• Herkes gücü sever, herkes makami sever. Zayıf davrandiginda yanında olacakmısin? Zaaflariyla sevecek misin bir insanı? Yitirdikleri ile sevecek misin?
  • Selçuk Aydemir’i tanıyanlar için kitabı anlatmaya hacet yok aslında.

    Yiğit Özgür karikatürlerinde çok fazla konuşma balonu olur. Her bir balona ayrı ayrı güler, son noktayı koyan balonda ise artık yerlere yatarsınız. Bu kitaptaki kombolarla dolu cümlelerde de aynı keyfi yaşayacaksınız.

    Ama ben bir hata ettim, kitabı dışarıda okudum. Aman, siz yapmayın.

    Evinizdeyken, uzatın ayaklarınızı her iki paragrafta bir salın kahkahaları gitsin. Eğer dışarıda okumakta ısrar ederseniz; insanlar size tuhaf tuhaf bakmasın diye, o kısmaya çalıştığınız kahkahalarınız bünyede felaket “kahkaha gazı” yapar. Oluşan gaz da bünyede çok kalamayacağından bir süre sonra dışarıya çıkmaya çalışır ve sonucunda gülme şekliniz değişmeye başlar.

    “Değerli” gibi gülen biri olursunuz benden uyarması.

    https://www.youtube.com/watch?v=70HSbvaMelo

    Çok kısık bir sesle, kitap başka bir şey daha diyor. Yüksek sesle söylese, haddini bildirirler korkusu ile belki de.

    Din var bu kitapta.

    Ama yaşayan bir din. Basma kalıp kuralların arasına sıkıştırılmış değil. Ne, en son, 28 Şubat sürecinde zirveyi bulan “öcü” bir din; ne de içi mucize propagandaları ile doldurulup cennete business class bir bilet haline getirilen, “amaç” olmaktan çok “araç” olan bir din.

    Ne balkonlarda yeşil bayrak sallattırıyor; ne de kaçın şeriat geliyor diyor.

    Burada anlatılan ise; ister inan, ister inanma hepimizin yaşamının parçası olan bir din. Sosyal yaşamımızın her anında bulunan bir din. ( Ben inanmıyorum ki benim dinle işim olmaz diyen kardeşim, lütfen çıkar o kafanı kumdan, kıçın dışarıda kaldığı sürece DNA larına kadar işlemiş kaçamayacağın bir din seninle beraber yaşıyor. Mahalle baskısından falan da bahsetmiyorum, bu sosyolojik bir olgu. )

    Niye bu kadar zor, sadece iki sevgiliyi alakadar eden bir ilişkiye saygı duymak diyor.

    Sevgililer arasında yaşananlar mahremdir anlatılmaz. Anlaşırlar, anlaşmazlar; yolları bir yerde buluşur, buluşmaz… Bu iki sevgili sen ve yaradansın diyor.

    İkisinin dışında, bu ilişkiye müdahale etmeye çalışan herkes üçüncü kişidir. Ve üçüncünün payına düşenden dolayı kendisine sadece “afiyet olsun” denir, diyor.

    Sözün özü;

    Hacı dedesinin, bayramda elini öpen ateist torunun yaşadığı mutluluk gibi bir şey olsun diyor bu din algısı, insanlar arasında.

    Biri bayram ederken; diğeri, “dedem mutlu ise, bugün en çok bana bayram” desin, diyor.
  • Herkes gücü sever, herkes makamı sever.
    Zayıf davrandığında yanında olacak mısın?
    Zaaflarıyla sevecek misin bir insanı?
    Yitirdikleriyle sevecek misin?
    Asıl sınav kazanmak mı?
    Asıl sınav, kaybedişe ortak olmakla başlıyor.
  • Sahiplenmeye çalıştığın herkes veya her şeyin tutsağına dönüşürsün !
  • Hayat, doğduğumuz gün başlayıp öldüğümüz gün sonlanan amansız bir yolculuktur. Aynı zamanda hayat, doğduğumuz gün başlayıp öldüğümüz gün sonlanan amansız bir arayıştır da. Kimileri bu yolculuk esnasında sürekli arar durur; kimileri ise hiçbir zaman aramaya tenezzül etmez. Kimileri yorulur yarı yolda bırakır; kimileri asla yorulmaz, yılmadan aramaya devam eder. Kimileri başkalarından duyduklarına kayıtsız şartsız inanır; kimileri ise inanmak için somut bir şeyler arar durur. Fakat hepimiz, nefes aldığımız o ilk saniyeden nefesimizin çıkacağı son saniyeye kadar amansız bir arayış içerisinde savrulur dururuz.

