• 235 syf.
    ·8/10
    Zaman zaman sinemaya giderim. Tercihim daha çok macera türü filmlerdir.

    Bilim kurgu filmlerini sevmiyorum. Olmamışın olmuş gibi anlatılması ve hayalin cisme dönüşmesini sevmiyorum. Belki romanını okurum. Çünkü onu hayalde cisimleştiren başkaları değil, benim.

    Aşk filmlerinden de hoşlanmıyorum. Belki de süflileşmesinden, belki de kolay olmasından. Belki rezilliğinden. Ben aşkın zor olanını severim. Ben aşkın bilinmeyenini, ben aşkın sır olanını severim. Belki de hiç anlaşılmayanını. Bu sebeple vıcık vıcık, yolda bulunup parkta kaybedilen aşkların filmlerini de izlemiyorum.

    Fantastik filmlerden de hoşlanmıyorum. Hele böyle garip yaratıkların bir biriyle savaştırılmasını hiç anlamıyorum. Büyücülerin, şeytanların, garip yaratıkların ortalarda dolaştırılmasından hoşnut değilim. Benim hayal dünyamı öldürüyorlar desem yeridir. Harry Potter ilk yayınlandığında üç cildini okudum. Ama hiçbir filmini izlemedim.

    Bütün bunları niye anlattım. Bugünlerde kitaplığımı yeni yerine taşıdım ya, sepetlerden bir kitap düşmüştü yere. Kitap son 30 yıl içerisinde vizyona girmiş filmlerden alıntılar yapmış. Her filmden birkaç kare söz. Ama olsun. Onlar da fikir vermeye yetiyor. Keyiflenmek istediğim ara zamanlarda kitabı okudum, bitirdim.

    Elimde bir de Nurullah Ataç’ın Karalama Defteri kitabı var. Deneme tarzında yazılmış kitapta sinemaya değinen Nurullah Ataç, sinemayı sanatın dalları arasında görmüyor. Çabuk tüketildiğini, izlenip bittiğini, sonrasında kimselere salık veremediğini belirtiyor. Arşivlere girmediğini, alıp kütüphanesine koyamadığını, çevirip çevirip okuyamadığını söylüyor. Belki o zamanlar için bu böyleydi. Ama, Nurullah Ataç şimdilerde yaşayıp, filmlerin değil kütüphanelerde elde taşındığını görseydi sanırım böyle düşünmeyecekti.

    Yazıyı daha fazla uzatmadan o filmlerden birkaç alıntıyı sizlerle paylaşmak istiyorum: Belki birçoğunu sizler de hatırlayacaksınızdır:

    “Herkes ölür, ama herkes gerçekten yaşamaz.” Cesur Yürek Filmi’nden.

    “Korku seni hapiste tutar, umut seni özgür kılar.”
    “İstediğin şeye inan, fakat sana bu duvarların tuhaf olduklarını söylemiştim. İlk önce onlardan nefret edersin, sonra onlara alışırsın. Yeterli zaman geçtiğinde ise onlara bağlanırsın.” Esaretin Bedeli Filmi’nden

    20. Yüzyılın en derin gerçeklerinden biri: “Ne okuyorsanız osunuz.” Mesajınız Var Filmi’nden

    “Hayat bir kutu çikolata gibidir.”
    “Bir gün yağmur başladı ve dört ay boyunca dinmedi. Var olan her türlü yağmuru yaşadık. Küçük damlalı yağan yağmur, eski büyük damlalı yağmur, yandan gelen yağmur, ve bazen de alttan yağıyormuş gibi yağan yağmur.” Forrest Gump Filmi’nden

    “Deliliğin tanımı: Her seferinde farklı sonuçlar bekleyerek, aynı davranışı defalarca yinelemektir.” 28. Gün Filmi’nden

    “Kardeşlerim! Hayatta yaptıklarımız sonsuzlukta yankısını bulur.”
    “Hayat bir rüya, korkulu bir rüyadır.”
    “Ölüm hepimize gülümser, yapabileceğin tek şey senin de dönüp ona gülümsemendir.” Gladyatör Filmi’nden

    “Sence başka gezegenlerde hayat var mı? Bilmiyorum Sparks. Ama şunu söylemeliyim ki, eğer sadece biz varsak korkunç bir yer israfı demektir.” Mesaj Filmi’nden

    “İnanılmaz. Sizi kötülüğe götüren kapı geniş ve cezbedicidir.”
    “Benden ne istiyorsun? Kendin olmanı istiyorum. Biliyorsun evlat, suçluluk; sırtında taşıdığın bir çuval tuğla gibidir. Tek yapman gereken yere bırakmak.” Şeytanın Avukatı Filmi’nden

    “Sen mükemmel değilsin evlat. Aslına bakarsan evlat, tanıştığın bu kız, o da mükemmel değil. Asıl soru şu: Birbiriniz için mükemmel misiniz? Bütün olay bu. Samimiyet denilen şey bu.” Can Dostum Filmi’nden

    “Dedi ki: Rüzgarı yüzünde hissetmezsen, kanatlar neye yarar?” Melekler Şehri Filmi’nden

