7

81
82
313
2
Aşk üzerine düşündüm hep. Küçüklükten beri izlediğim diziler gelirdi aklıma hep aşk dendiği zaman. Elbet bir gün böyle bir aşkın muhatabı olacağımı bilsem de çevremden duyduklarım beni korkuturdu. Kötü erkekler… aslında sandığımızdan bile fazlalardı. O kadar korkuyordum ki kötü bir erkeğe rastlamaktan ama hayat bana en büyük kıyağını çekti ve bu dünyadaki en iyi adama rastladım. Tam hayallerimdeki gibi olan bir adam. Konuşunca dinleyen, susunca merak eden, ağlayınca omuz olan, gülünce hayranca izleyen ve en önemlisi yük olmak yerine yükümü hafifleten bir adam. Her şeyi senin yerine yapıp seni salaklaştıran bir adam değil birlikte yapıp zekana hayran kalan bir adam. Ömür boyu babamdan sonra desteğini en çok arkamda hissedeceğimi hissettiren bir adam. Orda bir şeyler başarırken hem yardım eden hem de en büyük alkışlayan olan. Bakışımdan içimi okuyan. Kızmayan, bağırmayan, kıyamayan bir adam. Bana ben gibi hissettirip bununla gurur duymamı sağlayan bir adam. Tartışan ama kırmayan bir adam. Kendimi sevince, bağırıp çağırmak yerine o güzel kahve gözleriyle bana iltifat eden bir adam. Saçının minik kıvrımlarına sarılıp uyumak istediğim bir adam. Kokusuna doyamadığım, asla doymayacağım bir adam. Hayalleri olan, hayallerine beni koyan bir adam. Hayallerime saygı duyan bir adam. O adam hayatıma girdiğinden beri kendimi tanıyamaz olmuştum. Gerçekten en sevdiğim çiçek lale miydi mesela? Ya da en sevdiğim tatlı ekler miydi? Ya da en sevdiğim renk mor muydu cidden? Peki ya en sevdiğim koku çiçek kokusu muydu mesela? Hayır değildi. Çünkü daha onunla tanışmamıştık. Ben sadece onları sevdiğimi sanıyordum. Mesela en sevdiğim çiçek hem lale hem lilyummuş benim. Ben bilmiyordum daha önce en sevdiğim tatlının cheesecake olduğunu da bilmiyordum -ki cheesecakeden nefret ederdim onunla yemeden önce-. Bilmiyordum en sevdiğim rengin gri olduğunu veya en sevdiğim kokunun onun kokusu olduğunu ve asla vazgeçemeyeceğimi. Bilmiyordum. Onunla nefret ettiğim şeylere bayıldığımı fark ediyordum. Belki de psikolojik bir şeydi bu ama daha önce sevmediğim şeyler onunla berber yapınca mı güzel geliyordu yoksa kendimi tanımama mı fırsat sağlıyordu? Ben aşka inanmazdım ta ki bu adam karşıma çıkıncaya kadar. Aşka inanmazdım gözlerine bakana kadar, aşka inanmazdım kocaman kollarında huzurlu bir kucaklaşmaya kadar, aşka inanmazdım onunla gülünceye kadar aşka inanmazdım kıvırcık saçlarını karıştırana kadar. Bu adam beni sadece aşka inandırmamıştı. Bu adam beni yapabileceğime inandırmıştı. Birlikte yapabileceğimize inandırmıştı. İlk dikkatimi çeken şey ilk buluştuğumuzda neredeyse 4 saat boyunca aralıksız konuşmamızdı. Gülmemiz, eğlenmemiz, nefes bile almamız. Sonra fark etmiştim ki birbirimize çok benziyorduk. Acılarımız, yaşadıklarımız, düşündüklerimiz… duygularımı anlattım ona. Onunla olan duygularımız çok hızlı birbirini kabullenmişti zaten bahsettiğim şey o değildi. Gerçekten duygularımı her şey hakkında olan… boğazımdaki beni boğan eller sanki gitmişti artık. Fark ettim ki biz ikimiz birbirimiz içindik. Sadece gülmek için değildik. Saatlerce konuşuyorduk ve konumuz yine bitmiyordu. Belki de saçmalıyorduk bir süre sonra ama o bile çok anlamlıydı. Biz birbirimiz içindik. Kader onlarca insan arasından ikimizi seçmişti ve bu dünyadaki en büyük şansı kalbime yerleştirmişti. Sevgilim. Kaderin en büyük kıyağı. Seni çok seviyorum.
Okuduğunuz için teşekkürler.Bir hikayenin daha sonuna geldiniz.