• 224 syf.
    ·12 günde·Beğendi
    Iza, babası Vince öldükten sonra annesi Etelka'yı yanına almaya karar verir. Etelka ve Vince 50 yıla varan evlilikleri boyunca taşrada küçük dünyalarında yaşayan bir çiftken Vince'nin ölümü Etelka'nın tüm hayatını değiştirir. Kızının yanına Budapeşte'ye yerleşmek zorunda kalan yaşlı kadının umduğu gibi olmaz yeni hayatı. Onun artık kendine ait bir evi, eşyaları, eşi kısaca kendine ait bir hayatı yoktur. O artık kızı İza'nın hayatının bir parçası olmuştur. Aynı şey uzun yıllardır Budapeşte'de doktorluk yapan,ailesinden uzakta tek başına yaşayan, kendi düzeni olan İza içinde geçerlidir. İza içinde yeni birinin (bu her ne kadar annesi de olsa ) hayatına dahil olması onun da kolay alışamadığı bir duruma neden olur. Etelka ve Iza için hayat artık farklı akmaktadır.

    Iza'nın Şarkısı Macar yazar Magda Szabò'nun duygu dolu, okurken kendinizden yada çevrenizdeki insanların hayatlarından kesitler göreceğiniz, çok basit bir dille yazılmış ama bir o kadar da duygu yoğunluğu olan bir roman.

    Bazen insan en yakınındaki insana bile uzak olabiliyor, onu anlamayabiliyor. Bir insanla birlikte yaşamak bu kişi ister eşiniz, ister anne babanız, ister çocuğunuz olsun bir evi , bir hayatı paylaşmak hiçte kolay olmuyor. Hele hele bir insanın hayatına sonradan dahil oluyorsanız. Herkes hayatı kendi doğruları, kendi kuralları, kendi bildikleri ile yaşamak isterken, karşısındaki ile empati yapmadan, onun neler hissedip istediğini bazen düşünmeden hareket edebiliyor.

    Hem bir evlat, hem bir anne, hem de bir eş olarak okurken empati yapmaya zorlayan, herkesin de mutlaka kendinden bir şeyler bulacağı, şimdi olmasa bile er geç yaşayacağı yada yaşamak zorunda kalacağı bir durumu anlatan bir kitap oldu İza'nın Şarkısı benim için, Magda Szabò ile de güzel bir başlangıç.

    Yazarın yky'den çıkan diğer kitapları Kapı, Yavru Ceylan ve Katalin Sokağı da okunacaklar listesine alındı hemen

    Hermann Hesse " Magda Szabò'yu keşfettiyseniz altın bir balık yakaladınız demektir. Yazmakta olduğu bütün kitapları alın, ileride yazacaklarını da." diyor. Magda Szabò'yu keşfedip altın balığı yakalamak için iyi bir fırsat İza'nın şarkısı.
  • İnsan uyuyamadığında sevdiğini düşünülmüş ya hiçte bile ben bu satte sınavı düşünüyorum .
    Ne olacak diye
  • 272 syf.
    ·2 günde
    Hey Allah'ım şimdiye kadar ben nerede ne halt etmekteydim de şu güzelim kitabı okumadım diye dert yanmakla başlıyayım.

    Kime sorsan bilir çayın Erdal Bakkal'da içildiğini, o geminin geleceğinden de haberleri vardır elbet, hele ki bizim şaşkın hayalperest Mecnun'u ve Leyla'ya olan aşkını duymamış olmaları imkansız...

    Evet tüm bunlardan benim de haberim vardı ama okumadım işte hep okuyacaklarımda vardı ve hep ertelendi. Bir bakıma hayal kırıklığı yaşayacağımdan korktuğum için erteledim diyebilirim, sonuçta az mı öyle pohpolanıp da okuduktan sonra "ee bu neydi şimdi" dediğim kitap olmadı, ya bu da öyle olursa diye diye geldim bugüne hatta çoğu alıntısıyla dalga geçtiğim bile oldu:/ Öyle böyle işte okudum ve iyi ki iyi ki okudum. Son zamanlarda bu kadar güldüğümü hatırlamıyorum beni bana getirdi diyebilirim:)

    Daha önceden birçok kişi tavsiye etmesine rağmen diziyi izlememiştim bu kitaptan sonra diziyi izlemem gerektiği kararını aldım. (bu sebepten bir dizi arkadaşı arıyorum kendime ilgilenenlere burdan duyurulur:) Kitap sade günlük dilde yazılmış akıcı bir anlatıma sahip. Bazı yerlerde espiri dozu ama burda da yapma bari dedirtse de genel çerçevede gülmekten kırıldım.

    Sadece gülmek için mi bu kitap okunmalı kesinlikle hayır zaten kitap ne kadar güldürmeyi başarıyorsa o kadar da hüzünlendirmeyi başardı bende.

