Karahan malikanesinde sabahlar her zaman aynı gri tonlarda başlardı. Güneşin doğuşu bile bu evin mermer duvarlarını ısıtmaya yetmezdi. Aras Karahan, her zamanki gibi tam saat 07.00’de, üzerine jilet gibi oturan lacivert takım elbisesiyle aynanın karşısındaydı. Saatini bileğine takarken suratında en ufak bir ifade yoktu; hayatı bir Excel tablosu gibiydi: Hatasız, duygusuz ve fazlasıyla düzenli.Aşağı inerken Soner’in odasının önünden geçti. Kapı hafif aralıktı. Kardeşi, 18 yaşına yeni girmiş olmanın verdiği o sorumsuz özgürlükle yatağına çaprazlamasına uzanmış, hala derin bir uykudaydı. Aras duraksadı, bir an için onun yerinde olduğunu hayal etti ama bu düşünceyi hemen kafasından kovdu. O, Aras Karahan’dı; uykularından bile feragat etmesi gereken bir geleceğin tek varisiydi.Bahçedeki son model siyah Porsche’sine bindiğinde, motorun sesi malikanenin sessizliğini bıçak gibi kesti. Şirkete giden o her zamanki yolu takip ediyordu. Ancak birkaç sokak ileride, trafik alışılmadık bir şekilde tıkanmıştı. Aras kaşlarını çattı, direksiyondaki parmaklarıyla ritim tutarken ilerideki kargaşayı fark etti.Polisler, elinde spreylerle bir şeyler yapmaya çalışan, kısa kahverengi saçlı bir kızı çekiştiriyordu. Aras normalde durmazdı; ama kızın haykırışı açık penceresinden içeri sızdı:"Beni rahat bırakın! Ben suç işlemiyorum, sadece sanat yapıyorum!"Aras, içindeki açıklayamadığı bir merakla arabayı sağa çekti. Polisler kızı zapt etmeye çalışırken, kız bir boşluktan faydalanıp hamle yaptı ama ayağı takılınca tam da Aras’ın kapısının dibine, asfaltın üzerine kapaklandı.Aras arabadan indi. Ela gözlü, yüzü ve elleri yer yer boya lekeleri içinde kalmış bu yabancıya baktı. Duvardaki resim yarım kalmıştı; kaotik ama büyüleyici bir figür tam ortadan bölünmüştü."Neler oluyor burada?" dedi Aras, sesi buz gibi ve otoriterdi.Polislerden biri Aras’ı tanıyıp hemen toparlandı. "Afedersiniz Aras Bey, yine bu tiplerden biri... Belediyenin izin vermediği duvarlara saçma sapan çizimler yapıp çevreyi kirletiyor."Lara, yerden hırsla doğrulurken polis memuruna çıkıştı: "Saçma sapan mı? Onlar sanat bir kere! Senin o gri, sıkıcı dünyandan çok daha değerli!"Aras, kızın yüzündeki o hırçın ifadeye baktı. Gözlerindeki ateş, Aras'ın yıllardır içinde hissetmediği bir şeydi. Polislere döndü ve cebinden çıkardığı kartı uzattı. "Tamam, ben hallederim. İşinizin başına dönebilirsiniz."Polisler bir Aras’a bir de kıza baktıktan sonra, Aras’ın nüfuzunu bildikleri için itiraz etmeden uzaklaştılar. Lara, tozlanan pantolonunu silkeleyip arkasını bile dönmeden yürümeye başladı. Aras bir an öylece kaldı. Kurtarılmıştı ama teşekkürü bırak, yüzüne bile bakmıyordu."Hey!" diye seslendi Aras. "Teşekkür etmeyecek misin?"Lara durdu, omuzlarının üzerinden arkasına döndü. Yüzüne yapay, abartılı bir gülümseme yerleştirdi. "Teşekkürler, Bay Çok Bilmiş. Şimdi hayatına, o çok önemli işlerine geri dönebilirsin."