KitapKokanAdam, bir alıntı ekledi.
10 saat önce · Kitabı okuyor

Tevbe Suresi 20. Ayet
İman edip de hicret edip, mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda cihad edenler, Allah katında en büyük dereceye sahiptirler. İşte bunlar murada ermiş olan mutlu kullardır.

Kuran-ı Kerim Türkçe Meali, Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır (Sayfa 145 - Altınpost Yayıncılık)Kuran-ı Kerim Türkçe Meali, Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır (Sayfa 145 - Altınpost Yayıncılık)
KitapKokanAdam, bir alıntı ekledi.
Dün 04:09 · Kitabı okuyor

Enfal Suresi 74. Ayet
O kimseler ki, iman ettiler, hicret ettiler ve Allah yolunda cihada katıldılar, bir kısımları da onları barındırıp yer, yurt sahibi yaptılar ve yardıma koştular, işte bunlar hakkıyla mümin olanlardır. Bunlara bir mağfiret ve cömertçe bir rızık vardır.

Kuran-ı Kerim Türkçe Meali, Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır (Sayfa 142 - Altınpost Yayıncılık)Kuran-ı Kerim Türkçe Meali, Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır (Sayfa 142 - Altınpost Yayıncılık)

Baktığımız her ufkun öte yanına hasret bir ömür sürüyoruz, nereye varsak hicret

Necip Fazıl Kısakürek

Ölüm Risalesi

Damla damla oluşuyor hayat
Ölüm kımıl kımıl
Duymak kolay
Anlatmak değil

Her an
Farkındayım
Az az öldüğümün

Bilincindeyim doğan ayın
Eriyen karın akan suyun
Ve usul usul tükenen zamanın

Tekrarlayıp duruyor saat
Vakit te mahluktur
Vakit te mahluktur

İşliyor kalbim
Eskiyor saçlarım
Ve gözlerimin en ince hücreleri

Okuyorum hayatı
Toprağın üstünden çok
Altındakilerle var olduğunu

Toprak
Ölüme aç
Ölüme muhtaç
Hayat

Ölüm muhakkak
Ve ölüm mutlak
Tek kapısıdır ölümsüzlüğün

Ölümle tanıştıktan sonra anladım
Sadece bir kimlik belgesi olduğunu yaşamanın

Kesitler

Mahlukta devinen
Gürül gürül bir ırmaktır ölüm

Babalar ölür
Dolaşır eli ölümün
Saçlarında anaların oğulların

Analar ölür
Kök salar hasret yüreklere
'Bir evlat pir olsa da'
O zaman anlar ancak neymiş öksüzlük

Oğullar ölür
Bir kafes olur ölüm
Ana kalbi bir kuştur
Azad kabul etmez

Sevgililer ölür
Bir hicret olur ölüm
Bir sıla

Mesela arkadaşlar
Arkadaşlıklar vardır okullarda
Bakarsın biri gelmez bir gün
Ve artık hiç gelmeyecektir
Simsiyah bir gölge düşmüştür adeta
Bahçeye koridorlara sınıflara
Bir fısıltı dolaşır dudaklarda
Kimi kirpikleri ıslak
Çökmüş bahçenin tenha bir yerine
Elinde bir çöp resmini çizer toprağa
Anıların
Kimileri öbek öbek toplanıp
Çaresizliği dile getirirler anlamsız sözcüklerle
-Nasıl olur daha dün beraberdik
-Salıncakta İki Kişi'yi izlemiştik daha dün nasıl olur
-Geçen pazar kırlarda dolaşmıştık
''Göçmen kuşlar yerli kuşlardan daha mutlu olmalılar 
Hayatı dolu dolu yaşıyorlar'' demişti unutamıyorum

Sonra bir mezarlıkta Bir çukurun başında
Bir kapının ağzında
Herkez susar
Konuşur ölüm

Ve sürer hayat.

Bazan bir tekerlek altında
Ansızın gelir ölüm
Apansız biter sınav
Bir elektrik kesilmesi gibi
Kesilir tulu emel

Bazan ölüm vardır
Ölümden önce gelir
Mesela bir hapishanede bir hücrede yaşanır
Sorular hep yanıtsız kalır orada
Sadece konuşan rüyalardır
Yahut hayaller suskun duvarlarda
Gözler kabul eder parmaklar kabul eder
Ama beyin hep umuttan yanadır

Bazan akan bir film şeridinin
Tek kare donan bir fotoğrafı gibidir
Ölüm
Karşıda bir manga asker
Gözler namluların karanlık ağızlarını görmez de
Takılıp kalır masmavi gökyüzünde
Asılıp kalmış bembeyaz bir buluta

Ölümden uzak ölümler vardır
Gazete ilanlarında rastlanılan
Dünyaya bağlılığın zavallı
Ve muannit
Bir belgesidir
Daha çok kalanlara ait.