    "...Yine yıldızlar kaydı ve benim hiçbir dileğim gerçek olmadı." diyen Mecnun bir bilsen beni ne kadar yaraladın.
    " Beni anlamanızı beklemiyorum, yanında olmanızı da istiyor değilim. Sadece uyanın. Ey sıcak yataklarında derin uykulara dalmış olan mutlu insanlar, hepiniz uyanın. En azından bu kadarını yapın benim için."

    Mecnun ile birlikte kâh ağlıyor kâh gülmekten kahkahayı bastırıyorsunuz. Her şey var bu kitapta dibine kadar acı mı istiyorsun var ablam, yok ben eğlenmeye mi geldim diyorsun abim istediğin bu olsun ağlaya ağlaya güleceksin hatta tavsiyem yalnız başına oku da millet napıyo bu deli demesin.

    Kitapta çok çay edebiyatı yapılmıştır diye düşünmüştüm ama hiçte öyle çok üstünde durulmamış gayet dozundaydı bence, bu beni biraz mutlu etti. Çünkü çay edebiyatı baydı artık.


    Son olarak böyle son mu olur arkadaş, beni hiç tatmin etmedi kavuşamasalar bile yine de daha farklı bir son beklerdim sanki yazar aylarca yazmış yazmış da sonunu oldu bittiye getirmiş gibi oldu, üzgünüm ama olmamış.

    Yine de nasıldı diye soran olursa benim ağzımdan çıkacak tek kelime "mükemmel" olacak gibi en iyisi mi okuyun. Kitaplar da güldürür, ağlatırmış meğersem, İyi okumalar...
  • Her gün birkaç kere öfkeden yumuşaklığa, yumuşaklıktan hüzne, ağlamaya düşüyor, yok oluyor, boşlukta salınıp kalıyor, dünyanın sonsuzluğunda tek başına... Yokluğun, hiçliğin, boşluğun çaresizliğine düşmek. Hep yitirilmiş bir şeyi aramak.Unutulmuş bir tada yeniden varabilmek.

    En iyisi öfke... En iyisi, en iyisi... Kendini ince, acıyan yarı ağlamaklı, tatlı bir hüzne kaptırıvereceksin, sonra birden, tâ iliklerine kadar öfkeden titriyeceksin. Ve öfke sürecek. Bir gün, beş gün, bir ay, bir yıl, bir yüzyıl... Öfkeden öyle tir tir, ağzın köpük içinde, zangır zangır, kudurmuş, gözler dışarı uğramış, pörtlemiş, öfkede, işkencede, hüzünde yaşamak. Böyle yaşamak, hiçte, dayanaksız, sevgisiz, kimsiz, hiç kimseyi hiç bir zaman kıskanamamanın insaniyetsizliği. Acısız, öfkesiz, uykusuz, düşsüz. Ot gibi, ağaç, böcek gibi. Böcek bile, sinek bile bu kadar hiçte, boşlukta değildir. Böcek bile, ağaç bile, sümüklü böcek, solucan bile. Ölüm korkusu. Gerine gerine ölüm korkusunun içine düşmek.Ölüm korkusunda çıldırmak. Çaresizliğinde dört dönmek. Acı, hüzünlü yok olmanın sessiz sızısını yaşamak... Ve ölüm korkusu, ölüm korkusunun bittiği yerin korkunçluğu...
  • 80 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Madam de prie, adlı burjuvazi sınıfından bir kadının çöküşünü anlatan bir öyküdür.Peki ne yönden bir çöküş ? Pariste şaşalı,zengin, değer gören (görmese bile öyle sanan sözüm ona burjuvazi süppe insanları bilirsiniz yaltaklanmayı,mertebesi kendisine göre yüksek birine iltifat etmek,yere göğe sığdıramamak kanlarında vardır ama ne zamanki fakir, köylü birini görmeyedursunlar farkına bile varmazlar bir hiç gibi davranırlar,bakmaya bile tenezzül etmezler) hayatının ellerinden kayması ile ruhen,fiziksel bir çöküş yaşar.Artık güzel balolar, eğlenceler, güzel sözler yoktur tam tersine sessizliğin hüküm sürdüğü,saatlerin geçmediği, çevresinde pervane olanların olmadığı bir yere sürgün hayatı yaşamaya gönderilir.Geri dönecekmiş hissiyle rahatça gider fakat durum hiçte öyle olmaz.Artık hayat onun için anlamsız, sıkıntı veren,kedere boğan bir yer şey olup çıkar.Orda bir köylü çocuğu bile onun yerin dibine koyar, aşağılar hatta yumruklar.Artık ölüme karar verip fakat sonunu kimsenin unutmayacağı gibi getirmek ister ve trajik bir komedi sergiledikten sonra hayatına son verir.Fakat sonuç ne mi dersiniz ? Hiç kimsenin zerre umrunda olmaz.Dünya eski gibi dönmeye, günler olağan akışına devam eder.