Kitabı okumak ve okumamak arasında kalmıştım çünkü bir kesim çok beğenmiş, bir kesimse zaman kaybı olarak görüyordu. Ama ben okumayı seçtim ve iyi ki de öyle yapmışım, çünkü kitabı sevdim açıkçası.
Ana karakter June bana göre çok gerçek bir insanın duygularını yansıtıyordu. O sadece görülmek, fark edilmek ve takdir edilmek istiyordu. Bu isteğini gerçekleştirmek için kimsenin desteğini arkasına almadan, hatta ailesinin bile desteği olmadan, sadece yazma tutkusuyla ve hayallerini gerçeğe dönüştürme inancıyla ilerledi. Bir yandan hep kıskandığı arkadaşı Athena gibi olmak istiyordu. Onun hayatını, başarısını ve parlayan ışığını kendine hayal ediyordu.
June’un hikâyesi, aslında hepimizin içinde bir noktada var olan "tanınma ve değer görme" arzusunu yüzeye çıkarıyor. O, karşısına çıkan fırsatları tereddüt etmeden değerlendirdi ve istediği o hissi – fark edilmenin ve alkışlanmanın verdiği tatmini – elde etti. Fakat her şeyin bir bedeli olduğu gibi, onun yaptığı şeyin de ağır bir yükü vardı. Seçimlerinin ağırlığıyla ve vicdanındaki sorgularla başa çıkmak zorunda kaldı.
Benim için bu kitap sadece bir karakterin yükselişini ve düşüşünü değil, aynı zamanda başarıya giden yolun gölgelerini de gösteren bir hikâyeydi. June’un yaşadığı iç çatışmalar, kıskançlık, hırs ve yalnızlık duyguları insana kendini sorgulatıyor. Bence bu yönüyle kitap okunmaya değerdi.