İki adım atmıştı ki, bir anda yüzü acıyla kasıldı. "Ah... siktir!" dedi dişlerinin arasından. Bileğini tutarak sendeledi.Aras, yanına yaklaşıp mesafeli bir tavırla sordu: "Yardım etmemi ister misiniz?""Yok, kalsın!" dedi Lara, acısını gizlemeye çalışarak topallamaya devam etti. "Kendi başımın çaresine bakabilirim."Aras, onun o inatçı tavrını birkaç saniye izledi. Bu kız, laftan anlayacak birine benzemiyordu. Mantığıyla hareket eden Aras gitmiş, yerine dürtüsel bir adam gelmişti. Tek bir hamleyle Lara’yı belinden kavradığı gibi omzuna attı.Lara şok içinde çığlık attı. "Manyak herif! Ne yapıyorsun? İndir beni, gerizekalı!"Aras, sanki omzunda bir çuval taşıyormuş gibi rahat bir tavırla arabanın kapısını açtı ve kızı nazik ama sertçe koltuğa bıraktı. Kilitleri merkezi sistemle kapattığında Lara hala kapıyı yumrukluyordu.Aras sürücü koltuğuna geçti, emniyet kemerini taktı ve dikiz aynasından Lara’nın öfkeden parlayan ela gözlerine baktı."Çok konuşuyorsun küçük hanım," dedi Aras, vitesi ileriye atarken. "Ve ben gürültüden hiç hoşlanmam. ****
Siyah Porsche, malikanenin yüksek demir kapılarından içeri süzüldüğünde bahçedeki fıskiyeler bile Aras’ın hayatı gibi mekanik bir düzenle su püskürtüyordu. Aras arabayı durdurdu, motoru susturdu. Yan koltukta oturan kız, sanki bir kafese kapatılmış yabani bir kuş gibi nefes nefese dışarıyı izliyordu."Burası neresi? Beni neden buraya getirdin?" diye sordu Lara. Sesi artık daha kısıktı ama hala o hırçın tınıyı koruyordu."Polislerden seni ben teslim aldım," dedi Aras soğukkanlılıkla. Kapıyı açıp dışarı çıktı. "Bileğin o haldeyken seni sokağa bırakamazdım. İyileşene kadar buradasın."Lara, "Ben senin mülkün değilim!" diye bağırmaya çalıştı ama Aras çoktan kapısını açmıştı. Onu tekrar kucağına aldığında, Lara’nın üzerindeki taze sprey boya kokusu, Aras’ın burnuna dolan o pahalı araç parfümü kokusunu bastırdı. Aras, hayatında ilk kez kontrol edemediği bir kokunun etkisine girmişti.Devasa kapı sonuna kadar açıldı. Evin baş yardımcısı Meryem Hanım, Aras’ı kucağında eli yüzü boya içinde, yırtık kot pantolonlu bir kızla görünce elindeki gümüş tepsiyi neredeyse düşürecekti."Aras Bey? Bu... bu hanımefendi kim?""Misafirimiz," dedi Aras kestirip atarak. "Hemen yukarıdaki boş odalardan birini hazırlayın ve aile doktorunu çağırın."Tam o sırada merdivenlerin başında, üzerine geçirdiği salaş bir hırkayla Soner göründü. Saçları darmadağındı, belli ki yeni uyanmıştı. Gördüğü manzara karşısında ıslık çalmadan edemedi."Oha abi! Şirkete diye çıkıp sanat galerisi mi soydun? Bu kızın hali ne? Birine çarptın da cesedi mi saklıyoruz?"Aras, kardeşine sert bir bakış fırlattı. "Kes sesini Soner. Git ve mutfaktan buz getir."İAras, Lara’yı geniş, gri tonların hakim olduğu modern bir odaya bıraktı. Lara yatağa oturur oturmaz bileğini tuttu. Aras, onun itirazlarını dinlemeden önünde diz çöktü ve ayakkabısını nazikçe çıkardı."Bırak, kendim yaparım," diye mırıldandı Lara. Gözleri Aras’ın buz mavisi gözlerine değdiğinde bir an duraksadı. Bu adam bir heykel kadar kusursuz ama bir o kadar da cansızdı."Sakin ol," dedi Aras. Sesi ilk kez bu kadar alçaktı. "Sadece yardım ediyorum. Senin o 'sanatını' icra etmeye devam edebilmen için bu bileğe ihtiyacın var, değil mi?"Lara acıyla gülümsedi. "Sen ne anlarsın sanattan? Senin dünyan sadece rakamlar ve soğuk duvarlardan ibaret."Aras, kızın bileğini buzla ovarken durdu. Başını kaldırıp Lara’nın yüzüne baktı. "Belki de haklısın. Ama o soğuk duvarlar, senin gibi bir 'araz' (kusur) gelene kadar gayet huzurluydu."Lara, adının "Araz" olarak nitelendirilmesine şaşırmıştı. "Araz