Bir de bir örümcek ağının ortasına düşmüş
Bir sineğin titrek bacaklarında seyretmiştim ölümü

Ölümler vardır: 
Can kuş gibi uçar gider
Bir martının süzülüp
Kaybolması gibi maviliklerde

Bir Portre

Engin sakin berrak bir denize 
Uçsuz bir kumsaldan ağır ağır
Nasıl yürürse insan
Sokrates öyle yürüdü ölüme

Tilmizleri ağlaşırken
O vasiyet ediyordu: 
-Asklepyos'a bir horoz borçluyuz
Unutmayınız.

Ne tuhafsınız dostlar
Güçsüz kadınlar gibi ağlaşmak niye
Yükselmek varken ölümsüzlüğe

İnancına sahip olmak
İnsan olmanın şartı
Kölelikler içinde en onulmaz kölelik
Hayatın ölümcül yanına
Takılıp kalmak değil mi?

İlkin ayaklarında duydu Sokrates
Zehirin soğukluğunu
Ve yavaş yavaş ölüm
Yükseldi göğsüne çenesine

Dudaklarında donan son bir tebessümle
Bir işaret taşı da böylece
Sokrates dikmiş oldu ölüme

Ölümün Sesi

Ölümden bir işaret var her şeyde
Ölümün sesini duyuyorum şarkılarda türkülerde: 
-Kışlanın önünde redif sesi var
Namluların ucunda ölümün sesi!

-Bir ay doğdu geceden oy oy
Karanlığın ağzında ölümün sesi!

-Erzurum dağları kan ile boran
Vadilerin koynunda ölümün sesi

-Ezo gelin durmuş bakar yollara
Umudun ardında ölümün sesi!

-Bir ihtimal daha var
Umuddan da öte ölümün sesi!

Kendi Ölümüme Ait Bir Deneme

Bir gün öleceğim biliyorum
Bunu her an ölür gibi biliyorum

Anamın yüreğinde bir kor
Ölene dek sönmeyecek bir ateş
Kımıldanıp duracak hep

Karım bomboş bulacak dünyayı
-N'olurdu birlikte ölseydik, deyip duracak
Oysa insan yalnız ölür
Ama o olmayacak dualarla teselli arayacak

Kızlarımın gırtlaklarında bir düğüm
Bir süre kaçacaklar insanlardan
Boşluğa düşmüş gibi bir duygu içlerinde
Sonunda onlar da kabullenecekler öylesine

Ölümüme en çabuk dostlarım alışacaklar
-Yaşayıp gidiyorduk yahu
Ne vardı acele edecek! 
Diyecekler

Biliyorum yaklaşıyoruz her an
Biliyorum oruçlu doğar insan
Ölümün iftar sofrasına

Son Söz

Ve zaman döne döne
Gelmişti başlangıç noktasına
İlk yaratılış düğümüne

Mahlukatın var olduğu
Yüzüsuyu hürmetine
Evrenin Efendisinin
Kavuşmak vakti gelmişti sevgilisine.

Hayatın menbaı
Merhametin son durağı
Madeni, muhabbet ocağının
Ateşler içindeydi
Yatağında.
İltica etmişti sanki Kainat
Kutsal tenine
Hayata şafak olan alnında
Ter taneleri
Her biri insanlık çilesinden
Bir haberdi sanki
Bir an oldu
Aralandı gözleri
Sonsuzu kuşatan bakışları
Süzdü ciğerparesi Fatıma'yı
Süzdü tek tek çevresindeki
Can dostlarını
Kıpırdadı dudakları, dedi: 
-Ebu Bekir kıldırsın namazı
Sonra daldı daldı uyandı
Son defa aralandı
Bakışları
Yöneldi bir noktaya
Karar kıldı bir noktada
Ve dedi: 
-Merhaba ey refik-i ala!

Olacak oldu
Akıllar kamaştı
Kalpler tutuştu
Feryat ve figan gökleri tuttu
Çekti kılıcını Faruk olan
Sıçradı orta yere: 
-Kim derse ''O öldü'', öldürürüm!

Ayrılık ateşinden
Ateşin şiddetinden
Sanki bendler çözülmüş
Felekler çökmüştü
Şuur tutuşmuş
Akıl iflas etmişti.

