• I
    Bir kaçağım ben.
    Doğduğum günden başlayıp
    el etek çektim kendimden,
    kıldım beni bana dönek.

    Gerekliyken yorgun düşmek
    aynı yerde olmaktan
    neden yorgun düşmemek
    kendine eşit olmaktan?

    Ruhum bende kendini arar
    uzaklarda gezerim,
    Tanrı yardımcım olsun
    ruhum beni asla bulamasın.

    Kafeste yaşamaktır biricik olmak,
    ben olmaksa hiç olmamak.
    Kaçarak yaşayacağım hep -
    İyi ya da kötü böyleyim çünkü ben.

    II
    Sayısız insan yaşar içimizde,
    hissetsem de düşünsem de bilemem
    kim düşünür içimde kim hisseder.
    Düşünceler ya da hisler için
    yalnızca sahneyim ben.

    Ruhsa, birden fazla var bende.
    B e n' se benden daha fazlası.
    Herkes kayıtsız oysa
    yaşadığım hayata:
    Susturuyorum onları,
    kendim konuşurken.

    Hislerim, hissetmediklerim -
    onlardan doğup da birbiriyle
    çelişenler. Farkına varmıyorum
    hiçbir şeyin - yalnızca yaşıyorum ben,
    olmak istediğime kimsenin bir sözü yok.

    Fernando PESSOA
  • Açıklama: Esma-ül Hüsna ile duaya başlayacağınız zaman önce 99 ismi şerifi okuyunuz sonra 100 istiğfar ve 100 salatü selam getiriniz. Bir Fatiha, üç ihlas, bir Felak, bir Nas süresi okuyup sevabını önce Efendimiz Hz.Muhammed'e (aleyhisselam) sonra diğer peygamberlere sonra Ashab-Kiram’a ehli beyte sahabelere müctehid imamlarının ruhlarına yollar isek daha makbul olur biiznillah.

    Hangi ismi şerifi okuyacaksanız ismin başına “ya” kelimesi getiriniz.
    Mesela: Errahman ismi şerifini – ya Rahim şeklinde tesbih ediniz. Burada yazılan
    ismi şerif ve dualar Kenzul ulumi-l mehki kitabından alınmıştır.

    Hangi tesbihe başladıysanız o ismi şerifi 99 gün çekmeye gayret ediniz. Biiznillah
    istek ve hacetleriniz kısa zamanda gerçekleşir. Dualar Allah’a edilir, duaları Allah kabul eder. Bize düşen sebat ve gayrettir. Tevfik Allah’tandır.
    ” Allah’ın güzel isimleri vardır,
    Onunla kendisine dua ediniz.”
    (Araf 173)

    İSMİ CELİL ANLAMI TESBİH ADEDİ TESBİH NİYETİ

    Er- RAHMÂN Bütün Yaratılmışlar hakkında hayır ve merhameti tercih eden günde 298 Dünya ve Ahirette Allah’ın sevgilisi olmak

    Er- RAHÎM Çok merhamet eden, büyük nimetler veren. günde 258 Maddi ve Manevi Rızıklar

    El- MELİK Bütün Kainatın Tek Sahibi ve mutlak hükümdarı. günde 90 Emir sahibi olmak, maddi ve manevi güçlü olmak

    El- KUDDÛS Hatadan, gafletten, aczden ve her türlü eksiklikten pek uzak, pek temiz günde 170 Günahlardan kurtulmak ve kalp temizliği

    Es- SELÂM Kullarını selamete çıkaran, Cennetteki bahtiyar kullarına selam veren günde 131 Korkulan herşeyden korunmak

    El- MÜ’MİN Gönüllerde iman ışığı uyandıran, kendine sığınanları
    koruyup rahatlatan günde 137 Kötü hastalıklara düşmemek

    El- MÜHEYMİN Gözeten ve Koruyan günde 145 İnsanların düşüncelerini anlar
    korunur

    El- AZÎZ Mağlup edilmesi mümkün olmayan galip günde 94 Düşmanlara galip gelmek

    El- CEBBÂR Eksikleri tamamlayan, dilediğini zorla yaptırmaya müktedir olan günde 206 istek ve Arzuların olması için

    El- MÜTEKEBBİR Her şeyde ve her hadisede büyüklüğünü gösteren günde 662 İzzete ve refaha nail olmak

    El- HALÎK Bütün varlığı, halleri ve hadiseleri, tayin ve tesbit eden
    hepsini yoktan var eden günde 731 İşlerde üzüntüden ve sıkıntıdan kurtulmak

    El- BÂRİ’ Eşyayı ve herşeyin vucüdunu
    birbirine uygun halde yaratan günde 214 İşinde Başarılı olur, şöhret bulur

    El- MUSAVVİR Tasvir eden, herşeye bir biçim ve özellik veren günde 336 Maksat ve merama ulaşmak için

    El- ĞAFFÂR Mağrifeti pek çok günde 1281 Bağışlanmak ve günahlardan korunma

    El- KAHHÂR Herşeye her istediğini
    yapacak şekilde galip
    ve hakim olan günde 306 Zalimleri kahretmek için

    El- VEHHÂB Her türlü nimeti devamlı bağışlayan günde 14 Sıkıntısız borçsuz bir hayat için

    Er- REZZÂK Yaratılmışlara faydanılacak şeyleri ihsan eden günde 308 Bol rızıklı ömür için

    El- FETTÂH Her türlü zorlukları açan ve kolaylaştıran günde 489 Maddi manevi hayırlar için

    El- ALÎM Her şeyi çok iyi bilen günde 150 ilim zenginliği için

    El- KÂBID Sıkan, Daraltan günde 903 Zalimin zülmünden kurtulmak için

    El- BÂSIT Açan, Genişleten günde 72 İşlerin büyümesi mal ve paranın bereketi

    El- HÂFID Yukardan aşağıya indiren alçaltan günde 1481 Kötüden ve belalardan korunmak

    Er- RÂFİ Yukarı kaldıran, yükselten günde 351 İnsanlar arasında ve işinde yükselmek için

    El- MUİZ İzzet veren, ağırlayan günde 117 Fakir ve zelillikten kurtulmak

    El- MÜZİL Zillete düşüren, hor ve hakir eden günde 770 Düşmanları zelil etmek için

    Es- SEMİ’ Herşeyi iyi işiten günde 180 Duaların kabulu için

    El- BASİR Her şeyi iyi gören günde 112 Acziyetin kalkması için

    El- HAKEM Hükmeden, hakkı yerine getiren günde 68 Haklı davasını kazanması için

    El- ADL Çok Adaletli günde 104 Adaletli olmak için

    El- LÂTÎF En ince işlerin bütün
    inceliklerini bilen, kullarına iyilikler ulaştıran günde 129 Dileklerin olması, kısmet ve rızık için

    El- HABÎR Herşeyin iç yüzünden
    gizli taraflarından haberdar günde 812 Hafıza ve idrakin genişlemesi için

    El- HALÎM Suçlara karşı hemen ceza vermeyen
    yumuşak davranan, süre veren günde 88 Ahlak ve hilim güzelliği için