mı? Ben bir kusur değilim.""Benim düzenimde öylesin," dedi Aras ayağa kalkarak. "Ve ben hayatımdaki her kusuru ya düzeltirim ya da yok ederim."Aras odadan çıkarken kapının önünde annesi Suna Karahan ile burun buruna geldi. Kadın, oğlunun beyaz gömleğine bulaşmış pembe ve mavi boya lekelerine tiksinerek baktı."Aras? Bu ne rezalet? Kim o içerideki sokak kızı? Baban bunu duyarsa ne olur biliyorsun!"Aras, annesinin yanından geçip giderken sadece şunu söyledi:"Babamın kuralları bu evin dış kapısında biter, anne. İçerideki kız artık benim sorumluluğumda."Aras, Lara’yı geniş, gri tonların hakim olduğu modern bir odaya bıraktı. Lara yatağa oturur oturmaz bileğini tuttu. Aras, onun itirazlarını dinlemeden önünde diz çöktü ve ayakkabısını nazikçe çıkardı."Bırak, kendim yaparım," diye mırıldandı Lara. Gözleri Aras’ın buz mavisi gözlerine değdiğinde bir an duraksadı. Bu adam bir heykel kadar kusursuz ama bir o kadar da cansızdı."Sakin ol," dedi Aras. Sesi ilk kez bu kadar alçaktı. "Sadece yardım ediyorum. Senin o 'sanatını' icra etmeye devam edebilmen için bu bileğe ihtiyacın var, değil mi?"Lara acıyla gülümsedi. "Sen ne anlarsın sanattan? Senin dünyan sadece rakamlar ve soğuk duvarlardan ibaret."Aras, kızın bileğini buzla ovarken durdu. Başını kaldırıp Lara’nın yüzüne baktı. "Belki de haklısın. Ama o soğuk duvarlar, senin gibi bir 'araz' (kusur) gelene kadar gayet huzurluydu."Lara, adının "Araz" olarak nitelendirilmesine şaşırmıştı. "Araz mı? Ben bir kusur değilim.""Benim düzenimde öylesin," dedi Aras ayağa kalkarak. "Ve ben hayatımdaki her kusuru ya düzeltirim ya da yok ederim."Bölüm Sonu Aras odadan çıkarken kapının önünde annesi Suna Karahan ile burun buruna geldi. Kadın, oğlunun beyaz gömleğine bulaşmış pembe ve mavi boya lekelerine tiksinerek baktı."Aras? Bu ne rezalet? Kim o içerideki sokak kızı? Baban bunu duyarsa ne olur biliyorsun!"Aras, annesinin yanından geçip giderken sadece şunu söyledi:"Babamın kuralları bu evin dış kapısında biter, anne. İçerideki kız artık benim sorumluluğumda."Suna Karahan’ın topuklu ayakkabılarının mermer zeminde çıkardığı keskin ses, Aras’ın zihnindeki düzeni bir kamçı gibi dövüyordu. Annesi için "görüntü" her şeydi ve şu an Aras’ın üstündeki boya lekeleri, Karahan soyadı için bir lekeydi."Kendi sorumluluğumda ne demek Aras?" diye tısladı annesi, sesini alçaltarak. "O kızın kim olduğunu, nereden geldiğini bile bilmiyorsun! Sokaklardan topladığın insanları bu eve sokamazsın."Aras durdu. Annesine dönmedi ama omuzlarının gerginliği her şeyi anlatıyordu. "O, sokaktan topladığım biri değil anne. O, polisin elinden aldığım bir sanatçı.""Sanatçı mı?" Suna Hanım alaycı bir nefes verdi. "Duvarları kirleten bir vandal demek istedin herhalde. Eğer baban akşam geldiğinde bu manzarayı görürse...""Babam," dedi Aras, nihayet annesine dönerek. Gözleri buz kütlesi gibiydi. "Babam akşam geldiğinde, bu evde her şeyin kontrolüm altında olduğunu görecek. Her zaman olduğu gibi. Şimdi müsaadenle, misafirimle ilgilenmem gerekiyor."Annesini koridorda şaşkınlık ve öfke içinde bırakıp tekrar odaya yöneldi.
