• Gıda harcaması ile birlikte giyim, konut, (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamaların toplam tutarı ise (yoksulluk sınırı) 6.608.60 TL.

    Bir başka deyişle, evinize 6.600 TL’nin altında para giriyorsa açık bir şekilde yoksulsunuz.
  • Camiye AKP bayrağı asarsanız, particilikle dini karıştırırsınız ve ülkenin partileri futbol kulübü gibi olur.
  • 336 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Harari’nin 3.Kitabı. Sapiens’te ilk insansılardan günümüze gelen süreci, ikinci kitabında çok uzun vadeli olası bir geleceği anlatıyor. Bu kitabında ise günümüzü ve yakın geleceği. Ayrıca kendisine yöneltilen yüzlerce soruya cevaben yazılmış. Benzer konuların yeniden işlenmesi normal. Kendisi de açık açık beyan etmiş; önceki yazılarımı, makalelerimi argümanlarımı gözden geçirdim, yanlışlarımı düzelttim, sorulan soruları derledim. Hepsini kitap formatında size sunuyorum diyor. Kendini eleştirebilen ya da hatasını rahatlıkla kabul eden kaç kişi var ki?

    Her zamanki gibi anlatım dili çok sade, herkesin okuyabileceği türden. Konu anlatımlarında kullanılan örnekler günlük hayattan alınma, okurken yormuyor. Yazarın hayatı sorgulama biçimini, yeri geldi mi kendini eleştirmesini çok seviyorum. Kitap klasik bir Harari kitabı gibi başladı ancak ilerleyen bölümlerinde bizim toplumumuzda hatta dünyada bir çok insanın hoşuna gitmeyecek ciddi eleştirileri mevcut. Dinler, tanrı ve milliyetçilik hakkında. Diğer kitaplarında da dinlere eleştirisi olurdu ama bu sefer özellikle (kendisi de aynı kökenden olmasına rağmen) Yahudiliği sıkı şekilde eleştirmiş, İsrail'li toplumu ve İsrail’in politikalarını. Yazar Eşcinsel olduğunu ilan etmiş (belki başka zamanda beyan emiştir ama ben kitapları haricinde kendisini takip etmedim) Herkesin hayatında belirli evreler olur; hayata bakış açısını, düşüncelerini, tutumunu gözden geçirir ve kendini yeniler. Elbette bu değişimde yaşadıklarının etkisi vardır. Sanırım Harari bir değişim süreci geçirdikten sonra bu kitabı yazdı. Her zaman kaleminin cesur olduğunu düşünüyordum ama bu sefer daha cüretkar geldi bana. Ben kitabı çok beğenerek ve severek okudum. Benzer diye eleştirilen bir kitap daha çıkarsın yine ilk alıp okuyanlardan olacağım. Her fikrine katılmam gerekmiyor. Onun bakış açısından olayları okumak kendi sorgulamalarıma yeni pencereler açmaktan keyif alıyorum. Ancak kimseyle polemik yaşamak istemediğimden bir çok konuya değinmeden belirli konular üzerinden yorum yapacağım. Herkes kendisi okuyup değerlendirmeli bu kitabı.

    Çok şey yazmak isterdim hatta bu kitabın yorumunu gönlümce yapsam ve okunacağını bilsem herhalde 8-10 A4 boyutunda sayfa anca yeterdi bana. Kitap temelinde ne anlatıyor? Şuan yaşadığımız dünyada ne oluyor? Bize ne anlatılıyor veya öğretiliyor ama aslında gösterilenin arkasında yatan ne? Geçmişteki düzen neydi? Geldiğimiz ve geleceğimiz nokta ne?