    El- AZİM Çok Azametli günde 1020 Sözünün tesirli ve sayırlı olmak için

    El- ĞAFÛR Affı ve mağfireti pek çok günde 1286 Günahların affı, kötü ahlakı bırakmak

    Eş- ŞEKÛR Kendi rızası için yapılan iyiliklere
    daha fazlasıyla karşılık veren günde 526 Talihin açıklığı, bol rızık

    El- ALİY Pek yüce, Pek yüksek günde 110 Zilleten kurtulmak ve ilim için

    El- KEBİR En büyük, pek büyük günde 232 Hürmet görmek için

    El- HAFIZ Yapılan işleri bütün tafsilatıyla tutan,
    herşeyi belli bir vakte kadar bela afetten koruyan günde 998 Nefsinin ve malının korunması için

    El- MUKÎT Her yaratılmışın gıdasını,
    azığını veren günde 550 Muhtaç olunan şeyi kazanmak için

    El- HASİB Herkesin hayatı boyunca yapıp
    ettiği herşeyin hesabını bütün
    detayları ile bilen günde 80 Herkese karşı alnı açık olmak

    El- CELÎL Celalet ve Ululuk sahibi günde 5329 Bir zalimi zorbayı zelil etmek için

    El- KERÎM Lütfü ve keremi çok geniş, çok bol günde 270 Bol rızık ve kolaylıklara nail olmak

    Er-RAKÎB Bütün varlığı gözeten bütün işleri murakabe eden günde 312 Her işte Allah’ın koruması altında olmak için

    El- MUCİB Kendisine dua edenlerin isteklerini veren günde 3025 Duaların kabul olunması için

    El- VASİ’ İlmi, rahmeti, kudreti, af ve mağfireti geniş, müsaadekar günde 137 Ömür uzunluğu, rızık ve sıhhat genişliği için

    El- HAKÎM Bütün emirleri ve bütün işleri hikmetli günde 6084 İlim ve hikmet sahibi olmak için

    El- VEDÛD Kullarını çok seven, sevilmeye gerçekten layık olan günde 400 Herkesin sevgisini kazanmak

    El- MECÎD Şanı büyük ve yüksek günde 3249 İzzet ve şerefin artması için

    El-BÂİS Ölüleri diriltip kabirlerinden çıkaran günde 573 Kuvvetli irade ve alacaklarını almak için

    Eş- ŞEHÎD Bütün zamanlarda ve her yerde hazır ve nazır günde 319 Şehid olmak, heybetli olmak için

    El- HAK Varlığı hiç değişmeden duran günde 108 İmanda, ibadette sabit olup, imanlı ölmek

    El- VEKÎL Kendisine tevekkül edenlerin işlerini en iyi neticeye ulaştıran günde 66 Allah’tan her türlü yardımı görmek için

    El- KAVİY Pek Güçlü günde 116 Kansızlık ve vücudun güçlü olması için

    El- METÎN Çok Sağlam günde 500 Maddi ve manevi sağlam olmak için

    El- VELİY Sevdiği kullarının dostu günde 2116 Her işinde Allah’ın yardımı için

    El- HAMİD Ancak kendisine hamdedilen, bütün varlığın diliyle yegane övülen günde 3844 Kazancın genişlemesi

    El- MUHSÎ Sonsuzda olsa tek tek
    herşeyin sayısını bilen günde 148 Zekanın kuvvetli olması

    El- MÛBDÎ Bütün varlıkları örneksiz ve maddesiz olarak ilk baştan yaratan günde 57 Her işte muvaffak olmak için

    El- MUÎD Varlıkları yok ettikten sonra tekrar yaratan günde 124 Elden kaçanı geriye kazanmak için

    El- MUHYÎ Can bağışlayan, hayat ve sağlık veren günde 68 İşlerin başarılı olması için

    El- MÜMÎT Canlı bir mahlukun ölümünü yaratan günde 490 Harama bakmamak, kötülükten vazgeçmek

    El- HAY Diri, herşeyi bilen, herşeye gücü yeten günde 324 Sözü tesirli ve herkesten tazim görür

    El- KAYYÛM Gökleri ve yeri, herşeyi tutan günde 156 Allah’ın izniyle her istekleri olur

    El- VÂCİD İstediğini istediği anda bulan günde 196 Kaybedilen şeyi bulmak

    El- MÂCÎD Kadr ve şanı büyük, kerem ve iyilikleri pek çok günde 48 Kazancın bolluğu için

    El- VAHİD Zatında, sıfatlarında, işlerinde, hükümlerinde, isimlerinde asla ortağı ve benzeri olmayan TEK günde 3669 İstediği olur, kalbi uyanır, aklı nur

    Es- SAMED İhtiyaçları ve sıkıntıları gideren tek merci günde 134 Hiç kimseye muhtaç olmamak

    El- KÂDİR İstediğini istediği gibi yapmaya gücü yeten günde 305 İstediğini yapmaya gücü yetirmek

    El- MUKTEDİR Kuvvet ve kudret sahipleri üzerinde istediği gibi tasarrufta bulunan günde 744 Her işte başarılı olmak

    El- MUKADDİM İstediğini ileri geçiren, öne alan günde 184 Daima yükselmek için

    El- MUAHHİR İstediğini geri koyan, arkaya bırakan günde 847 Kötü birinin uzaklaştırılması için

    El- EVVEL İLK günde 37 Her hayır işinde birinci olmak için

    El- AHİR SON günde 801 Ömür uzunluğu için

    Ez- ZÂHİR Herşeyde görünen aşikar günde1106 Her meselenin zuhuru için

    El- BÂTIN Herşeyden gizli günde 62 Nefsi mutmain ve kalbi geniş olması için

    El- VÂLİ Kainatı ve her an olup biten herşeyi tedbir ve idare eden günde 47 Sözünün tesirli insanların sevmesi için

    El- MÜTEÂLÎ Aklım mümkün gördüğü herşeyden, her hal ve tavırdan daha yüce günde 551 Devletten istediğini elde etmek için

    El- BERR Kulları için daima kolaylık ve rahatlık isteyen, iyiliği çok günde 202 Herhalde iyilik bulmak için

    Et- TEVVÂB Tevbeleri kabul edip, günahları bağışlayan günde 409 Tövbelerin kabulu için

    El- MÜNTEKIM Suçları adaleti ile müstehak oldukları cezaya çarptıran günde 630 Zülüm ve fenalıktan korunmak

    El- AFÜV Çok affeden günde 156 Rızık bolluğu
    Kalp huzuru

    Er- RAÛF Çok lütüfkar
    Çok esirgeyen günde 287 Hiçbir varlıktan zarar görmez

    MALİKÜ-L MÜLK Mülkün ebedi sahibi günde 212 mal ve kazanca zarar gelmez

    Zül Celâl-i Ve’l İkrâm Hem büyüklük sahibi
    hem fazl-i kerem sahibi günde 1100 işlerin kolaylığı için

    El- MUKSIT Bütün işlerini denk ve
    birbirine uygun yerli yerinde yapan günde 209 Eşler arasını düzeltmek için

    El- CÂMİ’ İstediğini istediği zaman
    istediği yerde toplayan günde 114 Küsleri barıştırmak için

    El- GANİY Çok zengin ve herşeyden müstağni günde 1060 Büyük servet ve geniş rızık

