• Şems-i Tebrizi 'nin 40 Altını

    1.
    Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sende korku ve utanç içindesin çoğunlukla...Yok eğer Tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.

    2.
    Hak Yol' unda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil. Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol silenlerden değil!

    3.
    Kur'an dört seviyede okunabilir. İlk seviye zahiri manadır. Sonraki batıni mana. Üçüncü batıninin batınisidir. Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye.

    4.
    Kainattaki her zerrede Allah'ın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü O camide, mescidde, kilisede, havrada değil, her yerdedir. Allah'ı görüp yaşayan olmadığı gibi, O'nu görüp ölen de yoktur. Kim O'nu bulursa sonsuza dek O'nda kalır.

    5.
    Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. "Aman sakın kendini" diye tembihler. Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: " Bırak kendini, koy gitsin! " Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!


    6.
    Şu dünyadaki çatışma, ön yargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. Aşk dilsiz olur.

    7.
    Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, Hakikat' i keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.

    8.
    Başına ne gelirse gelsin karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, O sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Dileğin gerçekleşmediğinde de şükret.

    9.
    Sabretmek öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. Allah aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder. Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.

    10.
    Ne yöne gidersen git, -doğu, batı, kuzey ya da güney- çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün! Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.

    11.
    Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz. Senden yepyeni taptaze bir "sen" zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.

    12.
    Aşk bir seferdir. Bu sefere çıkan her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnağa değişir. Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.

    13.
    Şu dünyada semadaki yıldızlardan daha fazla sayıda sahte hacı hoca şeyh şıh var. Hakiki mürşit seni kendi içine bakmaya ve nefsini aşıp kendindeki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir. Tutup da ona hayran olmaya değil.

    14.
    Hakk'ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. "Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir" diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?

    15.
    Allah içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldür. Tek tek her birimiz tamamlanmış bir sanat eseriyiz. Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksiklerimizi gidermemiz için tasarlanmıştır. Rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler.

    16.
    Kusursuzdur ya Allah, O'nu sevmek kolaydır. Zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir. Unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde bilebilir. Demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini, Yaradan'dan ötürü yaradılanı sevmeden, ne layıkıyla bilebilir, ne de layıkıyla sevebilirsin.

    17.
    Esas kirlilik dışta değil içte, kisvede değil kalpte olur. Onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır. Yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir.

    18.
    Tüm kainat olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir. Şeytan, dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahluk değil, bizzat içimizde bir sestir. Şeytanı kendinde ara ; dışında başkalarında değil. Ve unutma ki nefsini bilen Rabbini bilir. Başkalarıyla değil, sadece kendiyle uğraşan insan, sonunda mükafat olarak Yaradan'ı tanır.

    19.
    Başkalarından saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan, önce sırasıyla kendine borçlusun bunları. Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin. Yakında gül yollayacak demektir.

    20.
    Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.

    21.
    Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık. Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı. Farklılıklara saygı göstermemek kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, Hakk' ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.

    22.
    Hakiki Allah aşığı bir meyhaneye girdi mi orası ona namazgah olur. Ama bekri aynı namazgaha girdi mi orası ona meyhane olur. Şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan, suret ile yaftalar değil.

    23.
    Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret. Kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki, ağlar perişan olur onun için. Kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı, kırar ve atar. Ya aşırı kıymet verir, ya kıymet bilmeyiz. Aşırılıktan uzak dur.

    24.
    Mademki insan eşref-i mahlukattır, yani varlıkların en şereflisi, atttığı her adımda Allah'ın yeryüzündeki halifesi olduğunu hatırlayarak, buna yakışır soylulukta hareket etmelidir. İnsan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile gene başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir.

    25.
    Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama. İkisi de şu an burada mevcut. Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başarsak, cennetteyiz aslında. Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak, nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz.

    26.
    Kainat yekvücut, tek varlıktır. Her şey ve herkes görünmez iplerle birbirine bağlıdır. Sakın kimsenin ahını alma, bir başkasının hele hele senden zayıf olanın canını yakma. Unutma ki dünyanın öteki ucunda tek bir insanın kederi, tüm insanlığı mutsuz edebilir. Ve bir kişinin saadeti, herkesin yüzünü güldürebilir.

    27.
    Şu dünya bir dağ gibidir. Ona nasıl seslenirsen o da sana sesleri öyle aksettirir. Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır. Şer çıkarsa, sana gerisin geri şer yankılanır. Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece sadece güzel sözler et. Kırk günün sonunda göreceksin her şey değişmiş olacak. Senin gönlün değişirse dünya değişir.