İçeri girdiğinde Lara’yı yatakta bağdaş kurmuş, elindeki buz torbasını hırsla bileğine bastırırken buldu. Odanın her köşesini inceliyordu. Aras’ın gri ve antrasit renklerle döşenmiş odası, Lara’nın renkli ruhu için bir hücre gibiydi."Annen benden pek hoşlanmadı galiba," dedi Lara, kapının açıldığını duyunca. "Bağırışlarınız buraya kadar geliyor."Aras cevap vermedi. Şifonyerin üzerindeki ilk yardım çantasını aldı ve Lara’nın yanına oturdu. Aralarındaki mesafe kapandığında, odadaki o ağır ve steril koku yerini yeniden taze boya ve hafif bir yağmur kokusuna bıraktı."Annem her zaman böyledir," dedi Aras, Lara’nın bileğini nazikçe kavrayarak. "Onun için dünya sadece siyah ve beyazdan ibaret.""Senin için de öyle değil mi?" diye sordu Lara, gözlerini Aras’ın yüzünden ayırmadan. "Bu ev, bu mobilyalar, şu giydiğin pahalı ama ruhsuz takım elbise... Hepsi siyah beyaz. Hayatında hiç renkli bir şey yapmadın mı sen?"Aras, sargı bezini Lara’nın ince bileğine sararken duraksadı. "Renkler kafa karıştırır, Lara. Mantığı bulandırır. Ben netlik severim."Lara hafifçe öne eğildi. "Netlik mi? Yoksa korku mu? Belki de bir rengin içinde kaybolmaktan korkuyorsun."Aras ilk kez kontrolünü kaybeder gibi oldu. Sargıyı biraz sertçe sıktı. Lara hafifçe inledi."Özür dilerim," dedi Aras sesi boğuklaşarak. Ellerini geri çekmedi. Parmakları, kızın boya lekeli tenine değiyordu. Aras’ın hayatı boyunca dokunduğu her şey pürüzsüz ve temizdi; oysa bu kızın tenindeki o küçük boya kalıntıları, Aras’ta onları temizlemek değil, onlara dokunmak isteği uyandırıyordu.Soner'in Beklenmedik HamlesiO sırada kapı aniden açıldı ve Soner içeri daldı. Elinde bir tepsi dolusu sandviç ve iki meyve suyu vardı."Selam millet! Aras’ın seni açlıktan öldüreceğini düşündüm, malum kendisi bazen yemek yemeyi bile bir 'zaman kaybı' olarak görüyor."Soner, Lara’nın yanına neşeyle çöktü. "Ben Soner. Bu buz kütlesinin kardeşiyim ama genetik bir hata sonucu neşeli doğmuşum."Lara güldü. Bu, Aras’ın bu evde duyduğu en içten, en canlı sesti. "Ben de Lara. Memnun oldum Soner. Abinin aksine konuşabilen birine rastlamak güzel."Aras ayağa kalktı, yüzündeki o ciddi ifade geri gelmişti. "Soner, hemen odana git. Lara’nın dinlenmesi gerekiyor.""Hadi ama abi, kız sıkılmıştır burada. Hem bak, ne diyeceğim... Lara, sen o duvarı neden boyuyordun? Polisler neyin peşindeydi?"Lara’nın gözleri parladı. "O duvar, mahallenin en karanlık köşesiydi. Sadece oraya biraz ışık bırakmak istedim. Ama abin beni bir suçlu gibi kucağına atıp buraya kaçırdı."Aras, pencerenin kenarına gidip dışarıyı izlemeye başladı. "Seni kurtardım, Lara.""Beni hapsettin, Aras," dedi Lara, sesi bu sefer titriyordu. "Kendi buzdan sarayına bir süs eşyası gibi yerleştirdin.
Aras odadan çıktıktan sonra Lara, sessizliğin çöktüğü odada tek başına kaldı. Duvarlar üzerine geliyor gibiydi. Hemen kot pantolonunun cebinden, ekranı çatlamış telefonunu çıkardı. Ekrandaki üç cevapsız çağrı kalbinin hızla çarpmasına neden oldu."Annem..." diye mırıldandı.Eğer annesi polisle başının derde girdiğini, hele ki tanımadığı zengin bir adamın malikanesinde olduğunu öğrenirse sadece kızmazdı; kahrından hastanelik olurdu. Lara, derin bir nefes alıp numarayı çevirdi."Anne? Benim, Lara.""Kızım? Neredesin sen? Saat kaç oldu, hala gelmedin. Yemek soğudu."Lara, odanın içinde sekiyerek pencerenin kenarına gitti. Aras’ın bahçede telefonla konuştuğunu görebiliyordu. "Anne, sorma... Bugün