Zehra Esedova, bir alıntı ekledi.
14 dk. · Kitabı okuyor

Hiçbir zaman mükemmel olamayacağım.
Hatalar yapacağım.
Ama benim hatalarım olacak yaptıklarım.
O hatalar beni ben yapacak.
Eşsiz olacağım kusurlarımla.
Bir cümle okudum, diyor ki:
“Karakter, karşılaştırma yapılamadığında ortaya çıkar.”
Yani beni başkalarıyla yan yana koyduğundaki, girinti çıkıntılarım.
İşte benim coğrafyam o.
Beni ben yapan, herkesten başka yapan.
Kes yapıştır kolaj sevmiyorum artık ben Tahsin Bey.
Başkalarına sormaktan vazgeçtim.
Kendime sordum.
Ve inanır mısınız?
Duyduğum en gerçek şeyleri işittim.
İnsan kendisiyle konuşmalı.
Oradan buradan gelen seslere iyice kulaklarını kapatıp.

Kelebeğin Hayat Sırları, Nil Karaibrahimgil (Sayfa 33 - epub)Kelebeğin Hayat Sırları, Nil Karaibrahimgil (Sayfa 33 - epub)

"Benim bütün çabam, kimseye muhtaç olmadan yaşamak. İnsanlar hiçbir şeyimi almazlarsa, bana çok şey vermiş olurlar. Hiçbir kötülük etmezlerse, yeterince iyilik yapmış sayılırlar."

Michel de Montaigne

melissa, bir alıntı ekledi.
25 dk. · Kitabı okuyor

“Mesela herhangi bir gün müthiş bir iç sıkıntısı seni boğar. Hayat sana karanlık ve manasız gelir. İnsan, biraz evvel senin zırvaladığın gibi felsefeler yapmaya başlar. Hatta yavaş yavaş onu da yapamaz ve canı ağzını açmayı bile istemez. Hiçbir insanın, hiçbir eğlencenin seni canladıramayacağını sanırsın. Hava sıkıcı ve manasızdır. Ya fazla sıcak ya fazla soğuk ya da fazla yağmurludur. Gelip geçenler suratına salak salak bakarlar ve on para etmez işlerin peşinde, bir tutam otun arkasından koşan keçiler gibi dilleri bir karış dışarı fırlayarak dolaşırlar. Aklını başına derleyip bu pis ruh haletini tahlil etmek istersin. İnsan ruhunun çözülmez düğümleri bir muamma gibi önüne serilir. Kitaplarda okuduğun depresyon kelimesine bir cankurtaran gibi sarılırsın. Çünkü nedense hepimizde maddi olsun, manevi olsun, bütün dertlerimize bir isim takmak merakı vardır, bunu yapamazsak büsbütün çılgına döneriz. Mamafih insanlarda bu merak olmasa doktorlar açlıktan ölürlerdi. Bu depresyon kelimesine yapışıp iç sıkıntısının uçsuz bucaksız denizinde, karşıdan uzun zamandan beri görmediğin bir ahbap çıkar. Kılık kıyafetinin düzgünce olduğunu görür görmez derhal aklına kendi meteliksizliğin gelir ve gafil dostundan, talihin varsa, bir iki lira borç alırsın. işte ondan sonar mucize başlar. Şiddetli bir rüzgar ruhundan bir sis tabakasını sıyırıp götürmüş gibi içinin birdenbire aydınlandığını, bir hafiflik, bir genişlik duyduğunu görürsün. Eski sıkıntı pır diye uçmuştur. Gözlerin etrafa memnuniyetle bakar ve sende gevezelik edecek bir arkadaş aramaya başlarsın. İşte, iki gözüm ciltlerle kitabın, saatlerce tefekkürün yapamadığı işi iki kirli kağıt başarır. Sen ruhumuzun bu kadar ucuz bir bedel mukabilinde takla atmasını haysiyetine yediremediğin için belki daha asil sebepler peşinde koşarsın, gökyüzünde bir kaç yüz metre daha yükselen bir bulut. yahut ensene doğru esen bir rüzgar, yahut o esnada aklına gelen zekice bir fikir, sana bu değişmenin sebebi gibi görünmek ister. Fakat söz aramızda, iş bunun tamamı ile aksinedir, cebimize giren iki lira sayesindedir ki havanın biraz açıldığını görmek, rüzgarın serinliğini hissetmek hatta akıllıca şeyler düşünmek mümkün olmuştur. “