    28.
    Geçmiş, zihinlerimizi kaplayan bir sis bulutundan ibaret. Gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi. Ne geleceğimizi bilebilir, ne geçmişimizi değiştirebiliriz.

    29.
    Kader hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten "ne yapalım kaderimiz böyle" deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatına hakimsin, ne de hayat karşısında çaresizsin.

    30.
    Başkaları tarafından kınansan, ayıplansan, dedikodun yapılsa hatta iftiraya uğrasan bile, o ağzını açıp da kimse hakkında tek kötü laf etme. Kusur görme. Kusur ört.

    31.
    Hakk'a yakınlaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı. Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir. Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık, kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp... Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız. Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar, kimimiz ise ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar.

    32.
    Aranızdaki bütün perdeleri tek tek kaldır ki, Tanrı'ya saf bir aşkla bağlanabilesin. Kuralların olsun ama kurallarını başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma. Bilhassa putlardan uzak dur dost. Ve sakın kendi doğrularını putlaştırma! İnancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama!

    33.
    Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen HİÇ ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutanda benlik zannı değil hiçlik bilincidir.

    34.
    Hakk'a teslimiyet ne zayıflık ne edilgenlik demektir. Tam tersine, böylesi bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir. Teslim olan insan çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi bırakır, emin bir beldede yaşar.

    35.
    Şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz. Mümin içindeki münkirle tanışmalı, Tanrıya inanmayan kişi ise içindeki inananla. İnsan-ı kamil mertebesine varana kadar gıdım sıdım ilerler kişi. Ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır.

    36.
    Hileden, desiseden endişe etme. Eğer birileri sana tuzak kuruyor zarar vermek istiyorsa, Tanrı da onlara tuzak kuruyordur. Çukur kazanlar o çukura kendileri düşer. Bu sistem karşılıklar esasına göre işler. Ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer. O'nun bilgisi dışında yaprak bile kıpırdamaz, Sen sadece buna inan!

    37.
    Tanrı kılı kırk yararak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır. O kadar dakiktir ki, sayesinde her şey zamanında olur. Ne bir saniye erken, ne bir saniye geç. Her insan için biz aşık olma zamanı vardır, bir de ölmek zamanı.

    38.
    "Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım?" diye sormak için hiç bir zaman geç değil. Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün. Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa, yazık. Her an her nefeste yenilenmeli. Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.

    39.
    Noktalar sürekli değişse de bütün aynıdır. Bu dünyadan giden her hırsız için bir hırsız daha doğar. Ölen her dürüst insanın yerini bir dürüst insan alır. Hem bütün hiç bir zaman bozulmaz, her şey yerli yerinde kalır merkezinde... Hem de bir günden bir güne hiç bir şey aynı olmaz.

    40.
    Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım mecazi mi, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani mi diye sorma! Ayrımlar ayrımları doğurur. Aşk'ın ise hiç bir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur. Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındasındır merkezinde, ya da dışındasındır hasretinde.
  • 531 syf.
    Akıcı ve sürükleyici bir dil.

    Konu itibariyle adına depresyon/zihin felci/hiçlik ne denirse artık... belirgin bir ruh bunalımının yanında tüm ruh hastalıklarından birer iz taşıyormuşçasına, ruhsal anlamda bilinmeyen bir yerde ve zamanda kaybolmaya yüz tutmuş gençlerin kendileriyle ve çevreleriyle olan mücadelesini okuyoruz. Zihinlerdeki mücadele hiç bitmiyor kitap boyunca.

    Sorgulamaları, tespitleri, bunalımları, hikayenin(hayatın) akışı ve kurgunun sonuçlandığı nokta itibariyle, gerçekçi, hayatın içinden olan bu kitap insana -özellikle yaşınız gençse- yeni bir bakış açısı katacak güzel ve okunası bir eser.

    Tüm bunların yanında;
    Kitabın küçük puntoları kitaptaki "K." karakteri kadar yorucu, sinir bozucu. Ve üç bölümden oluşan kitapta yazarında diline ve tarzına alıştıkça bazı kısımlarında -özellikle ikinci bölümde- anlatımların uzatıldığını düşündüm. Bu okurken sıkıcı olabiliyor.

