve yarın ne yapacağını kendine sormadan uyuma.
    — Hergün iyi bir eserden yüksek sesle beş on sahife oku. Bu sayede konuşma ve söz söyleme istidadın gelişir.
    — Rastladığın edebi, felsefî bazı güzel parçaları ezberle. Bu sayede hem kelime ve ifade hâzinen zenginler lıcm de hafızan kuvvetlenir.
    — Çalıştığın bir dersin, bir kitabın fasıl ve bahis-
    lerini bitirdikçe, kitabı kapayıp, okuduğunu ezberden hülâsa halinde not et. Bir dersi, birsuretle iyi anlayıp öğrenmenin yolu, onu bu suretle yazmaktır.
    — Bir dersten öğrendiğin, bir kitabtan okuduğun
    fasıl ve bahisleri arkadaşlarınla ezberden müzakere ve münakaşa et. Bu suretle hem zekân işler ve öğrendiğin hazmolur, hem hafızan kuvvetlenir; hem de düzgün konuşma ve fikirlerini vuzuh ile ifade etme melekesi elde edersin.
    — Dikkat et: Sözlerin ve yazıların kısa, açık ve
    manalı olsun.
    — Fikrî çalışmanın herkesin mizacına göre deği­
    şen verimli ve aziz saatleri vardır. Bunlar bazı kimseler için sabahın erken saatleri, bazıları içinde öğleye doğru öğleden sonra, gece saatleridir. Kendini yokla vesenin aziz saatlerin hangileri ise, bunları hiç bir eğlenceye feda edip kaçırma.
    — Okuduğun bir kitapda rastladığın güzel bir parçayı veya orijinal bir fikri yerini ve sahifesini işaret ederek not et. Bu suretle biriktirdiğin notları bir dosyaya ve bir fiş kutusuna sırasile yerleştir. Bir yazı yazmak veya bir eser yapmak istediğin zaman, bu notlar senin için zengin bir malzeme hâzinesi olur.
    — Bir mevzu ve mesele hakkında bir yazı veya bir eser yazmağa karar verdiğin zaman, evvelâ, bu mevzu ve mesele üzerinde evvelce yazılmış eserleri oku. Tâ ki yazılmış ve söylenmiş şeyleri tekrar edip ömrünü israf etmiyesin.
    — Gök kubbe altında yepyeni hiçbir fikir yoktur. En yeni fikir, eski bir fikrin yeni bir elbise giymişidir.
    — Her şeyden evvel, ana dilini iyi konuşmayı ve iyi yazmayı öğren. İnsan için en faydalı olanı kendi ana dilidir.
    — Dil bilgisi bir gaye değil, bir vasıtadır. Asıl gaye
    olan, fikir zenginliğidir.
    — Kişinin kıymeti dilinin altında ve kaleminin ucunda gizlidir. Onu söz ve yazı açığa vurur.
    — Bir işi yapıp yapmamakta kararsızlığa düştüğün vakit, iki şıktan herbirinin fayda ve zararlarını iyice hesapla. Faydası çok, zararı az olan şıkkı tercih et.
    — Bir işe öfkeli ve sinirli iken karar verme. Bekle
    öfken geçsin. Zira öfke ile kalkan zararla oturur.
    — Çok konuşma. Yerinde ve özlü konuş. Kıymet ve tesir çok sözde değil, yerinde ve özlü sözdedir.
    — Dilini tut ve bil ki, dil yarası bıçak yarasından
    daha vahimdir.
    — Kimsenin yüzüne karşı söyliyemediğini arkasından söyleme ve bil ki arkadan konuşma korkaklığın en iğrenç şeklidir.
    — Kimsenin cahilliğini yüzüne vurma. Bil ki insanları en çok kızdıran ve gücendiren, cahilliklerinin yüzlerine vurulmasıdır.
    — Yalan söyleme. Yalan söyliyen, tutulmak korkusu içinde yaşayan hırsız, gibidir.
    — Bir kimseye söz vermeden evvel iyi düşün. Fakat verdiğin sözden dönme. Sözden dönmek yalancılığın en çirkinidir.
    — Daima olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol. Olduğundan fazla görünmek isteyen, karşısındakilere kendisinin ahmaklığını göstermiş olur.
    — Kimseye karşı kin tutma ve kimsenin muvaffakiyyet ve saadetini kıskanma, fakat imren, sen de öyle bir muvaffakiyet ve saadete erişmeye çalış. İmrenmek terakkinin şartıdır. Kin ve kıskançlık ise, iç ferahlığının, sağlık ve saadetin iki azgın düşmanıdır.
    — Dost kazanmak için cömert ol. Bil ki hasisin dostu yoktur.
    — Gençliğinde iyi arkadaş kazan. Yaşlılıkta kazanılan arkadaşlık sağlam olmaz. Zira paslı teneke lehim tutmaz.
    — Gençlik güzelliğine şans denilen kör kuvvet bile âşıktır. Gençliğini boş yere harcama, onu kıymetlendirmeyi bil.
    — Herkesçe beğenilen asıl güzellik, ahlâk güzelliğidir. Çünkü ahlâkı güzel insan her yaşta güzeldir.
