• 632 syf.
    Oblomov tipinden hareketle doğan Oblomovluk, Oblomov’un hayatıyla ilgilidir. Romanda da geçen bir şeydir. Oblomovluk Türk Edebiyatı’nda birçok eseri etkiler: Tutunamayanlar, Aylak Adam gibi… Oblomov aslında tutunamayan birisidir.
    Oblomov romanında İlya İlyiç Oblomov’un yaşadığı temel süreç Eski Rusya’nın insanı olması, henüz burjuva sisteminde kalmış olması, Sanayi Devrimi’ni yaşamamış Rusya’nın değerlerine bağlı kalmasıdır.
    Yazarlar çoğu eserlerine kendi hayatlarından da katkılarda bulunur. Gonçarov’un hayatında Oblomov’un hayatıyla kesiştiği bazı noktalar vardır. Özellikle Rusya’daki dönüşümü ya da kendi hayatındaki bir bölümünü iç kapanık geçirmesi gibi durumlar Gonçarov ve Oblomov’un hayatıyla kesişir. Maddi durumları, sosyal statüleri açısından kesişir. Gonçarov romanı bir aylık bir sürede yazdığını ifade eder ve herkes çok şaşırır. Bu kadar güzel, bu kadar hacimli… Çünkü cümlelere bakıldığında düzgün cümlelerdir. Ağır betimlemelerin olduğu, olayların çok olmadığı fakat düşünsel ağırlıklı bir romandır. Düşünsel sürecinin çok daha uzun bir zamanı kapsadığını söyler.
    Oblomov’da temel mekanlar Oblomovka ve Petersburg’tur. Oblomovka, Oblomov ailesinin hüküm sürdüğü yerdir. Birkaç köy kendilerine bağlıdır. Fakat Oblomov üniversitede okumak amacıyla köyden çıkar. Herkesin Sanayi Devrimi ile şehirlere göç ettiği, insanların topraktan koparak şehir hayatına geçiş yaptığı, daha doğrusu Yeni Rusya’nın doğmaya başladığı dönemde Petersburg’a taşınır.
    Oblomovka, Oblomov’un hayat hikayesi (Oblomov’u Oblomov yapan nedenler) anlatılırken görülür. Oblomov, Oblomovka’ya gitme imkanı vardır fakat hiç gitmez. Normal şartlarda Oblomovka’da herkesin kendisine hizmet edeceği bir yerde yaşayabilirken Petersburg’da dar, karanlık, kirli bir evde yaşar. Zahar Trofimiç ile yaşar. Zahar, Oblomov’un kölesidir. Oblomov’un kıyafetlerini, çizmelerini giydirir; saçlarını tarar, yemeğini hazırlar. Evi temizlemekle görevlidir ancak temizlemez.
    Romanda tasvir edilen ev, duvarlarından örümcekler sarkan, yerler kirli, okunmak üzere açılmış bir kitap (uzun bir süre açık kalan yaprakları sararmış), aynaya dokunulduğunda tamamen tozludur. Hatta kanepesine uzanmış Oblomov fark edilmese terk edilmiş bir ev olduğu düşünülebilir. O kadar hayatın olmadığı bir evdir. Terk edilmiş bir ev olduğunu düşünülecek kadar kirli, o kadar cansız, o kadar ölü bir evde yaşar.
    Oblomov’un temel özelliği, roman boyunca görülen hareketsizliğidir. Roman boyunca kanepesine uzanmış, kanepeyle bütünleşmiş, kanepe üzerinde bir nesne haline gelmiş biri olarak çıkar (bir yer hariç: Olga’ya aşık olur ve üzerindeki hırkasını çıkarıp hayata karışır.). Oblomov’un temel nesnesi; üzerinden hiç çıkarmadığı bol bir hırka (hırkanın özelliği bol ve yumuşak olması), terlik (yumuşak ve geniş olması)… Nesnelere bakıldığında Oblomov’un rahatına düşkün olduğu söylenebilir. Evin içinden neredeyse hiç çıkmaz. Bu kadar hareketsiz, bu kadar umursamaz, bu kadar hayattan kopuk bir adam olarak görülmesine rağmen Oblomov’u diğer hareketsizlerden ayıran temel nitelik çok düşünmesidir. Kafasında projeler üretir, insanları gerçekten tanır fakat bir türlü eyleme geçemediği için aldatılır (Zahar tarafından sürekli). Annesini babasını kaybettikten sonra tüm mal varlığı ona kalır. Çok fazla gelire sahip olması gereken, çok zengin olması gereken biriyken mutsuz bir hayat yaşar. Bunun temel kaynağı da etrafındaki kişiler tarafından kandırılmasıdır. Tüm hayatı hareketsizlik ancak bu hareketsizliğin karşısında sürekli düşünmekle ve projeler üretmekle geçer.
