• M. Kemal’in 1932 yılında, o zaman tarih öğretmeni olan Ord. Prof. Dr. Reşat Kaynar’a söylediklerini özet olarak aktarıyorum:
    “Dinsiz toplum olmaz. Dinsiz toplum yaşamaz. Bu milletin çağdaşlaşmasına engel olan bir zümre vardı. Onlar mukaddes dini, siyasete, menfaate alet ediyorlar. Bu hem devleti, hem dini sıkıntıya sokar. Biz bunun mücadelesini yapıyoruz, yapacağız. Türkiye’nin çağdaşlaşması lazımdır. Çağdaşlaşmaya da İslam dini hiçbir zaman engel olmaz, olmamıştır. Böyle bir kural da yoktur.”
    Turgut Özakman
    Sayfa 734 - Bilgi Yayınevi, 6. Basım
  • 380 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Habemus Maximus Dominus Secretorum!

    Merhabalar...

    Nasıl giriş yapacağıma karar veremediğim için Sayın Ebru Yeşilova ile başlayacağım.Kendileri bu kitabın bundan sonraki baskıları ve ikinci kitabın editörü olurlar(Çok zahmetli iş kolay gelsin).Birkaç gün önce bana yazdığı ve benim çok gururlandığım bir mesaj sayesinde yazar ve kitapla tanıştım,gururlandım çünkü Sayın Yeşilova'yı uzun bir süredir tanırım,inceleme ve yorum yazılarını büyük zevkle okurum,kendisi bu işler için fazlası ile yetkindir,daha önce Türkiye'de satışa çıkmamış bir kitabı okuyup fikrimi belirtecektim,bir kaç gün sonra yine Sayın Yeşilova nın bu kitap ve yazarla ilgili heyecan dolu ve mükemmel demenin bile az kalacağı inceleme/Tanıtım yazısını okudum,ne yalan söyleyeyim o yazıdan sonra ben de büyük bir çekince oluştu,daha kitabı okumamıştım,yazarı tanımıyordum ve okuduğum o muhteşem inceleme/Tanıtımdan sonra bu kitap için daha ne yazılabilir ki dedim.


    Kabul etmiştim bir kere,her ne kadar erkekliğin 9/10'u kaçmak olsa da artık kaçamazdım ;) Sayın Yeşilova ile yaptığımız konuşmadan yaklaşık üç gün sonra kitap elime geçti,kapağını açmamıştım bile sadece tasarıma baktım,tasarımı kim düşündüyse işinde usta biri.Eh bir kitabı kapağıyla değerlendirmeyecek kadar da kitap okumuşluğum var.Elimde henüz okuduğum bir başka kitap olduğu için bu kitaba teslim aldıktan 3 gün sonra başladım.

    Kitabı Okudum!

    Her ne kadar Sayın Yeşilova gibi bir inceleme yazısı çıkaramayacak olsam da artık bende de bir heyecan var,2.kitabı beklemenin heyecanı (2.Kitap yazım aşamasında)

    Şimdi kitaptan biraz bahsedelim:

    Büyük Sır Üstadı Magnum Opus
    Kitabın kapağını açar açmaz eski bir dost Carl Gustav JUNG'la karşılaştım (en azından 7-8 senedir JUNG okumadım) Psikanaliz,semboller ve mitler ayrı bir ilgi alanıdır benim için.

    Kitaba girdim...

    İlk bölüm de güzeller güzeli ,meraklı,cesur,depresif ve iyi bir okur olan Sofia karşıladı beni.

    Bir sonraki bölümde de karşıma Gabriel çıktı.Müthiş eğlenceli,müthiş zeki bir karakter olan Gabriel ile mutlaka tanışmalısınız.Ve!Marius! ondan söz etmeden ve sizinle tanıştırmadan geçersem bu inceleme eksik kalır ;) Marius bir şaheser,kelimelerin büyücüsü bilge Marius,öğretmenim falan olmasını isterdim. Eserde yazarın hayat verdiği ilginç okunası bir kaç karakter daha var,onlarla birlikte olay örgüsünü o kadar net ve zevkli bir şekilde tamamlıyorsunuz ki,ben bu kadarını beklemiyordum.Samimi olarak söylüyorum bu kitabı rafda görsem sadece arka kapağı okuyup kasaya ödeme yapmaya giderdim.

