• Ne zaman bir yerde belirli bir miktarda enerji kaybolursa , eşdeğer miktarda bir enerjinin aynı sistem içinde başka bir yerde ortaya çıkması gerekir.
  • 266 syf.
    ·50 günde·Beğendi·10/10
    Huxley 1932 yılında yayınladığı bu romanında, 1. Dünya Savaşı’nın akabinde, özellikle Amerika’da gözlediği teknolojik gelişmenin insanlığın geleceğine etkisini kurgulamış ve Zamyatin’in “Biz” isimli kara ütopyasından etkilenmiştir.

    “Cesur Yeni Dünya” Londra’da, A.F.632’de geçmektedir. A.F derken günümüz takvimindeki milada göre değil... Huxley’in romanı, Ford’un meşhur T modelini üretmesini takip eden 632. yılda geçmektedir. Yani bizim takvimimize göre 26. yüzyılda...

    Ford’un T Modeli ile insanlık tarihinde bir devrim yapılmış ve standartlaştırmanın, işini uzmanlıkla yapan, ama bütünde neyi yaptığını bilemeyen eğitimli işgücünün insanlığın geleceğini şekilllendirmesine karar verilmiştir. Ford yeni Tanrı olmuştur. Bu yeni dünyada savaşlara, çekişmelere, yoksulluğa, kıskançlığa, mutsuzluğa yer yoktur; gelişen teknoloji ile hastalıklar ortadan kaldırılmış, yaşlanma engellenmiş, tüm vatandaşların bulundukları sınıfta eşit ve mutlu olmaları hedeflenmiştir. Üreme teknolojisi ile tek bir yumurtadan binlerce tıpatıp aynı ikiz yaratılmıştır; aynı yetkinlikleri geliştiren işlerde, örneğin bir üretim hatının tamamında bu kardeş grupları kullanılmaktadır. Toplum, en üstünü Alfa’dan en düşüğü Epsilon’a kadar uzanan 5 temel kasta bölünmüştür; bu kastların toplumda huzursuzluk yaratmaması için üreme aşamasında embriyonun beslenmesine müdahale edilmekte ve örneğin Epsilon’ların zeka gelişimi engelllenerek yarı-moron olmaları sağlanmaktadır. Ayrıca uykuda öğrenme (hipnopedi) ve sürekli devam eden telkinler ile dogmalar bebeklikten itibaren topluma enjekte edilmektedir. Herşeye rağmen ortaya çıkacak sıkıntıları unutmak için ise kullanımı teşvik edilen uyuşturucu vardır

    Ne ironiktir ki tüm bu ilerlemeler ve savaşların ortadan kaldırılması bireyi birey yapan değerlerin; yani sanatın, ailenin, kültürel çeşitliliğin, edebiyatın, dinin ve felsefenin ortadan kaldırılması ile sağlanmıştır. Yaygın uyuşturucu kullanımı ve serbest cinsellik ile toplum hedonistik (hazcı) bir topluma dönüşmüştür.

    Tüm dünya tek bir merkezden yönetilmektedir, bölgelere bölünmüştür ve her bölgenin başında bir bölge kontrolörü vardır. Ekonomik olmayan az sayıdaki yerde eski uygarlıklara ait vahşilerin yaşamasına izin verilmiş, ama bu alanlar dizayn edilmiş toplumlardan aşılmaz elektrikli teller ile ayrılmış ve iki toplumun birbiri ile ilişkisi kesilmiştir.

    Melez bir vahşi olan John durumu sorgulayabilen tek bireydir. Başlangıçta etkilendiği aşırı gelişmiş yeni dünyadaki hayatın sıradanlığı, sıkıcılığı ve duygusuz yavanlığını çabuk farkeder. Tesadüfen bulup tüm çocukluğu boyunca okuduğu Shakespeare denemeleri ile aslında tüm toplumdan daha entellektüeldir; ancak eski dünyada melezliği nedeniyle dışlanan, yeni dünyada ise yaşam alanı bulamayan Vahşi romandaki en talihsiz karakterdir. Zira hayat arafta kalanlara acımaz; cehaletin kol gezdiği ortamlarda düşünmeye ve anlamaya çalışmak lanetlerin en büyüğüdür.

    Sert, çarpıcı, şok edici müthiş bir distopyadır "Cesur Yeni Dünya". Edebi açıdan 1949 yılında yayınlanan "1984" kadar beğenilmese de bence en az "1984" kadar etkileyicidir. Vahşi kapitalizmin ve onun korumalığını yapan yoz faşizmin ayak sesleridir korkulan. Mesaj evrenseldir. Günümüzde de geçerlidir. Teknoloji bağımlılığı, şartlamaya programlı eğitim sistemi, saçma ama sorgulanamaz yargı sistemi, artan uyuşturucu tüketimi, kolayca kabullenilmiş korkunç gelir dengesizliği ve aptallaştırıcı medya ile içinde yaşadığımızdır. İnsanoğlu "düşünmek" zorunda kalmamak için iradesini ve özgürlüğünü vermeye hazır ve razıdır.

    Romanın bir diğer özelliği; önemli kahramanların isimlerinin ünlü kişilerden türetilmesidir. Batı Avrupa Dünya Denetçisi Mustafa Mond ismini Mustafa Kemal Atatürk ve Sir Alfred Mond’dan almıştır örneğin. Bernard Marx, George Bernard Shaw ile Karl Marx; Helmholtz Watson ise Hermann von Helmholtz ile John B. Watson’dan gelmektedir.

