• Yalnızca sevgisi bitenlerin gittiğini sanıyorsan, yanılıyorsun.
    Çünkü öyle değildir.
    Sürekli aynı enkazın altında kalmaktan yorulduğun için gidersin kimi zaman.
    Zamanla yalnız başına ayağa kalkmayı öğrendiğin için gidersin bazen.
    Sevmekten ve daha fazla bağlanmaktan korktuğun için gidersin.
    İnsan, her şeye rağmen sevebilir ama her şeye rağmen sevginin yetmediği zamanlarda olur.
    Ne kadar dayanabilir ki gözardı edilmeye?
    Hiç mi ilgi beklemez insan?
    Hiç mi birinin değerlisi olmak, önemsenmek istemez?
    Ama olmayınca da olmaz işte.
    Seversin olmaz, beklersin olmaz.
    Kadın ya da erkek olması hiç mühim değil eğer ki bir insanın beklentileri her seferinde kursağında kalıyorsa zamanla hevesi kaçar.
    Yine de sever ama mutsuz sever.
    İçinden geldiği gibi değil de içine attığı kadar sever.
    Bazen işte, seversin olmaz. Beklersin olmaz. Olmazlar çok kuvvetliyse oldurmak için çok çabalamamak lazım. İçinizde bir parça umut varsa şayet, çabalamaya devam.
  • 240 syf.
    ·6 günde·Puan vermedi
    Öncelikle bu kitabi okurken cok duygulanacak ve bazen gözyaslarınızı tutamayacaksınız.
    Kitabın konusu gercek sevgiliyi gercek askı bulmak ısteyen şems in hiç tanımadıgı mevlana ya ulasmak ıstemesını ve ulastıktan sonra mevlana yla olan buyuk sevgı ve guzel sohbetlerini konu ediniyor.

    Şems küçük yasta medreseye gıder ve kuranı ilk okumasında ezberler. Asiligi ile kavgacı olması ile bilinir

    Bir gun kuran okurken uykuya dalıyor ve gördüğü ruya sebebiyle şems suresiyle karsılasıyor ve ona şems diye seslenilmesini istiyor. Sonra askı aramak ıcın sam a gıder ve ülke ülke gezer o sırada hac gorevını de yerıne getirir samda iken bı hocası ona askı konya da bulursun demesıyle Konya ya gıder Konya da bir camıde Mevlâna yla karsilasir. Mrvlanaya sordugu sorularla askı bulduguna ınan sems
    Yine de temkinli davranır ve mevlanıyı denemek için ondan baska istekler ister herseyı usulünce yerıne getirir mevlana
    Ve şems gercek askı bulduguna emin olur.
    Bundan sonra mevlana ile sems hep yan yana
    Gunlerinin büyük bölümünü sohbetlerle gecirirler öyle ki daha sonra ikiside evden çıkmayıp butun vakitlerını beraber gecirirler
    Buna üzülen konya halkı rahatsız olur ve
    Uzak yollardan gelen bir adamin mevlanıyı bu kadar degıstırmesıne üzülen halk şems kotulemeye kalkısır, onun hakkında olmadık seyler söylemeye basarlar. Gün gectikçe bu işin dozu kacar ve şems işi gitmekte bulur ve ansızın gider. Onun bu gidişine üzülen mevlana yemeden içmeden kesilir oglu sultan veled in ısrarıyla haftada bi kere yemek yemeye basladı. İyice zayıflayan ve halden dusen mevlana oglu na şems i bulup getirmesını ister. Sultan veled ve bir kac kısı şems i aramaya düser onlar ararken mevlana da mektuplar yazıp ülkelere gönderir ve şems onun mektup gonderdığini duyup mektubları okur aradan aylar gecer şems mevlananın haline çok üzülür ve donmeye karar verır ve sultan veledi bulup donmeye calısır. Konyaya donen şems mevlana yı karsında gorunce sarılıp hasret gıderırler. Şems in tekrar gıdeceginden korkan mevlana şems evlendirmek ister ve üvey kızı kimya ile nikah kıydırtır onlara, şems vr kimya mutlu mutlu yasamaktayken 6 ay sonra kımya hastalanır ve vefat eder. şems kımyanın ölümüne çok üzülür ona cok alısmıstı. Günlerce aglamıs durmus artık yasama hevesi olan kimya yoktu
    Yasamak istemiyordu artık. Konya halkı nın ona olan öfkesi dinmek bilmiyordu ona baska sehırden bi kac adam getirtip ona suikast düzenlerler ve şemsi sehit ederler.
