Kibar Hırsız ile tanıdığımız Arsen Lüpen'in ikinci kitabı. Polisiye diyince akla ilk gelen dedektif Sherlock Holmes ile Arsen Lüpen'in karşılaşmasını okuyoruz. 1-2 öykü hariç tüm Holmes kitaplarını büyük bir zevkle okumuş biri olarak söylüyorum ki, bu kitapta Holmes'ün hakkı biraz yenmiş. Holmes'ü tanıyan, bilen herkes onun aklına ilk gelen fikir ile eyleme geçmeyeceğini bilir. Holmes her zaman bir sonraki adımının ne olacağına %100 emin olmadan ilk adımı atmaz. fakat kitapta gördüğümüz Sholmes öyle değil. Lüpen'e karşı beslediği galibiyet isteği ile çoğu zaman ihtimaller üzerinden fevri hareketlerde bulunuyor. Bunun dışında polisiye okumayı seven biri olarak Arsen Lüpen serisini çok beğeniyorum, bu kitap da beklentilerimi karşıladı. Lüpen'in her zaman her şeye bir çözümünün olması ister istemez ona karşı bir sempati beslemenizi sağlıyor. Adete bir zeka kapışmasına yaklaşık 300 sayfa kadar şahit oluyoruz. İlgililerinin hoşuna gidecek, hoş bir kitap. Arsen Lüpen - Herlock Sholmes’e KarşıMaurice Leblanc
Öncelikle kitap iyi miydi değil miydi sorusunu kendime sormayacağım çünkü kesinlikle mükemmel bir kitap. Evet, teknik açıdan bakacak olursak gerçekten çok profesyonel. Hem o dönemlerin hem de ne yazık ki günümüz kesimlerini de anlatabilmiş yazarımız. Okumamanın insanı nasıl cahil bırakabileceğini, yalnızlığın insan üstündeki etkisini, bazen olaylar gözümüzün önünde olsa da kayıtsız kalabildiğimizi, parası olana her kapının açık olduğunu gözler önüne seriyor. Ve tam bu noktada bu acı gerçeklerin çıplak bir şekilde önümüze serilmesi kitabı okurken zorlanmama sebep oldu. Kaymakam Salahattin hariç hiçbir karaktere ısınamadım, yakınlık kuramadım. Eylemleri, düşünceleri bana hiç geçmedi. Çünkü hepsi insanı çıldırtacak derecede fazla düşünüyor ve eyleme geçmiyorlardı. Yusuf ömrü boyunca "bana uygun iş ne ola ki?" diye düşünüyor ama asla ona uygun işi bulmak için bir çabaya girmiyor. Herkes o kadar çok düşünüyor ki, okurken bunaldığımı hissettim. Kimse kimseye, 'ben kötüyüm, yalnızım, elimden tut.' demiyor. Öyle ya da böyle ömürleri geçiyor bir şekilde ama hiçbir şey de düzelmiyor, her şey yokuş aşağı yuvarlanıyor. Uzun lafın kısası Sabahattin Ali 'nin kalemi o denli güçlü ki, bu kasaba insanlarını okurken sabır çektim. Hepsini karşıma alıp bağırmak istedim siz ne yapıyorsunuz diye. Uzun süre etkisinden çıkamayacağım, kitaplığımda her gördüğümde yüzümde acı bir tebessüm oluşturacak bu kitap.
Kuyucaklı Yusuf Sabahattin Ali · İş Bankası Kültür Yayınları · 2019210,4bin okunma
Edip Cansever, yeni yeni okumaya başladığım bir şair. Dili öyle güzel ki bir şiirini dün okuduğumla bugün okuduğum zaman çıkardığım anlam arasında dağlar kadar fark olabiliyor. Bu derlemenin sık sık dönüp sayfalarında dolaşacağım bir kitap olacağına kesinlikle eminim.
Gelmiş Bulundum – Seçme Şiirler
Ahmet Ümit, her okuyuşumda beni şaşırtan ve diyardan diyara götüren bir yazar. İlk olarak, Kayıp Tanrılar Ülkesi ile tanımıştım ve okuduğum dönemi hala çok net hatırlarım. KTÜ bende gerçekten çok büyük bir etki bırakmıştı. Daha sonrasında Ahmet Ümit'in kitaplarını biriktirmeye başladım. İşte böylece okumuş oldum Ninatta'nın Bileziği'ni. Yasak aşk oluşu ve Ninatta'nın kendi bakışından aşkı yansıtışı başlarda hoşuma gitmese de zamanla onların evrenine girebildim ve yer yer bu çifte çektikleri acılardan dolayı üzüldüm. Sonu beklediğim gibi olmadı, aksine daha çok hoşuma gitti. Ahmet ÜmitNinatta'nın Bileziği