    Keyifli okumalar.
  • " öleceksek neden yaşıyoruz ? "
    bu konu hakkında bu aralar çok düşünmeye başladım eskiden de düşünüyordum ama aklımda takılı kalmıyordu o yüzden şuan düşüncelerimi sizle paylaşmaya kadar verdim...

    belki de yaşamın amacı sadece yaşayıp unutmaktır .
    düşünün ki bir duygu içerisindesiniz aşıksınız bu duygu içerisinde hiçbir zaman "öleceksem niye yaşıyorum" sorular sordurmaz ( aşkın temelini düşünerekten bunu söylüyorum her zaman nedir aşk ; mutluluk huzur değil midir ? detayına girmemize gerek yok yoksa onun da bir acısı vardır ) herneyse bu soru bastırılır bu soru o duygular içerisinde aklınıza gelmez çünkü bir şey yaşıyorsunuz bırakta yaşayaym dersiniz ama şimdi bir başka duyguya bakalım yalnızlık, ümitsizlik , kederlilik , hiçlik gibi duyguda nedense bu soru bir anda karşımıza çıkar bunu düşünmeye başlarız burdan cıkarıcağımız bir sonuç ise hayatımız , hayattaki duyguların ortaklığıyla çıkan bir yaşamdır. yaşamın amacı , birini bastırırken birini ortaya çıkarıp unutturmaktır.
    peki neden unutmak kelimesini kullandım? çünkü bir şeyi unutmak için ilk önce hatırlaman gerekir.
  • 207 syf.
    ·40 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Âmâk-ı Hayal kitabına geçmeden önce biraz Filibeli Ahmet Hilmi'nin kendisinden bahsetmek istiyorum. Filibeli Ahmet Hilmi nâmıdiğer şehbenderzâde olarak da bilinen yazara babasının konsolos olmasından -şehbender konsolos - bu ön ada sahip Hilmi Bey ailesini de eğitimli olması ile çok iyi bir eğitim almış. Galatatasaray Lisesini o zamanki adıyla Sultanisini bitirmiş. Sonrasında Duyun-i Umumiye (Genel Borçlar idaresin') de çalışmış. Daha sonra gittiği Beyruta Jöntürklerle tanışmış , oradan Mısır'a geçtip Terakki Osmani Cemiyetine girmiş. Mısırda 'Çaylak' adında mizah dergisi çıkarmış.Filibeli Ahmet Hilmi Bey 1901 yılında İstanbul'a döndüğünde ihbar üzerine Fizan'a sürgüne gönderilir. Orada Arûsi tarikatına yönelerek tasavvufla ilgilenmeye başlar. II. Meşrutiyet zamanında İstanbula dönerek birçok gazete ve dergis çıkarır.Aynı zamanda İslam Birliği görüşünü savunan ittihatdı İslam gazetesini çıkarır fakat İttihat ve Terakki yönetmini eleştirmesi sebebi ile gazete ve dergileri kapatılır ve kendisi Bursa'ya sürgüne gönderilir. II. Meşrutiyet döneminden sonra Darülfünûn (İstanbul Üni.) felsefe dersleri vermeye başlar. Filibeli Ammet Hilmi maddecilik yani materyalizme karşı bir görüş olarak ruhçuluk, maneviyatçılık düşüncesini benimsemiştir. Bununla birlikte birlikte Vahdet-i vücud düşüncesini benimsemiştir. Vahdet-i vücud tasavvuf inancında Allah ile yaratılanın bir kaynaktan geldiğini ve bir olduğunu savunan mistik felsefi görüştür.Vahdet-i vücud varlıkların özde bir ve tek olduğu ,herşeyin tek olan Allah'ın değişik tecellileri , yansımaları görüşüdür.
