• "Cennet karanlığın içinde bir yerde, bir kayanın kenarına oturdum, toprağa uzandım. Yukarıda tek tük yıldızlar, yanımda gerçek bir kaya parçası. Ona hasretle dokundum, gerçek
    dokunuşun inanılmaz tadını duyarak. Bir zamanlar bütün dokunuşların dokunuş, kokuların koku, seslerin ses olduğu
    gerçek bir dünya varmış. O zamanlar bu zamanlara şimdi bir görünüvermiş olabilir mi, yıldız? Ben görüyordum kendi
    hayatımı karanlıkta. Bir kitap okudum, seni buldum. Ölmek buysa, ben yeniden doğdum. Çünkü şimdi burada, bu dünyanın içinde anısız ve geçmişsiz yepyeni biriyim ben: Televizyondaki yeni dizilerin yeni ve güzel yıldızları gibi, yıllar sonra yıldızları ilk gören zindan kaçkınının çocuksu şaşkınlığı gibi. Eşini benzerini hiç mi hiç duymadığım bir sessizliğin çağrısını duyuyorum ve soruyorum: Neden otobüsler, geceler, şehirler? Neden bütün o yollar, köprüler, yüzler? Neden geceleri şahinler gibi bastıran yalnızlık, neden yüzeylere takılıp kalan kelimele, neden o dönüşü olmayan zaman? "
  • Pek yakında şimdiki zaman geçmiş olacak ve biz onu bir daha hiç hatırlamayacağız.
  • Merhaba,

    Kişisel Gelişim kitapları ile aramdaki ilişki epey mesafelidir. Yetişkinlere yönelik olanlarını neredeyse hiç okumadım ama çocuklarım doğduğundan beri zaman zaman onların gelişimlerine yönelik bu tip okumaları yapıyorum. Bu kitabı da ben en ufak bir yönlendirme yapmasam da pembe kıyafetlerini giymeyi daha çok seçen kızım için okumak istedim. Kitapla ilgili ilk söylemek istediğim şey şu: @hepkitap paramı geri ver! Gerçekten böyle düşünüyorum, okuduğum en anlamsız kitap olabilir, vakit kaybı ve paramı geri istiyorum. Bir de kitabı ısrarla bitirdim, biraz hani tüm söylediklerini sonlara doğru toparlar ve ben de kitabın yazılış amacına veya başlığına uygun bir şeylere denk gelirim umudu ile bitirdim.

    Benim 3 yaşlarına varmak üzere olan bir kız bir erkek ikiz çocuklarım var. Çocukların cinsiyetsiz olduklarını, sadece çocuk olduklarını, ne kıyafette ne de oyuncak da kız/erkek diye ayrımların olmaması gerektiğini bilen bir anneyim. Çocuklarıma hiç bir zaman prens/prenses güzel/yakışıklı söylemleri ile hitap etmedim (gerçi şimdi kreşe gidiyorlar ve kreşte bolca prenses var). Her iki cinsiyeti aynı anda yetiştiriyor olmann verdiği bir şans ile evimizde bebekler de var itfaiye kamyonları da Legolar da var çay takımları da, ne oynamak isterlerse onunla oynuyorlar. Bir anne olarak gözlemlemekle yetiniyorum, sen bunu oyna sen de bunu oyna diyerek ellerine oyuncak vermiyorum. Gözlemlediğim şu ki, içgüdüsel midir, bir anneyi rol model almak mıdır, genetik midir, cinsiyet midir bilmem ama kızım pembe kıyafetlerini, tokalar takmayı, giyinmeyi ve her işini kendi yapmayı çalışmayı daha çok seviyor. Oğlum ise traktörler, polis arabaları ile daha çok oynuyor, ha bir de çay takımları ile:) Kısaca Kitaptan beklentim şuydu: -ki kitabın kapağındaki vaadi de aslında bu- Kızlarınız size korkunç görünen tütülü kıyafetler giyebilirler, takılar takmak, ojeler sürmek ve prenses kostümleri isteyebilirler. Bu durumlarla nasıl başa çıkacaksınız, bunların arasında nasıl özgüveni yüksek, kadınlığını güzellik ve belirlenmiş beden ölçüleri ile eşleştirmeden yaşayabilecek kızlar yetiştireceksiniz sorularını cevaplayan bir kitap.. Ah ama bunun yerine henüz kendi kızı prenses kostümleri ile gezen, daha büyümemiş, ben şöyle yaptım ve işe yaradı demekten fersah fersah uzak, Disney'in prensesler üzerinden kazandığı paraya kafayı takmış, Frozen filminin karakter analizlerini yapan, asla gülmediğim ve gerçekten de hiç komik olmayan esprilerle dolu ve sık sık ne anlatıyor bu dediğim, aşırı basit bir kitap okudum. Prenses pastaları vardı ki ne bölümlerdeki varlık amaçlarını ne neden yazıldıklarını ne de ne anlattıklarını anladım.