    Hermann Hesse bu romanında, Siddhartha isimli kahramanın arayış ve hayatı anlayış öyküsünü anlatıyor. Siddhartha'ya göre, huzura kavuşmak, ermek ya da kitaptaki tabiri ile Nirvana'ya ulaşmak için herkesin farklı bir yolu olmalıdır. Ancak herkes kendi yolundan giderse huzura erebilir. Daha önceki kişilerin yolundan gitmek, bilge kişilerden bir şeyler öğrenmeye çalışmak, ezbere metotlarla huzuru aramak doğru bir yöntem değildir. Siddhartha'nın felsefesine göre, “Bilinmesi gereken şeyleri insanın kendisinin tatması iyidir.”(Sayfa 99)

    Siddhartha'nın hedefi ise şudur: "Arınmış olmak; susamalardan arınmış, istemelerden arınmış, düşlerden, sevinçlerden, acılardan arınmış. Ölerek kendinden kurtulmak, ben olmaktan çıkmak, boşalmış bir yürekle dinginliğe kavuşmak, benliksiz düşünmelerle mucizelere kapıları açmak, işte buydu onun hedefi. Beden tümüyle saf dışı bırakılıp öldürüldü mü, gönüldeki tüm tutku ve dürtülerin sesleri kısıldı mı, işte o zaman gözlerini açacaktı en son şey, varlıktaki artık Ben olmayan öz, o büyük giz." (Sayfa 24)

    Peki Siddhartha hedefine nasıl varacaktır? Hakikati nerede ve nasıl arayacaktır?

    Siddhartha'ya göre, bilgi ve bilgelik birbirinden farklı konulardır. Bilgiyi sözcüklerle ifade etmek, başka birine aktarmak mümkünken, bilgelik bir ruhtan diğer bir ruha geçemez. Çünkü insanlar birbirinden farklı karakterlerdir. Her ruh farklı hazlarla doyuma, bilgeliğe ulaşmaktadır. Her ruhun eksiği vardır, fakat bu eksiklik kişiden kişiye değişim göstermektedir. Bu sebeple:

    "Bilgi bir başkasına aktarılabilir, bilgelikse hayır. Bilgelik keşfedilebilir, bilgelik yaşanabilir, bilgelik el üstünde taşıyabilir insanı, bilgelikle mucizeler yaratılabilir, ama bilgelik anlatılamaz ve öğretilemez."(Sayfa 139)

    Siddhartha'ya göre, her insan kendi yolunu çizip kendi bilgeliğini aramalıdır. Ancak bu şekilde Nirvana'ya ulaşabilir. Fakat bu yol zorlu bir yoldur, eziyetlidir. Birçok insan aradığını bulmak için çıktığı yolda bambaşka yollara sapabilmektedir. Bu yolda aklını kaybedenler, kendini kaybedenler vardır. Bu yolda engeller vardır. Öze dönüş, bir anlamda özden uzaklaşma anlamına da gelebilmektedir. Bu zorlu yolculuğu tamamlamak hiç de kolay değildir. İşte Siddhartha kitapta böyle zorlu bir yolculuğa çıkmaktadır.

    Siddhartha, çok derinlikli bir kitap. İçerisinde Hermann Hesse'nin felsefesi yer alıyor. Aynı zamanda Zaman Felsefesi ve Bilgi Felsefesi gibi konularda da sorular sorup cevaplar arıyor. Aslında kitapta biraz "Simyacı" tadı da yok değil. Çünkü mistik öğeler ve Doğu Felsefesi ön planda.

    Kitabın sonlarına doğru ise, Hermann Hesse bize şu şekilde seslenerek aramayı çok uzaklarda yapmamamız gerektiğini, aslında aradığımızın kendi içimizde olduğunu ifade ediyor:

    "Bir kimse arıyorsa, gözü aradığı şeyden başkasını görmez çokluk, bir türlü bulmayı beceremez, dışarıdan hiçbir şeyi alıp kendi içine aktaramaz, çünkü aklı fikri aradığı şeydedir hep, çünkü bir amacı vardır, çünkü bu amacın büyüsüne kapılmıştır. Aramak , bir amacı olmak demektir. Bulmaksa özgür olmak, dışa açık bulunmak, hiçbir amacı olmamak. Sen, ey saygıdeğer kişi , belki gerçekten arayan birisin, çünkü amacının peşinde koştuğundan hemen gözünün önündeki bazı şeyleri görmüyorsun." (Sayfa 137)

    Son değinmek istediğim konu ise şudur: Bırakın insanlar arasın. Bırakın insanlar sorgulasın. Bırakın herkes sizin gibi olmasın. Bırakın birileri de farklı yollardan geçerek amacına ulaşsın. Herkes sizinle aynı yoldan gidecek diye bir şart yok. Herkes sizin inandığınıza inanacak, kayıtsız şartsız sizinle aynı yolda yürüyecek diye bir şey yok. Bırakın insanlar gerekirse yanlış yapsın. Bırakın insanlar yaptıkları yanlışlardan ders alsın ve doğru yolu bulsun. Müdahale etmeyin. Rahat bırakın. Rahat bırakın da insanlar biraz kendi doğrularını bulsun. Kimse sizin doğrularınızla yaşamak zorunda değil.