Sonra Sıddıyk olan
Yetişti geldi
Baktı baktı yatağında hareketsiz yatan sevgiliye
Mağarada arkadaşına Hicrette yoldaşına
Sonra baktı çevresine
Mahşerden önce mahşer hali yaşayan
Ashabına
Aline
Ebu Bekir dedi: 
-Ey nas, susun! 
Kim ki Resulullaha tapmaktadır
Bilsin ki Resul ölmüştür
Kim ki Allaha tapmaktadır
Bilsin ki Allah ölmez
Hayy ve Layemuttur

Ey nas, susun! 
''İnna Lillah ve inna ileyhi raciun''

Sonra eğildi sevgilinin yüzüne
Sürdü bulutlanmış gözlerini
O güzellikler ülkesine
Baktı baktı ve dedi: 
-Hayatında güzeldin
Ölümünde güzelsin
Öldün
Bir daha ölmeyeceksin

|Adil Erdem Bayazıt


>Son Söz https://youtu.be/XMRAAn-uacU

Edebiyyun, bir alıntı ekledi.
20 May 00:35 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Hicret ve niyetin kimin için? Bir gece yarısı uyandığında yatağından kalk, şöyle yıldızlara bir bak. Düşün!.. Mademki içinde bulunduğun yer, konuştuğun kimse sana feyiz vermiyor; terke mani olan ne?

İlmihal Yahut Arzuhal, Mustafa Kutlu (Sayfa 51)İlmihal Yahut Arzuhal, Mustafa Kutlu (Sayfa 51)
HadRa, bir alıntı ekledi.
18 May 10:56 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Hamd, Allah'a mahsustur. Yalnız O'na ibadet eder ve yalnız O'ndan yardım dileriz. Kötü huylarımızın ve kendi kötü gidişatımızın şerrinden Allah'a sığınırız. Allah'ın kendisini doğru yola ilettiği bir kimse yolunu asla kaybetmez. Allah kimi de saptırırsa artık o doğru yolu bulamaz. Şehadet ederim ki ortağı olmayan Allah'tan başka ilah yoktur. En güzel söz, yüce Allah'ın kitabıdır. Her kim ki Allah, kalbini onunla süslerse, küfürden sonra İslam'a getirirse, kendinden başka tüm kitaplardan üstün tutarsa o özgür olmuştur. O, en güzel sözdür, en yüce söz. Allah'ın sevdiği şeyi sevin, Allah'ı bütün ruhunuzla sevin, Allah'ın sözü ve O'nu anmaktan hiç sıkılmayın, gönüllerinizi O'na karşı katılaştırmayın ki onu Allah yaratmış, seçmiş ve denemeden geçirmiştir. Amellerin en iyisini seçmiş, en iyi ibadet edeni denemiş, doğru sözü ve helal ve haram olan her şeyi insanlar için göstermiştir. O halde Allah'a ibadet edin ve O'na hiç bir şeyi ortak koşmayın. O'ndan nasıl sakınmanız gerekiyorsa öyle sakının. Allah adına söz verdiğinizde sözünüzü doğrulukla yerine getirin. Birbirinizi ilahi bir ruhla sevin. Zira Allah; sözünü bozan kişiden nefret eder.."

Her Hicret Bir İnkılaptır, Ali Şeriati (İhtar Yayıncılık)Her Hicret Bir İnkılaptır, Ali Şeriati (İhtar Yayıncılık)
HadRa, bir alıntı ekledi.
18 May 10:53 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Ve artık söz mü kalır 'Şehadet Kelimesi'nden başka?..

EŞHEDU EN LÂ İLAHE İLLALLAH VE EŞHEDU ENNE MUHAMMEDEN ABDUHU VE RASULÜHÜ!..

Her Hicret Bir İnkılaptır, Ali Şeriati (İhtar Yayıncılık)Her Hicret Bir İnkılaptır, Ali Şeriati (İhtar Yayıncılık)
HadRa, Her Hicret Bir İnkılaptır'ı inceledi.
18 May 10:50 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Yine bir solukta okunulacak enfes bir Ali Şeriati klasiği...
Kitabın ismindeki ihtişama bakar mısınız?
'' HER HİCRET BİR İNKILAPTIR !''
Hicretin kavramsal izahından sonra Hz Muhammed (sav) ve beraberindekilerin hicret macerasını , hicret evveli ve sonrasını da konu alarak anlatan küçük bir kitap... Küçük olduğuna bakmayın, içinde bir dünyayı barındırıyor. Birkaç saat içinde bitecek kadar sürükleyici de... Özellikle Hz Muhammed'in konaklayacağı yeri tayin etmede devenin yularını bırakıp,ilahi bir gücün Peygamberi ve devesini halkın elit ve üst kesimlerinden uzaklaştırıp, ayakları yalın, işçi ve samimiyet topluluğuna çekmesi ve bu sırada halkın tepkisini dile getirdiği satırlar. SubhanALLAH Şeriati o satırlarda altın vuruşunu yaptı... :)