• 375 syf.
    “Yeniden iyi biri olmak mümkün!” cümlesi, birinci bölüm başta olmak üzere birkaç bölümde daha tekrar eden ve her an ayağı kayabilen, dili sürçebilen ve kalbine kara kara noktalar konabilen insan için yeniden doğrulabilmek, dilini doğrultabilmek ve kalbini envaiçeşit lekelerden temizleyebilmek adına oldukça ümit vadeden bir cümle olarak durmakta. Uçurtma Avcısı’nın yazarı Halit Hüseyni de romanının başkahramanlarından olan ve hayatının pek çok evresinde pek çok yanlışa imza atan Emir’i sanki bu inançla temize çıkarmanın gayretinde.

    Halit Hüseyni hikâyeye, 2001 yılının Aralık ayında, Amerika’da yaşayan Emir’in, Pakistan’da yaşayan babasının yakın dostlarından Rahim Han’la yaptığı bir telefon görüşmesi sonrasında bir anda zihninin, Kahire’de Babasıyla, Ali’yle, Rahim Han’la ama özellikle Hasan’la geçirdiği günlere kadar gitmesiyle ve o günleri sanki tekrar yaşamaya başlamasıyla giriş yapar.

    Emir, Hasan’la birlikte büyür. Hasan, evlerindeki hizmetçi Ali’nin oğludur ve hiyerarşik bir toplumsal düzene sahip olan Afganistan’da Hasan, aşağılanan, hor görülen etnik bir azınlığa, yani Hazaralara mensuptur. Emir’in o günkü şartlarda bilebildiği kadarıyla aynı sütanneden beslendikleri için sütkardeştirler. Hasan’ın, arkadaşı ama aynı zamanda efendisi olan Emir’e duyduğu muhabbet, gösterdiği dostluk, yaptığı fedakârlıklar emsalsizdir; ama Emir’in Hasan’a duyduğu muhabbet, gösterdiği dostluk, yapabileceği fedakârlıklar mislince midir, şüphelidir. Çünkü en güzel vakitlerini onunlayken geçirmiş olmasına rağmen Emir, Hasan’a “arkadaşım” bile diyememektedir, başka arkadaşlarıyla bir aradayken onunla oynamak ya da onu da oyunlarına dâhil etmek aklına bile gelmemekte; Hasan, Emir’in gözünde emirlerini yerine getirmek ve hizmetini ifa etmekle yükümlü, irabdan mahalli olmayan bir Hazara olmanın ötesine geçememektedir. Dahası kitap okumaya çok düşkün olan Emir, bir Hazara olması sebebiyle diğer Hazaralarda olduğu gibi okuma yazma öğrenmesine gerek duyulmayan Hasan’a Şahnâme gibi çok sevdiği kitaplardan okurken Hasan anlamını bilmediği bir kelimeyi sorduğunda Emir, ebleh kelimesinin zekî, akıllı anlamına geldiği yalanını söyleyebilecek kadar da acımasızdır. Her fırsatta onu küçük düşürmeye çalışmakta, ancak yıllar sonra gerçek sebebini anlayabileceği babasının Hasan’a olan ilgisini ise içten içe kıskanmaktadır.

    Her yıl düzenlenen uçurtma şenlikleri

    Afganistan’da her yıl uçurtma şenliği düzenlenmektedir ve bu şenlikte kimin uçurtması herhangi bir uçurtmaya av olmadan gökyüzünde kalabilmeyi başaran son uçurtma payesini elde ederse ödülü de o uçurtmanın sahibi almaktadır. Babasının arzu ettiği gibi bir çocuk olamadığı için çok üzülen ve onun gözüne girebilmek için sürekli çaba harcama ihtiyacı hisseden Emir, o sene, yani 1975 yılının uçurtma şenliklerinde birinci olmak ve böylece bir tek konuda da olsa babasının gurur duyabileceği bir iş başarmış olmak için kararlıdır. Üstelik bu hususta yardımına müracaat edeceği Hasan da çok iyi bir uçurtma avcısıdır. O yılki şenlikte Emir’in tahmin ettiği gibi inanılmaz bir mücadele gerçekleşir ve nihayetinde avladığı son uçurtma ile gökyüzünde kalan tek uçurtma kendisininki olur. Ödülün alınabilmesi için ise avlanan son uçurtmanın düştüğü yerden ele geçirilmesi gerekmektedir. Sürüklenen uçurtmayı yakalamak için koşan Hasan’a, “Hasan, getir onu!” diye seslenen Emir’e Hasan büyük bir teslimiyetle “Bin tane iste, senin için yakalayayım.” diyecek ve uçurtmanın peşinden gidecektir. İşte, Emir bugün her ne ise, onu o yapan olaylar silsilesi de o andan itibaren yaşanmaya başlayacaktır.

    Hasan’ı elinde yakaladığı uçurtmayla sokağın sonunda kıstıran zengin ve itibarlı bir ailenin çocuğu olan Assef, kendisi gibi olan birkaç avenesinin de yardımıyla Hasan’ı iğrenç arzu ve isteklerinin kurbanı edecektir. Mide bulandıran bu olaya tanıklık eden Emir ise ne Hasan’ı kurtarmak için bir girişimde bulunabilecek ne de gıkını çıkarabilecektir. İnsanlardan sadır olan eylemler de dillerden dökülen sözler de hatta zihinlerden geçen düşünceler bile iyi veya kötü olsun fark etmeden mümbit bir toprağa atılan güçlü bir tohum mesabesinde sanki. Ne yapılan bir iyilik ne de yapılan bir kötülük ya da ağızlardan dökülen sözün ne iyi olanı ne de kötü olanı asla kendi hacmiyle, kendi kütlesiyle sınırlı kalmıyor, en azından benzerlerinin de gün yüzüne çıkmasının zeminini oluşturuyor. Tanıklık ettiği bir çirkinliğe engel olmayan, üstelik kendisine yardım etmek için çabalarken zulme maruz kalmış bir mazluma yardım elini uzatmayan Emir’in bu hatası, iç dünyasında vicdanının ruhuna yaptığı baskı ile dayanılmaz bir raddeye ulaşacak, Emir, pişman olmayı ve af dilemeyi tercih edemediği için vicdanının sesini susturmayı deneyecek ve hata üstüne hata yapacaktır.

    Emir’le Hasan arasında geçen diğer olaylar silsilesinin neler olduğu konusunda merakın giderilmesini okurun kitabı okumasına bırakalım, biz biraz da kitabın edebi değeri üzerine konuşalım.

    Çok sade bir dil ve anlaşılır bir üslup kullanan Halid Hüseyni, başından sonuna kadar olayları ve kişileri, kitabının zekâ fışkıran bir aklın ürünü olduğunu ispat etmek istercesine o kadar güzel tasarlamış ki yaşanan her olayın, ağızdan çıkan her sözün ilerleyen zaman diliminde -aradan çok uzun yıllar geçse bile- inikâsını görmek mümkün, tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi. Zaten bu dünya yaptıklarımızın yankılanıp yine bize döneceği bir dağ mesabesinde değil midir? Mesela, Hasan’ın Emir için ipi koparılan son uçurtmayı avlamak için gösterdiği çabanın bir benzerini yaklaşık çeyrek asır sonra Emir, Hasan’ın oğlu Sohrab için gösterecektir



    Heyecan bitmiyor

    Uçurtma Avcısı’nda heyecan hiç bitmiyor, nefes nefese kalmış bir şekilde bir olayın takibini yaparken hemen ona yine sizi nefes nefese bırakacak başka bir olay eklemleniyor. Bu sebeple hacimli denebilecek bir ebatta olmasına rağmen başka kitaplarda olmadığı kadar kısa bir sürede bitirmek ve bu konuda bir rekora imza atmak mümkün. Kitabı okurken çoğu yerde kendinizi orada, olayın içinde buluyorsunuz; Emir’in Hasan’a hırsızlık iftirası atması sebebiyle Ali ve Hasan’ın yıllardır yaşadıkları evi terk etme ve hizmet ettikleri insanlardan ayrılma kararı aldıklarını açıkladıkları o anda sizin de boğazınıza bir şeyler düğümleniyor, yüksek irtifa sebebiyle oksijen azalmış gibi nefesiniz tıkanıyor, kalp atışlarınız hızlanıyor.