    “Bilinmesi gereken şeyleri insanın kendisinin tatması iyidir,” diye geçirdi içinden. “Dünya zevklerinin ve dünya malının insana hayır getirmeyeceğini daha çocukken öğrendim. Hanidir biliyordum bunu ama ancak şimdi yaşadım. Ve şimdi biliyorum, belleğimle değil, gözlerimle, yüreğimle, midemle biliyordum böyle olduğunu. Ne mutlu bana ki, biliyorum artık!” (Sayfa 99)

    "Hayır, gerçekten arayan biri, gerçekten bulmak isteyen biri, hiçbir öğretiyi benimseyemezdi." (Sayfa 111)

    "Vaktiyle işlediğin budalalıkları, oğlunu bunlardan sakınmak için mi işlediğine inanıyorsun? Hem, oğlunu Sansara'ya karşı koruyabilir misin? Nasıl yapabilirsin bunu? Öğreterek mi, duayla, tapınmayla mı, uyararak mı?...Hangi baba, hangi öğretmen yaşamını yaşamaktan, yaşamla kendini pisletmekten, bizzat günahlara girmekten, bizzat o acı içkiyi içmekten, kendi yolunu kendisi bulmaktan alıkoyabildi Siddhartha'yı? Sanıyor musun ki, sevgili dostum, bu yolu yürümekten belki esirgenen biri olabilir? Sevgili oğlun bundan esirgenir sanıyorsun belki, çünkü onu seviyorsun, acı ve üzüntüden, düş kırıklıklarından esirgemek istiyorsun onu. Ne var ki, onun için tekrar ölüp dirilsen bile, yine de yazgısının en küçük bir parçasını koparıp alamazsın ondan." (Sayfa 120)
  • Bazı şeyler nasılda paylaştıkça büyüyor...
    Aslında her şey paylaştıkça büyür. Fakat paranı malını paylaştığında kısa süreli bir bakışla eksildiğini zannedersin. Bu sebeple bazı şeyler demem şimdilik daha doğru görünüyor.
    Ama öte yandan, derinden bakarsak her şey paylaştıkça büyür demem daha doğru.

    Mesela özgürlük tek başına zevk vermez.
    Dünyada tek başına kalsan ne kadar sürer bu etki?

    Özgür davranışlarını bir başkasına şahit tutarsan hazzın daha da büyür.

    Sevindiğin bir olayı düşün, nasıl birilerine paylaşmak için can attığını.

    Yazdığın yazıyı, şiiri, yaptığın resmi, çektiğin fotoğrafı... Bunları insanlarla paylaşmassan hiçbirini yapmamış gibi hissedersin. Bir yanı eksik kalır.
    Ben bu iletiyi niçin paylaşıyorum...
    Çünkü SEN okuduğunda tamamlanıyor.
    Asıl sen okuduğunda ben yazmış oluyorum.

    Üzüntünü, sıkıntını da paylaşırsın
    O an derdimi döktüm içim rahatladı dersin.

    Oysa paylaştığın herşey büyür demiştik.
    Karşı tarafa akıttığın zehirle dahada büyüdün
    Ve büyürkenki sarhoşluktan uyuştun hüznünün doldurduğu yere başka şey koydun.
    Paylaşmanın verdiği büyü ile acın biraz bastırıldı. O anda acıdan sıyrıldığını zannettin...

    Dikkat et dostum
    Paylaştığın herşey büyüyor
    Neyi paylaştığına dikkat et
    Niye paylaştığına...

    Bilgi paylaşırsan, paylaştığın bilgiyi dile getirirken tekrar yaptığın için bilgiyi daha derinden kavrarsın. Karşı tarafın sorusu varsa, farklı bir bakışla bakıp cevap vermen gerekir. Bilgi paylaşırsan bilgin büyür bilgin olursun.

    Sevgi paylaştığında sevgiyi karşıya taşırken elin sevgiye bulaşır, sevgi sarar her yeri, sevgi dolu olursun.
    Bu yüzden sevelim sevilelim demiş adaşım Yunus Emre...

    Şimdi bu yazıyı okuyan sen!
    Evet... inancın, yaşın, cinsiyetin, geçmişin, gelecek kurgun, hayalin..
    Ne olursa olsun Seni Seviyorum!

    Çünkü "herkes gibi" bende çok benciyim.

    Not: bencil değil.

    Ne demiş Hayyam

    Ben olmayınca bu güller, bu serviler yok
    Kızıl dudaklar, mis kokulu şaraplar yok
    Sabahlar, akşamlar, sevinçler, tasalar yok
    Ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok

    Öyleyse bencil değil benci olmalı.
    Bencil etrafa zarar verir. Sadece kendini düşünür.

    Oysa ben'ci BEN kavramını bilir.
    Kendini bilir ve herkeste aynı BEN olduğunu bilir. Bu sebeple kimseye zarar vermez, veremez. Kendinden sorumludur.

    Not: Bencilik ve bencillik başka yerlerde farklı tanımlanmış olabilir. Bu ileti için BEN bu şekilde tanımladım. Bütün kelimeler mana taşıyıcı işaret direkleri... Kelimelere değil işaret ettiklerine bakalım.

    Emr'e
  • "...Hiç de, anayasanın dediği gibi, kimse eşit ve özgür doğmamıştır, herkes eşit yapılır. Her insan bir diğerinin sureti olunca herkes mutlu olur, ortada çekinilecek, korkulacak, herkesin kendisini yargılamasına yol açacak dağlar yoktur..."