    Romanda norm karakterler Ştolts ve Olga’dır. Ştolts Oblomov’un üniversiteden arkadaşıdır. Uzun zamandır görüşmemişlerdir. Oblomov’u çok sever. Ona yardımcı olmak ister ve onu birden harekete geçirmek ister. Yeniden hayata karıştırmak ister. Bunu kendisi başaramayınca Oblomov’u yirmili yaşlarında olan Olga adında bir kızla tanıştırır. Olga, ilk bakışta güzelliği fark edilmeyen bir kızdır. Ondaki güzelliği fark edebilecek olan kişinin elit olması gerekir. Fiziksel olarak çok güzel olmasa da Olga, Yeni Rusya’nın, çalışmanın, ilerlemenin simgesidir. Ştolts’un etkisiyle Oblomov ile bir yakınlık kurar. Daha sonra ona aşık olur. Temel nedeni de onun çok iyi bir insan olmasıdır. Fakat Oblomov Olga’dan önce Olga’nın kendisine değil; zihninde idealize ettiği, ayağa kaldırdığı, harekete geçirdiği Oblomov’a aşık olduğunu fark eder ve Olga’ya bir mektup yazar. Mektupta Olga’nın ona layık olmadığı, zihninde kurguladığı Oblomov’a aşık olduğu ancak bunu başaramayacağı, ayrılmalarının daha uygun olduğu yazılıdır. O aralar Ştolts yurt dışındadır. Geldiğinde Olga ile yakınlığı başlar ve ikisi evlenirler. Oblomov ise çocuklu dul bir kadınla evlenir. Bu kadının özelliği, sürekli ev işleriyle uğraşması, çocuklarına bakmasıdır. Oblomov’un o kadında dikkat çeken organ dirsekleridir. Dirseklere bakarken bu dirseklerin ne çok tembel bir insanı büyütüp beslediğini düşünür. Çünkü o dirsekler sürekli işler; bulaşık, çamaşır yıkar, ev süpürür; sürekli hareket halindedir. O dirseklerin hareketliliği Oblomov’a kendisinin ve kendi gibi olan erkeklerin hareketsizliğini hatırlatır.
    Oblomov’u Oblomov yapan niteliklerden birisi Oblomov’un dış dünyayla iletişim kuramamasıdır. Oblomov kendisine yabancılaşmış birisi değildir. Kendisini çok iyi tanıyan, kendisinin farkında olan birisidir. Hatta Olga’nın kendisine idealize ettiği Oblomov’a aşık olduğunu Olga’nın kendisinden önce fark eder. O topluma yabancıdır. Topluma yabancılaşma iki şekilde gerçekleşir: birincisi bireyin, toplumun davranışlarını gereksiz görmesinden kaynaklanan bir yabancılaşmadır, ikincisi toplumu bireyin yaptıklarını anlamsız bulup dışlamasından kaynaklanır. Oblomov’unki ise bireyin, toplumun tavır ve davranışlarını anlamsız ve saçma bulması dolayısıyladır. Oblomov’un istediği ve yapmaya çalıştığı şey, geleneğe bağlı kalarak bir ilerleme sağlamaktır. Bu, Sanayi Devrimi’nin getirmiş olduğu global Yeni Rusya’nın hareketli hayatın mekanik hayata karşı çıkıyor olmasından kaynaklıdır. İnsanların bir amirin gereksiz emirleri altında ezilmesine karşı çıkar ya da sürekli kağıtlarla ilgilenmeye karşı çıkar. Evrakların arasında boğuşmaya karşı çıkar. Oblomov üniversiteden sonra memuriyetlik de yapar ve sırf memuriyetliğin yitik, silik ve sıkıcı