    El- MUĞNİ İstediğini zengin eden günde 1100 Geçim genişliği bol rızık

    El- MÂNİ’ Birşeyin meydana gelmesine izin vermeyen günde 161 Kaza beladan uzak olmak için

    Ed- DÂRR Elem ve zarar verecek şeyleri yaratan günde 1001 Zararlı kişinin kahrı için

    En- NÂFİ’ Hayır ve menfaat verici şeyleri yaratan günde 201 Hastalıktan uzak olur
    hastaysa şifa bulur

    En- NÛR Alemleri nurlandıran, istediği simalara, zihinlere ve gönüllere nur yağdıran günde 256 doğruyu yanlışı görmek ve kalp nurluğu için

    El- HÂDÎ Hidayet veren, istediği kulunu muradına erdiren günde 400 çocukların itaatkar olması için

    El- BEDİ’ Örneksiz, benzersiz, hayret verici alemler yaratan günde 86 Allah’ın yardımına nail olmak için

    El- BÂKÎ Varlığının sonu olmayan günde 113 Ömrün uzunluğu, sıhhatin iyiliği için

    El- VÂRİS Varlığı devam eden, servetlerin hakiki sahibi günde 707 Uzun ömür, bol mal, bol rızık ve şeref

    Er- REŞÎD Bütün işleri ezeli takdirine göre yürütüp, dosdoğru bir nizam ve hikmet üzere sonucuna ulaştıran günde 514 İçki ve zinadan kurtulmak ve güzel ahlak için