    Olayların gidişatında Matematik,Bilim,özellikle Felsefe ve Tarih,Mitoloji konuları ustaca kullanılmış (burada özellikle belirteyim bütün bu konuların çok büyük araştırması yapılmadan bu kitabı yazmak mümkün olmaz.Yazar birikimli ve usta )Bu saydığım konular kitap içerisinde ustaca kullanılmış,sizi sıkmadan,merak ettiren,ilgi duyduran,okumaya zorlayan ve bir sonraki bölümü soluksuz bekleten bir yapısı var.

    Benim özellikle ilgimi çeken bölüm başlarında Psikanalizci,Felsefeci ve Tarihçilerden alıntılarla giriş yapılması oldu.Çok şık durmuş.

    Arkadaşlar belki hadsizlik olacak ama yazar kısmı diğerleri ile kıyaslanmayı sevmez ancak burada bende hiç utanıp sıkılmadan bu kıyaslamayı yapacağım,gerekli çünkü,Herve M.Abajoli öyle bir kitap yazmış ki,muhtemelen bir çok arkadaşımız belki de hepiniz Dan Brown okumuşsunuzdur,okumamış olanlar da muhakkak en az bir filmini izlemiştir,işte bu kitap inanın bana Dan Brown'ın ziller takmış hali,çın çın ötüyor,Brown'ın kitapları sadece macera,biraz da sanat ve sanat eseri,biraz basit ama iyi,ancak bu kitap daha gelişmiş bir Dan Brown kitabı .Kitapdan o kadar çok şey alıyorsunuz ki,hem ezoterik bir macera,hem sizi kendileriyle birlikte sürükleyen karakterler,hem çok fazla şey alabileceğiniz ve hayatınıza katabileceğiniz felsefi düşünceler hepsi var.


    Kitabı okurken hiç ama hiç sıkılmadım,bazı kitaplarla inatlaşmayı severim,okuması inanılmaz zevk verir bu kitap onlardan biri oldu.372 sayfayı bitirmek için kendime 6 gün süre vermiştim daha çabuk bitti çünkü bu kitap için beklemek pek akıl karı değil di ;) sürüklendim gittim.

    Kitabı okurken Dan Brown,Jung,Harari,Umberto Eco hatta Dostoyevski bu adamların hepsi aklıma geldi.ne alaka demeyin yanlış anlaşılma olmasın bunlardan alıntılarla yazılmış bir eser değil,sadece bunlardan alabileceğiniz lezzet vardı.Sizi okuduğunuz diğer eserleri de düşünmeye ve hatırlamaya itiyor.
    Benim için güzel ama sabırsız bir okuma deneyimi oldu,Ezoterik,Gotik,Felsefi ve Edebi tarzları severim.Hepsini aynı iki kapak arasında buldum.DOYDUM!Ama bu sefer de ikinci kitaba açlığım oluştu,şimdi de onu bekleyeceğim umarım sayın yazar elini çabuk tutar ;)

    Yazar demişken Sayın Herve M.Abajoli iyi bir iş çıkarmış.TEBRİKLER

    Arkadaşlar bu adamı takip edin Tuh! (tükürme efekti) Aha şuraya yazıyorum!Bu adam isim olacak,olduğu zaman aklınıza ben geleyim,deli akıl var adam da ;)