    “Şeytanın yaptığı en büyük kurnazlık, tüm dünyayı yaşamadığına inandırmakmış.” Olağan Şüpheliler Filmi’nden

    “Yıllardır günahlarımın dönüp beni bulmasından korkuyordum. Bu bedel, dayanamayacağım kadar ağır.” Vatansever Filmi’nden

    “Ailesine yeterince vakit harcamayan asla gerçek bir erkek olamaz.”
    “Düşmanlarından asla nefret etme, bu muhakemeni etkiler.”
    “En zengin adam, dostları en güçlü kişilerden oluşandır.”
    “Düşmanların, hep geride bıraktıklarından yararlanarak kuvvetlenirler.”
    “Çok önemli, kulağına fısıldamalıyım: Güç, gücü olmayanları yıpratır.”
    “Bakın bu taşa. Çok uzun zamandır suyun içinde. Ama su içine işleyememiş. Bakın kupkuru. Avrupa’daki adamlara da aynı şey oldu. Asırlarca Hıristiyanlık onları çepeçevre sardı. Ama İsa içlerine giremedi. İsa içlerinde yaşamıyor.” Baba Filmlerinden.

    “İyiliğimizin ölçüsü kucakladıklarımız, oluşturduklarımız ve aramıza aldıklarımızdır.”
    “Eğer görmemeniz gereken bir şey görmüşseniz diğer tarafa bakmayı öğrenmişsinizdir.”
    “Eğer kazara umutlarınız yıkılırsa asla daha fazla istememeyi öğrenmişsinizdir.” Çikolata Filmi’nden

    “Herkesin cehennemi farklıdır. Hepsi alevler ve acıdan oluşmaz. Gerçek cehennem, yolunda gitmeyen hayatındır.”
    “Bazen kazandığında kaybedersin.” Aşkın Gücü Filmi’nden

    “Dağlar yeterince yüksek değil, vadiler yeterince derin değil. Nehirler yeterince geniş değil. Seni benden ayırmayı hiçbir şey başaramaz. “ Bridget Jones’in Günlüğü Filmi’nden

    “Bir keresinde bana ne demiştin hatırlıyor musun? ‘Her yeni dakika hayatı değiştirmen için yeni bir fırsattır.’ Seninle yeniden karşılaşacağız.” Vanilla Sky Filmi’nden

    “Sen de bundan nefret eder misin? Neden? Susmaktan. Neden hep konuşmak zorundayız? Kendimizi iyi hissetmek için mi? Ne bileyim, iyi bir soru. Özel biriyle birlikte olduğunu, çenesini kapatıp, karşılıklı susabildiği zaman anlıyor insan.” Ucuz Roman Filmi’nden