    Es- SÂBÛR Çok sabırlı günde 298 Başladığı işi kolay bitirmek için

    alıntı.
  • Doğrusunu isterseniz korkuyorum. Biliyorum dedi Mustafa İnan. Bu ‘eyyamcı’ kalabalığın seline kapılabilirsin. önce kaç puan tutturduğunun peşinde gidersin günlerce. Durmadan listelerde adını ararsın, gece yanlarına kadar radyolann başından aynlmazsın. Sonra başkatanna imrenirsin bir süre: Önce ‘yabancı ülkelerin ülkemizdeki okullan’ denilen garip yaratığın binbir özenle yetiştirdiği gençlere için gider, onlar bu kadar puanı nasıl tutturdu diye hüzünlenirsin. Sonra özel dersanelerin yetiştirdiği yarış atlarını izlersin, aman ne hızlı koşuyorlar diye üzülürsün. Dünya bir yarıştır oğlum diyerek acele felsefeye başlarsın. Yarışa bir tur, iki tur, çok tur geriden başlayan yalınayak bir koşucunun telâşını yaşarsın. Antrenmansız bacaklarının yorgunluğunu duyarsın. Gerçi filmlerde, sonunda böyle koşucular kazanır
    yarışı, ama sen gene de bütün istikbalini filmlere bağlama. Düşün ki onlar daha küçük birer tay oldukları sırada, ilkokul pistinde koşarlarken terbiyecilere teslim edildiler. Anneler babalar, sıcak yaz günlerinde İngilizce, Almanca, İtalyanca, Fransızca ve Paraca eğitim yapan okulların bahçelerinde, kibar oldiıklannı bile unutarak birbirlerini çiğnediler, aman çocuğumuz yabancı seyislerin nezaretinde yetişsin dediler. Sen okula gitmek için belki kilometrelerce yol teperken, onlar taksi abonesi oldular ve iki adımlık okullarına sabahlan evlerden toplanarak akrabalarla götürüldüler. Onların durumu da bir bakıma acıklıydı: Sabah karanlıklarıkaldınlarak test cambazlıklannı öğrenmek zorunda kaldılar uyku sersemi. Giriş imtihanlarında her gün başka bir okul sırasında sıcakta ter döktüler. ‘Sakın yaptıklannı kimselere gösterme' diyen hırslı annelerinin uyarılannı unutup, birbirlerine gülümsediler, birbirlerinin kâğıtlarına baktılar saflıkla.
    Onların durumunu endişeyle bahçeden izleyen büyüklerine el salladılar kaygısız. Belki sen o günlerde ırmağın kıyısında kamış yontuyordun ya da arkadaşlarınla taş sektirme oynuyordun. Belki onlar, sana oranla daha karanlık bir çocukluk yaşadılar. Sen hiç olmazsa, bu ürkütücü yarışı yaşamadın bir süre. Durmadan başkalarım iterek öne geçme bilinci aşılanmadı sana. Sen de belki benim gibi davrandın: Arkadaşlarına yardım etmeyi düşündün sadece. Bak beni öldükten sonra bile övüyorlar bu yüzden. İnsan insanın kurdu olmadığı için övüyorlar. İnsanlar bu anlattığım kötü alışkanlıkları kazanmasın diye övüyorlar. Yoksa, bizim üniversitede bir hoca arkadaşın yaptığı gibi, insan, doçenti ders vermesin diye, ondan önce sınıfa girer ve kapıyı kilitler arkasından. Sonra da insana, öldükten sonra bile, biz hocanın sayesinde değil, bu hocaya rağmen bir şeyler yapabildik derler asistanları. Sana da, işte artık öldün derler: artık ne kapılan arkandan kilitleyebilirsin, ne de asistanlar senden bir şey öğrenmesinler diye sabah dokuzda ortadan kaybolup, akşam beşten sonra kürsüye gelebilirsin. Bugün artık kimse görmeden çalışamazsın, hiçbir şey yapamazsın. Bilimi kimseden saklayamazsam; bir gün sana rağmen öğrenirler. Bir gün öğrencilerin de senin kadar bilgi sahibi olur, seni geçerler bile. Oysa sen, kimseler anlamasın diye yıllarca duyulmaz bir sesle derste konuşmuşsun, görülmez bir yazıyla tahtaya yazmışsın; hepsi boşa gider. Öğrencilerim beni geçmesin, piyasadan aldığım işleri elimden kapmasın diye böyle ucuz oyunlar düzenlemek bile sonuç vermez. İşte delikanlı, ilkokul sıralarından başlayarak 'kendi bacağından asılan koyun’ felsefesiyle yetiştirilenlere asla itibar etmeyeceksin. Onların arasından ülkeye yararlı birinin çıktığı görülmedi.. Çıkarcıların sana hiçbir zaman engel olamayacağını bileceksin. İşte bu durumlar ve şartlar altında endişelere kapılmadan önce ne yapabileceğini düşüneceksin. Ve hiçbir zaman düzen bozukluğunu mazeret göstermeyeceksin. Başarısızlıklarını bozuk düzenin sırtına yüklemen belki seni ferahlatır, fakat kurtarmaz. Bunu çok iyi bileceksin. Elbette dünyayı tanıyacaksın ve kendi ülkenin durumu üzerinde düşüneceksin. Bir aydından zaten başka türlü bir davranış beklenebilir mi? Elbette 27 Mayıs’tan önceki öğrencilerim gibi dünyadan habersiz yaşamayacaksın. Fakat 27 Mayıs’tan sonraki öğrencilerim gibi de olayları fırsat bilerek ‘ilmin rehberliğinden ayrılmamak’ ilkesini unutmayacaksın. Devrimci oldun diye, sana verilen bilgileri öğrenmeden yükselmek hakkına sahip olmadığını unutmayacaksın. Dürüst bir aydın olarak görevini yaptın diye, başarıdan böyle yağma payı almaktan utanacaksın. Bırak siyasette başkaları yükselsin. Sen de siyasette yükselmek istiyorsan bilimi kendine basamak yapmayacaksın. Yoksa yaptıklarını sonunda kendin bile beğenmezsin. Yaptıklarını beğenmeyen bir kimsenin başkalarına nasıl yaran dokunur? Biliyorum birçok zorluk yaşayacaksın. Hepsini şimdiden görür gibi oluyorum. Talihli olarak küçük bir burs bulsan bile yurt köşelerinde sürünebilirsin. Binbir güçlükle soğuk bir banyoda yıkandıktan sonra, arkadaşlarından utanarak havlular içinde büzülerek, yurdun tek sıcak yeri olan okuma salonunda çalışan arkadaşlarının arasında kurumak zorunda kalabilirsin. Her sabah insanlarımızın balık istifi olduğu bir otobüste kendine ve resim tahtana bir yer bulabilmek için, sabah karanlığında yollara düşmek zorunda kalabilirsin. Hatta ısınmak için okul yerine kahveye gitmeyi bile isteyebilirsin. İşte bu durum ve şartlar altında bile her zaman amacının olduğunu gözden kaçırmamalısın. İnsanları etkilemek, insanlara söz geçirmek, sesini duyurmak istiyorsan, bütün bunları yapabilecek yetenekte olduğunu göstermelisin. Yoksa sonunda sıradan bir insan durumuna gelirsen, kimse senin kötü şartlar altında bu duruma düştüğünü düşünmez, kimse sana gençliğinde iyi beslenmedin diye, sırf bu yüzden itibar etmez. Bir gün gelir de kendini gösterebilirsen, sen bütün bu zorlukları yaşamış olduğun için, bu zorluklara çare bulmak için herkesten daha gerçekçi davranabilirsin. Yok, eğer sen de acı çekme sıramı savdım, artık öğrencilerim üzülsün, asistanlarım çanta taşısın, doçentlerim olduğu yerde saysın diye hissedersen sana da, herkese de yazık olur. Hissedersen diyorum, böyle acıklı bir duruma ‘düşünme’ adını veremiyorum çünkü. İstersen elbette öğrencilerini korkutabilirsin. Bundan kolay ne var? Genç bir hoca arkadaş vardı. Ölen profesörünün yerine birdenbire ders vermek zorunda kalmıştı. Öğrencinin karşısına çıkmaktan korkuyordu, ders vermekten korkuyordu, başaramam diye korkuyordu. Çünkü profesörü, ona ders verme imkânını ancak ölümüyle tanımıştı. Genç arkadaşımız da korkusunu gizlemek için, hocasının yapmış olduğu gibi korkutmayı denedi. Çekingenliği örtmek için küstahlığı denedi. Yumuşaklığını örtmek için öfkeyi denedi: Ders anlatırken öfkesinden kekeliyordu. Beceriksizliğini örtmek için de öğrenciyi suçlu bulmayı denedi. Kendine güvensizliği örtmek için, derste olur olmaz zamanlarda, yerli yersiz kendini övmeyi, ne kadar bilgili olduğunu anlatmayı denedi. Öğrenciyi yıldırmak için, kendi öğrenciliğini efsaneleştirmeyi denedi: Onlar gibi olmadığını, nasıl üstün bir öğrencilik dönemi geçirmiş olduğunu anlattı durdu. Fakat bu arkadaş daha öğrenciyi imtihan etmeden, öğrenci onun hakkında notunu verdi: Bu hocayı, hocalıktan sınıfta bıraktı. Öğrenci durumu sezmişti tabiî: Çünkü öğrenci tek bir kişi değildir, yüzlerce gözdür, kulaktır, beyindir. Öğrenciyi, bu talihsiz arkadaşımız gibi, bir düşman olarak karşısına alanlar için öğrenci gerçekten ürkütücü bir devdir. Arkadaşımızın denemiş olduğu oyun, gerçekten tehlikeli bir oyundur. Sonunda belki öğrenciyi ürkütmeyi başarırsın, ama öğretmeyi ve saygı uyandırmayı hiçbir zaman başaramazsın. Ben sana başka bir yol teklif ediyorum. Öğrenciliğinde hocalar seni yanlarına bile yaklaştırmamış olabilirler; sen bütün öğrencilerinle arkadaş olmayı dene. Asistan olduğun zaman profesörün seni odasına bile yaklaştırmamış olabilir; sen bütün asistanlarını odana çağır, hatta evine çağır. Ve sana ne de olsa birilerinin bir zamanlar bir şeyler öğretmiş olduğunu düşünerek, herkese her şeyi öğretmeye çalış. Ve insanın ciddi olduğu zaman hiçbir şekilde gülünç olmadığını hiç unutma. Senden Hazreti Eyüp sabrı istediğimi biliyorum. Ama unutma ki, sana boyun eğmeyi tavsiye etmedim hiçbir zaman. Gerekince öfkelenebilirsin, haksızlığa karşı çıkabilirsin. Ama bu öfke bir işe yaramalıdır. Öfkelenirken, içinden kimseye kızmamalısın. Doğru bildiğin şeyler adına öfkelendiğini bilmelisin. Kendi adına ve kendini tatmin etmek için ayağa kalkarsan, duyarlı bir insan olarak sonradan çok üzülürsün. Benim temkinli ve soğukkanlı olduğumu söylerler. Oysa ben de kızardım; ama insanlara değil, kavramlara, soyut şeylere öfkelenirdim: Öğrencilerime değil, tembelliğe ve ikiyüzlülüğe ve fırsatçılığa ve samimiyetsizliğe ve kopyacılığa kızardım. Biraz da gülelim İstersen bu arada: Bir gün imtihanın birinde, bir öğrencimin elini aceleyle cebine soktuğunu ve bir şey çıkardığını gördüm. Yanma yaklaşarak, elinde ne var? dedim yavaşça. Avucunu büsbütün kapadı. Ben ısrar ettikçe yumruğunu daha büyük bir güçle sıkıyordu. Sonunda gevşedi, avucu sanki kendiliğinden açıldı: İçinde bir lira duruyordu, aceleden ancak onu çıkarabilmişti cebinden. Gülmekten başka çare yoktu; ikimiz de öyle yaptık. İhtiyarlardan durmadan öğüt dinlemek de sıkıcı olabilir. Gerçekten ihtiyarlarınız bu haklarını çok istismar etmişlerdir, kullanmışlardır. İnsan onları dinledikten sonra çoğu zaman kendi aklını daha çok beğenmeye başlar. Bununla birlikte, ben bu bakımdan biraz imtiyazlı sayılmalıyım; çünkü benimle ilgilendin, hayat hikâyemi merak ettin. İstiyorum ki ondan yararlı bir şeyler çıkar. İstiyorum ki aslen Malatyalı olup Adana’da Rabia’dan doğan Hüseyin Avni oğlu 1327 tevellüdü Mustafa İnan sana gerçekten bir şeyler öğretebilmiş olsun. Onun bilim dünyasındaki serüvenleri sana örnek olsun istiyorum. İstiyorum ki öğrencilerim yalnız kitaplarımdan, makalelerimden değil, pek uzun sayılmayan hayatımdan da bir şeyler öğrenebilsin. Artık onlarla yüzyüze gelmek imkânından mahrum bulunduğuma göre, istiyorum ki serüvenlerimi okusunlar ve bu maceralarım, öğrencilerimle ölümümden sonra bile konuşabilmemi sağlasın. Onlara yararı dokunacağını düşünseydim sağlığımda yazardım maceralarımı. Artık bu görev size düşüyor. Beni, tanıyabildiğiniz kadarıyla, insanların gözünde öyle canlandırın ki, ölmezlik diye bir şey varsa, yani ölmezlik denilen şeyin yaşayanlara bir yararı varsa, bunu benim adıma siz başarın. Beni yaşatmayı denerseniz, size de karşı çıkacaklar. Ülkemizde bir şey yapmak isteyenlere karşı çıkanlar daima varolmuştur. Eski arkadaşlarımdan biri, bana Mustafa’yı sormaya gelirlerse kovarım onları, diyormuş: sizden duydum. Ona gitmeyin tabiî. Bazı insanlara, yani öğrenmek istemeyenlere, bir yerden sonra yardım edilemez. Böylelerine karşı bazen ben bile çaresiz kalırdım, onlan ben bile kurtaramazdım. Böyle bozuk seslilere karşı en iyi çare, onları sesleriyle başbaşa bırakmaktır. Bırakın kötü sesleri yalnız kendileri dinlesinler. Her karşı çıkanı da kötü niyetli bulmayın; çünkü büyük divan şairi Nabi ne diyor: "Sitem hep aşinalardan gelir, bigânelerden gelmez" diyor. Seninle tanıştığıma çok memnun oldum delikanlı. Bizim gibilerin birbirini tanıması gereklidir. ”Ehl-i dil birbirini bilmemek insaf değil". Bu arada belki şu Divan şiiri tutkum da ilgini çekmiştir; olur ya belki sen de merak salarsın bu işe. Evet, öyle olur, biliyorum. Çünkü sen de benim gibi saf bir taşralısın: Güzele ve iyiye kapalı değilsin. Kapalı olmamaya çalışacağım dedi genç adam Mustafa İnan’a. ‘Kapalı sistemler’in yararsızlığını sizinle konuşmamış mıydık? Buna çok sevindim dedi Mustafa Hoca; yani hem kapalı olmamak istediğine, hem de benim düşüncelerimle ilgilendiğine sevindim. İnanıyorum ki ‘Düşünce Sanatı’ gibi, benim biraz uğraştığım meseleleri siz daha açık olarak göreceksiniz. Zaten beni incelerken bile, bu konularla oldukça uğraştınız; her şeyi de böyle uğraşırken bulacaksınız. Bu sebeple size daha fazla nasihat vermek gereksiz. Bana müsaade.
  • Yazar: Mehmet Kılıç
    Hikaye Adı : Putlaşmış Kadın
    Link: #32180697
    Ressam : Van Wieck