    — Ahlâkını güzelleştirmeğe daima çalış. Ahlak güzelliği insan için en kıymetli bir servettir.
    — En yakın arkadaşlarınla bile şakaların zarif ol-
    sun. Kaba şakadan hayvan bile hoşlanmaz.
    — Dost ol, tâ ki sana da dost olsunlar.
    — Dostluğunu kötü günde göster, tâ kî kötü müsamahalı bulasın.
    — Dostlarına vefalı, düşmanlarına müsamahalı ol ve yere yıktığın düşmanını tekmeleme, âlicenaplık göster. Vefa ve âlicenaplık yüksek ahlâkın iki parlak şiarı­dır.
    — Büyüklere hürmet et. Tâ ki büyüdüğün zaman sende küçüklerden hürmet göresin.
    — Kadınlara hürmet et. Düşün ki, kadınlık insanlı­ğın anasıdır.
    — Ana baba ahı alma. Ana baba ahinin zehirini içen kurtulamaz.
    — Yaşlıların tecrübesinden faydalan ve tecrübe
    edilmişi yeniden tecrübeye kalkışma, tâ ki pişman olmayasın.
    — Sonunda pişman olacağın bir işi başında düşün. Pişmanlık, ahmaklıktır.
    — Küçüklere şefkat göster. Tâ ki büyüdükleri zaman onlardan şefkat görmeye hakkın olsun.
    Bosuna iddia ve inad etme. Hakikati ara ve sev.
    Hakikat sevgisi, insan için, sevgilerin en yükseğidir.Kusurlarım kendin gör tâ ki onları tamir ve ikmal edebileşin.
    — Muvaffakiyetlerinle mağrur olma. Bil ki gurur
    gelecekteki muvaffakiyetlerinin en büyük düşmanıdır.
    — Hayatta cesur ol. Fakat bil ki cesaret gözü kapalı tehlikeye atılmak değildir.
    Başkasının kanaat vc akidesine hürmet et. Tâki
    başkası da seninki ne hürmet etsin.
    Kendine yapılmasını istemediğin bir muameleyi
    başkasına yapına. Tâ ki başkası da sana karşı aynı şekilde hareket etmesin.
    — Kendine iyilik yapılmasını istersen, başkalarına iyilik yap.
    — iyiliğe karşı iyilik adalettir, iyiliğe karşı kötülük
    cinayettir. Kötülüğe karşı iyilik ihsan ve atıfettir ve insanlığın en yüksek derecesidir.
    — Düşenin elinden tut. Tâ ki sen de düştüğün zaman tutacak el bulasın.
    — Sözlerin tatlı, tavırların zarif olsun. İnsanın ka-
    bası, ısırgan köpek gibidir, herkes tarafından taşlanır.
    — Başkalarından gördüğün kötülük, seni iyilik yapmaktan alıkoymasın. İyilik ibadettir, kötülükle mahsuplaşmaz.
    — Kibirli olma. Kibirli insan sarımsak kokan ağız
    gibidir. Herkesi kendisinden uzaklaştırır.
    — Alçak gönüllü ol. Mütevazı insan, meyve ağacına benzer. Meyve dalının yere eğilmesi meyvesinin çoklunğundandır.
    — Herkesin imrendiği pırlanta gibi kıymet sahibi ol. Korkma, yerde kalmazsın.
    — Kendinden üsttekilere değil, kendinden alttakilere bak, rahat edersin.
    — İşinde ve sözünde doğruluktan ayrılma. Hak doğ­ruların yardımcısıdır.
    — Çalış, daima çalış, fakat hırsı bırak. Zira hırs,
    verimli çalışmanın, sağlık ve saadetin düşmanıdır.
    — Çalış, fakat haris olma. Haris insan, ciğer bulaş­mış eğeyi yalayan aç kedi gibidir: dilinden akan kanı yalar da bilmez.
    — Hayatın ve tutacağın yol hakkında tereddüde ve kararsızlığa düşüp de bir ışık aradığın zaman, fikrini ve reyini soracağın kimseyi iyi seç. Düşün ki, isabetsiz bir fikirden hareket ederek verdiğin karardan bütün ö­mür boyunca pişmanlık duyman mümkündür. Fakat isabetli bir fikirden aldığın ışık da bütün Ömrünce yolunu aydınlatır.
  • Hiç ayrımsız herkes üzerinde kesin etkisi olan, insanı hiç yanıltmayan, kadın kalbini yola getirmede en güçlü, en şaşmaz yola başvurdum. Bu yol, herkesçe bilindiği gibi, övmedir. Dünyada açıkyüreklilikten zor ve övmeden kolay bir şey yoktur. Açıkyüreklilikteyüzde bir değerinde bile olsa, bir nota falsolu oldu mu, uyumsuzluk hemen fark edilir; övmede ise, baştan sona bütün notalar falsolu bile olsa, yine de kullağa hoş gelir, zevkle dinlenir. Övgü ne kadar kaba olursa olsun, yine de en azından yarısı, övülene gerçek gibi gelir ve bu toplumun her katmanında böyledir.