hayatı dolayısıyla memuriyetliği bırakıp evine kapanır. Dış dünyaya açılmaz. Ancak önceden Ştolts ile dünyayı gezmek, yeni yerler keşfetmek, yeni projeleri hayata geçirmek gibi bir hayali vardır. Ancak tümünü bırakıp sokağa bile çıkmayan kişiye dönüşür. Ştolts’un etkisiyle birkaç kez Petersburg’taki bazı davetlere, toplantılara katılır. Ancak orada insanların kıyafetlerinden, yeni aldığı eşyalardan, maddi varlıklardan bahsetmiş olmaları Oblomov’un canını sıkar. Temel olaylardan birisi dedikodudur. Onu topluma yaklaştırmayan, toplumdan uzaklaştıran temel şeylerden birisidir. Oblomov’u rahatsız eden şeylerden birisi, insanların birbirilerinin arkasından çok fazla konuşmuş olması ve konuştukları şeylerin değersiz, maddiyat üzerine kurulmuş olmasıdır. Dolayısıyla toplumla çok fazla iletişim kurmaz. Yanına gelen arkadaşları vardır. Alekseyev, Tarantyev ile iletişim kurar ancak onlar da (özellikle Tarantyev) onun evine gelip yer, içer; sömürürler. Ancak hiçbiri Ştolts kadar Oblomov’u ayağa kaldırmaya yönelik şeylerle bulunmazlar.
    Oblomov romanda tamamen Doğu’yu temsil ederken Ştolts ve Olga Batı’yı temsil eder. Ştolts’un babası Alman, annesi Rus’tur. Dolayısıyla hem Doğu, hem Batı’yı bir arada sentezlemiş kişidir. Türk Edebiyatı’na bakıldığında, Rusya’da yeni bir hayat, yeni bir hareketlilik varken Osmanlı Devleti’nde de benzer hareketlilikler söz konusudur. Bir devirden başka bir devreye geçişin sancıları yaşanır (Tanzimat dönemi düşünüldüğünde.) Ştolts, Felatun Bey ve Rakım Efendi’deki Rakım Efendi ile özdeşleşebilir. Ştolts, kendisini (kendi değerlerini) kaybetmeden Batı’yı onun içerisine sığdırabilen birisidir. Oblomov ise Batı’yı kabul etmeyen ve kendi içerisinde kalan biri olarak bulunur. Doğu’nun tüm değerlerine bağlı, geleneksel, ayakları yere basan içine kapanık bir kimliktir.
    Oblomovka’nın kelime kökeni çemberden gelir. Bu çemberin içerinde yaşayanlar, dışarıdan kimseyi kabul etmez. Köydekiler de o köyün dışına çıkmak için hiçbir çaba harcamazlar. O köyün dışında bir hayatın olduğunun farkında bile değillerdir. Oblomov köyde doğar, köyün sahibinin çocuğudur. Çocukluğundan beri kendisinin bir şeyler yapmasına izin verilmez. Saçlarını bile Zahar tarar. O nedenle Oblomov Zahar’a bağımlı bir kişilik olarak yetişir. Bu da onun hareketliliğini sınırlayan bir duruma yol açar. Dolayısıyla Oblomov’un hayatında efendi-köle diyalektiğini doğurur (Georg Hegel’in efendi-köle diyalektiği). Ancak efendi yaptıklarıyla köleye bağımlı ve kölenin kölesi gibi görünür. Oblomov Zahar’ın fizik gücüne, Zahar Oblomov’un maddi gücüne bağımlıdır. Oblomov’un evinde efendi olarak yaşayan Zahar, Oblomov’dan gelen maddi desteğin çekilmesiyle tamamen gerçek anlamda köleliği yaşamaya başlar.