İçimizdeki Şeytan, Sabahattin Aliİçimizdeki Şeytan, Sabahattin Ali
Gözde Uysal, bir alıntı ekledi.
27 dk. · Kitabı okuyor

Özgürlük aşkı evrensel bir özelliktir ve hiçbir tiranlık şimdiye kadar onu ortadan kaldırmaya muvaffak olamadı. Bazı modern diktatörler bunu deneyebilirler; hatta özgürlük aşkını ortadan kaldırmak için emirleri altındaki bütün zulüm imkânlarının topunu birden kullanıyorlar da.

Dans Edemeyeceksem Bu Benim Devrimim Değildir, Emma Goldman (Sayfa 132)Dans Edemeyeceksem Bu Benim Devrimim Değildir, Emma Goldman (Sayfa 132)
CSU, bir alıntı ekledi.
40 dk. · Kitabı okuyor

Bir Kadın Yazar Sorunsalı
Öyküde gözlemin önemini bilen bir yazar, başkalarının gözlerini hesaba katmayı hiçbir zaman unutmamalıdır. Görülür, okunur ve günün birinde yazılırsınız. Keşke bunu daha önce kendiniz yapsaydınız.

Kibrit Çöpleri, Murathan Mungan (Sayfa 43 - Metis Yayınları)Kibrit Çöpleri, Murathan Mungan (Sayfa 43 - Metis Yayınları)
Onur Değer, bir alıntı ekledi.
1 saat önce · Kitabı okuyor

İçgüdü, her yerde, sanki bir amaç veya maksat kavramıyla uyum içindeymiş gibi görünen ama böyle bir kavramdan tamamıyla yoksun olan bir eylemdir. Tabiat, amacı, eylemde bulunan bireyin anlamaktan aciz veya onun peşinden gitmeye gönülsüz olduğu bir yere yerleştirir. İşte bundan dolayıdır, bir kural olarak içgüdü, sadece hayvanlara, özellikle de anlayışı en az ve en ilkel olanlarına verilmiştir ancak bir de neredeyse sadece şimdi burada tartışmakta olduğumuz olgu söz konusu olduğunda insanlara da verilmiştir, insanın burada güdülen amacı anlama yetisine sahip olduğu doğrudur fakat sonunda kendi bireysel mutluluğuna mal olsa bile onu takip etmesi için gereken şevk ve azimden de yoksundur. İşte bu yüzden, içgüdünün söz konusu olduğu bütün durumlarda olduğu gibi, hakikat, istemin yerine eyleme geçebilmek için bir yanılsama kılığına bürünecektir. Öyle davetkâr bir yanılsamadır ki, bu, bir erkeğin, diğerlerinin arasında, güzelliği kendisine çekici gelen bir kadının kollarında zevklerin en büyüğünü tadacağına inanmasına yol açacak veya özellikle bir tek kişiye yönelmiş olarak erkeği, O kadına sahip olmanın kendisine hudutsuz bir mutluluk vereceğine hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak bir biçimde ikna edecektir.

Cinsel Aşkın Metafiziği, Arthur Schopenhauer (Sayfa 24)Cinsel Aşkın Metafiziği, Arthur Schopenhauer (Sayfa 24)
sitare, bir alıntı ekledi.
1 saat önce · Kitabı okuyor

Kapitalizm bugün artık rekabetle tanımlanmaz. O herkes için serbest görünürde hiçbir engeli olmayan bir sınır, yaratıcılık için verimli bir toprak , girişken ve saf kas gücü olmayı bırakalı uzun zaman olmuştur. Bunun yerine artık o, her biri eskisinden daha etkili ve masraflı teknolojik bilgi toplama ve üretme araçlarıyla donatılmış, sınırlı sayıda kontrol merkezlerinden yönlendirilip izlenen son derece organize bir sistemdir.