    Yaşamın iyi veya kötü sürprizlerle dolu olması gibi Uçurtma Avcısı da sürprizlerle dolu. 1980’li yılların başlarında Afganistan’a Rusların girmesiyle olağan seyrinde giden yaşam bir anda tepetaklak olacak, güzel dostluklara, güzel hatıralara ve güzel olan daha pek çok şeye mekân olan Kabil, hiç kimsenin kimseye güvenemediği, belli bir ücret ya da gözdağı karşılığında, kardeşin kardeşini, hizmetçinin efendisini, arkadaşın arkadaşını, kısacası herkesin birbirini satmaya hazır olduğu bir kâbus şehre dönüşecektir. İnsanlar dinlenenler ve dinlenmeyenler diye ikiye ayrılacak fakat ilginç bir şekilde kimin hangi tarafta olduğu asla bilinemeyecektir. Bu sebeple mesela bir elbise provasında terziye söylenen rastgele bir söz ya da gelişigüzel bir yorum o kişinin Poleh-çarki zindanlarına gitmesi için kâfi sebep olacaktır. Gelişen bütün bu olaylar zinciri ise Baba’nın, oğlu Emir’le Amerika’ya kaçma kararı almasına sebebiyet verecektir. İşte bu kararın gerçekleşmesi için birbirine yabancı on iki insanın sığındığı muşamba bir örtü ile gizlenmiş kamyonun kasasında yaptıkları yolculuğa dair satırları okurken kurtuluşunu bu yolculuğun selametine bağlayan yolcuların dudaklarındaki dualardan sizin dudaklarınızın da terennüm etmeye başladığını görecek; ortamın havasızlığından ve etrafı kaplayan nahoş kokular yüzünden sizin de midenizin bulanır gibi olduğunu hissedecek; yolculuğun sonunda planda olmadığı hâlde mecburi bir mesken alanına dönüşen iki toprak yolun kesiştiği yerdeki tek katlı bir evin bir çift gazyağı lambasının yaydığı kör bir ışıkla aydınlatılmaya çalışıldığı soğuk ve karanlık odasında küfü andıran nemli, ağır koku sebebiyle siz de nefes alamaz hâle geleceksiniz.

    Uçurtma Avcısı’nı okuduğunuzda bir işgalin nelere mâl olduğunu da çok güzel gözlemleyebiliyorsunuz. Kendine mahsus zengin bir kültürü, özgün bir geleneği, renkli bir sanatı, zevkli bir edebiyatı, canlı bir ekonomisi, yürürlükte bir siyaseti olan ve o hâliyle halkı için cennet misali yaşanılası konumundaki bir ülkenin nasıl her alanda tarumar edildiğini ve nasıl cehennem misali yaşanmaz bir coğrafyaya dönüştüğünü görüyorsunuz. Can derdine düşen insanların doğup büyüdükleri topraklardan kopmak/kaçmak zorunda kaldıklarını fark etmeniz, çevrenizde pek de eksik olmayan Afganlıların ya da başka bir etnik kökene mensup insanların da bu can pazarını yaşamış olabileceği ihtimalini aklınıza getiriyor ve o an hiç kimsenin kendi yeri yurdu varken, kendi örf ve âdetlerine göre alışageldiği bir tarzda yaşamaları dururken hepsini bir çırpıda terk edip hiç tanımadıkları insanlar arasında, hiç aşina olmadıkları bir kültürün içinde, belki hor ve hakir görülmeyi de göze alarak yaşamayı tercih etmelerinin bir lüks için olmadığını bütün hücrelerinizle hissediyorsunuz. İşte o zaman bir kez daha bütün bir halkıyla birlikte Afganistan’ı perişan eden Rusya’ya karşı kin ve nefret duyuyorsunuz.



    “Afganistan’da çocuk var, çocukluk yok”

    Yazar, Sovyetlerin işgali sonrasında Taliban’ın kendi halkına yaptığı zulmü de çok güzel resmetmiş; stadyumda binlerin önünde taşlanarak öldürülen kadın ve erkekler, bir zamanlar üniversitede profesörlük yapmışken yaşayabilmek için dilenmeye mecbur kalacak kadar sefalete mahkûm edilenler, aç kalan çocuklarını doyurabilmek ümidiyle protez bacağını satmak için pazarlık yapma zilletine düşürülenler, Afganistan’da çocuk var, çocukluk yok sözünü haklı çıkaracak şekilde yetimhanelerdeki masum yavrulara reva görülenler ve rahmetli Zarifoğlu’nun “Ne çok acı var” sözünü dilinize pelesenk etmenize vesile olacak kadar daha neler neler… İşte bütün bunları okuduğunuz zaman din kisvesi altında halkına zulmeden Taliban’a da kin ve nefret duyuyorsunuz. Ama bu kitabın yayımlanmasından bir yıl önce 11 Eylül saldırılarını bahane ederek Afganistan’ı işgal eden bir başka ülke olarak karşımıza çıkan Amerika hakkında değil açıktan bir eleştiri buna dair en ufak bir ima dahi bulamayınca ister istemez teenni ile hareket etme gereği duyuyor ve Emir üzerinden Amerika’yı kurtuluş yurdu gibi gösteren yazarın, yeniden iyi biri olmak mümkün diyerek romanının başkahramanı Emir’i tezkiye etme gayretini sorguluyor ve gerçekten yeniden iyi biri olmak mümkün mü, diye soruyorsunuz.

    Sezai Karakoç’un Yitik Cennet’inde okuduğum ve çok etkilendiğim bir cümle vardı: “Yurdunu hangi insan daha çok sevecektir: doğduğu yerden ölünceye kadar hiç ayrılmayan insan mı? Yoksa en genç çağında yurdundan ayrılarak savaşa gitmiş, esir düşmüş, bir daha dönme umudunu tam yitirmişken ansızın esen hızır yeliyle kendisini yine ülkesinde bulan insan mı?”

    Emir Afganistan’dan ayrıldığında henüz on sekiz yaşında vatanı ve milleti için elinden yapabileceği hiçbir şey gelmeyen bir gençti belki. Ama yıllar sonra baba bir kardeşinden yeğenini kurtarmak için Afganistan’a tekrar geldiğinde şartlar onun için daha farklıydı. Fakat kendine mihmandarlık yapan Ferit “Kalmak istiyor musun?” diye sorduğunda “Hayır, hayatımda hiçbir yerden kaçmak için böylesine güçlü bir arzu duymadım” demişti. Bu cevap okuru, ister istemez benzer bir olaya, 1975 yılına, uçurtma şenliklerinin yapıldığı kış ayına, yardımına ihtiyacı olduğu hâlde yardım göremeyen Hasan’a, yardım etmeyi değil gizlice sıvışmayı/kaçmayı yeğleyen Emir’e götürüyor. Emir, neden Afganistan’ı hiç olmazsa Amerika’yı sevdiği kadar sevememişti? Emir, neden Hasan’ı yüzüstü bırakıp gittiği gibi öz yurdunu da yüzüstü bırakarak gitmeyi tercih etmişti? Yeniden iyi biri olmak gerçekten mümkündü, ama Emir için de mümkün olmuş muydu!?

    https://www.dunyabizim.com/...n-mu-makale,902.html
  • Ana sayfa
    Serkan

    Henüz Vakit Varken Gülüm (Seçme Şiirler)
    Nazım Hikmet Ran
    9.0/10
    1.180 Kişi
    4.574
    Okunma
    1.354
    Beğeni
    25154
    Gösterim
    Genel bakış
    İncelemeler
    129
    Alıntılar
    1.671
    Okurlar
    4.574
    Baskılar
    0
    Benzeyenler
    Sadece takip ettiklerim
    26
    En yeniler
    En beğenilenler
    En yorumlananlar
    En uzunlar
    Alıntılar
    Alıntı ekle
    BİROL COŞKUN
    BİROL COŞKUN bir alıntı ekledi.
    BİROL COŞKUN·07 Şub 2015·Kitabı okudu
    Sende ben, imkansızlığı seviyorum,
    Fakat asla ümitsizliği değil...
    Nazım Hikmet Ran
    Henüz Vakit Varken Gülüm, Nazım Hikmet Ran
    60
    285



    Black Jack
    Black Jack bir alıntı ekledi.
    Black Jack·22 Şub 2017·Kitabı okudu
    Yani öyle ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
    yetmişinde bile, mesela zeytin dikeceksin,
    hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
    ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
    Nazım Hikmet Ran
    Henüz Vakit Varken Gülüm, Nazım Hikmet Ran
    26
    169
    Sema Tekin
    Sema Tekin bir alıntı ekledi.
    Sema Tekin·04 Şub 2015
    En güzel deniz: Henüz gidilmemiş olanıdır. En güzel çocuk: Henüz büyümedi. En güzel günlerimiz: Henüz yaşamadıklarımız. Ve sana söylemek istediğim en güzel söz, henüz söylememiş olduğum sözdür…
    Nazım Hikmet Ran
    Henüz Vakit Varken Gülüm, Nazım Hikmet Ran
    Sayfa 49
    1
    27
    162
    Eda K.
    Eda K. bir alıntı ekledi.
    Eda K.·24 Tem 03:35·Kitabı okudu
    O mavi gözlü bir devdi.
    Minnacık bir kadın sevdi.
    Mini minnacıktı kadın.
    Rahata acıktı kadın
    yoruldu devin büyük yolunda.
    Ve elveda!deyip mavi gözlü deve, girdi zengin bir cücenin koluna
    bahçesinde ebruliiii
    hanımeli açan eve.
    Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,
    Dev gibi sevgilere mezar bile olamaz:
    Bahçesinde ebruliiiii
    hanımeli
    açan ev..
    Devamını Göster
    Nazım Hikmet Ran
    Henüz Vakit Varken Gülüm, Nazım Hikmet Ran
    Sayfa 24
    5
    128
    despina
    despina bir alıntı ekledi.
    despina·21 Nis 2017·Kitabı okudu
    Yaşamaya Dair
    1

