1. Bölüm

3
15
58
Bölüm: Gölge Takibi​Yer: İstanbul’un labirent gibi ara sokaklarıDurum: Kovalamacanın son metreleri​Nefesim boğazımda düğümleniyor, ciğerlerim her solukta demir tadı veriyordu. Kalbim sadece göğsümde değil, sanki şakaklarımda ve parmak uçlarımda atıyordu. Adrenalin, yorgunluğu uyuşturmuştu. Karşımdaki adam, yani yeraltı dünyasının "Mahlas" diye bildiği o uyuşturucu baronu, birkaç metre ötemde tökezleyerek koşmaya devam ediyordu.​“Buraya kadar,” diye fısıldadım kendi kendime.​Çıkmaz sokağın başına geldiğinde durdu. Kaçacak yer yoktu. Silahımı kılıfından çıkarırken babamın o eski, gümüş künyesi cebimde tenime değdi. O gümüşün soğukluğu, bana kim olduğumu hatırlatan tek şeydi. Ben Komiser Yavuz’un kızıydım. Onu benden aldıkları o karanlık geceden beri, benliğimi bu mesleğe kurban etmiştim.​Babam yaşasaydı, çiçekli elbiseler giymemi, huzurlu bir mutfakta kahve içmemi isterdi. Belki de birine aşık olup yuva kurmamı... Ama aşk, benim gibi hayatı bir şarjör kapasitesine sığmış kadınlar için sadece bir zayıflıktı.​Operasyonun Sonu, Yeni Bir Başlangıç​Mahlas’ı yere yatırıp kelepçeleri bileklerine geçirdiğimde, telsizimden gelen cızırtılı ses tüm şehre zaferimi ilan ediyordu. Ama bu zafer, sadece daha büyük bir fırtınanın sessizliğiydi.​Emniyet binasına döndüğümde masamda beni bekleyen o kırmızı dosyayı gördüm. Üzerinde sadece iki kelime yazıyordu: "Kuzgun ve Kumar."​Amirim yanıma yaklaşıp alçak bir sesle konuştu:"Güzel iş çıkardın Lavins. Ama asıl oyun şimdi başlıyor. Türkiye'nin en büyük kumar ağının içine sızacaksın. Bu sefer silahın değil, zekan ve... gerekirse kadınlığın konuşacak."​Dosyayı açtım. En üstte bir fotoğraf vardı. Kumarhanenin görkemli kapısı ve masada duran bir deste iskambil kağıdı.​"Benim hayatımda eğlenceye de, aşka da yer yok," diye geçirdim içimden. Ama o an bilmiyordum; bazen en büyük kumarı masaya karşı değil, kalbine karşı oynarsın.Türkiye'nin eb büyük kumar sirketin sahibi cenk kuzgunsoy ama alemde ona herkes genelde kuzgun derdi .... Lavins yorucu bir günün ardından sonunda eve dönmüstüm iceri girdigimde annemin geldinmi sesine öylesine cevap verip kendimi karanlık yatak odama attım kuzgun ve kumar doysasınıda öyle sehabanın üstüne buraktımm gözümden uyku akıyordu adetaOdanın sessizliği, sokaktaki siren seslerinden daha ağır geliyordu. Annemin mutfaktan gelen sesini duymamazlıktan gelmek istesem de, onun sadece varlığı bile bana seçmediğim o "normal" hayatı hatırlatıyordu. Üzerimdeki deri ceketi fırlatıp attım. Omuzlarım, sanki tüm dünyanın yükünü taşıyormuşum gibi sızlıyordu.​Yatağın kenarına ilişip komodinin (sehpanın) üzerine bıraktığım dosyaya baktım. "Cenk Kuzgunsoy."​Alemde bilinen adıyla Kuzgun. Fotoğrafına bakmama gerek yoktu, zihnimde onun keskin bakışları zaten kazılıydı. O, sadece bir kumarhane sahibi değil; insan zaaflarını paraya çeviren bir simyacıydı. İnsanlar onun masalarında sadece paralarını değil, hayatlarını, onurlarını ve geleceklerini bırakıyorlardı.