    Oblomov’da çalışmamak söz konusuyken karşısında olan Ştolts çalışmanın, azmin ve Alman disiplinin etkisiyle yetişir. Hayatın gerçeklerinin farkında, görüşünün farkında olduğu için tüm işleri kendisi yapan birisidir. Ancak bunu yaparken Oblomov’u da ayağa kaldırmaya çalışan bir kişiliktir. Çalışmak onun için en önemli şeylerden birisidir. Sanayiye katkıda bulunmak ve Batı’yı Yeni Rusya’ya getirmek Ştolts’un temel hayalidir. Dikkat edildiğinde Eski ve Yeni Rusya, Oblomov ve Ştolts ile tanımlanabilir. Ştolts’un Oblomov’u ayağa kaldırıp hareketsizliğinden, miskinliğinden kurtarma çabaları bir yerde Yeni Rusya’yı kurmak isteyen kişileri, aynı zamanda Eski Rusya ile iç içe ve iş birliği içerisinde olmasını da savunan düşüncesi bir aradadır. Ştolts’un Oblomov’u ayağa kaldırmaya çalışması aslında Yeni Rusya’nın Eski Rusya’yı ayağa kaldırmasıdır. Eser, maddi ile manevinin sentezlenerek yeni bir insan tipini ortaya çıkarmanın simgesel bir anlatısıdır.
    Oblomov’un sürekli sömürüldüğü görülür. Ondan sürekli faydalanmaya çalışan bir kişi karşıt güçte olan kahya, maddi kazancı Oblomov’a hiçbir zaman göndermeyerek kendi cebine indirir. Köylülere eziyet eder, köylülerden vergi toplar.
    Ölüm, birinci anlamıyla sadece romanın sonunda Oblomov’un ölmesiyle gerçekleşir. Oblomov’un hareketsizliği sonucunda gerçekleşir. Yani Eski Rusya bir yerde hareketsizliğiyle ölmüştür. Oblomov, efendi olarak yaşayacağı evi reddeder, önceki evin nispeten biraz daha büyük olan evde yaşamını sürdürür. Ara ara krizler, felçler geçirir. Krizlerden birisinde de yaşamını yitirir. Fiziksel anlamdaki ölümü budur. Ancak ondan daha önce hiç dışarı çıkmayarak tinsel ölümünü gerçekleştirir. Onun yaşadığının görüldüğü tek yer Olga ile olan aşkıdır. Olga ile de kısa süreli bir aşk yaşarlar. Olga Oblomov’un hayatında bir havai fişek gibidir. Hayatına girer, kısa zaman içerisinde Oblomov’a gerçekten çok iyi bir hayat yaşatır. Oblomov’un Olga’yla olduğu dönemler hırkasını çıkarır, terliklerinden, kanepesinden kurtulur. Kırlara çıkar, yaşamla iç içe olur. Olga ile ilişkisi sürecinde miskinliğinden kurtulduğu bir dönemle karşılaşılır. Ancak Olga’dan ayrıldıktan sonra servetini yer, hırkasını giyer ve kanepeye yapışır. Eski halini ölene kadar devam ettirir. Oblomov’un temel özelliği tutunamamasıdır; hayata, aşka, yeni değerlere…
    Kravat ve gömlek Ştolts ile bağlantı kurulacak kavramlar arasındadır. Çünkü ikisi de Batı’yı ve sanayileşmeyi temsil eder. Daha elit, daha burjuvadan ziyade sanayi alanı, elit alanı temsil eden kavramlardır.
    Örümcek ağı Oblomov’un evinde görülür ve yaşanmamışlığı temsil eder. Örümcekler daha çok kullanılmayan yerde görülür. Ayna önemlidir. Ayna insanın yüzleşme nesnesidir. İnsanın kendisini gördüğü, değerlendirdiği, kendisiyle yüzleştiği bir nesnedir. Ancak romanda ayna kirli ve tozlu bir aynadır. Bu, Oblomov’un kendisiyle tam olarak yüzleşemediğini gösterir. Kendisiyle tam olarak yüzleşemeyen, içindekini dışına yansıtamayan bir nesne olarak çıkar.
    Oblomov’a tembel, işsiz bir adam denilemez. Çünkü işsiz olan birisi kendine iş arar. Oblomov’un öyle bir derdi yoktur. Mevcut bir işi vardır, projeleri vardır fakat hiçbirini gerçekleştirmez. Oblomov hakkında yapılan değerlendirmelerde arasında Oblomov romanının Batılılar tarafından tam olarak anlaşılmaması vardır. Çünkü Oblomov onlara çok ters gelen bir kişiliktir. İşi olduğu halde onu yerine getirmeyen bir insan olması onların zihin yapılarına uymaz. Doğu’da çok iyi anlaşılır. Çünkü Doğu, ‟Çalışma, miskinlik yap!ˮ deseler, onları yapabilecek olan kişiliklere sahiptir.