    “Zafere kurban vermeden ulaşılmaz.” Pearl Harbor Filmi’nden
  • Ben küçükken gerçi hep küçük kaldım"da 😊
    Okulda sınıfta öğretmen herkesi tahta:ya kaldırıp anlat çocuğum ne olmak istiyorsun büyünce diye sorardı çoğu doktor' mühendis 'pilot "asker " öğretmen " avukat mesleklerini söylerlerdi sıra bana geldiğinde derslerimde iyi değildi çünkü çok yaramaz bi çocuktum sen ne Olcan çocuğum en çok senin hayallerini merak ediyorum ben demişti öğretmenim kalkıp tahtaya ben çocuk olucam öğretmenim hemde hep çocuk olucam herkes alaycı bi şekilde gülmüştü hatta çoğu öğretmenim zaten bu tembel bişey olamaz bizim gibi değil öğretmen onlara kızmıştı teneffüste beni çağırdı önce gözlerimin içine baktı bak çocuğum sen çok özel bi çocuksun bunun farkındayım çokda zekisin biliyorum içinde bitmek bilmeyen bi enerji var kimse seninle ilgilenmediği için hep yaramazlık yapıyorsun bütün okul elinden neler çekiyor ve ben seni çok seviyorum çocuğum
    Lütfen benim için bişey yaparmısın dedi
    Öğretmenim bende seni çok seviyorum diyip ona sarılıp ağladım oda ağladı o günden sonra onu üzmemek için çok çalıştım ve çok kötü derslerimi Bile sayesinde iyileştirdim sonra okul bitti o öğretmenimin tayini çıktı aradan çok uzun yıllar geçti bi haziran ayı Üsküdar Beşiktaş vapurundayım bi ses duydum bi baktım öğretmenim hemen kalkıp yanına gittim selam hocam dedim yüzüme baktı tanıyamadım seni genç adam dedi ben adam değilim hocam :) ben çocuk ismimi okul numaramı söyleyince kalktı bi sarıldı inanın bütün dünyaya değerdi baya öpüp kokladıktan sonra indik vapurdan yanında kızı da vardı ve bir yerde oturduk başladı anlatmaya eşi ile boşanmış tek başına kızını büyütmüş yıllarca ordan oraya sürülmüş çünkü insan ayrımı yapmadım hiç dedi hocam hepsini çok sevdiğim için hep aileler şikayetçi oldu ve biri onu dolandırmıştı sözde ev satıcak diye parasını almıştı izin ver yardımcı olayım hocam sende benim Annem sayılırsın sarılıp öptü hemen beni ee çocuk sen neler yaptın anlat dedi anlattım o ağladı ben ağladım 🤗🤗
    Sonra dediği adamın numarasını adresini verDi yanlız çok dikkatli ol çok tehlikeli dedi merak etme hocam dedim elini öptüm sarılıp öptüm sonra o adamı aradım ben ev almak istiyorum şu kadar param var vs. Hemen nerdeyseniz ben geleyim dedi geldi arabasına bindik koyulduk yola sözde istanbul ataşehir"de bir daire"ye gittik gezdirirken ben yüzüne sert bakınca ne oldu beyefendi dedi ? dedim süpriz seni dövcem 😊😊
    senmi lan seni doğrarım seni gebertirim küfürler tehditler sonra bi iki yumruk yiyince abi demeye başladı 😊😊
    Bi sandalyeye bağladım onu sana bi kaç soru sorucam her yanlış cevabında bi dişini kırıcam haberin olsun lütfen beni yorma anlattım ne olduğunu güzelce bu parayı hemen vericeksin yada ben seni burda tutup ağzında tek diş kalmayanana kadar sevicem seni karar senin ?
    Önce yok çöz beni bilmem ne yok dedim öyle bi dünya yok baktı çok ciddiyim 😊 hemen telefonu çıkardım onun cebinden mobil bankaya girdim şifresini söyledi öğretmenimden aldığı miktarı girdim kendime eft yaptım yarım saat daha bekleyip hesaba para geçince çözdüm tehdit ederek gitti 😊 sonra öğretmeni mi arayıp hocam senin işi hallettim hemen konum attı gittim parasını teslim ettim zaten o günde kızının tayini çıkmıştı kızıda öğretmen Di vedalaştık ve bana sarılıp sen çok özel bi çocuksun sakın bundan kendini terk etme çocuk kal iştah ile nefes al tebessum et ve hakkını helal et dedim hocam estağfurullah ne hakkı asıl sen helal et ben yaptıklarına karşı bi hardal tanesi kadar bişey yaptım dedim ne zaman delirmek istersen ben ve kızım burdayız dedi ve yolcu ettim sonra metroda bi çığlık attım 😊😊 bi mutlu oldum bi mutlu oldum 😊😊😊
  • 226 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Hocamızın ikinci kitap serisinin ilki olan Firak 1 muhteşemdi.Yine harika bir konu ve anlatış tarzı var.Bayıldım ve yine ikinci kitabı sabırsızlıkla bekliyorum.Diğer okuduğum Gelincik serisi'nde kullanılan bazı esintilere burada da karşılaştım.Bu esintileri çok güzel bağlıyor hocamız.Gelelim özetimize:

    Kerem ile Er Serdar buz gibi bir günde varacakları karakola doğru yol alıyorlardı.Soğuktan artık elleri sızlıyordu ikisininde.Serdar arkada yavaş yavaş geliyor,Kerem ise beklemek zorunda kalıyordu.Serdar aşk konularında konuşmaya başlayınca Kerem tahammül edemiyor, susturmaya çalışıyordu Serdar'ı.Kerem bir sesler duydu etrafında çalılıklar ya da ağaçlar var gibi ama etrafta hiçbir şey yoktu.Silahları elindeydi.Kerem etrafta kimsenin olmadığını anlayınca elindeki silahı havaya doğru kaldırdı ama ucunda beyaz bir ışık gördü.O anda bilinci yerinde değil gibiydi.Gözlerinin önüne Serdar'ın kanlar içinde hâli geldi ve kendisi de Serdar diye bağırarak bayıldı.Gözlerini açtığında ise karşısında Levent komutanı vardı ve bir şey yapmazsa Serdar'ı görmesine izin vereceğini söyledi.Serdar'ı görünce ise büyük bir üzüntüye düştü çünkü Serdar'ı kendi vurmuştu ve hayalleri Kerem yüzünden yok olmuştu.Kerem böyle düşünüyor ve suçluyordu kendisini.Bir süre görevinden uzaklaştırıldı.Kendisini toplayıp geri dönmesi için Levent komutan sürekli teklifini yöneliyordu ama Kerem kabul etmiyordu.