    Yaşamak şakaya gelmez,
    büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
    bir sincap gibi mesela,
    yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
    yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
    Yaşamayı ciddiye alacaksın,
    yani o derecede, öylesine ki,
    mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
    yahut kocaman gözlüklerin,
    beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
    insanlar için ölebileceksin,
    hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
    hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
    hem de en güzel en gerçek şeyin
    yaşamak olduğunu bildiğin halde.
    Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
    yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
    hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
    ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
    yaşamak yanı ağır bastığından.
    1947
    Devamını Göster
    Nazım Hikmet Ran
    Henüz Vakit Varken Gülüm, Nazım Hikmet Ran
    Sayfa 62 - YKY
    25
    128
    Özgür Beden
    Özgür Beden bir alıntı ekledi.
    Özgür Beden·23 Mar 2017
    Ve ne düşünüyor
    Beni mi?
    Nazım Hikmet Ran
    Henüz Vakit Varken Gülüm, Nazım Hikmet Ran
    10
    111
    Yunus Emre Dilsizmen
    Yunus Emre Dilsizmen bir alıntı ekledi.
    Yunus Emre Dilsizmen·23 Kas 2016·Kitabı okudu
    Nazım Hikmet
    O şimdi ne yapıyor,
    şu anda, şimdi, şimdi?
    Belki dizinde bir kedi yavrusu var,
    okşuyor.
    Belki de yürüyordur, adımını atmak üzredir ,
    – her kara günümde onu bana tıpış tıpış getiren
    sevgili, canımın içi ayaklar!.. –

    Ve ne düşünüyor
    beni mi?
    Yoksa ne bileyim
    fasulyanın neden bir türlü pişmediğini mi?
    Yahut, insanların çoğunun
    neden böyle bedbaht olduğunu mu?

    O şimdi ne düşünüyor,
    şu anda, şimdi, şimdi?
    Nazım Hikmet Ran
    Henüz Vakit Varken Gülüm, Nazım Hikmet Ran
    Sayfa 48 - Yapı Kredi Yayınları
    1
    19
    109



    Aslı Demirtaş
    Aslı Demirtaş bir alıntı ekledi.
    Aslı Demirtaş·02 Ağu 2018·Kitabı okudu
    Çocuklar öldürülmesin
    şeker de yiyebilsinler.
    Nazım Hikmet Ran
    Henüz Vakit Varken Gülüm, Nazım Hikmet Ran
    7
    103
    Gamze Züleyha Üredi
    Gamze Züleyha Üredi bir alıntı ekledi.
    Gamze Züleyha Üredi·15 Eyl 2016·Kitabı okudu
    ..."İşsiz kalırsam" diye düşündü
    22 yaşında.
    "İşsiz kalırsam" diye düşündü
    23 yaşında.
    "İşsiz kalırsam" diye düşündü
    24 yaşında.
    Ve zaman zaman işsiz kalarak
    "İşsiz kalırsam" diye düşündü
    50 yaşına kadar.
    (...)
    Şimdi 52 yaşındadır.
    İşsizdir.
    Şimdi merdivenlerde durup
    kaptırmış kafasını
    düşüncelerin en tuhafına:
    "Kaç yaşında öleceğim?
    Ölürken üzerimde yorganım olacak mı?"
    diye düşünüyor.
    Nazım Hikmet Ran
    Henüz Vakit Varken Gülüm, Nazım Hikmet Ran
    16
    101
    Zeynep
    Zeynep bir alıntı ekledi.
    Zeynep·22 Eyl 2016·Kitabı okudu
    Erkek kadına dedi ki:
    Seni seviyorum,
    ama nasıl,
    avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp parmaklarımı kanatarak kırasıya, çıldırasıya...
    Nazım Hikmet Ran
    Henüz Vakit Varken Gülüm, Nazım Hikmet Ran
    Sayfa 28
    14
    92
    Gamze Züleyha Üredi
    Gamze Züleyha Üredi bir alıntı ekledi.
    Gamze Züleyha Üredi·15 Eyl 2016·Kitabı okudu
    ...Ve kadınlar,
    bizim kadınlarımız:
    korkunç ve mübarek elleri,
    ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
    anamız, avradımız, yârimiz
    ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen
    ve soframızdaki yeri
    öküzümüzden sonra gelen...
    Nazım Hikmet Ran
    Henüz Vakit Varken Gülüm, Nazım Hikmet Ran
    1
    11
    92
    Selma
    Selma bir alıntı ekledi.
    Selma·11 Mar 09:28
    İçimde mis kokulu kızıl bir gül gibi duruyor zаmаn.
    Nazım Hikmet Ran
    Henüz Vakit Varken Gülüm, Nazım Hikmet Ran
    2
    78
    Yunus Emre Dilsizmen
    Yunus Emre Dilsizmen bir alıntı ekledi.
    Yunus Emre Dilsizmen·19 Kas 2016·Kitabı okudu
    Nazım Hikmet
    Seni böyle uzak,
    seni dumanlı, eğri bir aynadan seyreder gibi
    kafamın içinde duymak...
    Nazım Hikmet Ran
    Henüz Vakit Varken Gülüm, Nazım Hikmet Ran
    Sayfa 55 - Yapı Kredi Yayınları
    5
    68
    despina
    despina bir alıntı ekledi.
    despina·23 Nis 2017·Kitabı okudu
    En acayip gücümüzdür,
    Kahramanlıktır yaşamak:
    Öleceğimizi bilip
    Öleceğimizi mutlak.
    Nazım Hikmet Ran
    Henüz Vakit Varken Gülüm, Nazım Hikmet Ran
    Sayfa 77 - YKY
    3
    2
    64
    ANIL-©a
    ANIL-©a bir alıntı ekledi.
    ANIL-©a·19 Ara 2016·Kitabı okudu
    Kız Çocuğu
    Benim sizden kendim için
    Hiçbir şey isteğim yok.
    Şeker bile yiyemez ki
    Kâat gibi yanan çocuk.
    Nazım Hikmet Ran
    Henüz Vakit Varken Gülüm, Nazım Hikmet Ran
    Sayfa 79 - YKY
    2
    62



    "büşranur"
    "büşranur" bir alıntı ekledi.
    "büşranur"·19 Nis 09:01·Kitabı okudu
    Ben
    ben içerideki adam...
    Nazım Hikmet Ran
    Henüz Vakit Varken Gülüm, Nazım Hikmet Ran
    1
    62
    Müjgan
    Müjgan bir alıntı ekledi.
    Müjgan·27 Oca 19:48·Kitabı okudu
    Karım benim!
    İyi yüreklim,
    altın renkli,
    gözleri baldan tatlı arım benim.
    Nazım Hikmet Ran
    Henüz Vakit Varken Gülüm, Nazım Hikmet Ran
    Sayfa 34 - Yapı Kredi Yayınları
    2
    59
    despina
    despina bir alıntı ekledi.
    despina·19 Nis 2017·Kitabı okudu
    Kuvayi Milliye'den:3
    Nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
    Güzel, rahat günlere inanıyordu.
    Nazım Hikmet Ran
    Henüz Vakit Varken Gülüm, Nazım Hikmet Ran
    Sayfa 44 - YKY
    4
    58
    "büşranur"
    "büşranur" bir alıntı ekledi.
    "büşranur"·19 Nis 09:01·Kitabı okudu
    ''ağaçsız boşluğuna bir anda yıldızlar dolacak''
    Nazım Hikmet Ran
    Henüz Vakit Varken Gülüm, Nazım Hikmet Ran
    2
    56
    Çiçeklerin Kelebeği
    Çiçeklerin Kelebeği bir alıntı ekledi.
    Çiçeklerin Kelebeği·02 Ara 2018·Kitabı okudu
    Bir Ayrılış Hikayesi
    Bir kitap düştü yere...
    Kapandı bir pencere...
    Nazım Hikmet Ran
    Henüz Vakit Varken Gülüm, Nazım Hikmet Ran
    Sayfa 29 - YKY
    4
    56



    aysenurkesat
    aysenurkesat bir alıntı ekledi.
    aysenurkesat·10 Ağu 2018·Kitabı okudu
    Koyun gibisin kardeşim
    gocuklu celep kaldırınca sopasını
    sürüye katılıverirsin hemen.