    Filibeli Ahmed Hilmi de Âmâk-ı Hayal (Derin Hayaller) kitabında aslında 9 güne uzanan hayaller sürecinde gördüğü rüyalarda bundan bahseder. Eser boyunca ruh ve kâinatın sırrı, yaratılışın gayesi araştırılarak maddeci görüşün sığlığı ve insanı saadete ulaştırmakta yetersiz kaldığı ortaya konur. Eserin iki kahramanından biri Râci, diğeri hakikati bulmakta ona yol gösteren Aynalı Dede isimli meczuptur. Râci ruh ve madde âlemi hakkındaki şüphelerinden her gördüğü rüyada - hayalde - kurtulur. Aynı zamanda 9 gün boyunca 9 mertebeye de ulaşır. Eserin sürükleyici kurgusu bir yana İslam felsefesi sorularını sorması açısından insanı düşünmeye yönlendirmesi ayrıca en beğenilen yönlerinden biri. Bu anlayışın 19. yüzyılda en büyük savunucularından olan Filibeli’nin kainatta olan biteni anlamak ve hadiseleri doğru değerlendirmek için vahdet-i vücut geleneğinin iyi bilinmesi adına kaleme aldığı bu eserde, ruh ve kainatın sırrı, yaradılışın gayesi her bölümde farklı sorular ve cevaplarla 9 bölümle anlatılıyor.
    Birinci gün-Zirve-i Hiçi (hiçlik zirvesi)
    -Gördüklerine aldanma , arzularını yok et.
    İkinci Gün-Ya Nur (Ey yaratanın ışığı zalimleri yok et)
    -İyilik ve kötülüğün sonsuz olması birbiriyle bütün
    Üçüncü Gün-Bilgelik Yolu
    -Hiçliğie vararak herşeyin başladığı yere dönmesi düşncesi
    Dördüncü gün-Meydan-ı imtihan(Sınav Meydanı)
    -”insanların gözünün, gerçekleri görmekte arpacık soğanı oranında değerli” Gerçeği gönül gözüyle görmek
    Beşinci Gün-Saha-ı Azamet (Büyüklük Meydanı)
    - varlığının bir noktadan ibaret olduğunu, sonsuz alemin de O’nsuz bir nokta olduğunu anlamıştır.
    Altıncı Gün-Kafü Anka (Masal kuşu-Masal Dağı)
    -bu kervan nereye gidiyor” sorusuna ”parçanın bütüne kavuşması” cevabını verir.
    Yedinci Gün-Umman-ı Azamet ve Girdab-ı Kibriya(Büyüklük Denizi ve Heybetli Girdap)
    -İlahi ilmin karşısında bilinenin gaipte bir nokta olduğunu
    Sekizinci gün-Muammayı Ebedi(sonsuz bilinmezlik)
    -”Ölmek” için önce ”olmak” gerektiğini görür. Hakikat-i ruhun, varlık ile yokluğun bir olduğunu görmeden bulunamayacağını
    Dokuzuncu gün-Mahfel-i Azam(yüce insanların cevapları)
    -”Ölmek” için önce ”olmak” gerektiği, hakikat-i ruhun, varlık ile yokluğun bir olduğunu görmeden bulunamayacağını anlatır.
    Son olarak bu eser insana manevi anlamda birçok farklı bakış açısı kazandırıyor.Verdiği bilgilerle öğretici olduğu kadar huzur verici bir yanı var. Allah'ın yüce varlığını ve kudretini bizlere anlatması açısından ben çok beğendim . Bu yorumu kapsamlı bir şekilde yazmak için bir çok kaynak araştırdım . Bu açıdan bile eser insana araştırma , bilme ve anlama hissiyatı veriyor. İnceleme için '' İslam Ansiklopedisi'nden faydalandığımı belirtmek isterim.
  • 77 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Stefan Zweig - Satranç

