• 352 syf.
    ·Beğendi·8/10
    #sonkamelya
    #sarahjio
    #okudumbitti
    #harikabirkitap
    #kitapyorumu

    1940'li yılların Amerika'sinda yaşayan genç bir kız olan Flora Lewis, yaşlı ailesine destek olmak için uluslararası çiçek hırsızlığı yapan Phlip Price ile çok istemese bile anlaşma yapar. Çok nadir olan Middlebury pembesi kamelya çiçeğini bulması için bay Price Flora'yi İngiltere'deki Livingston köşküne gönderir. Çiçeklerin gizemli dünyasını araştırmayla da ilgilenen Flora aslında bu çiçek hırsızlığınida ortaya çıkarmak ister. Köşktezan gecirdikce çocuklarla da cok iyi ilgilenen Flora bu zamanın dışında kamelyayida bulmak için arayışa girer. Leydi Anna'in ölümünün arkasındaki sırrı da merak eden Flora başına gelecek olan felaketten de habersiz, birde masum bir aşka tutulur. Tam elli sene sonra ise Adisson Sinclair esi Rex ile anj bir kararla İngiltere'ye kayınpederinin satın almış olduğu Livingston köşküne tatil için gitmeye karar verir. Geçmişindeki bir bela Adisson'u takip etmektedir. Adisson köşkte bulduğu leydi Anna'ya ait olan son sayfası koparılmış kitabı incelerken elli yıl önce yaşanmış felaketlerin gizemli kapılarınıda aralamış olur.. Kamelya bahçelerinin kanla sulanmış olduğu gerçeğine adım adım yaklaşır..

    Sarah jio'nun okuduğum ikinci kitabiydi ve gerçekten nefes kesiciydi. Hiç sikilmadam heyecan ve merakla cevirdigim sayfalar 3 gün sonra tükendi. Bir kadının bir çiçeğe olan aşkı hayranlığı onun için ölecek olsa bile devam eder. ve o aşkı yasatmak için elinden gelenin en iyisi ni yapar tıpkı leydi Annan'ın yaptığı gibi. Bir tohumu yıllar sonrasına taşımak... Eğer gerçekbir aşk varsa, bir tohum elli yıl sonra bile yeşerir.. Bir çok romanda olduğu gibi katilin kim olduğu beni şaşırtmadı. Annan'ın ölüm sebebi beni çok üzdü. Bir anne için çok acı bir durum. Neyse fazla spoi vermeden şunu söyleyeyim okumak için çok geç değil bir an önce okumalısınız. Kitap çok akıcı ve sürükleyici okurken bir yandanda kamelyalari araştırmadımdegil hani bu güne dek hiçte dikkat etmedim kamelyalara. Kitabın içinde adı geçen yıllar adlı kitabida temin edip okuyacağım. Hatta adı geçen şarkılarıda not ettim bulup dinleyeceğim. Şimdi sırada "Gündüz sefası" var okuyacak olanlara şimdiden keyifli okumalar.

