• Şeytanın, kulu hedefinden saptıracağı metotlarından biri de suni heyecan ve aceleciliktir. Özellikle insan yetiştirme ve çocuk eğitmede acelecilik, zayiatın başlangıcı olmaktadır.
  • İnsan buz gibi soğukta terleyecek kadar heyecanlanmalı bazen. Heyecan olmazsa hep eksik olur.
  • Merhaba.. Yeni bitirdigim kitabın, naçizane yorumunu şuracığa bırakıyorum;

    Okuduğum ilk Ahmet Ümit kitabı ve polisiye roman okumayı seven biri olarak beğendim. Birkaç yer dışında beni rahatsız eden bir şey olmadı. Zaten oraları da hızlı bir şekilde okuyunca sorun kalmadı. Genel itibariyle konu, karakterler ve üslup güzeldi. Biraz uzun tutsam da okuma süresini olaydan kopmadım ve bitirinceye kadar o heyecan hep sürdü. Sonlara doğru gerilim daha da arttı ve final sayfasına bakmamak için zor tuttum kendimi. Çünkü kitabın sonunu bilince okumanın hiçbir anlamı kalmıyor bence. Bakıp okuyan çok kişiye rastladım ama ben onlardan değilim. Ayrıca yazarın başka kitapları da mevcut, sırayla okuyacağım inşâAllah. Spoiler vermeyi sevmediğimi daha önce söylemiştim, fazla uzatmadan yorumumu bitirmek istiyorum. Okumak isteyenlere ve Ahmet Ümit’ in üslubunu merak edenlere tavsiye ederim.
    Keyifli okumalar.
    Sağlıcakla, umutla ve kitapla kalın.
    Merve Kaya ©
  • Heyecan kaynaklarımız olan ve zarfların kalitesi ya da sıfatların yerinde kullanılmışlığını incelemek için yeniden okuduğumuz onca sayfa, onca kitap!
  • Adam Fawer bu romanında müthiş bir kurgunun yanında olasılığı farklı bir açıdan ele almış psikoloji felsefe tarih ve bilimsel olaylardan da bahsederek hikayenin içeriğini zengin tutmuştur. Olasılıksız adlı romanın öncelikle bilim kurgu macera gizem polisiye ve heyecan tutkunlarına hitap ettiğini belirtmek gerekir. Hikayenin aktörü Kumarbaz Caine in başından geçen olayları Julia ile başlayan bir deney süreci Caine in vaka öngörüleri olayların kuvvetli olasılıkları ve Ajan Nava Vaner ile yaşadıkları maceralar başlıca konulardan sadece birkaçı. İncelemeye de sığmayacak kadar büyük olan bu kitabı okumamız dileğiyle
  • Doktor Şakir Fevzi’nin (bu arada Merhaba) Şehriyar Kalfa’nın anlattığı hikayeyle başlayan ve inanılmaz ama Türk Klasikleri içinde okuduğum (ve öyle sandığım) polisiye kitabını okuma şerefine eriştim. Öyle bir heyecan dalgası sardı ki içimi, bir an olsun bırakmakta zorlandım. Bir hazine peşine düşüyoruz ve kitabın ismi de buna oldukça uygun.
    Tabi bir de objektiflik açısından sizlere kitaptan bir bölüm aktaracağım. Gerçekte böyle bir şey yok. Tabi Osmanlıca çeviri de var ama normal olarak Sultanın böyle bir işkence şekli yok. Olsaydı bir yerde mutlaka görürdüm. Özellikle Atsız ve Ortaylı yazılarında bu konuda bir bilgiyle karşılaşmadığım için savunamasam da o yazıyı buraya ekliyorum.