    Bu yazı bir inceleme değil de, yazarın imtihanı başlığı altında okunmalıydı. Çünkü bu satırlar uykusuz bir gecenin mahsulüdür.
    İncelenen kitap, eleştiriden hemen önce tekrar okunmazsa yazar gerçekleri aksetmez. Bu da bir doktorun ameliyat sonrası yarayı dikmemesi gibi bir şey olur ki böyle bir yazının yayınlanması mümkün değil.
    Herkesin benden inceleme beklediği o gece yarısı, incemeyi benim hazırlayacağımdan haberi olmayan tek kişi yine bendim. Ta ki gece saat 02:13'te telefonum çalana dek. Arayan Editörümüz şu şekilde girdi konuya, "İncelemeyi yollamayı düşünmüyorsun herhalde" o saniye içerisinde bütün olay olağanüstü bir hızla kafamda canlandı ve şöyle cevap verdim, "Bilgisayar bozuk abi" bana derginin sabah 8'de grafikere verilmesi gerektiğini söyledi ve kapattı telefonu. işte bu şekilde hiç uyumadan işe gideceğim trajikomik gece başlamıştı. Furkan'ın yapacağı inceleme nasıl olmuştu da benim üstüme kalmıştı. Bu suçu Mardin'den hediye gelen şarabın üstüne atmaktan başka çare yok. Zira Furkan şuan da uyuyor ve ne var ki grafikerimiz herkesten habersiz İstanbul'a uçuyor o vakitler. O an bana moral veren tek şey incelenecek kitaptı. Okumaya ilk başladığım yıllarda keşke daha önce keşfetseydim dediğim ve bana bütün Zweig kitaplarını okutan kitap, "Satranç". Kitaplığıma gidip kitabı elime aldım.
    "Yine, uzun ince bir kitap" böyle diyorum "Zweig" okumaya başlamadan önce. Eğer Stefan Zweig okuyorsanız artık normal bir okur olmanız mümkün değil zaten. Sürekli okur ve gözünüze ilişen bütün kitapları kütüphanenize katmaya çalışırsınız. Bunun sebebi her kesimden insana hitap eden kitaplar yazmış ve her hangi bir kitabında sana mutlaka bir şekilde değinmiş olmasıdır. Her kitabın keşfedilmesi gerektiği hissini Zweig kolayca uyandırabiliyor.
    Kimilerinin kısa öykü, kimilerinin uzun roman dediği bu yazıların herkes tarafından kabul gören tarafı bir solukta okunmasıdır. Yazarımız her gün gördüğümüz ve karşılaştığımız şeyleri kafasında kurguladıktan sonra bize öyle güzel sunuyor ki, sürekli yürüdüğümüz yollar bize yeni hedefler göstermeye başlıyor. Akıcılık ve kesintisiz bir hikaye arıyorsanız size Zweig'in yazmış olduğu yüzü aşkın kitabı önerebilirim. Ama bu yazıda sadece "Satranç"tan bahsedeceğiz.
    Kitabı ilk okuduğumda tek seferde okuyabilmek için bir kaç kere yeniden başlamak zorunda kalmıştım. O zaman da bir saati biraz geçmişti, bu gece de öyle oldu. Tek fark, o günlerde gece yarısı kahvemi yapıp Mozart eşliğinde okuma şansım yoktu.
    Şimdi kitabı bir alıntı ile anlamaya başlayalım. "Bize hiçbir şey yapılmadı, yalnızca tam bir hiçliğin içine koyulduk, çünkü bilindiği gibi dünyada hiçbir şey insan ruhunu hiçlik kadar baskı altına alamaz." Buradan çıkaracağımız gibi kitabı okuduktan sonra içimizde bir satranç oynama isteği uyanmayacak. Soren Kierkegaard,
    "Can sıkıntısı, bütün kötülüklerin anasıdır." demişti, "Kahkaha benden yana" kitabında. Gerçektende her şeyi yaptırır insana can sıkıntısı. Hayatında hiç satranç taşına dokunmamış, gerçek bir satranç bile görmemiş bir insanı, dünya satranç şampiyonuna galip getirebilir mesela.
    Bu hikaye, Nazilere esir düşüp dış dünyadan tecrit edilen Dr. B.’nin, ürkütücü bir tutsaklık yöntemiyle, akıl sağlığını yitirmenin eşiğinde olduğu bir zaman diliminin ucuna, bir rekabeti bağlıyor. Sizi, New York’tan, Buenos Aires’e seyahat ederken ağırlayan kitap; satrançı sadece bir araç olarak kullanarak, ezbere bir hayat ve yenilikçi adımlara açık bir bakış açısı çekişmesini en akıcı biçimde sergiliyor.
    Unutmayalım ki Avrupa'nın Hitler'e köle olduğunu görerek umutsuzluğa kapılan Zweig'te, 1942 yılında eşiyle birlikte intihar etmişti. Şimdi muazzam betimlemelerini bir kenara bırakıp olayı daha gerçekçi ele alırsak; intiharından önceki son kitabı olan "Satranç"ın okunmayı hakettiğini göreceğiz. Eğer okuduğunuz kitabın ait olduğu dünyaya girebilme kabiliyetiniz varsa, hiçliğe hoş geldiniz. Ben bu hiçliğe ilk adımımı attığımda aklıma gelen tek şey, o hiçlikte başbaşa olduğum tek şeydi, kendim. Kendime ne kadar tahammül edebilirdim; ne kadar anlayış gösterir ve ne kadar mücadele ederdim. Şayet bir hiçlik ile yüzleşmek istiyorsanız, gerçek bir intiharın ardına bıraktığı bu kısa romanı okuyun.
    Bu güne kadar hiç Zweig okumadıysanız, onun son kitabı sizin ilk kitabınız olsun. Ne zaman harekete geçip, ne zaman bekleyeceğimizi; ne zaman susup, ne zaman konuşacağımızı düşünme fırsatı verdiği bu kitap için Zweig'i minnetle anıyorum. Bir daha ki sayıda yeni bir kitabı anlamak için tekrar buluşana dek, Stefan Zweig'le kalın. Ben işe gidiyorum.
  • Şems’ten 40 Kural