    Tablo 9: Wieck 2011 Q Train

    http://hizliresim.com/Q2pOAy

    (Cem 4 yıllık İktisat Fakültesini bitirip yeni mezun olmuştur. Mezun oluşundan 2 ay sonra iş bulup çalışmaya başlamış, fakat çalıştığı yer evine bir hayli uzaktır. Bu yüzden her gün geç kalmaktadır. Ayrıca muhasebeciliğinin yanı sıra gönüllü olarak bir resim atölyesine resimler çizip sergilenmesi için yardımcı olmaktadır. Yine bir iş günü sabahında geç kalmıştır.)

    Oya: Cem, uyan oğlum. Hadi bak yine geç kaldın.
    Cem: Anne 5 dakika daha uyuyayım.
    Oya: Oğlum hadi saat 8.00 olmuş.

    (Cem aniden şimşek gibi zıplar yatağından.)

    Cem: 8.00 mi?
    Oya: Evet bu gidişle kovulacaksın işten.

    (Mırıldanarak.)

    Cem: Keşke...
    Oya: Anlamadım?
    Cem: Yok yok kovulmam.

    (Üstünü giyinirken seslenir.)

    Cem: Anne çizimlerim nerde nereye bıraktın?
    Oya: Aman oğlum bırak şu çizimleri işinle ilgilen. Çizimlerin yüzünden geç saate kadar uyumuyorsun, sonra da uyanamıyorsun.
    Cem: Olmaz anne! Çocuklara söz verdim atölyeye sergi için ben de katkıda bulunacağım.
    Oya: Aman iyi iyi! Çekmeceye koydum, alırsın.
    Cem: Ben çıkıyorum, akşam görüşürüz.

    (Koşarak merdivenleri iner birer ikişer. Metroya varabilmek için bugün daha bir acelecidir.)

    Semih: Hadi be oğlum! Nerde kaldın, yarım saattir seni bekliyorum. Senin yüzünden ben de geç kalıyorum. Beni de işsiz bırakacaksın kendinle birlikte.
    Cem: Tamam uzatma geldik işte.

    ( Bu sırada metro gelir ve binerler. Günlük iş konuşmalarının geçtiği sırada Cem karşısında duran düşünceli kadını farkeder. Hoşuna gitmiştir güzelliği fakat sıradan bir yolculuk aşkı olduğunu düşünür ve tadını çıkarmaya çalışır. Kaçamak bakışlarla kızı izlemeye koyulur, fakat kız sanki çevresinde bulunan hiçbir şeyin farkında değilmişçesine başını öne eğip düşünmekten bir an olsun kendini alıkoymaz. Hem de bunca gürültüye rağmen. Bu durum Cem için daha bir ilgi çekici hal alır. Bunları düşünürken aniden dürtülür.)

    Semih: Sana diyorum, duymuyor musun?
    Cem: Ha! Ne oldu?
    Semih: Neye daldın sen?
    Cem: Yok bir şey ne diyordun?
    Semih: Çizimler ne alemde yetişecek mi?
    Cem: Az kaldı. Sergiye yetişir.
    Semih: Hadi bakalım. Bekliyorum sabırsızlıkla.

    (Ve metro bu sırada inecekleri yani son durağa varmıştır. Metrodaki kalabalık bir heyelan gibi dökülür kapının ağzından. Bir tek kadın inmez olduğu yerde durur. Kalıp durumu öğrenmek ister. Ama yetişmesi gereken bir iş olduğunu hatırlar.)

    Semih: Hadi gidelim. Neyi bekliyorsun?
    Cem: Tamam geliyorum.

    (Yorgun argın geçen bir iş gününün ardından eve döner.)

    Cem: Anne ben geldim.
    Oya: Yemek dolapta yiyeceksen.
    Cem: Ulan bu televizyon programları yüzünden kadın hal hatır dahi sormuyor artık. Ölsek aklına gelmez. Gerçi bunun için bile gider program izler ya da katılır.