    Oblomov tipi, Feodal Rusya’yı temsil eder. Çok tembeldir. Kafasında projeler vardır fakat sanki kolunu kaldıracak gücü yoktur. Oblomov’un Ştolts adında bir arkadaşı vardır. Ştolts Alman kökenlidir, romanda çalışkanlığı temsil eder. Feodal Rusya’nın ne kadar tembel olduğu Oblomov üzerinden anlatmaya çalışır. Oblomov, yazarın eleştirmek istediği bir tiptir. Sonuç itibariyle görünür hayatta elde ettiği bir şey yoktur.
  • 40 syf.
    ·1 günde
    ~Ormanın Şarkısı~
    •Herkesin zihninde bir uzun yol hikayesi vardır ve o hikayenin yol kenarından bakılınca, uzaklarda tek başına rüzgarda salınan bir ağaç görüntüsü gelir gözlerinizin önüne. İşte bu kitabın kahramanı o görüntüdeki ağaç gibi yapayalnız bir başka ağaç.
    •Etrafında bir kaç sevimli hayvan dostu var ama o uzaklara özlem dolu, hiç görmediği ormanın hayaliyle yaşıyor.
    Hayallerine kavuştuğunda o anları öyle hissederek mutlulukla yaşıyor ki aklıma Gülten Akın’ın “Ah, kimselerin vakti yok. Durup ince şeyleri anlamaya” dizeleri geldi.”
    •Çocuklarınıza bu kitabı alıp bir ağacın altında hediye edin ve şarkıya kulak verin.
    ️ •@seldayasar
    •@fethiyilmazart
    • @parasutkitap
    •7-9 yaş

    Kitaptan Alıntılar:
    •Gözlerini kapat, kollarını iki yana aç ve onu dinle ama sahiden dinle.
    •Galiba dünyanın en güzel yeri herkes için kendini ait hissettiği yerdi.
    •Zaman bir şekilde geçiyor ama ahenksiz...
    •Elbette dünyadaki en güzel yer, herkes için farklıdır. Bu, bir kuş için her gece uyuduğu ağaç, bir köstebek için yerin altındaki o karanlık oda, bir kanguru yavrusu için annesinin cebi, bir timsah için bulanık sular, bir balina için sonsuz okyanuslar, rüzgâr için ise gökler olabilir.
    •Çünkü şarkısını unutan bir ormanın , zamanla çürüyeceğini biliyorlardı.
  • 133 syf.
    ·5 günde·7/10
    Romeo ve Juliet belki de Dünya’nın en bilinen edebi eserlerinden edebiyatla,tiyatroyla ilgisi olsun olmasın herkesin mutlaka bir kere adını duymuşluğu vardır.Peki kaleme alınışı üzerinden 400 seneden uzun bir süre geçmesine rağmen bunu nasıl başarıyor?
    Kitap en yalın en basit şekilde ifade etmek gerekirse birbirine düşman olan iki aileye mensup Romeo ve Juliet’in imkansız aşkını anlatıyor.Bir çok karakter olmasına rağmen eserin temeli Romeo ve juliet üzerine inşa edilmiş.
    Eserde Romeo 17-18,Juliet ise henüz 13-14 yaşlarında.Bence yaşlar konusu önemli çünkü;karşımızda kişiliği oturmuş ne istediğini bilen iki karakter mi yoksa ergen triplerinde olan, sağlıklı düşünemeyen fikri gelişimini tamamlayamamış iki çocuk ile mi karşı karşıyayız?
    Kitabın başlarında Romeo,Rosaline adında başka bir genç kıza aşık ve ondan başka bişey düşünemiyor.Hatta ailesi ve yakın çevresi onun bu durumu için çok endişeleniyor.Ama ne hikmetse bizim kör kütük aşık Romeo’muz bir davette Juliet’i gördüğü an o çok sevdiği aşkı Rosaline’i anında unutuveriyor.