    Meri Janan Alborz İranlı önemli ve zengin bir kişinin kızıydı.Yaptığı işler nedeniyle idam edilmiş,annesi ise yine öldürülmüştü.Oklar kendisine dönünce üvey abisi tarafından ülkeden kaçak olarak çıkarılıp Türkiye'ye Necla teyzesinin yanına gönderilmişti.Necla teyzesi ve eşi kızın mal varlığını duyunca iğrenç planlarını devreye soktular.Kıza el suyuna kattığı zehirle zehirleyip öldürecek,sonra da tüm mal varlığına el koyacaktı.Zorla kıza içirdi.Meri öldü sanıldı ve morga kondu ama otopsi yapılacağı sırada yaşam belirtileri gösterince hemen çıkardılar.Bu sefer de intihar etiketini yapıştırdılar ve kıza deli raporu aldılar.Meri bunları öğrenince kahroldu.Hastaneden kaçar bunun üzerine.Cebinde beş parasız kalır.Sonra otelde kalan bir bayanla tanışır.Bu kadının kaldığı yer aslında genelevdir ama bunu Meri'ye söylemez.Meri birgün tesadüf eseri bunu öğrenir ve kadın gizliden onun yaptıklarını dinleyince sinirlenir ve Erdal tarafından Kerem için ayarlanan randevu için Meri odada tutulur.Kerem gelir ve Meri'ye dokunmak isteyince Meri daha fazla bunlara dayanamaz ve kapıyı açtığı gibi kaçar.Neyse baya kaçar akşam olur.Açıkır ve bir fırından ekmek ister adam azarlar gibi kovunca yanlışlıkla ekmek sepetini düşürür ve herkes peşine takılır hırsız diye.Tam o sırada zaten sabahtan beri Meri'yi arayan Kerem onunla karşılaşır ve alır evine götürür.Evinde bir sürü olay geçer ve sonunda Meri'nin o yolda olan bir kız olmadığını anlar.Gerçekleri öğrenir ve Meri'nin eve dönmesi için söz verir.Ama Kerem ve Meri arasında dayanılmaz bir aşk ve tutku olur.Tabi henüz anlayamazlar.Kerem bu konuyu Levent komutanına anlatır,gelir kızın ifadesi alır gizli bir şekilde tabiki.Olaylar böyle devam eder.Sonra Meri babasının avukatına mail atmıştır ve o da onun üzerine hemen Türkiye'ye gelir.Meri ile büyük bir sevinçle kucaklaşırlar.Tam o sırada Kerem gelir ve bu durumu görür.Tabi kıskançlık krizine girer.Hemen yanlarına gider ve neler olduğunu anlamaya çalışır.Meri'yi gitmeyip yanında kalması için ikna etmeye çalışır.Tam ikna olmuştur ki birden özel kuvvetlerden, polislerden oluşan bir grup Kerem'in etrafını sarar ve teslim olmasını ister.Çünkü biri tarafından Meri'nin Necla teyzesi öldürülmüş, parçalara ayrılmış ve her parçası ayrı ayrı çöplere atılmış.Bu durum bazı sebeplerden dolayı Kerem'i işaret ediyordur.Ve Kerem tutuklanıp arabay bindirilir.O sırada mı ? O sırada Meri ile Kerem arasında aşk tavan yapar ve çaresizlik içinde çırpınırlar.Gerisi ve diğer olaylar sizde canlar

    Devamını sabırsızlıkla bekliyorum hocam.Emeğinize,yüreğinize sağlık
  • 151 syf.
    ·Puan vermedi
    Merhaba
    Kitap incelemesi öncesinde depremle ilk tanışmamı anlatayım, bugünden 21 yıl evvel 1999 olan deprem ile oldu. Gece uyurken bizimkiler uyandırdı. Birşey düşmüş dediklerine şahit oldum,anlamadım , anneannem yaşlıydı 74 yaşındaydı ona mi birşey oldu diye korkmuştum. Anneannem sağlamdı halada öyle 95 yaşına geldi ama o gün çok ev yıkılmıştı. O dönemi çok geçmeden unuttu insanlar ama ben unutmadım ,unutulcakta gibi değildi. Araba da yatmıştık 1ay kadar. Sonra 5.8 lik ufak şoklarda oldu.
    Bakın bu deprem konusunda çok ciddi bilgi edinmemiz gerek bu kitap birazdan incelemeyi yaptığımda belirteceğim gerekli bilgilere bir makro bakış niteliğinde.
    Tekrar depreme döneyim. Sinsi bir doğal afet,kendini unutturuyor, insanlar unuttuğu anda da çok acı hatırlatıyor. Peki ne yapabiliriz?
    Hafif ve yüksek olmayan binalar yapılabilir en basiti evet en basit çözümlerden biri.
    Kısaca konuya değindikten sonra kitabı incelemeye başlıyorum. ODTÜ yayınlarından kötü kitap çıkmıyor, çıkanların çoğunu okudum bu kitapta öyle gayet güzel.
    Kitap aynen benim bakışıma sahip,işte kolon altında durmayın, yok deprem çantası bulundurun gibi mikro konulara değinmiyor,tamam çantayı düdüğü bilmem erzağı bulundurun ama asıl önemi olan makro çözümler.
    Peki makro çözümler neler? İşte kitap buna değiniyor. Deprem nedir? Deprem terimleri nelerdir?
    Hangi yapılar depremden en az etkilenir?
    Nasıl malzeme depreme dayanır?
    Hangi yıllarda ne sıklıkla deprem olmuş?
    istatiksel bilgileri veriyor.
    Velhasıl son söz son cümle
    Kesinlikle okuyun çünkü bizi tanıyor o sinsi doğal afet, bizde onu tanıyalım ve önlemimizi alarak yasayalım.
  • Kadın hamile.
    Bebek erkekmiş.
    Aile mutlu, çok mutlu.

    Bebek doğdu, pipisini amcalara gösterdi.

    Amcalarda bayram sevinci.
    Dünyanın en gerekli organını gördüler çünkü.

    Bebek terledi, çırılçıplak soydular, evde, misafirlikte, mahallede böyle gezdi.
    Bu hakka sahipti çünkü pipisi vardı.

    Bebek biraz büyüdü.
    Sünnet olacak.