belediyeden bir teklif aldım, hani şu bahsettiğim duvar projesi vardı ya? Onu hemen başlatmak istediler. İş biraz uzayacak, belki bir-iki gün arkadaşım Pelin’de kalırım. Hiç merak etme beni, çok iyiyim.""Emin misin güzel kızım? Sesin bir garip geliyor."Lara, bileğindeki sızıyı bastırmak için dudaklarını ısırdı. "Sadece çok yoruldum anne. Proje büyük, biliyorsun. Seni sonra arayacağım, seni seviyorum."Telefonu kapattığında Lara’nın elleri titriyordu. Hayatında ilk kez bu kadar büyük bir yalan söylüyordu. O sırada kapının pervazına yaslanmış, onu izleyen Aras’ı fark etti."Yalan söylemekte pek yetenekli değilsin," dedi Aras. Sesi soğuk ama içinde bir yerlerde tuhaf bir yumuşama vardı.Lara irkilerek telefona sarıldı. "Beni mi dinliyordun? Bu evde özel hayat diye bir şey yok mu?""Benim evimde, benim kurallarım geçerli," diyerek içeri girdi Aras. Elinde buz gibi bir bardak su vardı. "Anneni neden buraya çağırmıyorsun? Polisle olan durumunu çözdüğümü ona da anlatabilirdim."Lara acı bir kahkaha attı. "Sen gerçekten dünyadan bihabersin, değil mi? Annem senin gibi insanların dünyasını sadece televizyondan izliyor. Eğer benim bir 'hayırsever' tarafından kurtarıldığımı duyarsa, asıl o zaman korkar. Bizim dünyamızda hiçbir şey karşılıksız değildir, Aras Karahan. Sen benden ne isteyeceksin, asıl onu söyle."Aras, bardağı komodinin üzerine bıraktı. Lara’ya doğru bir adım attı. Aralarındaki mesafe o kadar azaldı ki, Lara onun pahalı parfümünün altındaki o buz gibi ciddiyeti tekrar hissetti."Senden hiçbir şey istemiyorum," dedi Aras, sesi fısıltı gibiydi ama odada yankılandı. "Sadece bu evdeki sessizliğe sadık kalmanı istiyorum. Yarın sabah doktor gelecek. Bileğin sargıdan çıkana kadar buradasın. Sonra istersen o çok sevdiğin sokaklara, yalanlarına ve boyalarına geri dönebilirsin."Lara, onun bu mesafeli tavrına rağmen gözlerindeki o derin yalnızlığı gördü. "Bu ev neden bu kadar sessiz Aras? Neden sanki herkes bir cenazedeymiş gibi davranıyor?"Aras tam cevap verecekken, aşağıdan gelen sert bir kapı çarpma sesi ve bir adamın otoriter sesi duyuldu."ARAS! NEREDESİN?"Aras’ın yüzü bir anda kaskatı kesildi. Maskesi geri dönmüştü. "Babam geldi," dedi buz gibi bir sesle. "Sakın bu odadan çıkma. Ne olursa olsun, kapıyı açma."Aras odadan çıkıp kapıyı arkasından kilitlediğinde, Lara ilk kez gerçekten korktuğunu hissetti. Bu buzdan sarayda, sadece Aras’ın soğukluğu değil, daha karanlık bir şeyler vardı. Aras merdivenlerden indiğinde, Yavuz Karahan salonda durmuş, ceketini çıkarıyordu. Yüzünde yorgun ama her zamanki otoriter ifadesi vardı. Aras’ın gömleğindeki boya lekelerini gördüğünde kaşları hafifçe havalandı ama annesi Suna Hanım gibi hemen parlamadı."Aras," dedi Yavuz Bey, sesi derin ve sakindi. "Annen bir şeyler anlattı ama bir de senden dinlemek isterim. Yukarıdaki misafir kim?"Aras, babasının bu sakinliğinin altındaki gücü biliyordu. "Adı Lara, baba. Bir kaza oldu, polisle başı derde girmişti. Bileği sakat olduğu için ve polislere kefil olduğum için onu buraya getirdim."Yavuz Bey ağır adımlarla oğluna yaklaştı. Elini Aras’ın omzuna koydu. "Yardım etmek asil bir davranıştır oğlum. Ancak bir genç kızı ailesinden habersiz, kendi rızası dışında bir evde tutmak yardım değil, alıkoymaktır. Karahan ailesine