    Tekrar dönelim Sayın Yeşilova'ya
    Sayın Yeşilova sizi uzun bir zamandır tanırım ve takip ederim,bana kötülük yapabilecek insanların arasında olabileceğiniz kesinlikle aklıma gelmezdi,bilmediğimiz şeylerin yokluğunu çekmeyiz,bana büyük kötülük yaptınız inanın çünkü artık Büyük Sır Üstadı Magnum Opus'un varlığını biliyorum ;)
    Her ne kadar bana bu kötülüğü yapmış olsanız da size çok çok teşekkür ederim.Gerçekten ayrıcalıklı ve lezzetli bir kitap dı ve ben şimdi ikinci porsiyonu bekliyorum ;)

    Sayın yazarımız Herve M.Abajoli yarattığınız karakterler,yazıya döktüğünüz satırlar,öğrenmemi ve hatırlamamı sağladığınız bilgi ve kavramlar,yaşattığınız soluksuz macera için yani özetle bu mükemmel şölen için sizi de tebrik eder,teşekkürlerimi sunarım.Beni fazla bekletmeyin 2.kitabı çok merak ediyorum.

    ALINTILAR
    -------------------------------
    Şüphesiz,yaşayan bir Tanrı'nın eline düşmek,dehşetengiz bir şeydir çünkü sizi korkunun en yalın haliyle yüzleşmek zorunda bırakır.
    ---------------------
    Hollywood'da çekilen filmlerin neredeyse tamamının kahramanları insan ruhunda yaşayan bir arketipi tetiklediğinden istemsizce onlara tutuluruz.Mesela süper kahramanların tamamıarketipseldir.Bu da Amerikan devletine dünya pazarlarına nüfuz ederek,bizi yönlendirme ve ileride yapacaklarına hazırlama imkanı tanıyor.
    --------------------
    'Çünkü sevgi her şeyi taşır ve her şeye dayanır'
    -------------------
    Yaşama düşman bir kozmik yasayla yönetildiği açık olan evrende yaşam nasıl oluşabilmiş ve kök salmıştır?
    -------------------
    Doğru soruyu sormadığın müddetçe alacağın cevapların hiçbir değeri yoktur.
  • Kadın ruhu bu. Ne yapacağı hiç belli olmaz. Nietzche bir zamanlar ne yazmıştı bilir misiniz? Kadın ruhu hiçbir zaman tümden sizin olamaz, siz ona asla sahip çıkamazsınız. Ya da belki bunu o yazmamıştı.
  • 283 syf.
    ·4 günde·Puan vermedi
    Dört yaşındayken damdan düşen, yaşamaz bu denildiği halde yaşama tutunan, okumaz bu, adam olmaz bu denildiği halde, genç yaşta profesörlüğe giden herkesle dost, herkesle gülebilen, şivesiyle barışık Adanalı Mustafa’nın öyküsüne; Oğuz Atayı’ın kalemiyle herkese merhabalar diyorum. Bu eser Oğuz Atay’ın okuduğum ilk eseridir. Ve yine yeniden bir yazarı okumak için geç kaldığımı hissettiğim anlardan birindeyim. “Geç kalmak mühim değil önemli olan başlamış olmak,” deyip kendimizi avutalım o zaman.
    Mustafa İnan aslen Malatyalı olup fakat Adana’ya göç eden bir ailenin çocuğu olarak 1911 yılında hayata gözlerini açmıştır. Dört yaşında damdan düştü, ölümle savaştı. Babası onun okuyup adam olacağını hiçbir zaman düşünemedi ve bunu sürekli dile getirdi. Mustafa İnan henüz 20 yaşında babasını haksız çıkaracak bir konuma geldi. Fakat babası bunu göremedi. Mustafa İnan tüm hayatı boyunca güler yüzlü olmaya, herkesle iyi geçinmeye, parayı mevkiyi asla hayatının önceliği haline getirmemeye çalıştı. Öğrencilik hayatı boyunca karşılaşmış olduğu öğretmen profillerine karşın öğretmenlik hayatında o daima öğrencileri ile diyalog halinde olan, onları cesaretlendiren bir öğretmen olmuştur. Ülkesinin kalkınmasını isteyen, geleneklerine bağlı aydın bir insan olan Adanalı Mustafa İnan bir taneydi fakat imkansızlıklar içinde adım adım büyük adam olmaya giden Mustafa İnanlar binlerce kişi olabilir. İşte Oğuz Atay kitabı sayesinde bizlere bu mesajı vermektedir. Neden sizler ya da ben birer Mustafa İnan olmayalım ki ?
  • 144 syf.
    "Bazı acılar vardır.Geçtiğine siz bile inanırsınız ama geçmez.O sızı hiç dinmez ve bir yerlerde gizlenir kalır "