    1. Kural:
    Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sen de korku ve utanç içindesin çoğunlukla. Yok eğer, Tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.
    ....

    2. Kural:
    Hak Yolu’nda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil. Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol, silenlerden değil!
    ....

    3. Kural:
    Kuran dört seviyede okunabilir. İlk seviye zahiri manadır. Sonraki batınî mana. Üçüncü batınînin batınîsidir. Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye.
    ....

    4. Kural:
    Kainattaki her zerrede Allah’ın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü O camide, mescitte, kilisede, havrada değil, her an her yerdedir. Allah’ı görüp yaşayan olmadığı gibi, O’nu görüp ölen de yoktur. Kim O’nu bulursa, sonsuza dek O’nda kalır.
    ....

    5. Kural:
    Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. Aman sakın kendini diye tembihler. Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: Bırak kendini, ko gitsin! Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!
    ....

    6. Kural:
    Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. aşık dilsiz olur.
    ....

    7. Kural:
    Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, Hakikat’i keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.
    ....

    8. Kural:
    Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, sonunda O sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir.
    ....

    9. Kural:
    Sabretmek öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. Allah aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder. Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.
    ....

    10. Kural:
    Ne yöne gidersen git, Doğu, Batı, Kuzey ya da Güney çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün! Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.
    ....

    11. Kural:
    Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz. Senden yepyeni ve taptaze bir sen zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.
    ....

    12. Kural:
    Aşk bir seferdir. Bu sefere çıkan her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnağa değişir. Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.
    ....

    13. Kural:
    Şu dünyada semadaki yıldızlardan daha fazla sayıda sahte hacı hoca şeyh şıh var. Hakiki mürşit seni kendi içine bakmaya ve nefsini aşıp kendindeki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir. Tutup da ona hayran olmaya değil.
    ....

    14 Kural:
    Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?
    ....

    15. Kural: ‘
    Allah, içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldur. Tek tek herbirimiz tamamlanmamış bir sanat eseriyiz. Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksiklerimizi gidermemiz için tasarlanmıştır. Rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler.
    ....

    16. Kural:
    Kusursuzdur ya Allah, O’nu sevmek kolaydır. Zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir. Unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde bilebilir. Demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini, Yaradan’dan ötürü yaratılanı sevmeden, ne layıkıyla bilebilir, ne layıkıyla sevebilirsin.
    ....

    17. Kural:
    Esas kirlilik, dışta değil içte, kisvede değil kalpte olur. Onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır. Yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir.
    ....

    18. Kural:
    Tüm kainat olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir. Şeytan, dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahlûk değil, bizzat içimizde bir sestir. Şeytanı kendinde ara; dışında, başkalarında değil. Ve unutma ki nefsini bilen Rabbini bilir. Başkalarıyla değil, sadece kendiyle uğraşan insan, sonunda mükafat olarak Yaradan’ı tanır.
    ....

    19. Kural:
    Başkalarından saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan, önce sırasıyla kendine borçlusun bunları. Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin. Yakında gül yollayacak demektir.
    ....

    20. Kural:
    Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.
    ....

    21. Kural:
    Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık. Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı. Farklılıklara saygı göstermemek, kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, Hak’ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.
    ....

    22. Kural:
    Hakiki Allah aşığı bir meyhaneye girdi mi orası ona namazgah olur. Ama bekri aynı namazgaha girdi mi orası ona meyhane olur. Şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan, suret ile yaftalar değil.
    ....

    23. Kural:
    Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret. Kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki ağlar, perişan olur onun için. Kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı, kırar ve atar. Ya aşırı kıymet verir, ya kıymet bilmeyiz. Aşırılıklardan uzak dur. Sufi ne ifrattadır ne tefritte. Sufi daima orta yerde…
    ....

    24. Kural:
    Madem ki insan eşrefi mahlûkattır, yani varlıkların en şereflisi, attığı her adımda Allah’ın yeryüzündeki halifesi olduğunu hatırlayarak, buna yakışır soylulukta hareket etmelidir. İnsan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile, gene de başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir.
    ....