    (Mutfağa geçer, dolaptan sarma dolu tabağı alır ve sandalyaye yerleşir. Yemek yerken metrodaki kadını düşünür, ki zaten bütün gün hiç çıkmamıştır aklından. Bir insan nasıl olurda etrafındaki bunca şeye kayıtsız kalabilir? Hiç hareket etmeden bu kadar düşünecek ne bulabilir? Bu düşünceler arasında yemeği bitirip çalışma odasına geçer. Resimleri çizirken hemen her saniye kadını düşünmeden edemiyor. Nihayet ağır müzik eşliğinde yaptığı çalışma yormuş ve uykuya dalmadan yatağına geçti. Sabah vakti yine aynı ses annesi alarmın yerini almaya başlamıştı bile.
    Ertesi gün yine aynı kadını görür metroda ve kadın hiç duruşunu dahi bozmadan başını öne eğmiş düşünmeye devam ediyordu. Bu durum iyice gizemli olmaya ve çekici olmaya başlamıştı onun için. Cem ve Kadın yaklaşık 1 hafta boyunca böyle karşılıklı durur, fakat hiçbir göz teması olmadan yolculuk ettiler. Cem bir gece karar alır ve yarın konuşacaktır. Sabah uyanır uyanmaz aceleyle metro durağına doğru ilerler. Kadın yine her zamanki gibi aynı yerde ve aynı eylemi gerçekleştirmektedir. Metroya biner fakat bu kez tam yanında oturur kadının. Konuşmak için bir şeyler arar, bir konu bir çıkış yolu bir türlü gelmez aklına. Oysa dün gece saatlerce bunun provasını yapmıştı. Sonunda tek bir kelimeyle yetinir.)

    Cem: Merhaba?

    (Bir süre bekler, kadından ses çıkmaz. Cem tekrar dener şansını.)

    Cem: Şey, bir süredir yani bir haftadır sizi izliyorum. Hiç konuşmadan sürekli bir şeyler düşünorsunuz. Acaba sizi bu denli düşünmeye iten şey nedir? Merakımı mazur görün sizinle konuşmak istedim nedensiz.

    (Kadın bir heykel edasıyla hiç kıpırdamıyor ve hala sorulan soruları yanıtlamıyordu. Nihayet usanıp konuşmayı keserve metrodan iner. Bu olay bütün gün kafasını kurcalamaya devam eder. Ve bir karar alır; kadının resmini çizip ona hediye etmek. Evet belki bu sayede onunla konuşabilir hatta tanışabilirdi. Bütün gece resmi çizmeye koyulur. Kadını ve etrafındaki her ayrıntıyı kafasına işlediği için çabucak bitirir. Ve sabah yine aynı alarm. Unutmayın bütün anneler, evlatlarının tatlı alarmıdır.)

    Oya: Cem oğlum, uyan.

    (Cem bilinçaltına işleyen planı harekete geçer ve bedeni silkelenir aniden.)

    Cem: Saat kaç?
    Oya: 8.15
    Cem: Beni sakın lafa tutma bu sabah anne, çok geç kaldım.

    (Hızla giyinip resmi kaptığı gibi çıkar evden. Metro durağına zar zor yetişmiştir. Evet, kadın orda geriye sadece planı uygulamak kalmıştı. Kadına doğru ilerler ve yanına oturur.)

    Cem: Biliyorum, rahatsızlık veriyorum fakat bunu size hediye etmek isterim. Tabi kabul ederseniz çok mutlu olurum.

    ( Ah, lanet olası kadın! Hiç konuşmaz hiç bakmaz mısın sen etrafına! Bir süre daha onu izlemeye koyulur. Ve tekrardan konuşmaya başlar.)

    Cem: Yanlış anlamayın. Bu sadece küçük bir hediye inanın başka bir amaç taşımıyor.

    (Ne konuşuyor ne de hareket ediyor. Acaba ölmüş olmasın? Belki metroda unutmuşlardır. Yoksa put olmak için bu kadar hissiz kalabilmek için insan olmamak gerekir. Cem'in güveni iyice kırılmıştır. Resmi alıp hışımla iner metrodan. O an karar verir bir daha aynı metroya binmeyecektir. Bu durum 2 - 3 ay devam eder. Nihayet resim sergisi açılmış ve halka açık bir şekilde sergilenmeye konulmuştur. Semih'in ısrarları üzerine Cem kadın için çizdiği resmi de atölyedekileri vermiş ve sergilemiştir. Yaşadığı bu durumun etkisi hala sürüyor fakat kendine avutmak için bulduğu birtakım cevaplarla onu unutmaya çalışıyordu. Belki kadının konuşmaya layık gördüğü bir beyefendi değildi. Onun için yeterince ilgi çekici olamamıştı. Fakat bu olaydan onun payı çizdiği resmin beğenilmiş olmasıydı. Bütün davetliler resmi beğenmiş ve etrafına doluşmuşlardı. Bir an dönüp oraya bakmak istedi. Kalabalığın içinden bir kadın seçti gözleri, aman Allah'ım bu o! Yok yok zihni kendi oyun oynuyordu. Bunu kabullenmedi hemen dikkatini başka yöne çekiyordu. İyiden iyiye kafayı bu olayla ve bu kadınla yiyorum diye düşündü. Tekrar bakmaya cesaret edemiyordu. Ama gel gör ki; kalp yine mantığa galip gelmişti. Bu kez kalabalık dağılmış resmin yanında tek bir kişi duruyordu. Evet bu oydu, emin olmuştu bundan. Afalladı ne yapacağını düşündü, bir yol bir plan yapmalıydı. Sonunda karar verdi gidip konuşacaktı. Hem resmin sahibi olduğunu bilse konuşurdu belki, bu sayede kendini ona anlatabilir ve dikkatini çekebilirdi. Usul usul yaklaştı kadına, gülüyordu. Belli ki resmi pek beğenmişti bu kez işi kolay olacaktı.)

    Cem: Merhaba, sanırım resmi çok beğendiğiniz böyle gülümsediğinize göre.

    (Bu kez kararını kıldı. Bu kadın bir puttu ve onun gizemine istemeden de olsa tapıyordu. Putlar konuşamazdı. Peki ama bir put konuşamıyor ama nasıl yürüyor ve gülüyordu. Çıldırmaya başlamış kendi kendine konuşuyordu. Tam bu sırada kadın arkasını dönüp gitmek üzere hareketlendi. İyice kızdı bu duruma bir şeyler yapmalıydı. Ona gününü göstermeli, konuşmasa dahi ona içindekileri kusmalıydı. Kalabalığı yarıp kadına yaklaşmayı başardı. Tutup kolundan kendine doğru çekti. Ve istediği put onu görmüş duasını kabul etmişti. Kadın ise durum karşısında iyice afallamış ve garip bir bakış fırlıyordu gözlerinden. Cem ise bu bakışlar denizinde çoktan boğulmaya başlamıştı. Ama kendisini toparlaması gerektiğini farketti ve hemen yumuşayan mimiklerine hükmedip sinir kaslarını harekete geçirdi.)

    Cem: Hanımefendi kaç haftadır sizi görüyor ve konuşmaya çalışıyorum.

    ( Kadın eliyle bir şeyler anlatmaya çalışıyor ve bir şeyler işaret etmek isterken. Cem her defasında bölüp daha gür ve sinirli bir sesle konuşmaya devam ediyordu.)