    Mehmet Hocam'in kitap çıkarma uğraşısından habersiz bir şekilde yaklaşık iki ay önce yukarıdaki alıntıladığım cümleyi ileti olarak paylaşmasına tesadüf edince 'Bir roman yazsam,giriş cümlesi bu olurdu belki de...' yorumuna karşılık olarak 'yazmalısınız muhakkak Hocam ' demiştim tabiki bu satırların yazarın bağrında saklı birer tohum misali şimdilerde yeşerme vaktinin gelerek bahar yağmurları misali kalbime de hüznünü taşıyacağından bihaber...Çünkü bu sözün acılığı; yaşanmışlıkların,çekilenlerin üstünü örtmeye maalesef yetmiyordu,acı geçse bile onun bıraktığı o derin tesirler yerini bulunca ince ince sızlamaya devam ediyordu.Zaman uyuşturuyordu belki ama yazarın da ifade ettiği gibi bir hatıra,bir manzara,bir selam,bir tebessüm,bir hasret uyandırıyordu kalbinde sarıp sarmalamadığın, en kıymetli hislerinin yanında kederini de beraberinde bırakarak...

    Cengiz Aytmatov'un;
    "İnsan için en zoru, her gün insan olmaktır." sözünü eserinde baştacı eden yazar dili,rengi,ırkı vs.ne olursa olsun hiçbir insanın üstünü çizmeden, en kıymetli şeyin 'insan olmak' olduğunun altını çiziyor kez be kez ...İnsanın en temel hakları elinden alınmamalı;savaşlar, zulümler ve de haksızlıklar uğruna hikayeler yarım bırakılmamalı.Acıya kalplerde geniş yer açmamalı.Mutluluk hayatla beraber adım atmalı, geride hele hele kursakta hiç kalmamalı diyor adeta yazar.


    Ancak hayat bu ya nelerle karşılaşacağımız hiç belli olmaz.Her zaman söylerim, kimsenin hikayesine tam olarak vakıf olamayız.Ondan dolayı da 1k ahalisi olarak kimimiz samimiyetsizlikten,vefasızliktan bir kaçış olarak,kimimiz ise yalnız kalmak ihtiyacından,kimimiz kabuğuna cekilme misali içini boğan kederlerinin düğümünü çözmek uğruna satırlara sırtını yaslayarak kalbinin teselli bulacağı ümidi ile vs.gibi sebeplerden kitaplara sığınırız.Bir yönüyle yaşamdan kaçıstır kitaplar, fantastik bir dünyanın kanatlarıyla geçici bile olsa huzuru yakalayarak.Bir yönüyle hüznünü sayfaların arasına gömmek, acısını dindirmektir.Kimisi için de sayfalarla adeta oyun oynayarak butik dünyasına renk katmak, anını şenlendirmek,gününü tamamlamaktır.

    Mavi otobüs de içinde geçici olarak duracağımız, aynı gemide yolculuk yapacağımız fani dünyamız misali kavgalarımız, karsilasmisliklarımiz ,tevafuklarımız, hikayelerine tanık olmuşluklarımız bunun yanında uzaktan el sallayarak yolcu ettiğimiz biri gibi,bir o kadar hikayesine uzak olduklarımızdan,uzak durmak istediklerimizden ibaret yola düşen birer gölge aslında.Eserde kimisi hazin,kimisi yürek burkan,kimisi ümitvâr,kimisi hayatın gırgırında Bosna'dan, Samsun'a varan hikayeler ...