    ... ve bu dünyada, bu zulüm
    senin sayende!
    Nazım Hikmet Ran
    Henüz Vakit Varken Gülüm, Nazım Hikmet Ran
    Sayfa 58 - Yapı Kredi Yayınları
    3
    52
    Firuze Zerrin
    Firuze Zerrin bir alıntı ekledi.
    Firuze Zerrin·27 Şub 11:24·Kitabı okudu
    “İçimde mis kokulu
    kızıl bir gül gibi duruyor zaman.
    Ama bugün cumaymış, yarın cumartesiymiş,
    çoğum gitmiş de azım kalmış, umurumda değil.”
    Nazım Hikmet Ran
    Henüz Vakit Varken Gülüm, Nazım Hikmet Ran
    3
    51
    "büşranur"
    "büşranur" bir alıntı ekledi.
    "büşranur"·29 Nis 10:30·Kitabı okudu
    Fakat zeytin fidanları hâlâ fidan,
    hâlâ çocuktur..
    Nazım Hikmet Ran
    Henüz Vakit Varken Gülüm, Nazım Hikmet Ran
    50
    İsa
    İsa bir alıntı ekledi.
    İsa·12 Tem 00:47·Kitabı okudu
    Otobiyografi
    1902'de doğdum
    doğduğum şehre dönmedim bir daha
    geriye dönmeyi sevmem
    üç yaşımda Halep'te paşa torunluğu ettim
    on dokuzumda Moskova'da komünist Üniversite öğrenciliği
    kırk dokuzumda yine Moskova'da Tseka-Parti konukluğu
    ve on dördümden beri şairlik ederim

    kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir
    ben ayrılıkların
    kimi insan ezbere sayar yıldızların adını
    ben hasretlerin

    hapislerde de yattım büyük otellerde de
    açlık çektim açlık gırevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir

    otuzumda asılmamı istediler
    kırk sekizimde Barış madalyasının bana verilmesini
    verdiler de
    otuz altımda yarım yılda geçtim dört metre kare betonu
    elli dokuzumda on sekiz saatta uçtum Pırağ'dan Havana'ya

    Lenin'i görmedim nöbet tuttum tabutunun başında 924'de
    961'de ziyaret ettiğim anıtkabri kitaplarıdır

    partimden koparmağa yeltendiler beni
    sökmedi
    yıkılan putların altında da ezilmedim

    951'de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün
    52'de çatlak bir yürekle dört ay sırtüstü bekledim ölümü

    sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım
    şu kadarcık haset etmedim Şarlo'ya bile
    aldattım kadınlarımı
    konuşmadım arkasından dostlarımın

    içtim ama akşamcı olmadım
    hep alnımın teriyle çıkardım ekmek paramı ne mutlu bana

    başkasının hesabına utandım yalan söyledim
    yalan söyledim başkasını üzmemek için
    ama durup dururken de yalan söyledim

    bindim trene uçağa otomobile
    çoğunluk binemiyor
    operaya gittim
    çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış operanın
    çoğunluğun gittiği kimi yerlere de ben gitmedim 21'den beri
    camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye
    ama kahve falıma baktırdığım oldu
    yazılarım otuz kırk dilde basılır
    Türkiye'mde Türkçe'mle yasak

    kansere yakalanmadım daha
    yakalanmam da şart değil
    başbakan filân olacağım yok
    meraklısı da değilim bu işin
    bir de harbe girmedim
    sığınaklara da inmedim gece yarıları
    yollara da düşmedim pike yapan uçakların altında
    ama sevdalandım altmışıma yakın
    sözün kısası yoldaşlar
    bugün Berlin'de kederden gebermekte olsam da
    insanca yaşadım diyebilirim
    ve daha ne kadar yaşarım
    başımdan neler geçer daha
    kim bilir.
  • Susmak korkmak değil, kırmamaktır kimseyi...

    Susmak da dilin içerisindedir.
    Söylememek ya da söyleyememek dile dairdir.
    Susmak en iyi anlatıcıdır bazen.
    Milyonlarca kelimenin ve yüzlerce dilin anlatamayacağı çok şey vardır hayatta.
    Hiçbir kelimenin ifade edemeyeceği, hiçbir ezginin derdine derman olamayacağı, ne söylenirse söylensin aklın tamam deyip yüreğin oh çekemeyeceği şeyler.
    Boğaza gelip takılan, düğümlenen ve bir ölüm anı gibi sessiz ve soluksuz bırakan şeyler.
    Susmak dildir. Böyle anlarda her şeyi anlatacak tek dil.
    Susmanın kelimeleri çoğu kez iç çekişler, bazı zamanlar bakışlardır.
    Ve susmak dehşetli bir aklı ve sağlam bir yüreği gerektirir.
    Konuşmanın kabalığı, kalabalığı ve çoğu zamanki gereksizliğine karşın susmak zarafeti, değerli bir yalnızlığı ve gerekliliği besler ve taşır bir ilişkinin orta yerine.
    Susmak dokunmaya değer, sevmeye zaman verir.
    Her susuşun tınısı, sesi ve ritmi başka başkadır.
    Kırılınca bir taş gibi susar insan.
    Ağır ve mağrurdur.
    Tek ses bile çıkarmadan kopar gider kendi bedeninden.
    Aldatılmışsa bir ateş gibi, susarak yanar, yanarak susar.
    İçindeki korla söne söne, en ufak rüzgârda ateşi tazelene tazelene.
    Kendinden utanır da susar insan bazen.
    Kalbi acır, üstüne koyacak eli yoktur.
    Ellerinden bile utanmıştır.
    Yaptıklarından, söylediklerinden.
    Susar, sadece susar.
    Annesi ölür susar, ki daha dün sıcaklığıyla hayat bulmuştur -bir yerde söylemiştim yine, annesi hayattaysa kimse yalnızım demesin-.
    Birisi üzülmesin diye bir şeyleri söyleyemediğinde susar insan, beş para etmez patronu büyük plaza camları ve renkli neon ışıklarının altında emrettiğinde susar, çünkü o işe ihtiyaç duymaktadır.
    Susar insan.
    Çocuklar üzülmesin diye susar, arkadaşlar kırılmasın diye, işten atılmayayım diye, hiçbir sözün fayda etmeyeceği bir gözyaşına yoldaş olayım diye.
    Aşk diye, ölüm diye, gör diye susar…

    ALİ MURAT İRAT
  • 608 syf.
    ·5 günde·9/10
    Çelişkilerle doluyuz.

    Kadın beyni ya da erkek beyni olarak ayırmaksızın ortak yön çelişkilerle dolu oluşumuz. Özde ki benliğimizden o kadar çok farklı oluyoruz ki iç konuşmalarımızda başka bir ben oluyoruz. Bu kısa monologları yürürken, yemek yerken, seyahat ederken… hemen hemen her zaman yaşıyoruz. Kenan’ı hep bu halde görüyoruz. Kendiyle konuşurken. Bu iç hesaplaşma, tartma olayı o kadar akıncı bir halde anlatılıyor ki kitap akıp gidiyor.

    Türkiye’nin 60’lı yıllarının gölgesinde iki kadın bir adamın ruh halini anlatıyor. Nermin, Günsel ve Kenan. Herkesin farklı bakış açısı olsa da onları bir araya getiren yasak aşk oluyor.

    Nermin; öğretmedir. Düşüncelerini açıkça ifade eden, sevgisini belli eden, fedakar bir kadın. Bir kadın olarak Nermin’in durumunda tutuklu kaldım. Nedeni şu; eşinin istekleri, ailesinin bıraktığı izler ve fedakarlıkları arasında sıkışmış kendini adamış mükemmel kadın olduğu için. Birçok kadının eşi ve çocuğu için iş ortamından ve sosyal hayatından ayrılınca yaşadığı durumlara ayna olduğu için. Mesleğini eşi için bıraktığı için. Kimse için değişmemek gerektiğini, olduğun gibi kabul görmenin önemini aktardığı için. Sevgi adı altında kadına dayattırılan değişimler ilerde nankörlüğü getirdiği için. Erkek değiştirdiği kadını bu haliyle kabul etmemeye ve onun eski halini aramaya başlayınca kendini savunacak cümleleri erkeğe koz verdiği için. Kadınlara seslenen özgürlüğü elinden alınan kadın profiline ayna olduğu için. Nermin'in kadınların büyük çoğunluğunu temsil ettiğini düşündüğüm için ben Nermin'de tutuklu kaldım. Hep Nermin sahnesi bekledim. Kenan sevgilisi ile gezerken Nermin'in evdeki ruh haline dönüş yapılsın istedim.

    Peki neden böyle oluyor? Neden evliliklerde "Sen eskisi gibi değilsin" denilir? Kadın penceresinden aralayıp bakarsak,

    Kadınların makus kaderinde sevdiği adam için değişme talebinin sunulması vardır.

    Bu talepler nedir, nasıl davranılmalı?

    Açık bir kadınsanız eşiniz istedi diye örtünmeyin. Kapalı iseniz o istedi diye açılmayın. Bunu içinize sinen dayanaklarla yapın, birinin isteği birinin itaati mutluluğu getirmez. Kritelim bu diyorsa o şartları sağlayan insanlarla olsun. Sizi siz yapan özelliklerle sevip sonra aslında bu olmalı demesin. O olmalı dediği şey çok gerekli olsaydı sizi seçmezdi. İşinizden eşiniz istedi diye ayrılmayın. Bir kadın kendine yetebilmeli, ayakları üzerinde durabilmeli. Ömür boyu okullarda meslek uğruna amaçlarla zaman ve emek harcayıp birinin avuçlarına bu emeği sizden alacak hakkı vermeyin.

    Gerçek şu ki erkekler aşık olduğu kadını ilişkilerinde değiştirirler. Müdahale ederler. Böyle olsaydı derler, kıskanıyorum derler, seviyorum derler onları yontmaya başlar ortaya bambaşka birini getirirler. Sonra değiştirdikleri kadını dışarda aralar. Kitaptan bir alıntı ile;

    __“Hiç bırakmayacak beni. Nasıl benziyorlar. Ne hakkı var Günsel'e bu kadar benzemeye? “

    Oysa gerçek sevginin temel özelliği kişiyi olduğu gibi, neredeyse, o haliyle kabul etmesidir. O nedenle sevginin temelinde kişinin özüne koşulsuz saygı vardır.