    Davullar, zurnalar, hediyeler...

    Çocuk düşündü:
    "Sanırım bu çok önemli bir organ.."
    Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.

    Üç beş güzel kız var gittikleri yerde, annesi babası dedi ki:
    "Hangisini alayım oğlum sana?"
    Çocuk düşündü:
    "Sanırım karşı tarafa sormaksızın seçme hakkım var."
    Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.

    Çocuk acıktı, sofrasını varsa kız kardeşleri ve annesi hazırladı.
    Yemek bitince topladılar.
    Çocuk düşündü:
    "Sanırım kızlar/kadınlar bana hizmet etmekle yükümlü."
    Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.

    Kalabalık bir yemek daveti, herkes masaya sığamayacak.
    Erkekler ve yaşlılar masaya oturdu.
    Çocuğu da masaya oturtturdular.
    Annesi ve varsa ablaları yerde oturuyordu.
    Çocuk düşündü:
    "Sanırım önemli olan erkeklerin konforu."
    Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.

    Servis yapılacak, önce erkeklere yemek verildi, erkekler yardım etmedi.
    Çocuk düşündü:
    "Sanırım öncelikli olan erkeklerin karnının doyması."
    Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.

    Çocuğun kız arkadaşı oldu.
    Bütün sülale duydu.
    Herkesin ağzı kulaklarında.
    Densiz bir amca:
    "Neler yapacan bahim gızlaraa" dedi.
    Çocuğun anne ve babası:
    "Oğlumdan iyisini mi bulacak?" dediler.
    Çocuk düşündü:
    "Sanırım en iyisini hak eden benim ve bu yüzden kızlara rızayla ya da rızasız istediğimi yapabilirim."
    Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.

    Çocuk büyüdü, arkadaşlarıyla dışarı çıktı, gezdi, eğlendi.
    Eve geç geldi, paşalar gibi karşılandı.
    Kız kardeşi eve geç geldiği için azar işitirken, dövülürken.
    Genç düşündü:
    "Sanırım eve istediğim saatte girip çıkabilirim."
    Genç bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.

    Kavga etti, ağzı burnu kan içinde.
    Annesi, babası:
    "Koçum benim, helal olsun" dedi.
    Genç düşündü:
    "Sanırım güçlüyüm ve sorunlarımı bu şekilde halledebilirim."
    Genç bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.