    Eserde iyilik, adalet,an'ın kıymetini bilmek,özgürlük ondan da önemlisi 'insan olmak' gibi bizim ağız ucuyla ezbere sıraladığımız evrensel değerlerin içini doldurmuş yazar bizlerdeki karşılığını yeniden yoklayarak, tanımını değiştirerek.
    Hakikaten mazimize bakınca çok da uzağa gitmeden bile sukredecegimiz ne çok nimet var.Özellikle ülkesinden savaş,zulüm vs. sebeplerden hayat hakları ellerinden alınmış, canları, ruhları darp edilmiş mültecileri, mazlumları düşününce ve de onlara reva görülenleri düşününce üşüdüm sıcacık vatanımda...İncindim onlarla birlikte, gözyaşlarıma hakim olamadım.Rabbim kimseyi vatansız bırakmasin.Garip olmak her yönüyle düşünüldüğünde meğer ne zormuş.

    Aşırı empati sendromu diyor ya yazar işte onun bi'nebzesi bile yüreğimi altüst etti.Hikayeleri sadece ve sadece kısa süreliğine misafir etmek bile ağır geldi yüreğime.


    İyi ki bu eserin ismi "Yola Düşen Gölgeler" olmuş ilk düşünülen 'Mavi Otobüs' isminden daha çok sevdim.Ayrıca bu isim tam manasıyla bu eserin karşılığı,hakkını tamamıyla vermiş noksanlık bırakmadan.Aymatov sevdalısı bir yazarın eseri elbette ki nasibini alacaktı mest olduklarının kaleminden oksijen yudumlayarak :))

    Yazarın okuduğum bu üçüncü eseri diyebilirim.Ve itiraf etmeliyim bu eseri daha çok sevdim.Ne yalan söyleyeyim kitabın İlk 60 sayfasına gelene kadar otobüsteki yerimi yadırgadim.Bir an için yanlış otobüse bindiğimi bile düşündüm :)) Sonra defalarca biletimi kontrol ederek, tayin ettim kalbimin yerini hikayelerin akışına bırakarak.Ama Bosna'da Aida ile parcalandim, dostların sessizliği ile sağır oldum.Matbaaciyla hasret bir bicak gibi delip geçti yaramı yeniden kanatarak.Ne çok his bırakmış bu eser üzerimde.Otobuse binerken ve de indikten sonra farklı bir bakış kazanarak hayat yolculuguma devam ediyorum şimdilerde işte :))

    Daha ilk sayfalarda yazarın biyografisini okurken ait olması gereken yerin,Samsun'un, çığlığını isittim sayfalara tutunup yaklaştıramasam da.Gurbet saray olsa bile gecedir kimisine.Bana da öyle.Ve taktir ettim ne mutlu evlatlarına ki böylesi hassas bir yüreğe sahip babaları olduğu için.Hatıralara yabancı kalmadığı ve de yüreğimize taşıdığı için.
    Yolunuz açık olsun ...
  • Sen sıhat şartları tastamam olan ‘’Deve Sidiği’’ hadisini inkar ediyorsun.

    Bu hadisi televizyon ekranlarında, bu şekilde gündem ederek, halkın indinde ‘’bu hadisçiler işte böylesine pis adamdır’’ görüntüsü oluşturmak istiyorsun. Hadisin şerhlerine bakmadın, geçmişte getirilen itirazlara verilen cevaplara dair bir fikrin de yok. Belki de biliyorsun ama amacın pislik yapmaktı . Rahatsız oldun ve rahatsız ettin. Fakat sana söylemek, hatırlatmak istediğim bazı şeyler var.

    Mesela;

    -Japon bilim adamlarının inek pisliğinden vanilya üretmesi, seni muhtemelen rahatsız etmez. Hatta bu bilimsel gelişmeyi takdirle de karşılarsın.

    -Tereyağında pişirilen timsah derisi pullarının bazı cilt hastalıklarına şifa olduğunda da tiksinmezsin. Fakat kaynak Sahih Müslim olsaydı ortalığı ayağa kaldırırdın.