    Dostoyevski’nin dediği gibi: İnsan, gelip geçici hevesleri olan, tutarsız bir varlıktır ve tıpkı satranç oyuncuları gibi hedefe ulaşmayı değil de hedefe giden yolları daha çok sever. Çünkü heveslerini aldıklarında hedefe giden yol uzun geldi bahanesiyle pes etmek daha kolaydır. Çünkü bu heveslerine uyan kadın geleceğini erkeğin eline bırakır. Ve hiçbir kadın geleceğini bir adamın vicdanına, aşkına, günün sonunda aklının karışmasına bırakmamalıdır. Kadın kendinden verdiği her ödünde eşiyle arasındaki heyecanı bitirir. Nermin için bunları söylemek yeterli olacaktır. Nermin nezdinde kadınlara yönelik;

    Kamu spotu değerindedir.

    Mükemmel kadın olmayın.
    İyi bir eş, anne, dişi, seksi, ev hanımı, iş kadını,
    dost, evlat, sevgili ve
    daha birçok şey olan mükemmel kadın,
    neden mutsuz olur..… .
    Çünkü bu kadınlar başkaları için yaşarlar..
    Bir ilişkide kadın, eşinin hayatını gereğinden fazla kolaylaştırdığında,
    iyi bir iş yapmış olmaz.
    Her sorunu çözebilen, sorumlulukları üstünde taşıyan,
    düzeni koruyan ve bunun için insanüstü çaba gösteren kadın,
    karşısındaki erkeğin genetiğini bozar.
    İnsan doğası almaya, tüketmeye eğilimlidir ve rahata çabuk alışır
    Mükemmel kadın,
    her konuda başarılı olduğundan,
    karşısındakine yapacak bir şey bırakmaz.
    Armut piş, ağzıma düş..
    İlişkiler, paylaşım olmadan büyümez..
    Kadın ve erkeğin gelişimi, yaşamın getirdiği sorumluluklar,
    dersler ve çaba ile doğru orantılıdır.
    Çocuğunun okul ödevlerini kendisi yapan bir anne,
    evladının öğrenmesini ve yeteneklerini geliştirmesini engellediğinin farkında değildir.
    Aynı durum ilişkilerde de geçerlidir.
    Eşinin işlerini üstlenen,
    yapması gerekenleri onun yerine yapan,
    beceremediklerini bir şekilde halleden mükemmel kadın,
    mutsuz olmaya mahkumdur.
    İşin garip tarafı,
    bu yapıdaki kadınların ilişkileri,
    genellikle hayal kırıklığı ile biter.
    En çok aldatılan, terk edilen kadınlar,
    kusursuz kadınlardır.
    Neden aldatıldıklarını anlayamazlar.
    Üstelik, eşlerinin seçtikleri kadınlar,
    kendilerinden çok daha vasıfsız olanlardır.
    “Benim neyim eksikti”
    Bu cümlenin cevabı havada kalacaktır,
    hatta şok etkisi bile yaratabilir ama eksik olan kusurdur.
    İlişkiler paylaşım üzerine kuruludur.
    Mükemmel kadın, eşinin yapacaklarını üstüne aldığında, zaferlerini de elinden almış olur. ,
    Çaba göstermek uğraşmak için ortada sebep bırakmaz.
    Heyecanı, hevesi kalmayan bir eş,
    doğal olarak gidip, kendini göstereceği,
    yaratacağı başka ortamlar arar.
    Çevrenizdeki insanları bir düşünün.
    İçlerinde, mükemmel olduğuna inandığınız ama hala neden evlenemediğini ya da mutsuz bir ilişkisi olduğunu anlayamadığınız kişiler yok m…
    Dışarıdan bakıp, dört dörtlük kadın dediklerinizle birlikte yaşadığınızı hayal edin.
    Hazır bir hayat.
    İlk başlarda çok keyifli gelse de, zaman içinde son derece sıkıcı,
    tek düze ve boş bir yaşam şeklini alır.
    İnsani egonuz zarar görür..
    Mükemmellik, kendinden vazgeçmek demektir.
    Sürekli başkaları için yaşamak,onların ihtiyaçlarını gidermek,
    onların sevdiklerini seçmek ve hazırlamak,
    hep başkalarını düşünmek, mükemmel kadını kişiliksiz kılar.
    Kendi hayatından vazgeçmek, saçının her telini süpürge etmek,
    gereksiz özveri ve fedakarlık göstermek,
    karşı taraftan alkış ve takdir almaz.
    Düzenli olarak bunlar yapıldığı için,
    görevmiş gibi algılanır ve kıymeti bilinmez.
    Kusursuz ve mükemmel olmak, sadece zarar verir.
    Eşini, çocuğunu, kendini hatta dostlarını bile zor bir psikolojik sürece sokar.
    İlişkiler paylaştıkça değer kazanır ve keyif verir.
    Mükemmel kadın mutlu olamaz.
    Başkalarının hayatını düzenlerken, kendine ait bir yaşamı unutur.
    İnsan dediğin kusurlu olur. Hataları, yanlışları ile var olur.
    Mükemmellik, insana ait değildir.
    Kusursuz veya mükemmel kadın olmayın..
    Bu sizi ancak, ruhsal köle ve yaşam hizmetçisi yapar.



    Diğer kadın; Günsel. Üniversitede tez yapıyor. Okul bitmiş iş arıyor. Siyasi olaylarla yakından ilgili gözü pek, korkusuz, heyecanlı gencecik bir kız. Tesadüfler onun yolunu Kenan’la buluşturuyor. Kenan ile arasında kontrolsüz bir ilişki başlıyor. İki karakter birbirine zıt. Çünkü fiilde Kenan’ın siyasi pek bir durumu yok. Hatta geçmişinde Günsel’i uzaklaştıracak bir durum var. Kenan, Günsel’i Nermin’le sık sık kıyaslıyor, benzerlik buluyor, aklının buğulandığı analar da çelişkiler yaşıyor. Günsel, Kenan’ın geçmişiyle bağını kuran köprü oluyor. Kenan, Günsel’in çevresiyle arasında bağlar kurmayı seviyor. Kaybettiklerini hatırlıyor. Diğer yandan Nermin’in ona sağladığı rahatlığı bulmaması Kenan’ı sorumluluk sahibi olmaya itiyor. Günsel de tatlı, sert, gizli bir maceranın karmaşık zamanlarında sığındığı limanı yapıyor, Kenan’ı. Şiir ruhlu, hırçın, gözde olmaya çalışmayan sade bir kız ve içinde bulunduğu aşk-ı devrim, vatan-ı devrim arasında yaşaya, monologlarında kendiyle çelişen, tartışan ikinci kadının hikayesi oluyor.


    Kenan. Asıl mesleği öğretmenlik. Yaşadığı siyasi bir olay sonuncunda işine son verilmiş. Eşinin destekleri ile kitapçı olmuş. Yaşadığı olağanüstü bir gece kendi halinde yaşayan Kenan’ı bambaşka bir adama çevirmiştir. Artık duyguları için yaşayan bir adamdır. Hesapsız yaşama arzusu taşıyan avare bir adam. Kilit isimdir. Kendiyle konuşmaları, yaptıkları bir dönemi ve insan ruhunu iyi yansıtır. Günsel ile hep yakın olmak istemesi ruhsal durumunu en iyi anlatan noktalar oluyor.

    “Ben seninle çay içmek istiyorum.
    Seni duymak,
    Seni görmek,
    Seni bilmek,
    Seni yanımda hissetmek istiyorum.”

    Aşkın doruklarında yaşayan Kenan’ın bu hali olağanüstü darbe öncesi bitiyor. Birçok yerde Nermin ve Günseli karşılaştırması Kenan'ın eşine benzeyen birini seçmesi pişmanlıklarının yansıması oluyor. Bir tür bocalama bazen günah çıkarma boyutuna geliyor. Değiştirdiği kadını kendinden çok uzak bir yere koyarken yine aslında ona gidiyor. Psikolojik bir eser ile karşı karşıyayız. Bu salonumuzda oturan bir karaktere o kadar yakın ki kendimizden parçalar bulduğumuz bir eser oluyor.

    Vedat Türkali insanı doğal haliyle anlatan güçlü bir kalem. Var olan tüm halleriyle anlatıyor olayları. Türk Edeb. İlk 20’de olacak bir eser. Toplumu kendi insanının ağzından anlatması, olaylara canlılık katan anlatımı zihinde sahne oluşturma gücü ile sinema havası yaratıyor. Senaryolaştırmaya çok müsait olan bu eserin filminin çekilmesi de düşünülmektedir. Umarın eser hak ettiği değeri bulur ve daha çok kişi tarafından okunur.