    Juliet ise yukarıda da belirttiğim gibi eserde 13 yaşında bir çocuk ve oda ilk gördüğü anda Romeo’ya deli gibi aşık oluverir.Her ne kadar tabiki bir eser yazıldığı dönemin şartlarına göre değerlendirilmeli ve o dönemde de erken yaşta evlilikler,ilişkiler yaygın olsa da kitabı bu dönemde okuyan ben için bu yıldırım aşkı fazla ciddiye alınıp yeterince bir duygu geçişi sağlayamadı.
    Bu kavuşamama hikayesinin ardında acaba ailelerin düşman olmasından kaynaklanan yasakların çekiciliği mi yoksa iki tane ergenin sağlıklı düşünememelerinden kaynaklanan nedenler mi yatıyor?
    Her ne kadar eserin temelinini oluşturan aşk hikayesi bana yeterince etkileyici gelmese de;ebeveynlerin çocuklarının hayatına müdahaleleri,aşktan-ölüme düşmanlıktan-dostluğa olay örgüsü ve bugün bile anlamlı gelen içinde geçen aforizmalarla eser kendini okutturuyor ve güçlü bir anlatıma sahip.
    10/7
  • Herkesin bu dünyada kendi yolculuğu vardır. Tabi bizler bu yolculuğun görünen tarafına kafa yoruyoruz. Yani gözle görülen elle tutulan başarı hikayesine! Peki biliyor musunuz aslında o başarı hikayesi çiçekli bahçelerden koşarak oluşmuyor. Yorulmak, yenilmek üzülmek, inandığı değere ya da fikre kimseyi inandıramamak gibi bir yığın dikenli tele takılıyorsun ve ruhun her köşeden delik deşik olmuş elbiseye dönüyor.
  • 112 syf.
    ·Beğendi·10/10
    “İnsan iki ruhludur içinde bir iyi köpek birde kötü köpek kavga eder. Hangisini daha çok beslersen o kazanır.” Sözünü bana hatırlatan bir kitaptı. Herkesin içerisinde her ne kadar saklamaya çalışsa da karanlık bir yan vardır. Dr. Jekyll’in içerisindeki karanlık ve kötü yanı tanımaya çalışması, kabullenmesi, bu konuda araştırmalar yapmış olmasını ve bunların sonucunu farklı gözlerden görmek, takip etmek benim için de çok eğlenceliydi. Kitap okumaya başladığım ilk andan itibaren en sevdiğim ve okumaktan en keyif aldığım kitaplar listesine girerken size sadece mutlaka bu kitabı hayatınızda bir defa olsun okumalısınız diyebilirim.
  • Bana göre evlilik, bahar demektir. Nasıl ki baharın gelmesiy­le doğa gözlerini açar ve içinde sakladığı çiçek, böcek, güneşvs. bize sunarsa, işte evlilik de böyle hayatımıza gözlerini aç­tığı anda mutluluk, huzur, güven, saygı, aşk, evlat gibi tüm hayati değerleri bize sunar.Herkesin bir umudu vardır... bir kaybedişi... bir de hikâyesi. Benim hikâyem de 16 yaşında evlenmemle başladı.Henüz lise ikinci sınıfa geçmiştim. Artık tamamen cehennem azabına dönen evimizdeki huzursuzluklardan kurtulmam gerekiyordu. Ama nasıl? O yaştaki bir çocuk için ancak biri­
    ne tutunmaktı çözüm. Ben de öyle yaptım ve aile dostumu­zun oğlu ile nişanlandım; ardından okulu bırakıp evlendim.Bu kısmı tasvip etmiyorum fakat o andaki şartlar altın­da bunu yapmasam daha kötü sonuçlar alacaktım. Evet ev­lendim; çocuk gelin oldum o yaşta! Yığınlarca sorumluluk...Maddi sıkıntılar... Ama bunların hepsini bana unutturan eşi­min sevgisi ve bana verdiği huzurdu. Ben de bunlara karşılık
    elimden gelen tüm fedakârlığı yapıyordum
  • "Herkesin bir hikayesi vardır. Seninkini henüz bulamadıysan bile bir yerlerde seni beklediğini bilmelisin."