    Çocuk büyüdü.
    Ama bir türlü insan olamadı.
    ...
    (Alıntı)
  • Anadolu İhtilali (1. Cilt)
    Sabahattin Selek
    Mondros mütarekesinden Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşuna kadar ulusal savaşımızın belgeseli
    Birinci Cihan Harbinde 2 milyon kurban verdik.
    Cephelerde yaşanan yenilgi ordu kusurundan kaynaklanmıyor, cephelerde yaşanan perişanlık, sivil ve askeri idareye ait aksaklıklar ve memleketin bu çapta bir harp gücüne sahip olmamasındandır.
    İttihat Terakkinin sivil (Talat Bey) ve askeri (Enver Paşa) kanadı arasında anlaşmazlık, çekişme var.
    Ordunun subay kadrosu hem cihan harbinde hemde istiklal savaşında çok iyi idi.
    Ölçüsüz bir dereceye ulaşan asker kaçağı vardı.
    15 Eylül 1918’de Bakü’yü işgal ettik.
    Cihan harbi sonunda müzakereler “Agamemnon” zırhlısında yapıldı.
    Sultan Vahdettin ağabeyi 2.Abdülhamid’in kötü bir kopyasıdır.
    Vahdettin, denge politikası izlemek istedi ama artık denge yoktu sadece büyük ve güçlü İngiltere vardı.
    Vahdettin: “Bizim hanedanımıza her türlüsü gelmiştir; sarhoşu, zalimi, delisi, aptalı gelmiştir. Dinsizi gelmemiştir”.
    Anadolu hareketi sadrazama göre hareket ediyordu, Damat Ferit sevilmediği için onunla ters düşmek artı puan kazandırıyordu. Ferit’in sadrazam olması Anadolu hareketinin işini kolaylaştırıyordu.
    Mustafa Kemal’e verilen ordu müfettişliği sadece askeri değil mülki bir yetki. Bütün idari amirlerle haberleşme yetkisi var. Bunu kullanarak Anadolu’da ki tüm yetkililere milli mücadeleyi duyurdu. İdarecilerin artık taraf seçmesi gerekiyordu. Milli mücadele yanlısı olacak mı, olmayacak mı ?
    Mustafa Kemal, Anadolu’da askeri bir idare kurmak niyetinde değildi. Liderliğini yüklendiği hareketi halka maletmek, meşru göstermek istiyordu. Bunun için sivil idarenin desteğine ihtiyacı vardı. İdare adamları memuriyetlerinden çok, aydın zümreye mensup bulunmanın kuvvetini taşıyordu. Bu sebeple askeri ve sivil idare hiç bir zaman birbirine karıştırılmamış, en önemli vilayetlere bile askeri vali getirilmemiştir.
    İstanbul nufusunun %59,7 si Türk, %25’i Rum.
    Milli mücadele başında Doğu Trakya ve Anadolu Türkleri 8-9 milyon olarak kabul edilir.
    Urla, Ayvalık, Erdek nüfusu, 23 bin Türk, 60 bin Rum. Trabzon’da 70 bin Rum vardı.
    Halk milli mücadeleye, başta subaylar olmak üzere aydın zümre tarafından zorla sürüklenmiştir. Milli mücadele halka rağmen yapılmıştır. Halka rağmen halkın yararına yapılmıştır. Buna rağmen milli mücadele dememizin nedeni insan ve maddi kaynak halktır.
    Milli mücadeleye karşı ayaklanmalara halkın istekle katılması bunu gösterir.
    Komünizm Anadolu’da şöyle anlatılıyor: “Hiç kimsenin nikahlı karısı olmayıp her kopuğun istediği kadını istediği gibi kullanması, çocuklar iki yaşına kadar analarının kucaklarında kaldıktan sonra alınıp umumhanelerde beslenerek anasız ve babasız yetiştirilmesidir ki, ne bir babanın çocuğunu ne bir evladın ana babasını tanımaması demektir.
    Osmanlıda “Osmanlı” olarak yaşandığı için milli şuur oluşmadı Türklerde.
    Mustafa Kemal’in durgun bir suda fırtına koparması gerekiyordu. Yoksa liderin bir işareti ile bütün millet ayaklanacak değildi. Ve nitekim böyle olmamıştır.
    Erzurum, Ankara, Konya gibi büyük merkezlerde müdafaai hukuk cemiyetlerinin başında din adamları vardı.
    Kuvayı milliyeyi dağıtmaya çalışan Anzavur, avanesine “Kuvayı Muhammediye” adını takmıştır. Bütün bu karşı ihtilal hareketleri genellikle din adamlarının idaresinde ve din uğrunda düzenlenmiştir.
    İtitihatçılar Kasım 1918’de ülkenden kaçmıştı. Onlardan harp ve tehcir hesabı sorulmalıydı.
    Balkan harbi ile cihan harbi arasındaki kısa süre içinde Türk ordusunun çok az bir sürede düzene sokulabilmesi başta Enver Paşa olmak üzere, seçkin subay kadrosunun çabasıyla olmuştur.
    Türkiye’nin ilk aydın kadrosunu subaylar teşkil eder. Batı tipi okullarda subaylar okumuşlar, ilk batılı öğretmenlerden onlar ders görmüşler, tahsil veya staj için batıya il gidenler yine subaylar olmuşlar.
    Dört yıl süren milli mücadelede ordunun insan kaybı, kazanılan zafere ve mevcuduna kıyasla hafiftir. Bütün cepheler dahil savaş meydanlarında 9167 kişi şehit olmuştur.
    Kuvayı milliye hem milis güçleri hemde milli mücadelenin tamamını ifade eder.
    Kuvayı milliye halkı korkutmuş, yıldırmış, soymuş halka fena muamele etmiştir. Hemen her yerde terör havası yarattığı için halk tarafından sevilmemiştir. Kuvayı milliyenin hepsinin bu şekilde olduğunu iddia etmek mümkün değildir. Fakat büyük çoğunluğu böyledir.
    Başlangıçta bütün şartlar cesaret kırıcı idi, ama para meselesi hepsinden zor görünüyordu.
    Mustafa Kemal daima Enver Paşa ile mücadele etmek durumunda kalmıştır. Enver memleket dışında olduğu halde milli mücadelede Mustafa Kemal için huzursuzluk sebebi idi. Enver ısrarla Anadolu’ya gelmek ve milli mücadelenin başına geçmek istiyordu. M.Kemal O’nun Anadolu’ya girmesine müsade edemezdi. Eğer Enver gelseydi, M.Kemal’in liderliği tehlikeye düşebilirdi.
    İsmet İnönü, çete harbine son verilip düzenli orduya gidilmedikçe mücadeleye katılmayacağını söylüyordu. İlk hükümette genelkurmay başkanı oldu.
    İsmet paşanın düzenli orduya geçme ısrarı önemlidir.
