• Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen hiç ol!..
  • Toplumumun mizaç durumuna ortağım j.paul Sartre'ın felsefî alandaki en derin ve girift eseri olan Varlık ve Hiçlik kitabını tercüme etmişim. İspanyolcaya çevirenin itirafıyla "Bu kitaptaki ince anlamları ve düşünsel güzellikleri, vefalı bir şekilde ve aydınca Fransızcadan çevirip aktarmak mümkün
    değildir." Diğer bir çevirim de çağımızın büyük oryantalistlerinden olan Prof. Louis Massignon'un Hallaç hakkında yazdığı Bir
    Hayattaki Kişilik Eğrisi adlı kitabıdır. Louis Bertolth, Durkheim ve Holbouwaks'tan da birkaç çeviri yaptım. Eğer bunları yayınlasam, sosyolojide Baba Tahirci bir hızla amel etsem, bir sosyolog kutup, bir düşünür, bir egzistansiyalist olurum. Bunlar dönemimizin en yüce ve değerli unvanlarıdır.
    Fakat şu soru, beni bu sözler konusunda şüpheye sevk ediyor: "Bu sözler, mevcut toplumumuzun ve halkımızın hangi derdine derman olur?” Halkın dert, ızdırap, ideal, din, kültür ve sosyal vaziyetlerinin bu sözlerle hiçbir bağlantısının olmadığı ortadadır. Birde şu var.

    Bizim Mezinan'a gideyim. Halkı, kadın ve erkek, efendi ve reaya, mümin ve fasık diye ayırmadan camide toplayayım. Batı'dan dönmüş bir aydın olarak, Bethoven'ın Beşinci Senfonisi'yle Çaykosvki'nin Altıncı Senfonisi'ni mukayese edeyim. Abes tiyatrodan, Bacht'ın beklentilerinden, Picasso'nun kübizminden, hippizm hareketinin kültürel ve sosyal nedenlerinden bahsedeyim. Aydınlarımızın ve kitap okuyucularımızın Albert Camus'yu egzistansiyalist sanmaları gibi yanlışlıklarını
    söyleyeyim. Onların düşünce dağarcığını Sartre ve Heidegger'e yönelteyim. Sonuç? Halkın vaktini heder etmek, halkı işinden
    ve aşından alıkoymak, her şey hakkında kafasını karıştırmak. Aklı bir karış havada olan, bu sözlerden bir şey anladığını, dünyanın derin ve modern problemlerini bildiğini zanneden bazı gençleri kandırmak. Ama bir şey de kazanırım doğrusu: Baba!
    Bizim bu hemşehrimiz çok dolu! Bak nelerden söz ediyor! Biz avamız, bir şey anlamıyoruz. Fakat onun bizim bilip tanıdığımız molla ve tahsillilerden olmadığı da belli! Bizim gibi liyakatsiz adamlar için böyle bir insan, yazık! Onun yeri dışarı! Onlar, böyle adamların kadrini bilirler. Bak, bizim adlarını dahi duymadığırnız şahıslardan bahsediyor!

    Halkın cehaletini kötüye kullanmak! Bugünkü demokrat, ilerici ve özgürlükçü aydınla, bir grup bedbaht, esir ve aç inşam
    mescit ve tekkede toplayarak ahiretin mertebelerinden, cehennemin tabakalarından, aşk ve sulûkün yedi merhalesinden, âlemin vahdet-i vücûdunun niteliğinden, emir ve yaratılanlar âle-
    minden, felsefî ve aklî birçok konudan bahseden eski bir kelamcı ve sufi arasındaki fark nerededir? Hiçlikte. Fark, sözcüklerde, jest, mimik ve hareketlerdedir. Yoksa halk için yalan yere Sanskritçe veya Çince konuşmamız arasında bir fark yok. Bir
    şey, kimsenin derdiyle dertlenmiyorsa, artık "O şey nedir?"den falan bahsetmenin bir gereği yok. Yakıcı çölde susuzluktan dudak ve damakları kurumuş ve ölümü çok yakınlarında hisseden bir grup insana, ister Leyla ve Mecnun hikâyesini, isterse İrlanda mezhep savaşının tarihini anlatalım, birdir, farketmez.
    Ali Şeriati
    Sayfa 261 - Fecr yayınları