Özgürlük, Zygmunt BaumanÖzgürlük, Zygmunt Bauman
T A N S U, Fareler ve İnsanlar'ı inceledi.
1 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

"Bizim gibiler, çiftlikte çalışan erkekler yeryüzündeki en yalnız erkeklerdir. Onların aileleri yoktur. Kendilerini hiçbir yere ait hissetmezler. Bir çiftliğe gelir, çalışır, biraz para kazanırlar, sonra kasabaya gidip kazandıklarını birkaç saat içinde harcarlar, bir de bakarsın ki yeniden yola düşmüşler başka bir çiftliğin kapısını çalmak için. Hayattan hiçbir beklentileri yoktur onların." Lennie'nin yüzünü mutlu bir ifade kaplamıştı. "Evet, evet bu işte. Şimdi de bizimle ilgili yeri anlat." George anlatmaya devam etti. "Ama biz onlar gibi değiliz. Bizim bir gelecek planımız var. Söylediğimizi dinleyen, bize önem veren biri var yanımızda. Gidecek başka bir yerimiz olmadığı için bir barda oturup burnumuzu viski bardağına sokmak zorunda değiliz. Onlar hapse girseler tek başlarına çürürler orada, bir arayanları olmaz. Biz onlar gibi değiliz"

Ferya Fertelli, Yüzyıllık Yalnızlık'ı inceledi.
1 saat önce · Beğendi · 10/10 puan

Gabriel García Marquez YÜZYILLIK YALNIZLIK


Roman yüzyıllık bir zaman diliminde Macondo adlı hayali bir kasabada geçiyor.Jose Arcadia Buendia ve bir grup arkadaşlarının ailelerini yanlarına alarak,dünyanın portakal gibi yuvarlak oluşunu ve nerden başlasan aynı noktada son bulursun ilkesini baz alarak ve herşeyden önemlisi denizi bulma hayaliyle başlayıp dağları aşarak vardıkları ve konuçlandıkları kasaba Macondo kasabası.
“Köyün gelmiş geçmiş en girişken insanı olan José Arcadio Buendia,evlerin nereye yapılacağını öyle bir planlıyor ki,ırmağa gitmek için hiç kimse kimseden fazla güç sarfetmiyor,sokaklar öyle bir sağ duyuyla sıralanıyor ki öğle sıcağı bastırdığında hiçbir ev diğerinden fazla güneşin altında kalmıyor.”

Öyle büyülü bir kasaba ki kimse otuzunu geçmiyor ve kimse ölmüyor.Bir mezarlığı dahi olmayan,suç işlenmeyen mutlu bir kasaba.

Romanın en etkileyici ya da benim en çok etkilendiğim karakter evin annesi Ursula idi.Bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjiye sahip,her anlamda dağılıp yıkılan tamam aile bu sefer daha toparlanamaz dediğimde Ursula’nın derleyici toparlayıcı,yıkılanı yeniden onarıcı başı dik,onurlu haliyle(Bizden biriydi sanki,bizim kadınlarımıza çok benziyordu)tam bir Çınar ağacıydı.Ta ki 110 veya 115 diye hesap ettiler öldüğü vakte kadar.Gözlerinin kör olduğu hiç bir çocuğu,torunu tarafından bilemedi.

Aureliano resim çekme,Nostradamus Kehanetlerini çözme ve simyacı bir baba köye gelen çingene Melquiades’le kurulan dostluk ailenin yedi kuşak hayatının dönüm noktası ve içinde bulunduğu devinimsel sürecin bir çarkı konumundaydı.Defalarca ölüp,geri gelip ailenin içinde onlarla birlikte yaşadı,ta ki son torun onun ailenin kaderini bildiren son çevirileri yapana kadar.


Ailenin uzun geçmişi boyunca adların boyuna yinelediğini,kaderlerinin ve kişiliklerinin benzettiğini görüyoruz roman boyunca.Ursula yani büyüknine” bütün Aurelianoların içine kapanık ve aklı başında olduklarını,Jose Arcadioların,atak ve girişken,ancak mutlak belaya çattıklarını söylüyor.


Ailenin makus kaderlerinden bir taneside ensest ilişki sonucunda domuz kuyruklu doğan çocuklar korkusu olmasına rağmen bu durumdan kaçamamaları.