    Keyifli okumalar!
  • 560 syf.
    ·10/10
    Şu an bu incelemeyi yazarken ne kadar zorlandığımı kimse anlayamaz sanırım. Bundan yaklaşık beş sene önce Wattpad'i ilk defa duyduğum zamanlarda siteye girip üye olmuştum ve Kiraz Mevsimi isimli bir hikayeyle karşılaşmıştım. O zamanlar bitmiş hikayelerin bile 2-3 milyon okunması büyük olaydı çünkü daha yeni yeni yayın evleri işin içine karışmıştı. O zamanlar henüz tamamlanmamasına rağmen Kiraz Mevsimi'nin 30 milyon üzerinde okunması vardı ve giderek artıyordu. Kitap bitmeden önce basılacağına emin olduğumdan yarım kalmasın diye okumayı reddettim uzun bir süre ve satın alıp okurum diye düşündüm. Tabii o gün bir türlü gelmeyince ve sabırsızlıktan öleceğimi fark edince Wattpad'in altını üstüne getirdim ama kitabı bulamadım. Çünkü adı Benimle Yan olarak değiştirilmişti ve 60 milyonun üzerinde okunması vardı. (Şu an ise 146 milyonun üzerinde okunmayla Wattpad Türkiye'nin en çok okunan kitabı.) Heyecanla kitabı milyonlarca kez okurken benim yaşlarımda bir genç kızın bu kadar iyi bir mizah anlayışına sahip olması ve bunu başkaları üzerinden bu kadar iyi yansıtabilmesine hayran oldum hala da çevredeki tek Grinch ben olduğumdan hayran kalmaya devam ediyorum.

    Benimle Yan, ya da Kiraz Mevsimi, hayatımı kurtardı diyebilirim. Tek bir bölümü ile bile beni kahkahalarla güldüren başka bir kitap okumadım bu güne kadar ve okuyabileceğimi de zannetmiyorum. Tabii Beyza Özaydın daha komiğini yazmazsa. Gerçekten bu kitap olmasaydı lisede hayatta kalamazdım sanırım ve son dört-beş yılda okuduklarıma eklediğim kitapların sayısı da bu kadar büyük olmazdı muhtemelen. Oda arkadaşlarım, öğretmenler ve öğrencilerden gördüğüm zorbalıklara rağmen akıl sağlıma hala sahipsem bu Benimle Yan sayesinde oldu ve ne kadar büyük kusurları olursa olsun bu kitap her zaman gözümde en kusursuz olan kitap olarak kalmaya devam edecek bu nedenle.

    Yazar her ne kadar kitabı ilk yazdığında çok genç olduğundan dolayı kitap olarak çıkarmayı reddettiğini söylese de bir gün kitabı ellerime alıp okuyacağımı biliyordum ve beş yıl gecikmeli de olsa sayfalarını çevire çevire, altlarını çize çize okumak çok iyi geldi. En güzel yerinde kesilmiş ama ikinci kitap ne zaman çıkarsa çıksın onu da aynı heyecanla sanki hiç okumamışım gibi okuyacağım. Umarım Beyza Özaydın bunun gibi güzel hikayeler yazmaya devam eder, çünkü ben kesinlikle yazdıklarını okumaya devam edeceğim.

    Bu kadar kitabın benim için öneminden bahsettim ama biraz da tabii ki gördüğüm kusurlara değinmek istiyorum. Daha sonrasında bol bol sevdiğim yerlerden de bahsedeceğim.

    Kitapta Selin'in babasının hastanede olduğu öğrenilen bölümde Selin'in daha önce geçirdiği kazadan bahsediliyor. Wattpad'deyken Masal'ın Selin hakkında bilgi topladığı bölümler vardı ancak kitaba eklenmemiş bu bölümler. Bu nedenle Selin karakteri biraz içi boş kaldı kitap boyunca. Bu kitap için pek sorun olmasa da gelecek kitaptaki önemi göz önünde bulundurulursa biraz sorun çıkacakmış gibi geliyor. Aynı zamanda bu Egemen'le ilgili de geçerli. Masal'ın ortadan kaybolduğu bölümlerin Masal'ın ağzından olduğu kısımlar da vardı yine Wattpad'de ve kitapta sadece Ayaz'ın ağzından olan kısımlar eklenmişti. Egemen'in sonraki kitaptaki önemi ve Masal'ın Ayaz'a tepkileri ile ilgili oldukça önemli bölümlerdi. Umarım diğer kitapta bu boşluklar doldurulur. Ayrıca bu kitapta da Wattpad'de de Ayaz'ın ölen kardeşi, Anıl'ın deyimiyle İrem bacı ve Atalay'ın atılanların atıldığı okuldan atılması ile ilgili hiçbir şey anlatılmamıştı. Umarım ikinci kitapta bu boşlukların hepsi dolar ve beş yıllık merakım son bulur.

    Kitapta yapılan en sevdiğim değişiklerden biri Anıl'ın çok daha önce kurguya eklenmesi oldu. Belki gıybet çıkar diye cebinde çekirdek taşıyan bir kanki tabii ki de bu kitapta bolca yer almalıydı. Ayrıca Alev'in tatil bölümlerinde çok bulunmamasını sevdim, karakterin geleceğini düşündüğümde böyle olması çok daha mantıklı. Ama tatil bölümleri bu nedenle oldukça kısalmış ve bunun kurgu açısından kötü olduğunu düşünüyorum, başka bir şeylerle doldurulmuş olsaydı keşke o kısımlar çünkü Ayaz olması gerekenden çok daha kısa sürede yola gelmiş oldu bu yüzden.

    Ayrıca yazarın bazı komik olmak yerine kırıcı olan esprileri de çıkarmasına memnun oldum. Kitaba yakışmıyordu. Kitapta yine de bolca küfür ve argo olduğunu da belirtmeliyim ancak. Kurguda bu tarz ifadelerden hoşlanmıyorsanız kitaptan uzak durmanızı tavsiye ederim.

    Başka nelerden bahsedebilirim diye düşünürken yine Masal'ın ortadan kaybolduğu anlardan sonrası aklıma düştü. Olayı çok çabuk es geçti yazar, sonraki bölümlerde Masal'ın o korkusundan bahsedilmeliydi. O kadar çabuk unutulmamalıydı. Ayrıca Hande'den de sürekli en yakın dost diye bahsedilmesine rağmen kendisine kitapta pek rastlanmaması mantıksızdı. Umarım ikinci kitapta bol bol Hande'li kısımlar olur.

    Ama her şeye rağmen benim için oldukça eğlenceli ve güzel bir okuma oldu. Yeniden ergenlik zamanlarıma dönüş yapmış oldum ve ne kadar uzun zamandır Damon hakkında bir şey duymamış ya da flappy bird oynamamış olduğumu fark ettim. Bolca nostalji yaptım yani okurken, oldukça eğlenerek.

    Kapaktaki illüstrasyona bayıldığımı belirtmeliyim ayrıca, turuncu bir şeyler görmeyi beklesem de harika olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Aklıma Ayaz'ın Wattpad'deki bölümlerde söylediği "Aşkımızı anlatan bir kitap yazmaya kalkışsam kesinlikle her sayfa otuz birinci sayfa olurdu, cildi turuncu renkte olurdu ve her cümlenin sonunda 'öpüşelim' yazardı. Ayrıca muhtemelen cümlenin tek kısmı sonu olurdu." kısmı geldi. İkinci kitapta yanına hediye olarak böyle küçük bir kitapçık yapsalar poster yerine çok daha güzel olur diye düşünüyorum. Umarım bu tarz bir şey yaparlar.

    İkinci kitapla ilgili son birkaç şey söyleyerek incelemeyi bitireceğim çünkü yazmak istediğimden çok daha uzun bir inceleme oldu.

    Kitap 2013'te yazılmaya başlandığı için o zaman popüler olan şimdi popülaritesi çoktan geçmiş olan pek çok şeyden bahsediyor. Yazarın fazladan özel bölümler ekleyeceğini de biliyorum ikinci kitaba. Umarım bu özel bölümleri eklerken aslında hikayede bir ay geçmiş olmasına rağmen 5-6 yıl sonrası ile ilgili şeyler eklemez. Ama eklese bile yine gülerek ve eğlenerek okuyacağıma eminim. Çünkü beş yıl sonra hayallerim gerçekleşerek elime alıp okuma imkanı bulabildim Benimle Yan'ı sonunda. Kurguda argodan ve küfürden rahatsız olmuyorsanız ve hızlı bir şekilde okunan oldukça eğlenceli ve badboy'u olmayan bir gençlik kitabı arıyorsanız Benimle Yan'ı okumanızı tavsiye ederim.
  • Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

    1. Sâd.(1) O şanlı, şerefli Kur’an’a andolsun (ki o, Allah sözüdür).

    (1) Bu harf ile ilgili olarak Bakara sûresinin birinci âyetinin dipnotuna bakınız.

    2. Fakat inkâr edenler bir büyüklenme ve ayrılık içindedirler.

    3. Biz onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Onlar da feryat ettiler, ama artık kurtuluş zamanı değildi.

    4. Kâfirler, kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaştılar ve şöyle dediler: “Bu, yalancı bir sihirbazdır.”

    5. “İlâhları bir tek ilâh mı yaptı? Gerçekten bu çok tuhaf bir şey!”

    6,7,8. İçlerinden ileri gelenler, “Gidin, ilâhlarınıza tapmaya devam edin. İşte bu istenen şeydir. Biz bunu son dinde (en son dinî inanışlarda) duymadık. Bu ancak bir uydurmadır. O zikir (Kur’an) içimizden ona mı indirildi?” diyerek kalkıp gittiler. Hayır, onlar benim Zikrimden (Kur’an’dan) şüphe içindedirler. Hayır, henüz azabımı tatmadılar.

    9. Yoksa mutlak güç sahibi ve çok bağışlayan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mıdır?

    10. Yoksa göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin hükümranlığı onların mıdır? Öyle ise sebeplere yapışarak yükselsinler (bakalım!)