    #alinti
    Attığım her adımda evin bana vermiş olduğu kederden uzaklasiyordum. Daha fazla dayanamadım. Anna da çok sevdiği bahçesine kaçarken, böyle bir acımı hissetmişti..
  • okurken hiç sıkılmadım ,konusu belki herkesin tercih etmeyeceği cinsten diyebilrim..Bizim hicte tasvip etmeyeceğimiz bir hayatı sürdüren ve kamelya çiçeğini çok sediği için kamelyalı kadın olarak tanınan bu kadına aşık olan adamın aşkını ve bu aşka karşılık veren hasta kamelyalı kadının sürdürdüğü hayatın bedelini aşkından vazgecmek zorunda bırakılarak ödemesi anlatılmış..
    sonunun nasıl biteceğini merak ederken kitabın son sayfalarına gelmiştim bile ..
  • 214 syf.
    ·3 günde·Beğendi·8/10
    Kitabın türü; kişisel gelişim ağırlıklı ve güzel bir motivasyon kitabı. Konusundan bahsedecek olursak eğer; yazarımız birçok öykülerle hayatın zorluklarından ve başarıya giden yolların nerelerden geçebileceğini ve bunlara cesaret edip umuduzu kaybetmememiz gerektiğini vurgular nitelikle bir konuyu ele almıştır.
    ☆☆☆
    Sayfalarda aktarılan öykülerde başarılı olmanın, mutluluğa ve huzura kavuşmanın gerçek bilgisini sıkmadan aktaran eşsiz bir kaymak olmuş. Kitabı okuyunca başarının çok üstün yeteneklere ve olanaklara, paraya pula ve özgeçmişe bağlı olmadığını, aynı zamanda başarıya hiçte uzak olunmadığınızı görüp ve anlamış olacaksınız. Öğrenci olan tüm arkadaşların bu tarz kitapları okuyarak daha iyi çalışma performansı sergileyebileceklerini düşünüyorum. Hele içerisinde bulunan küçük notlarla etkileyerek azimli ve hırslı kişilerde çok daha iyi bir rol oynayan kitap olacaktır.
    ☆☆☆
    Alıntılar;
    "Hayat sözlüğü bir bütündür. Bir kelimesini dahi ayıramazsın. Ekleme yapabilirsin ama silemezsin. Zor olan tek şey var. Yaşamadan öğrenemezsin."
    "İletişim sizin ona yuklediginiz anlam doğrultusunda anlam kazanır. Sözlerinize ya yüreğinizi koyar kitleleri peşinizden sürüklersiniz ya da eğreti cümlelerinizle söylediklerinize bile inanmazsınız."
    "Harfleri, kelimeleri kısaca cümleleri eskitmeye gerek yok. Yorulan her şey çabuk eskiyor. Çok da uzun olmayan bu hayatta yaşamı çabucak eskitmenin bir anlamı yok. Cümleler yerinde söylensin yeter, anlam gitmesi gerek yere gider."
    "Geç kalınmış yaşanmışlıklar bayat yiyecekler gibidir."
    "Unutma hayatın anlamı senin bakışlarında gizlidir."
    "Bıçağın bilenmesi sırasında etrafa sıçrayan kıvılcımlar keskinleşmenin bedelidir."
    "Sorunun içinde en az iki çözüm barınır. Önemli olan en az birini görebilmektir."
  • Doğum günün kutlu
    olsun nice mutlu yıllar diliyorum sana hediyemdir verdiğim sırlar yollar uzak olsa bile
    hayalime sığman gerekeli hayat artık bize ne kadar zorlar bilemem bunu lakin hiçte düşünmedin sonunu
    kaydemem yolumu ben kalbimdeyken konumun tutarsan ellerimi güzelim inan bana üstesinden geliriz biz her türlü sorunun İlayda KATİP
  • Kim demiş çok düşünüyorum diye,
    Hiçte bile.
    Yaşayıp gidiyorum işte kendi halimde.
    Gece koyunları sayarak, gündüz gelmişe geçmişe saydırarak...!
    [ AHRÂZ SNR]
  • Klinikte geçen dönemler öylesine yoğundu ki, dağda bayırda dolaşmaya zaman kalmıyordu. Kant'ı ancak pazar günleri irdeleyebiliyor, Eduard von Hartmann'ı adeta yutuyordum. Nietzsche uzun bir süredir programımdaydı fakat henüz hazır olmadığımı sezinlediğim için başlamakta kararsızdım. O günlerde çok tartışılıyordu ve yaklaşımlar çoğunlukla olumsuzdu. Çok yetenekli felsefe ögrencileri arasında yapılan Nietzsche tartışmalarından da üst düzeydeki entelektüellerin ona çok olumsuz baktıklarını anlayabiliyordum. Kuşkusuz, en büyük otorite Burchardt'tı ve onunla ilgili birçok eleştiri çevrede duyuluyordu. Üstelik, üniversiteden onu şahsen tanıyan kişiler hiçte hoş olmayan şeyler söylüyorlardı. Oysa, çoğu Nietzsche'den tek kelime bile okumamışlardı. Söylenenler genelde davranışlarıyla ilgiliydi. Örneğin, kendine beyefendi süsü vermesi, piyanoyu çalış tarzı ve üslubundaki abartılar konuşuluyordu çoğunlukla. Özellikleri o günlerde Basel'in iyi insanlarının sinirine dokunuyordu. Doğal olarak, bu söylentiler benim Nietzsche'yi okumamı erteleyemezdi. Tersine daha da kışkırtıyorlardı. Beni alıkoyan, onun gibi olmaktan gizli gizli korkmamdı. Onun da çevreden kopmasına neden olan bir giz'i vardı. Kim bilir, belki de içsel deneyimlerden geçmiş, bir şeyleri sezmiş ve bunları açıklamak gafletinde bulunmuş ve kimsenin kendisini anlamadığını keşfetmişti. Değişik kişiliği olan egzantrik biri olduğu ya da insanlarca öyle görüldüğü su götürmez bir gerçekti. Ben kesinlikle öyle olmak istemiyordum. Benim de garip biri olduğum düşüncesinin oluşmasından korkuyordum.
  • Artık anlamaya başlıyoruz ki karşıtlık bir sevgi yaratmıyorsa bile ona hiçte engel olmuyor.
    İvan Gonçarov
    Sayfa 201 - Is bankası