    Avcı toplayıcı insanlardık; duygularımız, korkularımız, muhakeme yeteneğimiz, içgüdülerimiz, bilincimiz, beynimiz bu çerçevede evrimleşti. Şuan yaşadığımız dünya bambaşka, avcı-toplayıcı toplumdan ve o toplumun habitatından çok uzaktayız. Ve sanayi-teknoloji gelişimleri özellikle son 300 yılda oldu. Son derece hızlı bir şekilde.. 300 değil 1000 yıl olsun. 200 bin yıl önce ilk insan türleri hayattaydı ondan önce de insansılar.. Evrim 300 yılda hatta 1000 yılda gerçekleşmez. Biz çok hızlı geldiğimiz noktaya uyum sağlayamadan buna bağlı olarak da yaşadığımız hayatı anlamadan, kendimizi bile keşfedemeden bu hayatta yaşıyoruz. Liberal demokrasi çatısı altında Özgür bireyler olarak yaşadığımız ülkenin, başka bir ülkede yaşayan insanların veya dünyanın kaderini değiştirebilecek seçimlerde oy kullanıyoruz. Peki neye oy verdiğimizi ne kadar biliyoruz? Ekonomi uzmanı olmayı geçtim tarihsel verilere veya istatistiklere vakıf bile olmadan nasıl ekonomi ile ilgili şeylerde yorum yapıyoruz. Son derece cahiliz ama her şey hakkında bilgimiz var. (çok tanıdık geldi değil mi?) Gerçekten özgür, bağımsız, bilgiye ulaşması kolay bir dünya da yaşayan canlılar mıyız? Ulaştığımız bilginin ne kadarı gerçek, ne kadarı yalan/manipülasyon?

    Biyoteknoloji ve bilgi teknolojilerinin gelişmesi ve birleşmesinin bize ne gibi etkileri olacak? Bilim-Kurgu filmlerinde konu edilmiş zamanının ötesinde ki birçok teknoloji bugün mevcut. Örneğin 1927 yapımı Metropolis filminde ki görüntülü arama sahnesi. Görüntülü arama hayatımıza 2006 yılında Skype adlı program ile girdi. Senaristin 79 yıl sonrasını öngörecek ufku geniş bir hayal dünyası varmış. Peki günümüzün bilim-kurgu filmleri/dizileri bize ne gibi mevcut olmayan teknolojileri sunuyor? Yapay zekaya sahip robotların dünyayı ele geçirmesi..
    Yapay zekaya sahip robotlar konusunda ileri gidilebilir mi? Her konuda gidilebilir. Discovery Science kanalında yayınlanmış teorik fizikçi Profesör Michio Kaku tarafından sunulan Bilim Kurgudaki Bilim: İmkânsızın Ardındaki Fizik belgeselinde; bilim kurguda kullanılan bilimin aslında çok da uzakta olmadığını, yakın bir gelecekte her şeyin mümkün olabileceğini kanıtladı. Görünmezlik pelerini, ışınlanma, zamanda yolculuk ve daha fazla görünüşte imkânsız şeyi ele alıp, yakın bir gelecekte yapılabileceğini ispatladı. (Hemen hemen her bölümünü önceki yıllarda izledim) Örnek video - Süper Giysi : https://www.dailymotion.com/video/x4hd3r1

    Benim gibi izleyenler bilir. Westworld diye bir dizi var; Yapay zekaya sahip ve tamamı ile insana benzeyen robotların bulunduğu, şehir kadar büyük bir park içinde vahşi batı temalı bir kasaba kuruludur. Siz de ücretine mukabil parka gelir istediğiniz kadar kalır, vahşi batılı bir kovboy gibi giyinir, ister o dönemin havasını içine çekersiniz, ister barda ki cancan dansçısı kızı kaçırırsınız ya da posta arabası soyarsınız. Gerçek hayatta sergileyemeyeceğiniz en uç fantezilerinizi bu westworld içinde yapabilirsiniz. Size eşlik eden ve gerçeğinden ayırt edemediğiniz her canlı aslında yapay zekaya sahip robotlardır. Ve robotlar bir gün her gece silinen hafızaları ve ertesi gün devam eden tekrar tekrar yaşanan acıları unutmamaya başlarlar. Ve bu devasa yetişkin Disneyland’ını birbirine katıp yönetimi ele geçirmeye kalkarlar.