    11. Onlar, çeşitli gruplardan oluşmuş ve şuracıkta bozguna uğrayacak derme çatma bir ordudur.

    12,13. Onlardan önce de Nûh kavmi, Âd kavmi, kazıklar sahibi(2) Firavun, Semûd kavmi, Lût kavmi ve Eyke halkı da Peygamberleri yalanlamışlardı. İşte onlar da (böyle) gruplardı.

    (2) "Kazıklar sahibi” ifadesi için Fecr sûresinin 10.âyetinin dipnotuna bakınız.

    14. (O grupların) her biri peygamberleri yalanladı da onları cezalandırmam hak oldu.

    15. Bunlar da (müşrikler de) ancak (vakti gelince) asla geri kalmayacak korkunç bir ses bekliyorlar.

    16. Müşrikler (alay ederek) şöyle dediler: “Ey Rabbimiz! Hesap gününden önce payımızı hemen ver!”

    17. Ey Muhammed! Onların söylediklerine karşı sabret. Güçlü kulumuz Dâvûd’u hatırla. O, Allah’a çok yönelen bir kimse idi.

    18,19. Kendisiyle birlikte tesbih etsinler diye biz, dağları ve toplanıp gelen kuşları Dâvûd’un emrine verdik. Onların her biri Allah’a yönelmişlerdi.

    20. Biz Davud’un mülkünü güçlendirdik, ona hikmet ve hakla batılı ayıran söz (hüküm verme) yeteneği verdik.

    21. Sana davacıların haberi geldi mi? Hani onlar duvarı aşarak mabede girmişlerdi.

    22. Hani Dâvûd’un yanına girmişlerdi de Dâvûd onlardan korkmuştu. Onlar, “Korkma! Biz, iki davacı grubuz. Birimiz diğerine haksızlık etmiştir. Aramızda adaletle hükmet. Zulmetme ve bizi hak yola ilet” dediler.

    23. İçlerinden biri şöyle dedi: “Bu benim kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu var. Benim ise bir tek koyunum var. Böyle iken ‘Onu da bana ver’ dedi ve tartışmada beni bastırdı.”

    24. Davud dedi ki: “Andolsun, senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemek suretiyle sana zulmetmiştir. Esasen ortakların pek çoğu birbirine haksızlık eder. Ancak iman edip salih ameller işleyenler başka. Onlar da pek azdır.” Dâvûd, bizim kendisini imtihan ettiğimizi anladı. Derken Rabbinden bağışlama diledi, eğilerek secdeye kapandı ve Allah’a yöneldi.

    25. Biz de bunu ona bağışladık. Şüphesiz katımızda onun için bir yakınlık ve dönüp geleceği güzel bir yer vardır.

    26. Ona dedik ki: “Ey Dâvûd! Gerçekten biz seni yeryüzünde halife yaptık. İnsanlar arasında hak ile hüküm ver. Nefis arzusuna uyma, yoksa seni Allah’ın yolundan saptırır. Allah’ın yolundan sapanlar için hesap gününü unutmaları sebebiyle şiddetli bir azap vardır.”

    27. Biz göğü, yeri ve ikisi arasındakileri boş yere yaratmadık. Bu (yaratılanların boş yere yaratıldığı iddiası) inkâr edenlerin zannıdır. Cehennem ateşinden dolayı vay inkâr edenlerin hâline!

    28. Yoksa biz iman edip salih ameller işleyenleri, yeryüzünde fesat çıkaranlar gibi mi tutacağız? Yoksa Allah’a karşı gelmekten sakınanları yoldan çıkan arsızlar gibi mi tutacağız?

    29. Bu Kur’an, âyetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.

    30. Dâvûd’a Süleyman’ı bağışladık. O ne güzel kuldu! Şüphesiz o, Allah’a çok yönelen bir kimse idi.

    31. Hani ona akşamüstü bir ayağını tırnağı üstüne dikip üç ayağının üzerinde duran çalımlı ve soylu atlar sunulmuştu.

    32,33. Süleyman, “Gerçekten ben malı, Rabbimi anmamı sağladığından dolayı çok severim” dedi. Nihayet gözden kaybolup gittikleri zaman(3), “Onları bana geri getirin” dedi. (Atlar gelince de) bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı.

    (3) Bu âyetin bu kısmı, “Nihayet güneş perde arkasına çekilince (batınca)” şeklinde de tercüme edilebilir.

    34. Andolsun, biz Süleyman’ı imtihan ettik. Tahtının üstüne bir ceset bıraktık.(4) Sonra tövbe edip bize yöneldi.

    (4) Tefsir bilginlerine göre, âyette sözü edilen ceset, mecazî olarak; bir ara fizikî gücünü ya da siyasal otoritesini kaybeden Süleyman peygamberi temsil etmektedir.

    35. Süleyman, “Ey Rabbim! Beni bağışla. Bana, benden sonra kimseye lâyık olmayacak bir mülk (hükümranlık) bahşet! Şüphesiz sen çok bahşedicisin!” dedi.

    36. Biz de rüzgârı onun buyruğuna verdik. Rüzgâr, onun emriyle dilediği yere hafif hafif eserdi.

    37,38. Bina ustası olan ve dalgıçlık yapan her bir şeytanı, bukağılara bağlı olarak diğerlerini de, onun emrine verdik.

    39. “İşte bu bizim ihsanımızdır. Artık sen de (istediğine) hesapsızca ver yahut verme” dedik.

    40. Şüphesiz katımızda onun için bir yakınlık ve dönüp geleceği güzel bir yer vardır.

    41. (Ey Muhammed!) Kulumuz Eyyûb’u da an. Hani o, Rabbine, “Şeytan bana bir yorgunluk ve azap dokundurdu” diye seslenmişti.

    42. Biz de ona, “Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içecek soğuk bir su” dedik.

    43. Biz ona tarafımızdan bir rahmet ve akıl sahiplerine bir öğüt olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir o kadarını bahşettik.

    44. Şöyle dedik: “Eline bir demet sap al ve onunla vur, yeminini bozma.”(5) Gerçekten biz Eyyûb’u sabreden bir kimse olarak bulduk. O ne güzel bir kuldu! O, Allah’a çok yönelen bir kimse idi.

    (5) Tefsir kaynaklarında ifade edildiğine göre, Eyyûb peygamber bir olay üzerine karısına yüz sopa vuracağına yemin etmiş, kendisine has bir ruhsat olmak üzere de âyetteki çözüm kendisine öğretilmişti.

    45. (Ey Muhammed!) Güçlü ve basiretli kullarımız İbrahim’i, İshak’ı ve Yakub’u da an.

    46. Şüphesiz biz onları, ahiret yurdunu düşünme özelliği ile (temizleyip) ihlâslı kimseler kıldık.

    47. Şüphesiz onlar, bizim katımızda hayırlı, seçkin kimselerdendir.

    48. (Ey Muhammed!) İsmail, el-Yesa’ ve Zülkifl’i de an. Onların her biri iyi kimselerdi.

    49,50. Bu bir öğüttür. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için elbette güzel bir dönüş yeri, kapıları kendilerine açılmış olarak Adn cennetleri vardır.

    51. Onlar orada koltuklara yaslanmış olarak pek çok meyveler ve içecekler isterler.

    52. Yanlarında gözlerini kendilerinden ayırmayan yaşıt eşler vardır.

    53. İşte bunlar, hesap günü için size vaad edilenlerdir.

    54. İşte bu bizim verdiğimiz rızıktır. Ona asla tükenme yoktur.

    55,56. İşte böyle! Şüphesiz azgınlar için elbette kötü bir dönüş yeri, cehennem vardır. Onlar oraya girerler. Orası ne kötü bir yataktır!

    57. İşte (azap), onu tatsınlar: Bir kaynar su ve bir irin.

    58. O azaba benzer çeşit çeşit başka azaplar da vardır.

    59. (Kendi aralarında şöyle derler:) “İşte sizinle beraber cehenneme tıkılacak bir grup. Onlara rahat ve huzur olmasın! Şüphesiz onlar cehenneme gireceklerdir.”

    60. O grup da, “Hayır, size rahat ve huzur olmasın. Bu cehennemi bizim önümüze siz sürdünüz. Orası ne kötü durak yeridir!” der.

    61. Şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Bunu bizim önümüze kim sürdüyse, cehennemde onun azabını bir kat daha artır.”

    62. Yine şöyle derler: “Dünyada kendilerini kötü saydığımız adamları acaba neden göremiyoruz?”

    63. “(Cehennemlik değillerdi de) biz onları alaya mı almış olduk, yoksa (buradalar da) gözlerimizden mi kaçtılar?”

    64. Şüphesiz bu, cehennemliklerin birbirleriyle çekişmesi kesin bir gerçektir.

    65. (Ey Muhammed!) De ki: “Ben ancak bir uyarıcıyım. Her şey üzerinde mutlak otorite sahibi olan bir Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.”

    66. “O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.”

    67. De ki: “Bu Kur’an, büyük bir haberdir.”

    68. “Siz ise ondan yüz çeviriyorsunuz.”

    69. “Aralarında tartıştıkları sırada, yüce topluluğa (ileri gelen melekler topluluğuna) dair benim hiçbir bilgim yoktu.”

    70. “Bana ancak, benim sadece bir uyarıcı olduğum vahyediliyor.”