    Mondrostan sonra 55 parçalık düşman gemisi İstanbul’da demirledi.
    İstanbulda 250 bin civarında Rum yaşıyordu.
    Adana’da “Ermeni intikam alayı” çok cinayetler işledi.
    M.Kemal İstanbul’da kaldığı altı ay içinde padişah ile dört kez görüştü. Ayrıca gizli faaliyetlerde de bulundu. Gizli bir komita kurarak padişahı değiştirmek istedi. Gizli cemiyetin adının “Ay-yıldız” olduğu söyleniyor.
    Bizans İstanbul’da can vermişti, Osmanlıda İstanbul’da ölecekti.
    Enver Paşa’nın Samsun’dan Anadolu’ya çıkma ihtimali üzerine İngilizler Samsun’a asker çıkardı.
    İngilizler bazı ordu komutanlarını işbaşından uzaklaştırdılar. M.Kemal’e dokunmadılar.
    TBMM’nin Anadolu’da hakimiyet kurabilmesi, karşı ihtilal hareketlerinin temizlenmesi ve milis kuvvetlerin tasfiyesi ile mümkün oldu.
    Sivas kongresine Rumeliden temsilci katılmamıştır. Politik açıdan kurulan cemiyetin adı “Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk” yapılmıştır.
    İstiklal mahkemeleri ihtilal mahkemeleridir.
    Anadolu ihtilalinin ekonomik yöndeki fikri çok kısır kalmıştır.
    Kazım Karabekir, Erzurum kolordusunun başına geçti.
    Albay Refet Bey, Sivas’da bulunan 3. kolordunun başına geçti.
    Ali Fuat Paşa, Ankara’daki kolordunun başına geçti.
    İzmir’in işgali, hükümetin işgal karşısında ki tutumu M.Kemal’in işini kolaylaştırdı.
    İngiliz, Fransız ve İtalyanların Anadolu’da bulundurdukları kuvvetler savaş istemediklerinin göstergesidir. Politik yollarla istediklerini almaya çalıştılar.
    Yunanlılar kalabalık bir kuvvetle geldikleri için ciddi düşmandı. Ama bu küçük ülkeyi Anadolu’dan atmadan büyük devletlere isteklerimizi kabul ettiremezdik. Bu yüzden batı cephesi önemliydi.
    İzmir’e yakın yerlerde halk işgale kaşı uslu durarak cezadan kurtulmayı düşünmekte idi.
    İşgalciler: 1- işgal geçici, 2-padişah savaşa taraftar değil, 3-asker kaçıyor 5-10 silahlı birlikle ülke kurtulmaz gibi ifadelerle halkı uyuşturmak istyordu.
    Batı Anadolu’da ilk kuvayı milliye Ödemiş’te ortaya çıktı.
    M.Kemal, hareketi halka maletmek ve seçimle lider olmak istiyordu.
    İstanbul işgali ve meclisin dağıtılması yeni meclis fikrini kuvvetlendirdi.
    İhtilalin metodu: 1-Anadolu’yu İstanbul’dan koparmak, 2-hareketi halka maletmek, 3-ihtilal için ordu desteğini almak, 4-Anadolu’daki mülki idareyi ihtilale bağlamak.
    İşin başında olanların bile M.Kemal’in ihtilal istedeğini bilmemesi gerekiyordu.
    Halkı ve orduyu ihtilale sürüklemek için M.Kemal’in elinde üç şey var: 1-İzmir’in işgali, 2-hükümetin zaafı, 3-taşıdığı sıfat ve selahiyetler.
    Türk ocakları cumhuriyet döneminde kapatıldı yerine halkevleri açıldı.
    M.Kemal, “Yaveri Hazreti Şehriyari” ve “Ordu Müfettişi” ünvanlarını kullanıyordu.
    Erzurum Kongresi, 14 gün sürdü, 54 delege katıldı.
    Kurtuluş için üç ayrı görüş vardı: 1-İngiliz himayesi, 2-Amerikan mandası, 3-milli mücadele
    İstanbul’daki aydın çevre, memleketin kurtuluşu için tek çıkar yol olarak Amerikan mandasını düşünürken, M.Kemal’in delice bir iş yapmasından endişe duyuyorlardı.
    Sivas Kongresi 31 delege ile, 7 gün sürdü.
    Rauf Bey, Amerikan kongresinden, memleketimizi tetkit edecek ve hakikati görecek bir kurul davet edilmesini teklif etti. Teklif kabul edildi. Böylece manda meselesi kongrece karara bağlanmamış oluyordu.
    Anadolu ihtilali için, Sivas’ta oturup, padişahın İstanbul’daki hükümetini telgraf tellerini kullanarak devirmek, ancak kuvvetli bir ihtilal hareketinin başarabileceği bir işti. M.Kemal bunun bir an önce herkes tarafından öğrenilmesini istiyordu.
    M.Kemal, her işte Anadolu’daki paşaların fikrini alıyordu.
    Kilikya işgalden sonra Ermeni göçüne maruz kaldı. Kilikyada kuvvetli bir direniş veya cemiyet oluşmadı.
    Yeni meclis için kurucu meclis ifadesini komutanlar onaylamadı.
    İlk TBMM 120 kişi ile toplandı.
    Meclis seçmenler ve seçilenler tarafından geçici bir meclis olarak kabul edildi. Her şey geçici gösterilmek için “nazır” yerine “vekil” kullanıldı.
    TBMM’nin açılması ile M.Kemal, meclisi toplamış, adını koymuş, hükümetini kurmuş ve Anadolu ihtilali meşruluk kazanmış oluyordu.
    Meclisin bütün üyelerinin ortaklaşa kabul ettikleri tek amaç, memleketi, padişahı ve halifeyi kurtarmaktır. Vekil yemini şu şekilde yapılıyordu: “Makamı hilafet ve saltanatın ve vatan ve milletin kurtuluşu ve istiklalinden başka bir gaye takip etmeyeceğime vallahi....”
    Birinci meclis kurucu meclis adı ile toplanmadığı halde, çıkardığı kanunlar ve aldığı kararlar bakımından bir kurucu meclis çalışması yapmıştır.
    İlk mecliste fes tartışılmıştır.
    Anadolu ihtilalinin tutunması ve başarısını tehlikeye sokan en önemli olaylar, karşı ihtilal hareketleridir, meclise karşı isyanlar.
    Çerkez Ethem’in kardeşleri, Reşit, Tevfik.
    Çerkez Ethem’in emrinde 5 bin adam var. TBMM’ye karşı isyanları bastırdılar, düşman ile savaştılar ama TBMM otoritesine girmemek için sonunda isyan ettiler.
    Kuvvei seyyare ile mücadele bir ay sürdü.
    Zararsız olan kuvayımilliyeciler sakarya savaşına kadar yavaş yavaş orduya dahil edildi.
  • 320 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Merhaba canlar Dünkü yorumunu yaptığım Gelincik kitabının devamı olan Aşk'sın Sen kitabının yorumuyla geldiiiiimmmmm