    Biraz eğleneceğimi düşünmüştüm ama içimde bir öfke ile sonlandırdım kitabı. 32.-TL (!!!) verecek ne kitaplar var. Ayrıca kız çocuk vurgusu ile değil, çocuk vurgusu ile özgüvenin ne olduğunu, nasıl kazandırıldığını anlatan kitaplar da var. Bu anlamda böyle bir kitabı seçtiğim için kendime de kızdım.
    Okumayın, önermeyin bence...
  • "Varolmayı bile başaramamış bir süprüntü olmak. Bacaklarını bitiştirdi, ellerini apaçık dizlerine koydu, içinden gülmek geliyordu; ne kadar akıllı, uslu görünüyorumdur kim bilir, omuz silkti: sersem budala ! Nasıl göründüğümü hiç düşünmemek; kendimi seyretmemek, hele sakın durup kendime bakmamak, kendime bakarsam iki oluveririm hemen. Olmak! Karanlıkta körlemesine.”
  • ŞEHİR HAYATINA SIĞDIRAMADIĞI KİTAP AŞKINI KÖYÜNE TAŞIDI

    İlkokuldan sonra eğitime devam edemeyen ancak kitap okumayı hayat tarzı haline getiren 62 yaşındaki Afife Küçükbenli, şehir hayatından sıkılarak 15 yıl önce göç ettiği köyünde, hem ev ve köy işlerini yapıyor hem de kendisine yeni dünyaların kapılarını açan kitaplarına daha çok zaman ayırabiliyor

    Şehir hayatından sıkılarak 15 yıl önce köyüne göç eden 62 yaşındaki Afife Küçükbenli, hem doğayla baş başa yaşam sürüp ev işleri yapıyor hem de çocukluğundan beri hayat tarzı haline getirdiği kitap okuma alışkanlığını sürdürüyor.

    Kayseri'nin Yahyalı ilçesine bağlı kırsal mahallelerden Seki Dağı'nda yaşayan Küçükbenli, çocukluğunda köy ve ev işlerinde annesine yardım etmesi gerektiği için ilkokuldan sonra eğitimine devam edemedi. Çocukluğundan beri içinde olan kitap okuma sevgisini ilk zamanlar kardeşlerinin ders kitaplarını okuyarak dindiren ve köyde okuyacak kitap bulmakta zorlanan Küçükbenli, astsubay Ahmet Küçükbenli ile evlenip şehre taşınınca çok sevdiği kitaplara daha kolay ulaşma imkanı sağladı.

    Çocuklarının okula başlaması ve üniversiteye gitmesiyle ufkunu genişleten Küçükbenli, ilk olarak Türk edebiyatının önemli eserlerini okumaya başladı. Küçükbenli, çocuk hikayeleriyle başladığı okuma serüvenine, Türk edebiyatı klasiklerinin yanı sıra Rus, Alman ve Fransız edebiyatı olmak üzere bir çok yabancı baş yapıtı sığdırdı.

    Şehir hayatının stresinden bunalan ve çocukları üniversite için evden ayrıldıktan sonra emekli olan eşiyle birlikte memleketlerine yerleşme kararı alan Küçükbenli, 15 yıl önce 3 keçi ve 10 koyun alarak kendisine köyünde yeni bir hayat kurdu.

    Küçükbaş sürüsünün yanı sıra inek, tavuk, ördek, kedi ve köpek gibi hayvanlar besleyen, arı yetiştiren Küçükbenli, bir taraftan köy işleriyle ilgilenirken bir taraftan kendisine yeni dünyaların kapılarını açan kitaplarına daha fazla zaman ayırabiliyor.

    "KİTAPLAR DÜNYAYA BAKIŞ AÇIMI DEĞİŞTİRDİ"

    Çocukluğundan beri içinde olan ve ilerlemiş yaşına rağmen sürdürdüğü kitap sevgisini anlatan Afife Küçükbenli, kitapların kendisi için hem çok iyi bir arkadaş hem de çok iyi bir rehber olduğunu belirtti.

    Kitapların, insanın kendini geliştirmesinin ve dünyaya bakış açısını değiştirmesinin en kolay yolu olduğunu ifade eden Küçükbenli, "Mesela ben Sabahattin Ali'yi çok sevdim. Sadece iki kitabını okuyabildim. Kuyucaklı Yusuf ve Kürk Mantolu Madonna. Bu kitaplar benim dünyaya bakış açımı değiştirdi. İnsanlara ön yargıyla yaklaşmaktan vazgeçtim. Kitap benim dünyaya, doğaya, insanlara ve hatta kendime bakış açımı değiştirdi. Eşimin, çocuklarımın ve etrafımdaki insanların psikolojik durumlarını anlamama yardımcı oldu. Komşularımla iyi geçinmeyi, kendimle barışık olmayı ben kitaplardan öğrendim. Kitabın bana çok şey kattığını düşünüyorum. Ayrıca kitap insanı bir çok kötü alışkanlıktan da koruyor." diye konuştu.