    -Maymunun kol etinin kaynatılarak yapılan toniğin bazı romatizmal hastalıklara iyi gelmesine karşı da değilsindir. Haberi sana getiren Ahmed b. Hanbel değil nasılsa…

    -Seni Enerji içeçeği içerken gördüğümde, aynı zamanda muhtemelen boğanın üreme sıvısını içtiğini de hatırlatacağım. Yapılan araştırmaya göre en iyi ihtimalle (Boğa’nın üreme sıvısı olmasa da) boğanın safra suyundan elde edilen Taurin’i içtiğini öğrendiğinde muhtemelen yüzün buruşmayacak. Akademisyen adamsın enerjiye ihtiyacın vardır.

    -Kullandığın parfümlere de değinmem lazım. Ünlü bir parfüm imalatçısının beyanı ve resmi verilere göre: Dünya üzerindeki parfümlerin büyük bir çoğunluğunda hammadde olarak Civet kedisinin, ilişkiye girmek istediği zaman anüsünden salgıladığı sıvı kullanılıyor. Bu kediyi tanırsın. Hani dünyanın en pahalı kahvesini çiğneyip, dışkı olarak üreten kedi var ya işte o! Civet hammaddesi Chanel No 5, Calvin Klein Obsesion, YSL Kouos, Guerlain Shalimar ve Roma gibi birçok parfümde kullanılıyor. Saf hali çok iğrenç kokar ama seyreltildiği zaman çok hoştur. Ama bu seni rahatsız eder mi emin değilim. Çünkü herhangi bir hadis külliyatında yer almıyor. Düşünsene bu tarifin bize bir hadis yoluyla geldiğini…

    -Yok ben piyasadaki başka kokuları mesela Misk ve Amber’leri kullanıyorum diyorsan: Amber Sperm balinasının kusmuğundan elde edilir. Bu kusmuk denizin üstüne çıkar, dalgaların yardımı ile kıyıya vurur ve kıyılardan toplanır. Misk ise özel bir geyik cinsinin midesi ile cinsel organı arasındaki bir bezedir. Misk Sanskritçede testis anlamına gelir. Gerçek misk çok pahalıdır. Geyiğin testislerinin üzerinden alınabilmesi için hayvanın öldürülmesi de gerekiyor.

    -Zengin adamsın, pahalı ve kaliteli şeyleri tüketmeyi seversin. Mesela sana Kopi Luwak kahvesini tavsiye edebilirim.. Dünyanın en pahalı ve en az üretilen kahvesidir. Kopi luwak, Endonezya'nın Sumatra adası ile çevresindeki birkaç adada yaşayan palmiye misk kedisinin yediği ve sonrasında dışkıladığı kahve çekirdeklerinden üretilmektedir. . O çıplak heykel motifli kravatını takıp kedi dışkısından imal edilen kahveye, dünyanın parasını rahatlıkla verip, afiyetle içeceğinden eminim. Kaynak İslami bir eser olmadığı için senin açından pek sorun yok…

    -Kopi Luwak’ın bir rakibi var mesela. Black Ivory adlı kahve. Kanadalı girişimci Blake Dinkin, Tayland’da tam 20 tane filden oluşturduğu sürüyle dünyanın en pahalı ve en özel lezzetli kahvesi olarak bilinen “Black Ivory Coffee”yi üretiyor. Tayland’da koruma alanındaki fillere kahve taneleri yediriliyor. Kahve taneleri sindirilip vücuttan atılınca fil dışkıları toplanıyor, kahve taneleri ayıklanıyor, temizleniyor ve kahve tozu haline getiriliyor. Fil dışkısından kahve imali zor bir işlem olduğu için piyasada bu kahveden sadece 50 kilo kadar var. Sinir sistemiyle alakalı pek çok soruna iyi geldiğini de söylüyorlar.Bu bilgi Buhari’de yer alsaydı televizyona fil dışkısı getirip karşındaki hocaya ‘’ye bunu derdin’’.