bu yakışmaz.""Baba, durumu anlamıyorsun, o...""Anlıyorum Aras. Ama doğru olan, onun tedavisini yaptırıp evine, ailesinin yanına güvenle dönmesini sağlamaktır. Bizim evimiz bir hastane ya da bir sığınak değil."Tam o sırada, yukarıdaki odanın kapısı açıldı. Aras’ın kilitlediği kapıyı, Soner bir şekilde "halletmişti." Lara, topallayarak merdivenlerin başında göründü. Yavuz Bey başını kaldırıp ona baktı."Siz Lara Hanım olmalısınız," dedi Yavuz Bey, inanılmaz bir kibarlıkla. "Ben Yavuz Karahan. Oğlumun size olan tavrı için kusura bakmayın, bazen kontrolcü tarafı nezaketinin önüne geçer."Lara, Aras’ın babasından bir azar beklerken gördüğü bu beyefendilik karşısında şaşırmıştı. "Ben... teşekkür ederim. Ben sadece gitmek istiyordum ama Aras Bey biraz ısrarcı davrandı."Yavuz Bey hafifçe gülümsedi. "Aras, hanımefendiyi hemen evine bırakıyorsun. Şoför hazır bekliyor, istersen sen de ona eşlik et. Güvende olduğundan emin olalım. Bizim ailemizde bir kadının rızası her şeyden önce gelir."Arabadaki SessizlikOn dakika sonra Aras ve Lara, bu sefer şoförün kullandığı geniş arka koltukta yan yana oturuyorlardı. Aras dışarıyı izliyor, dişlerini sıkıyordu. Babasının bu "doğrucu" tavrı, Aras’ı Lara’nın gözünde haksız duruma düşürmüştü."Baban," dedi Lara sessizliği bozarak. "Sandığımın aksine çok daha... insan."Aras ona döndü, gözleri karanlıktı. "Babam kurallara inanır Lara. Senin o kuralsız dünyanla onun nezaketi arasında bir uçurum var. Seni evine bırakıyorum çünkü o öyle istedi. Benim istediğim için değil."Lara onun koluna hafifçe dokundu. Aras sanki elektrik çarpmış gibi irkildi. "Neden bu kadar öfkelisin? Seni korumaya çalıştı, beni de evime gönderiyor. Her şey olması gerektiği gibi.""Olması gerektiği gibi mi?" Aras güldü, bu acı bir sesti. "Benim hayatımda hiçbir şey olması gerektiği gibi değil Lara. Ve sen... sen o duvara o resmi çizdiğin andan beri, benim dünyamdaki tek gerçek şeysin."Aras'ın bu ani itirafı arabadaki havayı bir anda ağırlaştırdı. Lara’nın evi, mahallenin dar ve loş sokaklarından birindeydi. Araba sarsılarak durduğunda, Lara’nın annesinin pencerede beklediğini gördüler.Lara aşağı inmeden önce Aras’a yaklaştı. "Burası benim dünyam Aras. Renkli, dağınık ve bazen fakir. Senin o tertemiz, buzdan sarayına hiç benzemez. Beni buraya bırakıyorsan, bir daha gelme."Lara arabadan indi, topallayarak annesine sarıldı. Aras, camın arkasından bu manzarayı izlerken, babasının "doğru olanı" yapmasının aslında kalbinde ne kadar büyük bir boşluk açtığını fark etti."Gideceğiz," dedi Aras şoföre, sesi buz gibiydi. "Ama geri geleceğiz."YASEMİN KOKUSU VE İSLara, arabanın kapısını kapattığında Aras’ın buz mavisi gözlerinin hala üzerinde olduğunu hissedebiliyordu. Topallayarak bahçe kapısından içeri girdi. Annesi Meryem, elinde tuttuğu eski hırkayı dizlerine sermiş, gözleri dalgın bir şekilde sokağın köşesini izliyordu. Kızını görünce sanki dünyalar onun olmuş gibi ayağa fırladı."Lara! Kızım, bu halin ne?"Meryem Hanım, kızının yüzündeki boya lekelerine ve sargılı bileğine bakarken dehşete düşmüştü. Lara hemen annesine sarıldı, başını omuzuna yasladı. O an, Aras’ın o steril dünyasında ne kadar nefessiz kaldığını fark etti."Bir şey yok anne, sadece küçük bir kaza... Proje alanında merdivenden