    71. Hani, Rabbin meleklere şöyle demişti: “Muhakkak ben çamurdan bir insan yaratacağım.”

    72. “Onu şekillendirip içine ruhumdan üflediğim zaman onun için saygı ile eğilin.”

    73. Derken bütün melekler topluca saygı ile eğildiler.

    74. Ancak İblis eğilmedi. O büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu.

    75. Allah, “Ey İblis! Ellerimle yarattığıma saygı ile eğilmekten seni ne alıkoydu? Büyüklük mü tasladın, yoksa üstünlerden mi oldun?” dedi.

    76. İblis, “Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın” dedi.

    77. Allah, şöyle dedi: “Öyle ise çık oradan (cennetten), çünkü sen kovuldun.”

    78. “Şüphesiz benim lânetim hesap ve ceza gününe kadar senin üzerinedir.”

    79. İblis, “Ey Rabbim! Öyle ise bana insanların diriltilecekleri güne kadar mühlet ver” dedi.

    80,81. Allah, şöyle dedi: “Sen o bilinen vakte (kıyamet gününe) kadar mühlet verilenlerdensin.”

    82,83. İblis, “Senin şerefine andolsun ki, içlerinden ihlâslı kulların hariç, elbette onların hepsini azdıracağım” dedi.

    84. Allah, şöyle dedi: “İşte bu gerçektir. Ben de gerçeği söylüyorum:”

    85. “Andolsun, cehennemi seninle ve onlardan sana uyanların hepsiyle dolduracağım.”

    86. (Ey Muhammed!) De ki: “Bundan (tebliğ görevinden) dolayı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Ben kendiliğinden yükümlülük altına girenlerden değilim.”

    87. “Bu Kur’an, âlemler için ancak bir öğüttür.”

    88. “Onun haberlerinin doğruluğunu bir süre sonra mutlaka öğreneceksiniz.”
  • KUDÜS okumaları yapıyorum kendi kendimle. Okuduğum kitapları da emanet aldım bir kardeşimden.

    Kitap okumayı çok seviyorum ama hafızam malesef berbat, o yüzden kendime bir mescid-i Aksa defteri hazırladım okuduğum şu emanet kitapları ona özet geçiyorum. Burda simdiye kadar okuduğum kitaplar hakkında ufak bi yorumlama yapayım..


    🍁Her Müslümanın ortak davası Kudüs/ Yusuf el karadavi.

    Anlam veremediğim şekilde kafamı kurcalayan bir kitap oldu. Tevrat'tan alıntıların fazlalığı beni çok yordu. Ama sonrasında gelen düşmanımızı Tanıdık mı ? Kısmı ile bi titreyip kendime geldim. Çünkü benim zar zor bian önce bitsin istediğim yerler düşmanımızı tanımak için gerekliydi. Onlar bizim dinimizi araştırırken, kuran üzerine araştırmalar yaparken, hatta Gazali Enstitüleri kurarken biz onlar hakkında hiçbir şey bilmiyorduk.😔 


    🍁 Kudüs tarihi.

    Adı üstüne bir kitap.

    Benim gibi hafızanıza güvenmiyorsanız; ya kitabı okuyacaksınız ya da bir deftere not alacaksınız,yoksa akılda tutmak mümkün değil.


    🍁100 soruda Kudüs.

    Yazar 100 soru sormuş ve cevabını vermiş. Benim sevmediğim nokta cevaplar net değildi. Bazen cümleleri çok fazla dolandırmış. O yüzden not alırken biraz zorlandım açıkçası. Ama öncesinde Kudüs Tarihi kitabını okumak iyi bir başlangıçtı ve bu kitabı okurken faydalı oldu.


    🍁 Ey Kudüs

    Mehmet Deveci

    Yazarın Kudüs'e yaptığı ziyaret sonrasında kaleme aldığı denemelere yer verdiği bir kitap. Kitabı okurken kendinizi Kudüs'te hissetmemek, ağlamamak elde değil.. Bu kitabı alıp mutlaka kitaplığıma koyacağım inşallah…



    🍁Kudüs davamız,

    Kitap bize farkındalık ve neden Kudüs'ü bu kadar savunmamız gerektiğini hatırlatacak bir kitap.

    Bu da Kudüs tarihi gibi tarih ve olaylara çok fazla yer veren bir kitap (O yüzden bunu da almakta yada not alarak okumakta fayda var)

    Yazarın en sonunda Kudüs için tekliflerimiz kısmı çok güzel… 

    Şöyle ki;

    -asla Kudüs'ten vazgeçmeyin!

    - işgalin meşru ulaştırılmasına izin vermeyin!

    - Kudüs için geceler düzenleyin!

    -Posterler çoğaltıp ücretli-ücretsiz dağıtın!

    -Mescidi Aksa şiir-makale yarışmaları düzenleyin!

    -Mescidi Aksa ve Kudüs ile ilgili fotoğraf sergileri yapın!

    -paneller konferanslar tertip edin!

    - TV radyo yayınları özel programlar yapın!

    -Kudüs broşürleri yapın ücretsiz dağıtın!

    -Cuma hutbeleri ve vaazlarda Kudüs ve Mescidi Aksa'ya mutlaka yer verin!

    -Kudüs'ün siyasi bir dava değil inanç davası olduğunu bilin, bildirin!

    -Yahudiler Müslümanların sessizliğinden cesaret almaktadır,unutmayın!

    -üstünüzdeki ölü toprağını atın,sesinizi yükseltin!

    -Kudüs'ü savunmak bizim bir inanç gerekliliğimizdir, unutmayın!

    - Kudüs Allah'ın kitabında yer alan bir ayettir, onun hakkındaki kusur Allah'ın kitabına kusurdur..

    -Kudüs bizim için tarih ve imandır...



    🍁Kudüs yazıları Taha Kılınç..


    Bu kitabı da kesinlikle çok sevdim. Hatta ilk okuduğum Yusuf El karadavi'nin her Müslümanın ortak davası Kudüs kitabında anlam veremediğim ve kafamı kurcalayan çok fazla detaylar olmuştu.Bu kitabı okuduktan sonra o detaylar yerini buldu ve kafamda Yusuf El karadavi hakkında net olmasa da bir şeyler oturmaya başladı.


    Taha Kılınç kitabın başında diyor ki;

    -teker teker hepimiz Kudüs'ü öğrenmeliyiz!

    -Kudüs dönemsel ve Konjonktürel heyecanlara kurban edilmeyecek kadar önemli ve özel bir şehirdir!

    -sadece saldırı ve işgali hatırlayıp, diğer zamanlarda unutmak Müslümanlara yakışmaz!

    -Kudüs hakkında ne kadar çok bilgi edilirsek temellendirirsek, Kudüs'ün bizden uzaklaşmamasını da o kadar garanti altına almış oluruz..!

    Kitapda daha önce yayınlanmış 34 Metin'e yer veriyor. Bilgi amaçlı güzel metinler.

    Kitabın sonunda "çıkış nerede?" kısmı bize neden Kudüs'ü savunmamız,neden Kudüs'ü bilmemiz, neden Kudüs hakkında konuşmalar yapmamız gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor ve diyor ki;


    -öncelikle problemi oluşturan (doğuran) sebeplere kafa yormalıyız. Yoksa kısır döngüye gireriz!

    - ihmal ve tembelliğimize son vermeliyiz!

    - slogan atıp, hayal kurmaktan öteye gitmeliyiz!

    - tutarlı, kararlı, ahlaklı, donanımlı, cesaretli olmalıyız!

    -'ne şartlarda ve neye mal olursa olsun başarmak' saplantısından kurtulmalıyız!

    -çalışmaya devam etmeli, aceleye kapılmadan gayreti elden bırakmamalıyız!

    -sonrasında Kudüs emanetinin bize verildiğinde hakkını verip veremeyeceğimizi oturup düşünmeliyiz!

    -İslam toplumu olarak Kudüs emanetini yüklenmeye hazır hale gelmeliyiz!

    - nasıl ki Selahattin Eyyubi Kudüs'ü fethetmeden önceki ilk 20 yılında Müslümanlar arasındaki ihtilafların çözümü ile uğraşmışsa; Biz de onun yöntemi ile devam etmeliyiz!!!


    Vee kitabin sonundaki son cümle muhteşem;

     TARİHİ OKUMAK ÖZELLİKLE KRİZ DÖNEMLERİNDE HEM UFUK AÇIYOR HEM DE GEÇMİŞ TECRÜBELER IŞIĞINDA YENİ AÇILIMLAR GELİŞTİRMEYE YARIYOR….

     KEŞKE DAHA FAZLA OKUSAK….


    🍁Arzın kapısı Kudüs,Mescidi Aksa Talha Uğurluel

    Söylediğim gibi kitaplar bana emanet. O yüzden bir deftere not alarak okumaya gayret ediyorum.

    Yalnız bu kitapta şöyle bir şey oldu kitabın 20. sayfalarına kadar okuyunca baktım o kadar çok şey not alacağım ki bu kitap kesinlikle benim kitaplığımda olmalı, altını çize çize yanlarına notlar ala ala okumam lazım dediğim bir kitap oldu.

     O yüzden bunu yorumlama yapmayacaksın daha sonra kitabı alıp altını çize çize okuyacağım inşallah...