    Cem: Evet belki sizin kaideye alacağınız bir beyefendinin özelliklerini taşımıyor olabilirim. Ama en azından nezaketen bir cevap vermenizi beklerdim. Oysa siz benim size olan bu ilgime resmen putlaşıyor ve hiç cevap vermiyorsunuz.

    (Kadın bir şeyler anlatmak için çırpınıyordu. Mimikleri ve el hareketleri durmaksızın bir şeyi ifade ediyor fakat karşısındaki hiç anlamıyordu.)

    Cem: Hayır. Bu kez ne varsa söyleyeceğim ve susmak gibi bir niyetimde yok. Zira bu kez konuşmanızı değil dinlemenizi istiyorum.

    (Kadın dayanamayıp eliyle ağzını örtmek suretiyle susturmayı başardı. Cem bu hareket karşısında aciz bir şekilde susmayı kabullendi. Karşısında gördüğü manzara onu şaşırtmıştı. Kadın elleriyle onu duymadığını, sağır olduğunu anlatıyordu. Ya da Cem en azından bu kadarını anlamıştı. Cem buna hem üzülmüş hem de kendine kayıtsız oluşunun nedenini bir bakıma anladığı için rahatlamıştı.
    Ve aklına bu durum karşısında verebileceği tek bir cevap geldi.)

    Cem: Ama biz yine anlaşamıyoruz. Ben işaret dilini de bilmiyorum, nasıl anlatacam nasıl anlayacağım ki seni. Yine en başa döndük iyi mi...
  • Tablo 9: Wieck 2011 Q Train

    http://hizliresim.com/Q2pOAy

    (Cem 4 yıllık İktisat Fakültesini bitirip yeni mezun olmuştur. Mezun oluşundan 2 ay sonra iş bulup çalışmaya başlamış, fakat çalıştığı yer evine bir hayli uzaktır. Bu yüzden her gün geç kalmaktadır. Ayrıca muhasebeciliğinin yanı sıra gönüllü olarak bir resim atölyesine resimler çizip sergilenmesi için yardımcı olmaktadır. Yine bir iş günü sabahında geç kalmıştır.)

    Oya: Cem, uyan oğlum. Hadi bak yine geç kaldın.
    Cem: Anne 5 dakika daha uyuyayım.
    Oya: Oğlum hadi saat 8.00 olmuş.

    (Cem aniden şimşek gibi zıplar yatağından.)

    Cem: 8.00 mi?
    Oya: Evet bu gidişle kovulacaksın işten.

    (Mırıldanarak.)

    Cem: Keşke...
    Oya: Anlamadım?
    Cem: Yok yok kovulmam.

    (Üstünü giyinirken seslenir.)

    Cem: Anne çizimlerim nerde nereye bıraktın?
    Oya: Aman oğlum bırak şu çizimleri işinle ilgilen. Çizimlerin yüzünden geç saate kadar uyumuyorsun, sonra da uyanamıyorsun.
    Cem: Olmaz anne! Çocuklara söz verdim atölyeye sergi için ben de katkıda bulunacağım.
    Oya: Aman iyi iyi! Çekmeceye koydum, alırsın.
    Cem: Ben çıkıyorum, akşam görüşürüz.

    (Koşarak merdivenleri iner birer ikişer. Metroya varabilmek için bugün daha bir acelecidir.)

    Semih: Hadi be oğlum! Nerde kaldın, yarım saattir seni bekliyorum. Senin yüzünden ben de geç kalıyorum. Beni de işsiz bırakacaksın kendinle birlikte.
    Cem: Tamam uzatma geldik işte.

    ( Bu sırada metro gelir ve binerler. Günlük iş konuşmalarının geçtiği sırada Cem karşısında duran düşünceli kadını farkeder. Hoşuna gitmiştir güzelliği fakat sıradan bir yolculuk aşkı olduğunu düşünür ve tadını çıkarmaya çalışır. Kaçamak bakışlarla kızı izlemeye koyulur, fakat kız sanki çevresinde bulunan hiçbir şeyin farkında değilmişçesine başını öne eğip düşünmekten bir an olsun kendini alıkoymaz. Hem de bunca gürültüye rağmen. Bu durum Cem için daha bir ilgi çekici hal alır. Bunları düşünürken aniden dürtülür.)

    Semih: Sana diyorum, duymuyor musun?
    Cem: Ha! Ne oldu?
    Semih: Neye daldın sen?
    Cem: Yok bir şey ne diyordun?
    Semih: Çizimler ne alemde yetişecek mi?
    Cem: Az kaldı. Sergiye yetişir.
    Semih: Hadi bakalım. Bekliyorum sabırsızlıkla.

    (Ve metro bu sırada inecekleri yani son durağa varmıştır. Metrodaki kalabalık bir heyelan gibi dökülür kapının ağzından. Bir tek kadın inmez olduğu yerde durur. Kalıp durumu öğrenmek ister. Ama yetişmesi gereken bir iş olduğunu hatırlar.)

    Semih: Hadi gidelim. Neyi bekliyorsun?
    Cem: Tamam geliyorum.

    (Yorgun argın geçen bir iş gününün ardından eve döner.)

    Cem: Anne ben geldim.
    Oya: Yemek dolapta yiyeceksen.
    Cem: Ulan bu televizyon programları yüzünden kadın hal hatır dahi sormuyor artık. Ölsek aklına gelmez. Gerçi bunun için bile gider program izler ya da katılır.

    (Mutfağa geçer, dolaptan sarma dolu tabağı alır ve sandalyaye yerleşir. Yemek yerken metrodaki kadını düşünür, ki zaten bütün gün hiç çıkmamıştır aklından. Bir insan nasıl olurda etrafındaki bunca şeye kayıtsız kalabilir? Hiç hareket etmeden bu kadar düşünecek ne bulabilir? Bu düşünceler arasında yemeği bitirip çalışma odasına geçer. Resimleri çizirken hemen her saniye kadını düşünmeden edemiyor. Nihayet ağır müzik eşliğinde yaptığı çalışma yormuş ve uykuya dalmadan yatağına geçti. Sabah vakti yine aynı ses annesi alarmın yerini almaya başlamıştı bile.
    Ertesi gün yine aynı kadını görür metroda ve kadın hiç duruşunu dahi bozmadan başını öne eğmiş düşünmeye devam ediyordu. Bu durum iyice gizemli olmaya ve çekici olmaya başlamıştı onun için. Cem ve Kadın yaklaşık 1 hafta boyunca böyle karşılıklı durur, fakat hiçbir göz teması olmadan yolculuk ettiler. Cem bir gece karar alır ve yarın konuşacaktır. Sabah uyanır uyanmaz aceleyle metro durağına doğru ilerler. Kadın yine her zamanki gibi aynı yerde ve aynı eylemi gerçekleştirmektedir. Metroya biner fakat bu kez tam yanında oturur kadının. Konuşmak için bir şeyler arar, bir konu bir çıkış yolu bir türlü gelmez aklına. Oysa dün gece saatlerce bunun provasını yapmıştı. Sonunda tek bir kelimeyle yetinir.)

    Cem: Merhaba?