    25. Kural:
    Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama. İkisi de şu an burada mevcut. Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başarsak, cennetteyiz aslında. Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak; nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz.
    ....

    26. Kural:
    Kainat yekvücut, tek varlıktır. Her şey ve herkes görünmez iplerle birbirine bağlıdır. Sakın kimsenin ahını alma; bir başkasının, hele hele senden zayıf olanın canını yakma. Unutma ki dünyanın öte ucunda tek bir insanın kederi, tüm insanlığı mutsuz edebilir. Ve bir kişinin saadeti, herkesin yüzünü güldürebilir.
    ....

    27. Kural:
    Şu dünya bir dağ gibidir, ona nasıl seslenirsen o da sana sesleri öyle aksettirir. Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır. Şer çıkarsa, sana gerisin geri şer yankılanır. Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece sadece güzel sözler et. Kırk günün sonunda göreceksin her şey değişmiş olacak. Senin gönlün değişirse, dünya değişir.
    ....

    28. Kural:
    Geçmiş, zihinlerimizi kaplayan bir sis bulutundan ibaret. Gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi. Ne geleceğimizi bilebilir, ne geçmişimizi değiştirebiliriz. Sufi daima şu an’ın hakikatini yaşar.
    ....

    29. Kural:
    Kader, hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten, ne yapalım kaderimiz böyle deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatının hakimisin, ne de hayat karşısında çaresizsin.
    ....

    30. Kural:
    Hakiki Sufi öyle biridir ki başkaları tarafından kınansa, ayıplansa, dedikodusu yapılsa, hatta iftiraya uğrasa bile, o ağzını açıp da kimse hakkında tek kelime kötü laf etmez. Sufi kusur görmez. Kusur örter.
    ....

    31. Kural:
    Hakk’a yakınlaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı. Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir. Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık; kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp… Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız. Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar; kimimiz ise, ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar.
    ....

    32. Kural:
    Aranızdaki bütün perdeleri tek tek kaldır ki, Tanrı’ya saf bir aşkla bağlanabilesin. Kuralların olsun ama kurallarını başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma. Bilhassa putlardan uzak dur, dost. Ve sakın kendi doğrularını putlaştırma! İnancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama!
    ....

    33. Kural:
    Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen HİÇ ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir.
    ....

    34. Kural:
    Hakk’a teslimiyet ne zayıflık ne edilgenlik demektir. Tam tersine, böylesi bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir. Teslim olan insan çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi bırakır; emin bir beldede yaşar.
    ....

    35. Kural:
    Şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz. Mümin içindeki münkirle tanışmalı, Tanrıya inanmayan kişi ise içindeki inananla. İnsanı Kamil mertebesine varana kadar gıdım gıdım ilerler kişi. Ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır.
    ....

    36. Kural:
    Hileden, desiseden endişe etme. Eğer birileri sana tuzak kuruyor, zarar vermek istiyorsa, Tanrı da onlara tuzak kuruyordur. Çukur kazanlar o çukura kendileri düşer. Bu sistem karşılıklar esasına göre işler. Ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer. O’nun bilgisi dışında yaprak bile kıpırdamaz. Sen sadece buna inan!
    ....

    37. Kural:
    Tanrı kılı kırk yararak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır. O kadar dakiktir ki sayesinde her şey tam zamanında olur. Ne bir saniye erken, ne bir saniye geç. Her insan için bir aşık olma zamanı vardır, bir de ölmek zamanı.
    ....

    38. Kural:
    Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım? diye sormak için hiçbir zaman geç değil. Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün.
    Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa, yazık. Her an her nefeste yenilenmeli. Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.
    ....

    39. Kural:
    Noktalar sürekli değişse de bütün aynıdır. Bu dünyadan giden her hırsız için bir hırsız daha doğar. Ölen her dürüst insanın yerini bir dürüst insan alır. Hem bütün hiçbir zaman bozulmaz, her şey yerli yerinde kalır, merkezinde… Hem de bir günden bir güne hiçbir şey aynı olmaz. Ölen her Sufi için bir Sufi daha doğar.
    ....

    40. Kural:
    Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım mecazi mi, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani mi diye sorma! Ayrımlar ayrımları doğurur. AŞK’ın ise hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur. Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındasındır, merkezinde, ya da dışındasındır, hasretinde.