Márquez büyülü gerçekçilik yoluyla yazmış kitabı.Muhteşem büyülü betimlemeler,ironi ve trajediyi öyle güzel harmanlamış ki yer yer gülerek,şaşırarak ve büyülenerek okudum kitabı.Biraz bu büyülü ortamdan bahsetmek isterim,uzun süren bir uykusuzluk hastalığı yaşadı kasaba,öbür dünyaya göç edenler sürekli kendilerini orda yalnız hissettikçe kasabaya döndüler.Ölülerle diriler hep iletişim halindeydi.Gökten sarı papatyalar öyle bir yağdılar ki halı gibi kapladılar tüm caddeleri.Melek olup uçan torunları oldu.Büyük kırmızı karıncalar vardı.Bir ölüme hazırlanış şekilleri var ki görmeyin gitsin,çizmeler temizlemek mi dersiniz,kefenler dikmek mi dersiniz.Bütün bunların doğal karşılanması ise bir o kadar büyülü idi.Daha daha bir çok şeyle karşılanabiliyorsunuz romanda.



En önemliside yalnızlık teması.Romandaki tüm karakterler coşkulu bir yaşamla hayata,dikkat çekici derecede enerjiyle başlayıp,yaşamlarının sonlarına hayattan tamamen soyutlanarak,kendi iç dünyalarına,odalarına kapanarak hayatlarını sonlandırıyorlar.Trajedi ironiyle kaynaşmış,Harika bir mizah anlayışıyla yüklü.Büyülü betimler kadar,yalnızlığın vurucu anlatımıda çok sarsıcı.


Márquez romanı yazarken “büyükannem en acımasız şeyleri,kılını bile kıpırdatmadan,sanki yalnızca gördüğü olağan şeylermiş gibi anlatırdı bana anlattığı öyküleri değerli kılan onun duygusuz tavrı imgelerindeki zenginlik olduğunu kavradım diyor.”

Arka kapak yazısında “ Bu romanı dikkatlice ve keyifle okuyun diyor.Hiç şaşırmayan sıradan insanlar tanıdım diyor.Şaşırmadılar,çünkü ben onlara hayatlarında yeni olan bir şey anlatmamıştım,kitabımda gerçekliğe dayanmayan tek cümle bulamazsınız.”

Bu cümlenin peşinden gitmem gerektiğini düşünüp olaylar zincirini araştırmam lazım dedim kendimce.

Kitapta tren istasyonundaki işçi katliamı ve bu katliamdaki sayının net olması yoğun bir şekilde işlenmiş kitapta.Bu olaylar 6 Aralık 1928 yılında Kolombiya’da yaşanıyor.Tarihin ilk toprak ağalığına soyunan,United Fruit Company firması muz üreticiliğinde,ticaretinin yapılıp,pazarlanmasında tekelcilik yapan tek firma.Ayrıca bölgenin tren işletmeciliğinide elinde bulunduruyor.Kapitalist düzenin getirisinde,işçilerin hak arama eylemleri üzerine başlattıkları grev sonrası üzerlerine açılan ateşle sayısı tam olarak bilinmeyen,muz işçilerinin ölümünü anlatmış Márquez.

Ve Kolombiya’nın 19.yy başlatıp İspanya’dan bağımsızlığını ilan etmesiyle başlayan tarihi bir süreç var.Kitapta bitmek bilmeyen savaş döngüsü var oğul Albay Aureliano Buendia yönetiminde.


Nobel Edebiyat Ödüllü Márquez’in kitaplarının okuma sırasını da şöyle anlatıyorlar.Yapraklar Fırtınası,Albaya Mektup Yok,Hanım Ana’nın Cenaze Töreni,Şer Saati ve arkasından Yüzyıllık Yalnızlık.Çünkü kitaptaki karakterlerin bir çoğu bahsettiğim kitaplardan toplaşıp Yüzyıllık Yalnızlığa oturmuşlar.

Herkese keyifli okumalar diliyorum.


”İnsanın oturduğu toprakların altında ölüleri yoksa,o adam o toprağın insanı değildir.”


”Çünkü yalnızlık,anılarını ayıklamış,yaşamın yüreğinde biriktirdiği Özlem dolu süprüntüleri yakmış,geriye en acı anıları bırakarak,onları arıtmış,büyütmüş,sonsuzlaştırmıştı.

”Ölmek sanıldığından çok daha zor.”
”İnsan ölme zamanı geldiğinde değil,ölebildiği zaman ölür.”

Raif Efendi gibi kafamın içinde yaşayan bir insan oldum bu ara. Fakat Maria gibi cesur olmadım hiçbir zaman. Ne garip kitap karakterlerine hem bu denli çok hemde hiç benzemeyişimiz.