    “Bitli fındık! Bu müthiş işkence ismi beni birden uzak bir maziye çekmiş sürüklemişti. Babamın kütüphanesinde birçok siyasi kitaplar, tarihler arasında elime geçen Fransızca ‘ermeni ihtilalleri’ ismindeki kitapta bu tabire rast geldiğimi tahattur ediyordum(hatırlıyordum). Kitapta, şark vilayetlerinde Abdülhamid’in memurları tarafından ermeni ihtilalcilerine tatbik edilen bu işkence ariz ve amik (tafsilatlı şekilde) nakil ve tarif olunuyordu. Fındık, bir noktasından delinerek içi ayıklanıyor ve bu delikten birçok bit ithal olunuyor, işkence edilecek adamın tepesinde bir ustura ile bir yara açılarak bitli fındık delik noktası iç tarafta kalmak üzere bu yaraya sokuluyor, bitler delikten dışarı çıkmak isteyerek kanla ve kesilmiş etle temas edince o kadar müthiş bir eza hâsıl oluyor ki en metin şakiler (haydutlar) bile gizlemek istedikleri esrarı faş edip (ortaya döküp) kurtulmaktan başka bir şey düşünemiyorlar." Kalanı sizin düşünceniz.
    Şimdi asıl heyecanlı kısma gelelim mi? Gelelim. KAN DAMLASI adını taşıyan ve bu kitabın devamı olan eserde yayınevi de para hırsı içini bürümediğinden iki baskıyı da tek seferde elimize ulaştırıyor. Elinde olsa her kelimeyi ayrı ayrı basacak Parıltı Yayıncılık görevlilerine duyurulur.
    Köşkte işlenen cinayetin ardından başladığımız hikayemizde sizi Hayret’e uğratacak bir Hayret var ki, çok kaliteli bir adam. Ayrıca Rauf öyle bir yazıyor ki, ana karakterden bile şüphelendim bir ara gerçekten.
    Burada acayip bir durum var. Sıkı durun: Mektupta imza yerine koyu bir kan damlası ve yazı olarak da "-Davet ve teklifimizi kabul etmedin, kendi menfaatini kendin çiğnedin... İhtarlarımızı biliyorsun ya... Bu aynı zamanda haber verdiğimiz tehlikeye teslim olmaktı. Hakkında verilen hüküm yerine getirilecektir, haberin olsun!" şeklinde yazıyla karşılaşıyoruz ve buradan sonrası zaten tahmin edebileceğiniz gibi aşırı heyecanlı.
    Şimdi bir de konuyla alakasız gözüken ama çok ilgimi çeken ( yok canım ne arabaları sevmesi ) bir konudan bahsedeceğiz. Fiat 509. Döneminin en iyi arabası olan bu arabada kitabımızda kendisine yer buluyor. Tam kitabın yazıldığı dönemde (1927-28) üretilen bu araba (1926) o dönem tam tamına 90000 adet satılmış! Bende dayanamadım dedim siz güzel kardeşlerim için bir de görselini yüklerdim.
    https://i.hizliresim.com/oVMjX7.jpg
    Tabi benim favorilerim biraz daha değişik. Mesela bende böyle değişik bir model vereyim sizlere. Hoşunuza giderse bakınız derim. Lancia Stratos, Delta S4 (buna hayranlığım ayrı, çakıllı yolda 2.5 saniye ve 100 km hız. Bu fenadır), Flamina ve son olarak da Lambda.
    Keyifli akşamlar, keyifli okumalar. Akşam temsilcilerimizin maçı olduğundan sanırım bugünlük yeter diyeceğim. Afiyette kalın, bol keyifli okumalar..
  • Önceki iki kitaba kıyasla çok daha romantik, dramatik ve karmaşık. Lüks ve Fısıltılar'ı sevdiyseniz Kıskançlık'a bayılacaksınız. Sadece bunda değil, serinin ilk iki kitabında da beni sıkan iki şey vardı: İlki; olaylar çok yavaş ilerliyor, günler geçmiyor. İkincisi; kadınları giydikleri kıyafetlere yapılan betimlemeler çok fazla olmuş. Bir sayfanın neredeyse çeyreği kişinin giydiği kıyafeti anlatıyor. Yine de gizemli ve heyecan verici kitaplar.