kaydım, arkadaşlar hemen hastaneye götürdü, sardılar. O yüzden geç kaldım.""O koca siyah araba da neydi öyle? Seni bırakan kimdi?" Annesi merakla sokağın sonuna doğru bakmaya çalıştı ama Aras’ın arabası çoktan karanlığın içinde bir gölgeye dönüşmüştü.Lara yutkundu. "Belediyeden bir görevli... İşim yarım kalmasın diye nezaket gösterdiler. Hadi içeri girelim anne, çok üşüdüm."Uzaktan İzleyen GözlerAras, araba sokağın köşesinde durmasına rağmen şoföre "devam et" dememişti. Dikiz aynasından Lara’nın annesine sarılışını izledi. O küçük, loş bahçedeki samimiyet, Aras’ın hayatı boyunca sahip olduğu tüm servetten daha değerli görünüyordu.Lara’nın annesinin kızının saçlarını okşayışı, Aras’ın zihninde annesi Suna Hanım’ın "Rezalet, bu ne hal!" diyen sesiyle çarpıştı."Aras Bey, gidelim mi?" dedi şoför çekinerek.Aras, bakışlarını o küçük evden çekmedi. "Bekle," dedi sadece. Cebinden telefonunu çıkardı ve asistanına kısa bir mesaj attı: "Lara Günay’ın olduğu mahalledeki tüm mülk listesini ve o yarım kalan duvarın tapu bilgilerini yarın sabah masamda istiyorum."Gece Yarısı İtirafıLara odasına geçtiğinde her yer boya ve tiner kokuyordu. Kendi dünyasındaydı ama aklı hala o "Buzdan Saray"da kalmıştı. Aras’ın o kontrolcü ama içten içe kırılgan hali, Lara’nın tuvalinde hiç bilmediği bir renk paleti oluşturmuştu.Telefonuna bir mesaj düştü. Bilinmeyen bir numaraydı ama kim olduğunu çok iyi biliyordu.Gönderen: Bilinmeyen Numara"Yalan söylemekte hala kötüsün. Annen sana sarıldığında yüzünü ekşittin. Bileğin sandığından daha çok acıyor. Yarın sabah doktoru oraya gönderiyorum. İtiraz istemiyorum, Lara."Lara mesajı okurken hem sinirlendi hem de kalbinin tuhaf bir ritimle çarptığını hissetti.Cevap: Lara"Evimi nasıl buldun demiyorum, zaten sen her şeyi bulursun. Ama buraya sakın o pahalı doktorlarını gönderme Aras. Burası senin dünyan değil. Burada insanlar birbirine sargı beziyle değil, sevgiyle yardım eder. Gelme."Aras, ekranın ışığında bu cevabı okurken ilk kez hafifçe gülümsedi. Bu, Karahan malikanesinin soğuk duvarlarının hiç görmediği kadar sıcak bir gülümsemeydi.Telefonu kapatıp koltuğuna yaslandı. "Gelmemi istemiyorsun Lara," diye mırıldandı kendi kendine. "Ama hayatında gördüğün en büyük 'Araz' ben olacağım.Lara, odasının penceresinden sokağın karanlığına bakarken kalbinin ritmini düzeltmeye çalışıyordu. Telefonu yatağın üzerine fırlattı. "Saçmalama Lara," diye fısıldadı kendi kendine. "O senin dünyandan değil. O sadece bir kontrol manyağı. Bir daha onu görmeyeceksin, görmemelisin."İçindeki bir ses bunun koca bir yalan olduğunu söylese de, Lara o sesi yasemin kokulu yastığına gömdü. Bir daha o buz mavisi gözlere bakarsa, kendi renklerinin solmasından korkuyordu.Aynı dakikalarda Karahan malikanesinde Aras, odasının içindeki gizli bir bölmeye giden ağır, ahşap kapının önünde duruyordu. Parmakları kapının koluna gitti ama tereddüt etti. Kendi kendine fısıldadı:"Saçmalama Aras. O sadece bir sokak kızı. Bir hata. Bir sistem arızası..."Ama zihni ona itaat etmiyordu. Lara’nın o hırçın bakışları, parmaklarındaki boya lekeleri ve babasının önündeki o gururlu duruşu beynine kazınmıştı. Kapıyı yavaşça itti. İçerisi, evin geri kalanının aksine ne gri ne de moderndi.Burası Aras’ın gizli atölyesiydi...