    Durun bakalım orada diyor Harari. Yapay zekalı robotlar dünyayı ele geçiremez bizden daha zeki olsalar bile: ‘Oysa gerçekte yapay zekanın bilinç kazandığını var saymayı gerektirecek bir sebep yok çünkü zeka ve bilinç apayrı şeyler. Zeka sorunu çözme becerisi, bilinç acı Neşe aşk ve öfke gibi şeyler hissedebilme becerisi. Bu ikisinin birbirine karıştırmanın sebebi bunların insan ve diğer memelilerde bir arada bulunması’ Bu fikre katılıyorum. Burada asıl sorun şu; bu yapay zekalı robotların, algoritmaların kumandası kimin elinde olacak? İos 12 işletim sistemine (iphone) gerekli verileri girdiğiniz de (özel saati ile kullanıldığında) sizin kalp atışlarınızı, ekg’nizi kontrol ederek kalp krizi geçirdiğinizde 112’yi kendi arıyor. Süper değil mi? Bu noktaya kadar süper. Ya bunun ilerisi? İleride her bir zerrenizi kontrol eden biyoçipler ile 7/24 yapay zeka algoritmaları tarafından takip edilseniz ve bir kereliğine arkadaşlarınızla yaşadığınız bir maceralı geceyi kaydeden sistemler sigorta şirketinize o anki sağlık durumunuzu/ risk alma potansiyelinizi mail atsa; risk aldığınız için sağlık sigortanızın yenileme primi 3 katı zamlansa.. Sistemi kim elinde tutarsa iplerinizi o oynatır.. Ne 1984 ne cesur yeni dünya distopyası bize uygundur.

    Harari yeniden soruyor; algoritmalar birbirinden farklı zevklere sahip 5 farklı arkadaş için aynı gece hepsinin beğeneceği bir filmi seçebilir. Evet bu zevkli ve pratik olabilir. Peki ilerisinde ne gelecek bunun? Kitapta güzel örneklerle anlatmış. Benimde aklıma keyifle izlediğim dizi Person of İnterest’te olduğu gibi hepimizi takip edip şüpheli gördüğü hareketlerimiz neticesinde terörist olduğumuzu varsaysan bir yapay zekânın istihbarat birimine bilgi olarak adımızı verdiği ve istihbarat biriminin yok yere bizi tutukladığı geldi?

    Yeni teknolojiler bizi ölümsüz kılarsa ne olacak? Mevcut dünya kaynakları bugün bize yetişemiyorken ölümsüz olup bir yandan da ürerken ne olacak? Başka dünyalara mı gideceğiz? En yakın hedefimiz mars (donmuş halde su bulundu ve su olan her yerde biz hayat kurabiliriz) National geographic’te 3 tane belgeselini izledim. Gidip koloni kurmayı başarsak bile kaç dünyalıyı oraya taşıyabileceğiz? Bu yeni koloni vatandaşlarından birinin siz veya torununuz olma ihtimali nedir?

    Üşenmedim izlediğim belgesellerin linklerini buldum, hizmette sınır tanımıyorum

    NASA Exomars : Yaşam arayışı https://www.youtube.com/watch?v=ms_F-YBFlio Gezegen Rehberi: Mars https://www.youtube.com/watch?v=T4E4l1jxCQ4 ) Mars`ta Yaşam Arayışı Belgeseli https://www.youtube.com/watch?v=MemJfiplydU

    Ölümsüzlüğü keşfeden bilim neticesinde bu herkese mi uygulanacak yoksa zenginler gibi imtiyaz sahibi bir zümre dünyanın tüm haklarını elinde tutarken bizler sürünecekmiyiz? Buna örnek olacak bir sürü de film izledik değil mi?

    ‘Geçtiğimiz yıllarda dünyadaki herkese insanlığın eşitlik yolunda ilerlediği ve küreselleşme ile yeni teknolojilerin O noktaya daha çabuk varmamıza yardımcı olacağı söylendi. Küreselleşme ve internet ülkeler arası açığı kapatsa da sınıflar arası uçurum derinleşme tehlikesi taşıyor’ diyor Harari. Doğru bir tespit..