    Ben kitabı İngilizce orjinalinden okudum ve bazı noktalarında zorlandım. Özellikle Shakespeare alıntıları için Can Yücel’in mükemmel çevirisini tavsiye ederim..
  • hipersenkronizasyon Beyindeki hipersenkron bir durum, nöronal senkronizasyon seviyeleri normal limitleri aştığında meydana gelir, böylece beynin büyük kısımları birlikte açılıp kapanmaya başlar. Bu “elektrikli fırtınalar” epileptik nöbetlerle ilişkilidir.
    nöronlar Beynin hücresel yapı taşları. Nöronlar beynin temel işlemlerini gerçekleştirir, diğer nöronlardan dendritler yoluyla girdi alırlar ve - bu girdilerin düzenine veya gücüne bağlı olarak - bir sinir impulsunu bir çıktı olarak serbest bırakırlar veya serbest bırakmazlar. Nöronlar farklı çeşitlerde gelir ancak (neredeyse) hepsinde dendritler, bir hücre gövdesi (soma) ve bir akson vardır.
    frenoloji Şimdi zihinsel yetenekler ve kişilik özelliklerinde bireysel varyasyonun kafatası şeklindeki farklılıklara dayanarak çıkabileceğini öne süren itibarsız bir teori.
    Tahmini kodlama Beynin duyusal girdilerin dış sebeplerinin tahminde bulunan modellerini koruduğu ve bu modelleri Bayes teoreminin bazı versiyonlarına göre güncellediğine göre popüler bir Bayesian Beyin hipotezi uygulaması. Tahmine dayalı kodlamanın kökenleri, bir çıkarım biçimi olarak algılamayı düşünen Hermann von Helmholtz'un fikirlerindedir.
    yeniden giriş Beyin yapısı açısından, yeniden giriş, A bölgesinin B alanına ve B'nin karşılıklı olarak A'ya bağlandığı bağlantıların bir desenini tanımlar. Dinamik olarak, yeniden giren bağlantısı sinir sinyallerinin ima edildiğini gösterir. iki alan arasında her iki yönde de akar. Yeniden giriş, genellikle hata sinyallerinin işlenmesini tanımlamak için kullanılan “geribildirim” teriminden ayırt edilmelidir.
    sinapslar Birinin aksonunu diğerinin dendritine bağlayan nöronlar arasındaki bağlantılar. Sinapslar, nöronların fiziksel olarak birbirlerinden ayrı olduklarını ve böylelikle beynin sürekli bir ağ olmadığını gösterir. Sinapslar arasındaki iletişim, kimyasal olarak nörotransmiterler veya elektriksel olarak gerçekleşebilir.
    senkronizasyon Nörobilime uygulanan senkronizasyon, bireysel nöronların ilişkili aktivitesini tanımlar. Eşzamanlı yangın nöronları, aynı zamanda, her ikisinin de hedef aldığı diğer nöronlar üzerindeki etkilerini artırabilen, aynı zamanda ateş sivri uçları (aksiyon potansiyelleri). Nöronal senkronizasyon, algı ve dikkatle ilgili birçok işlemin altında yatan bir önermedir.
  • "Bilinen bütün doğal kuvvetlerin ortak bir özelliği şudur: İş yarışma yapma kapasiteleri fiilen yaptıkları iş ölçüsünde tükenir.

    ...

    Bütün evrende var olan iş yapabilen bütün kuvvetlerin toplam miktarı değişmez ve onların bütün değişimleri süresince sabit kalır. Doğadaki bütün değişimlerin özeti şöyledir: Kuvvet, biçim ve konum değiştirebilir ancak miktarı değişmez. Evren, her zaman için, herhangi bir olayla değişmeyen, ne artan ne eksilen, ve oluşan her değişimi besleyen bir kuvvet deposuna sahiptir."
    Edmund Blair Bolles
    Sayfa 456 - TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları
  • "Tarihin bize anlattığı her büyük eylem, sanatın betimlediği her güçlü tutku, geleneklerin, toplumsal düzenin, uzak toprakların veya eski zaman insanlarının kültürlerinin her ifadesi, aralarında hiçbir bilimsel ilişki olmadığı zaman bile, bizi kavrar ve ilgilendirir. Kavramlarımızda ve duygularımızda, sürekli olarak ortak noktalar ve kıyaslayacak noktaları buluruz; uygar yaşamın normal, sakin akışında uykuya dalmış olan aklın gizli yetilerinin ve arzularının farkına varırız."
    Edmund Blair Bolles
    Sayfa 449 - TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları
  • Alman fizyolog ve fizikçi Hermann von Helmholtz kulağın bir frekans çözümleyicisi olarak çalıştığını göstermişti. Daha yakın zaman dilimi içinde yer alan araştırmalar koku alma duyumuzun da osmik frekanslar adı verilen frekanslara bağlı olduğunu göstermiştir. Bekesy'nin çalışması ise derimizin titreşim frekanslarma karşı duyarlı olduğunu açıkça göstermiş, giderek tat alma duyumuzun da bir frekans çözümleyicisi olarak çalışmakta olduğu konusunda bazı kanıtlar elde etmiştir.