    En son Berk ile Selma arasında kıvılcımlar oldu demiştim.Berk bu durumdan kaçmak için Selma'yı amcasının evine Asude Yengesi'ne götürmek için yola çıkarlar.Yolda Selma'nın tuvalet ihtiyacı gelir ama ormanlık alanda oldukları için yolda herhangi bir tesis,benzinlik gibi bir yer göremezler.Mecbur Selma ağaçların arkasına gider ama bir süre sonra çığlık sesi gelir.Berk hemen koşar,çok telaşlanır.Selma ayağı takılıp bir çukura düşer.Berk hemen Selma'yı aldığı gibi çıkar ordan.Çok korkarlar ve bu endişe ile Berk daha fazla dayanamaz ve Selma'yı öper.İkisi de çok utanır.Neyse Berk Selma'yı götürür yengesine ve bırakır oraya.Aradan zaman geçer hiç görüşmezler.Birgün yengesi Berk'i arar ve bir görücü geleceği haberini verir.Berk çıldırır.Hemen oraya geleceğini söyler.Görücülerin geldiği gün Berk de gider ama gelen damat adayını bir yerden hatırlar.Ama nereden?Derken Berk ne yapar eder bu işi bozar ve Selma ile kendi evlenmek istediğini söyler.

    Kadir Dubai'deki ihaleyi bir hafta öne alır ve Azra'ya sürpriz yapmak ister.Yola çıkar.Sabah Kadir'in Azra için koruma ve şoför olarak tuttuğu Hasan Azra'yı çalıştığı kitapevine götürür ama Azra pastaneye gider.Tam pastaneden döner ki karşısında Musa'yı görür.Tehditle Azra'ya sarılmasını ve arabaya binmesini ister.Azra eli mahkum yapar dediklerini ama arabaya binmeden önce Hasan'ın olduğu tarafa bakar.Hasan bunu Kadir'in arkadaşı Selçuk'a haber edince ortalık karışır.Neyse videoları izleyen herkes Azra'yı yanlış anlar.Kadir gelir zar zor söylerler.Kıyamet kopar.Her yeri dağıtır.Kendini harap eder.İhanete uğradığını zanneder.Ama sırada Berk'ten bir telefon alır.Musa'nın birkaç adamı ayarlayıp oraya geldiğini Azra'ya dikkat etmesini söyler ve Kadir'e dank eder.Hasan hala Azra'yı götüren arabayı takiptedir.Azra dövülmüş,saçından sürüklene sürüklene geldikleri bir inşaat halindeki binaya sokulur.İçerde Musa'nın hem tacizine hem de şiddetine maruz kalır.Karnına arka arkaya tekmeler yiyince kanaması olur.Azra anlam veremez ama o an düşünemez de.Neyse Kadir,Selçuk adamları Hasan'dan aldıkları adrese gelirler ve Azra'yı kurtarırlar.Musa mı Kadir'in şerrine uğrar ve can verir.Hem de nasıl can verir Neyse Azra bir süre hastanede kalır bebişiyle beraber.Azra ikiz bebeklere hamiledir ama maalesef biri düşmüştür.Her şey normale dönmeye başlar.Artık evdedirler ve Kadir etrafında fır döner.Derken Berk Selma ile evlenmek istediğini Kadir'e söyler.Bunun üzerine bir sebeple öğrenir Azra ve amcasının evine yola çıkarlar.

    Berk ile Selma düğünlerini Selma'nın baba ocağında yapmak için yola çıkarlar.Geldiklerinde ise evde taziye vardır.Çünkü Orhan kendini ağaca aşmış,Salim Ağa'da felçli haliyle nasıl olduysa silahla kendini öldürmüştü.Selma koşarak eve girer ve şok olur.Neyse kısa zaman sonra düğün hazırlıkları başlar.Azra,Kadir,Selçuk da gelmiştir.Azra'da öğrenir ölüm haberlerini ve her şeye rağmen üzülür.Derken düğün yapılır.Her şey güzel giderken Azra ve Selma düşünmeden hareket ettikleri bir şey yüzünden herkesi çok korkutur ve Azra büyük bir travma atlatır yine.Ama bu travma onun gerçekleri öğrenmesine sebep olur.

    Tabi kitap burda bitmiyor ama ben burda bitiriyorummmm Serinin devamı ve final kitabı olan Yüzleşme'yi sabırsızlıkla bekliyorum.Kitap çok ama çok sürükleyici.Kesinlikle tavsiye ediyorum.Emeğinize,yüreğinize sağlık Yılçay Atar hocam