    -Televizyon’da kanın necis olduğunu söylemiştin. Sana yeni bir haber vermek istiyorum. Hastanın vücudundan alınan bir şırınga kan, hasarlı kasların onarılmasını sağlayan bir ilaca dönüşüyor. Adına PRP yöntemi diyorlar. Bu bir hadis olsaydı, kas ağrısı çeken bir hocamıza bir ünite kan getirip ''iç bunu derdin'' değil mi?

    -Türkiye’de de bazı bilimsel gelişmeler var. Türk bilim insanları, köpeklerin göbek kordonundan kök hücre elde etmek için çalışıyor.Bu kök hücre hayvanlar ve insanlar üzerinde kullanılacak. Ama bunu 1400 sene önce bir peygamber haber vermiş olsaydı ve henüz bilim bunu keşfetmeseydi, çenenden nasıl kurtulacaktık?

    -Bakıyorum da saçların dökülmeye başlamış. Ama üzülme, "Yapılan bilimsel araştırmalarda Saç Aşısı olarak tanıtılan ve PRP ve D vitamin ile combine edilerek kullanılan ECM (ektrasellüler hücre matriksi)’nin domuz mesanesinden elde edildiği kesinleşti… Düşünsene böyle bir bilginin Ebu Hureyre tarafından rivayet edilen bir hadiste yer aldığını. Bu hadisçiler ne pis adam yahu(!) ! Yandaşlarının tweetlerini hayal ediyorum da… Neyse…

    - Senin derdin İslam ile. Mesela doktor sahabelerden biri Peygamberimizin bir hadisine dayanarak, insan idrarının difteri hastalığına iyi geldiğini söyleseydi ve bilim insanları hakkında henüz bir şey konuşmasaydı kafamızda boza pişirirdin. Neyse ki ilah gibi gördüğün bilim bazı veriler koydu önümüze, Alman Profesör Falke köylerde yaşlı kadınların difteriye tutulan çocuklara idrar içirerek iyileştirdiğini kaydetti. Amonyak boğazdaki kabuğu eritiyor ve hastalar rahat nefes almaya başlıyordu. Ayrıca bademcik iltihaplarında idrarın etkilerinden biri daha ortaya çıkıyor ve idrar gargara yapmak için kullanılıyordu. Bir gün Difteri olursan artık yöntemi biliyorsun, hem hakkında hadis te yok, rahat olabilirsin yani (!) Ah şu akıl (!), difteri için insan idrarını kabul eder de deve idrarını kabul etmez.(!)..

    -Evli misin, bilmiyorum ama eşin Plazan Cosmetic ürünleri kullanıyorsa bilmesi lazım ki: Firma ürünlerinde plasenta kullanıyor. Neden? Çünkü kırışıklıkları gidermekte son derece etkili olan hyaluronik asit ve protein hydrolysate gibi hormonları plasentadan elde ediyorlar. Hayvan Plasentasından elde edilen ürünlere değinmiyorum bile. Bilmeyenler için Plasenta, gebeliğin ilk haftalarından itibaren anne ve bebek arasındaki besin alışverişini sağlayan organdır. Endişelenme, bu konuda da hadis yok.

    -İngiliz bir blog yazarı olan T. Kiss, erkeğin üreme sıvısının kadın cildine ciddi faydalar sağladığını yazdı ve bu yazısı bazı ilmi çevrelerce de desteklendi. Spermin içinde bulunan; spermidin, hücre yapımında ve mevcut hücrelerin tamirinde oldukça etkili bir maddedir. Dünyaca ünlü tıp dergilerinde yayınlanan araştırmalar neticesinde; spermidin maddesinin, hücre çekirdeği ile buluştuğunda, çekirdeği tekrar programladığı ve gençliğe yönlendirdiği tespit edilmiştir. Ayrıca spermin içinde bulunan protein sebebi ile cildin gerildiği ve yenilendiği ispatlanmıştır. Bu sebeple iddiaya göre sperm ile her gün cilde maske yapmak, cildin daha genç kalmasını sağlar. Ortalama 1 çay kaşığı sperimin içinde 150 mg protein, 6 mg yağ, 11 mg karbonhidrat, 3 mg kolesterol, %7 potasyum ve %3 bakır, çinko vardır.