  • 408 syf.
    ·4 günde·Beğendi·8/10
    Ahmet Ümit'in şimdiye kadar okuduğum en sıradışı kitaplarından biri olan Beyoğlu Rapsodisi, bize cinayet romanı denen kavramı yeniden sorgulatır nitelikte. Cinayet romanı dediğimizde belli kalıplar ve dinamikler vardır, ancak bu kitap bizlere çok daha farklı yazılabileceğini düşündürtüyor. Tabi bunları okuyup bitirdikten sonra anlıyorsunuz fakat ilk sayfaları geçip ortalara doğru ilerlerken bir değişiklik olduğu hissediliyor. Dili oldukça sade ve akıcı, tasvirler iyi yapılmış ve İstanbul'a yabancı değilseniz demek isteneni anlamak kolaylaşıyor. Sürükleyeci bir anlatım var ancak merak uyandırma konusunda biraz durağan diyebilirim, bu hikaye gidişatından kaynaklı bir durum. İstanbul ve Beyoğlu'na aşık olan Ahmet Ümit bu eserinde hayranlığını fazlasıyla bağıra çağıra dünyaya ilan ediyor, hem de çok ünlü başka kentlerle kıyaslayarak. Yazar bir tur acentasında çalışsaymış yıllardır iddia edilen ve bir türlü gerçekleşmeyen "turizm patlayacak" söylentisi gerçek olurmuş belki, bilemiyorum. Hikayeye geçiş yaptığımızda; Selim, Kenan ve Nihat adında çocukluktan beri süregelen üç samimi arkadaşın başlarından geçen olayları okuyoruz. Selim hikayeyi anlatan en normal karakter olmakla birlikte down sendromlu bir çocuğa sahiptir. Nihat en garibanlarıdır ve genelde Selim ve Kenan'ın maddi yardımlarıyla ayakta duran bir beleşçidir. Kenan ise ağzında gümüş kaşıkla doğmuş maceraperestin tekidir zaten bütün hengamenin sebebi bu arkadaştır. Hikayede bir cinayet var fakat bu üç karakterden hiçbiri içinde değildir, sadece Kenan'ın çektiği bir fotoğraftan etkilenip cinayeti aydınlatma hevesi yüzünden hayatlarında değişiklikler meydana geliyor. Bir de Katya var Kenan'ın sevgilisi, kendisi Rus fakat çok uzun yıllardır İstanbul'da kalmadığı halde Türkçeyi adeta Trt spikerleri kadar düzgün ve hatasız konuşuyor. Bunu bir gözlemleme eksikliği olarak düşünüyorum, mesela 10 senedir Türkiye'de yaşayan bir Japon tanıdığım bile bazen kelime sorardı bana iyi öğrendiği halde. Yazar yabancıları çok iyi analiz edememiş bana göre, bu kitapta onu gördüm. Cinayet dışında Beyoğlu hakkında bayağı bir bilgi olduğunu söyleyebilirim, sokak sokak anlatılıyor resmen. Ahmet Ümit özellikle sonlarda şaşırtmayı seven bir yazar olduğundan bir anda simyacılık giriyor işin içine. Hatta sonraları satanistler ve black metal konularına girse de, toplumun metal müzik dinleyenlerin şeytana tapıp kedi kesmesi ve uyuşturucu kullanması hakkındaki önyargılarına cevap veriyor. Aslında kitabın kırılma anları üçte ikilik bölümden sonra başlıyor, ondan önceki sayfalar karakterlerin genel yaşamları ve günlerini nasıl geçirdikleri üzerine inceleme gibi. Çok fazla hikayesine girmek istemiyorum çünkü okumak isterseniz tadı kaçar. Sonunun şaşırtıcı olduğunu söyleyebilirim, bir de günümüze yakın bir zamanda geçen bu hikayede hala mektupla haberleşenleri görmek ilginç geldi. Ahmet Ümit çok fazla argo ve küfür kullanmaz aslında ancak Beyoğlu Rapsodisi bir yeraltı edebiyatını andırır nitelikte. Kenan ve Nihat'a gıcık oldum ancak okuması güzeldi yine de. Farklı bir polisiye ve değişik bir cinayet kitabı okumak isteyenlere tavsiye edebilirim.