    Size kesinlikle istinasız izlemenizi tavsiye ettiğim belgesel "Geleceğe Doğru" ; https://www.youtube.com/watch…

    Belgeselde anlatıldığı gibi bilincinizi, anılarınızı bir bilgisayara aktarıp ölümsüzlüğü tercih ederseniz sizi nasıl bir yaşam, anayasal haklar veya etik bekler? Hack’lenirseniz ne olur? Bizim bu ve benzeri değişimler üzerine bir tecrübemiz, doğrusu bu diyeceğimiz bir fikrimiz yok ki?

    Gelişen teknoloji hayatımızı mı kolaylaştıracak yoksa daha iyi kontrol edilebilir bireyler olmamızı mı yarayacak? Bilgisayar Algoritmaları etik kararlar alabilir mi? İnsanlar ne kadar Etik? İnsanlar etik mi, içgüdüsel mi? Algoritmalar insanların kusurlarını kapatabilir. Peki algoritmaların beraberinde yeni kusurlar ortaya çıkarsa? Gerçek ile kurmacayı birbirinden ayırt edemiyoruz. Bütün dünya sübliminal mesajlarla dolu. Herkesin kafası son derece karışık, herkes her şeyi bildiğini düşünüyor ama bence kimsenin bir şey bildiği yok. Sanayi devrimi sonrasında gelişen yeni dünyayı öğrenmemiz adapte olmamız haklarımızı korumamız ve gerekli düzenlemeleri yapmamız 100 yıldan fazla zaman aldı ama öğrendik. Peki veri devrimi, Yapay Zeka devrimini ne kadar bir zamanda öğreneceğiz o arada hangi acılar yaşanacak ?

    Harari; din, eğitim, ahlak, göç, tanrı, cehalet, adalet, bilim, laiklik, milliyetçilik, iş, özgürlük, eşitlik, terörizm, savaş vb başlıklar üzerinden yakın gelecekte bizi nelerin beklediğini, olası olayları ve gözümüzü nasıl açmamız gerektiğini anlatıyor.

    Okurken kafamda daha önce izlediğim veya okuduğum her şey büyük bir metafor oluşturdu, daha size çok şey anlatmak isterdim ama bu bile aşırı uzun oldu. Bence bazı görüşlerini sevin veya sevmeyin bu kitabı okuyun, okuyun okuyun derim.
  • Böceklerin ekolojik önemi çok büyük. Mesela karıncalar, yeryüzündeki leşlerin %90’ını ortadan kaldırarak toprağa solucanlardan daha fazla nefes aldırıyor. Buna karşın onları yok ediyoruz. Çok korkutucu: Böceklerin yok oluş hızı memelilerin, kuşların ve sürüngenlerinkinden 8 kat daha hızlı. Öyle ki böceklerin toplam biyokütlesi her yıl %2,5 oranında azalıyor, bilim insanları bunu dehşet verici buluyor.
  • Son 10 yıldaki ekolojik baskıdan en çok etkilenen türler sırasıyla şayak sineği(%68), kelebekler(%53), böcekler(%49) ve arılar(%46). Bu oranlar omurgalı hayvanlarda %15-26 bandında seyrediyor. Gıda üretim yöntemlerimizi değiştirmediğimiz sürece, böcekler birkaç on yıl içinde yok olmakla burun buruna gelecek. Bunun gezegenin ekosistemi açısından pek de iyi bir haber olmadığı ortada.
  • Bilim insanları grip virüslerine karşı yeni bir koruyucu madde geliştirdiler. Birden fazla virüs alt tipine karşı etkili olan bu madde aşı olarak değil de ağızdan alınıyor. Hem fareler ve hem de insana ait hücrelerle gerçekleştirilen ilk deneylerin başarılı olduğu belirtiliyor.
  • Köpeğin bedeni, sevdiği ve bağ kurduğu insanlarla birlikteyken oksitosin üretiyor ve bu insanlar ile ne zaman göz teması kursa, duygu patlaması yaşıyor. Köpeğin beyni, bu hormon ile dolup taştığında, sahibini daha iyi takip edebiliyor. Ve bu göz teması ne kadar uzun süreli olursa, salgılanan oksitosin seviyesi o kadar yüksek oluyor. Aslında, köpeğin salgıladığı ortalama oksitosin seviyesi, kedininkinden beş kat daha fazla.