    Buhari’de yazsaydı mahvolmuştuk. Neyse ki İngiliz basınında geniş yer buldu da ırzımızı bu adamlardan koruduk…

    Yazı örneklerle uzayıp gidebilir fakat uzatmak istemiyorum.

    Deve idrarını meşrubat gibi içiyorlar havası vermeye çalışıp, tiksindirme yöntemi ile hadis inkarcılığı aşısını yaparken; deve idrarının belirli oranlarla başka maddelerle karıştırılıp bazı hastalıkların şifası için içildiği gerçeğine hiç değinmedin. Bilmiyordun ya da sakladın. Öğrendin ama utanmadın.

    Deve idrarı veya onlarca tiksindirecek madde yukarıda yer verdiğim ürünlerde kullanılınca bir sorun yok. Ama şifa için belirli oranla karışım haline getirilmesine itiraz ediyorsun çünkü haberin kaynağı hadis. E, sen de inkarcısısın ve bir şekilde bu halkı da bid’atine çağırman lazım. Sen de bu yolu seçtin. Sen ve o ne idüğü belirsiz takipçilerin ‘’ Hehe bu salaklar idrar içiyor’’ temalı tweetler atarken bedenlerine gıda, ilaç, kozmetik, giyim vb. yollarla hangi maddeleri soktuklarını hatırlayıp utanmadılar...

    Peygamberimiz diyor ya ''Utanmadıktan sonra dilediğini yap.'' sen de yapıyorsun işte...

    Gayba, vahye, hadise iman etmek, teslim olmak yok.!

    Derdin illa bilim ise, pek çok Müslüman ve Gayri Müslim bilim insanı geçmişte Deve idrarının tıpta kullanımına değinmişti. Mesela İbn Sina'nın dünyaca eseri olan ‘’ El-Kanun fi't-Tıb’’. Ama senin derdin başka… Ayrıca ilmi bir yol izleyip hadisin alimlerce yapılan izahlarına da bakmadın.

    Değerli Müslümanlar: Adamlar din mensubu değil, din tenkitçisi. Dini yaşamak yok, dini masaya yatırmak var. İttiba yok. Geçmiş yok. İlmi miras yok. Akıl var. Süzgecinden geçerse, hadis canını kurtarabiliyor. Geçemezse ‘’Uydurulmuş din’’ in parçası oluyor.

    Tarihte görülmemiş usuller ve ciddiyetsizlikle hadis tenkidi yapıyorlar. Temsilcileri ise İslam tarihinde adı sanı duyulmuş, eserleri ve fikirleriyle yer bulmuş ilmi şahsiyetler değil.

    Ehli Sünnet’le münazara ederken tıpkı bir ateist gibi davranıyorlar. Onların metodu ile yaklaşıyorlar. Peki ateistler, akıl ve bilim temelli itirazlarınızın aynısıyla Kur’an ayetlerine geldiklerinde ne yapacaksınız? Hiçbir şey yapamayacaksınız! Çünkü ateistçe tartışıp Müslümanca cevap veremezsiniz.

    Bu noktada Fikret Çetin’in ‘’ Bu Âyetler ya Hadis Olsaydı Caner Bey?’’ adlı makalesini hatırlatmamda fayda var.

    Bu fikir, dini ve ilmi temeli olan ciddi bir yapı değil, sapkın bir ideolojidir. Allah’ın izniyle uzun soluklu olmaz ama ateizm otobüsüne bindirdikleri o insanlara yanarım....

    Allah’tan acilen ıslahınızı diliyorum. Allah bütün ümmeti şerrinizden korusun.

    Ozan Ay