    (Bir süre bekler, kadından ses çıkmaz. Cem tekrar dener şansını.)

    Cem: Şey, bir süredir yani bir haftadır sizi izliyorum. Hiç konuşmadan sürekli bir şeyler düşünorsunuz. Acaba sizi bu denli düşünmeye iten şey nedir? Merakımı mazur görün sizinle konuşmak istedim nedensiz.

    (Kadın bir heykel edasıyla hiç kıpırdamıyor ve hala sorulan soruları yanıtlamıyordu. Nihayet usanıp konuşmayı keserve metrodan iner. Bu olay bütün gün kafasını kurcalamaya devam eder. Ve bir karar alır; kadının resmini çizip ona hediye etmek. Evet belki bu sayede onunla konuşabilir hatta tanışabilirdi. Bütün gece resmi çizmeye koyulur. Kadını ve etrafındaki her ayrıntıyı kafasına işlediği için çabucak bitirir. Ve sabah yine aynı alarm. Unutmayın bütün anneler, evlatlarının tatlı alarmıdır.)

    Oya: Cem oğlum, uyan.

    (Cem bilinçaltına işleyen planı harekete geçer ve bedeni silkelenir aniden.)

    Cem: Saat kaç?
    Oya: 8.15
    Cem: Beni sakın lafa tutma bu sabah anne, çok geç kaldım.

    (Hızla giyinip resmi kaptığı gibi çıkar evden. Metro durağına zar zor yetişmiştir. Evet, kadın orda geriye sadece planı uygulamak kalmıştı. Kadına doğru ilerler ve yanına oturur.)

    Cem: Biliyorum, rahatsızlık veriyorum fakat bunu size hediye etmek isterim. Tabi kabul ederseniz çok mutlu olurum.

    ( Ah, lanet olası kadın! Hiç konuşmaz hiç bakmaz mısın sen etrafına! Bir süre daha onu izlemeye koyulur. Ve tekrardan konuşmaya başlar.)

    Cem: Yanlış anlamayın. Bu sadece küçük bir hediye inanın başka bir amaç taşımıyor.

    (Ne konuşuyor ne de hareket ediyor. Acaba ölmüş olmasın? Belki metroda unutmuşlardır. Yoksa put olmak için bu kadar hissiz kalabilmek için insan olmamak gerekir. Cem'in güveni iyice kırılmıştır. Resmi alıp hışımla iner metrodan. O an karar verir bir daha aynı metroya binmeyecektir. Bu durum 2 - 3 ay devam eder. Nihayet resim sergisi açılmış ve halka açık bir şekilde sergilenmeye konulmuştur. Semih'in ısrarları üzerine Cem kadın için çizdiği resmi de atölyedekileri vermiş ve sergilemiştir. Yaşadığı bu durumun etkisi hala sürüyor fakat kendine avutmak için bulduğu birtakım cevaplarla onu unutmaya çalışıyordu. Belki kadının konuşmaya layık gördüğü bir beyefendi değildi. Onun için yeterince ilgi çekici olamamıştı. Fakat bu olaydan onun payı çizdiği resmin beğenilmiş olmasıydı. Bütün davetliler resmi beğenmiş ve etrafına doluşmuşlardı. Bir an dönüp oraya bakmak istedi. Kalabalığın içinden bir kadın seçti gözleri, aman Allah'ım bu o! Yok yok zihni kendi oyun oynuyordu. Bunu kabullenmedi hemen dikkatini başka yöne çekiyordu. İyiden iyiye kafayı bu olayla ve bu kadınla yiyorum diye düşündü. Tekrar bakmaya cesaret edemiyordu. Ama gel gör ki; kalp yine mantığa galip gelmişti. Bu kez kalabalık dağılmış resmin yanında tek bir kişi duruyordu. Evet bu oydu, emin olmuştu bundan. Afalladı ne yapacağını düşündü, bir yol bir plan yapmalıydı. Sonunda karar verdi gidip konuşacaktı. Hem resmin sahibi olduğunu bilse konuşurdu belki, bu sayede kendini ona anlatabilir ve dikkatini çekebilirdi. Usul usul yaklaştı kadına, gülüyordu. Belli ki resmi pek beğenmişti bu kez işi kolay olacaktı.)

    Cem: Merhaba, sanırım resmi çok beğendiğiniz böyle gülümsediğinize göre.

    (Bu kez kararını kıldı. Bu kadın bir puttu ve onun gizemine istemeden de olsa tapıyordu. Putlar konuşamazdı. Peki ama bir put konuşamıyor ama nasıl yürüyor ve gülüyordu. Çıldırmaya başlamış kendi kendine konuşuyordu. Tam bu sırada kadın arkasını dönüp gitmek üzere hareketlendi. İyice kızdı bu duruma bir şeyler yapmalıydı. Ona gününü göstermeli, konuşmasa dahi ona içindekileri kusmalıydı. Kalabalığı yarıp kadına yaklaşmayı başardı. Tutup kolundan kendine doğru çekti. Ve istediği put onu görmüş duasını kabul etmişti. Kadın ise durum karşısında iyice afallamış ve garip bir bakış fırlıyordu gözlerinden. Cem ise bu bakışlar denizinde çoktan boğulmaya başlamıştı. Ama kendisini toparlaması gerektiğini farketti ve hemen yumuşayan mimiklerine hükmedip sinir kaslarını harekete geçirdi.)

    Cem: Hanımefendi kaç haftadır sizi görüyor ve konuşmaya çalışıyorum.

    ( Kadın eliyle bir şeyler anlatmaya çalışıyor ve bir şeyler işaret etmek isterken. Cem her defasında bölüp daha gür ve sinirli bir sesle konuşmaya devam ediyordu.)

    Cem: Evet belki sizin kaideye alacağınız bir beyefendinin özelliklerini taşımıyor olabilirim. Ama en azından nezaketen bir cevap vermenizi beklerdim. Oysa siz benim size olan bu ilgime resmen putlaşıyor ve hiç cevap vermiyorsunuz.

    (Kadın bir şeyler anlatmak için çırpınıyordu. Mimikleri ve el hareketleri durmaksızın bir şeyi ifade ediyor fakat karşısındaki hiç anlamıyordu.)

    Cem: Hayır. Bu kez ne varsa söyleyeceğim ve susmak gibi bir niyetimde yok. Zira bu kez konuşmanızı değil dinlemenizi istiyorum.

    (Kadın dayanamayıp eliyle ağzını örtmek suretiyle susturmayı başardı. Cem bu hareket karşısında aciz bir şekilde susmayı kabullendi. Karşısında gördüğü manzara onu şaşırtmıştı. Kadın elleriyle onu duymadığını, sağır olduğunu anlatıyordu. Ya da Cem en azından bu kadarını anlamıştı. Cem buna hem üzülmüş hem de kendine kayıtsız oluşunun nedenini bir bakıma anladığı için rahatlamıştı.
    Ve aklına bu durum karşısında verebileceği tek bir cevap geldi.)

    Cem: Ama biz yine anlaşamıyoruz. Ben işaret dilini de bilmiyorum, nasıl anlatacam nasıl anlayacağım ki seni. Yine en başa döndük iyi mi...