    Okuduğu kitaplarla ilgili konuşacak birilerinin olmasını çok istediğini vurgulayan Küçükbenli, şöyle devam etti:

    "Okuduğum kitap hakkında daha önce o kitabı okumuş bir arkadaşım olmasını çok istiyorum. İnsanlar o kadar az kitap okuyor ki bunu yapmak pek mümkün değil. Ben de bir kitabı bitirince kitap hakkında konuşmak için çocuklarımı arıyorum. Nasıl ki sevdiğin bir şeyi başkasıyla paylaşmak istiyorsan, okuduğun kitabı da birilerine anlatmak istiyorsun. Jack London'ın bir kitabını okudum. Sıfırdan kendini geliştiren birini anlatıyordu. Çok etkilendim o kitaptan. Sonu hüsran olduğu için son bölümünü biraz sevmedim. İntihar etmemeliydi. Bu kitabı yaylada bitirdim. Kitabın kritiğini yapmak için biriyle konuşmaya çalışıyorum ama etrafımda konuşabileceğim kimse yok. Telefonumuz da çekmiyor. Bunun için tam bir saat yürüyerek karşıdaki tepeye tırmandım ve kızımı aradım."

    Köy hayatından mutlu olduğunu, şehir hayatından çok sıkıldığını dile getiren Küçükbenli, köyde kitap okumaya daha çok vakit ayırabildiğini kaydetti.

    "KİTAP OKUMAK BENİM YAŞAM TARZIM"

    Küçükbenli, hayatta üç hedefi olduğunu ve bu hedeflerini gerçekleştirmek için yaşadığını bildirerek, şunları aktardı:

    "Ben okuyamadığım için bütün çocuklarımı okutmak, iyi bir eğitim almalarını ve iyi bir insan olmalarını sağlamak istiyordum. Çocuklarım ikisi mühendis, büyük bir firmada iyi bir konumda çalışıyorlar. Kızım da İtalya’da bir üniversitede öğretim görevlisi. İkinci hedefim ise bir şeyler yapmak, bir şeyler üretmek istiyordum. Bunu da köye gelerek gerçekleştirmiş oldum. Üçüncü hedefim ise görebildiğim kadar aklımın erdiği kadar okumak istiyorum. Kitap okumak benim yaşam tarzım."

    Çocuklara kitap okuma alışkanlığının kazandırılmasında ailenin büyük etkisi olduğuna işaret eden Küçükbenli, "Biz kitap okumayan bir milletiz. Kitap okumayı millet olarak bir alışkanlık edinmeliyiz. Önce kendimiz okumalı sonra da çocuklarımızın okumasını sağlamalıyız. Mesela evde belirli bir saatin kitap okuma saati olması gerekiyor. Hiç olmazsa haftada bir kez bunu yapmalılar. Kadınlar saatlerce ütü yapıyor, temizlik yapıyor. İstenirse kitap okumaya da zaman ayırılabilir. Hatta ütü aksasa, yemek aksasa olur ama kitap okumaya ihmal etmemek lazım. Çünkü önce biz okumalıyız ki çocuklarımız da kitap okuma alışkanlığı olsun. Çocuklar anne babayı model olarak seçiyorlar. Bunun bilincinde olarak çocuklarımıza iyi örnek olmalıyız." ifadelerini kullandı.

    Afife Küçükbenli, evlerine gelenlerin de kitap okuyabilmesi için evin bir çok yerine kitaplar koyduğunu, çevresindeki insanların doğum günlerinde onlara kitap hediye ettiğini de sözlerine ekledi.
  • Kimler kimler geldi dünyaya.,
    Ne götürebildi arkası sıra...
    Bir hiçlikten başka...
    Herşey geride kalıyor vardiğinda
    son durağa

    O zaman neyin telaşı hiç birşey götürmeyeceğin bu hayatta
    Kendine gel ve uyan bak geçiyor zaman

    Bulamayacaksın bu anı bu zamanı yeri gelecek bir zaman
    Kendine gel uyan o zaman
    Bak geçiyor zaman...

    Kıymetini bil anın sabahın hayatın..
    Dua et ve dua uzerine yasa
    Bak geçiyor zaman, ne kısa
    Bir göz kapatıp açınca
    Gideceksin terki diyara
    Kendine gel uyan varmadan son durağa

    ( Kendimce duyguları aktarmak istedim bu sabahın kişiliğinde)