​Gözlerim kapandığında, Mahlas'ı yakalarken attığım o son deparın sızısı bacaklarıma vurdu. Ama asıl yorgunluk fiziksel değildi. Babamın yarım kalan adaletini tamamlama hırsı, beni içten içe kemiriyordu.​"Aşk ve eğlence yok Lavins," diye fısıldadım karanlığa doğru. "Sadece görev var."​Uyku ile uyanıklık arasında gidip gelirken, zihnimde Kuzgun'un o ulaşılamaz kalesi belirdi. Oraya bir polis olarak değil, onun dünyasına ait bir yabancı gibi girmeliydim. Lavins ismini bir kenara bırakıp, Kuzgun'un avlayamayacağı tek şeye; yani bir başka avcıya dönüşmeliydim.​Ancak o an bilmiyordum... Kuzgun'un masasında hile yapmak kolaydı, ama onun bakışları altındayken kalbime hile yaptırmak imkansız olacaktı.Karanlık odada tavanı seyrederken, zihnim geçmişin tozlu sayfalarında bir polis telsizi hışırtısıyla geziniyordu. Herkesin bir hikayesi vardır, benimki ise bittiği yerden başladı.​On iki yaşındaydım. Babamın eve gelmediği o ilk gece, mutfak masasında soğuyan yemeğin başında beklerken anlamıştım; hayat artık eskisi gibi olmayacaktı. Babam, bu teşkilatın onuruyla yaşayan en dürüst adamlarından biriydi. Ama dürüstlük, yeraltı dünyasında bir ölüm fermanıymış. Onu bir pusuya düşürdüklerinde, sadece bir polis ölmedi; benim çocukluğum, gülüşlerim ve geleceğe dair o pembe hayallerim de o kurşunlarla can verdi.​Annem o günden sonra bir gölgeye dönüştü. Ben ise bir kılıca.​Kendi adımı unutup sadece "görev" oldum. Akademide herkes eğlenirken ben atış poligonunda parmaklarım morarana kadar çalıştım. Kimseyle bağ kurmadım, kimseye güvenmedim. Çünkü biliyordum; bir ajanın en büyük zırhı kimsesizliğidir. Eğer kimsen yoksa, seni vuracak yerleri de yoktur. Şimdi aynaya baktığımda gördüğüm kadın, babasının intikamını her gün bir başka suçluyu kelepçeleyerek alan bir adalet makinesi. Ama içimdeki o on iki yaşındaki kız çocuğu hâlâ o mutfak masasında babasını bekliyor. Ve o kız çocuğu, Kuzgun'un o lüks kumarhanesini yerle bir etmeden huzur bulmayacak.​Yeni Kimlik, Yeni Maske​Sabahın ilk ışıklarıyla gözlerimi açtım. Sadece üç saatlik uyku... Ama zihnim zehir gibiydi. Komodindeki telefona uzandım ve rehberdeki o isme bastım: Amir Erdem.​"Efendim, hazırım," dedim sesimdeki pürüzü gizleyerek."Merkeze gel Lavins. Terzi seni bekliyor. Yeni hayatına merhaba demen gerekecek."​Hızla hazırlanıp merkezin gizli operasyonlar katına indim. Kapıdaki kart okuyucu dıt sesiyle yeşile döndüğünde, Lavins kimliğimi o kapının dışında bıraktım. İçeride beni bekleyen ekip, önüme bir gardırop dolusu kıyafet ve bir deste sahte belge serdi.​Amir Erdem: "Cenk Kuzgunsoy'un dünyasına bir polis gibi giremezsin. O, kokunu bin kilometreden alır. Oraya, Monako'dan yeni dönmüş, babasından kalan mirası harcayacak yer arayan, biraz şımarık ama çok tehlikeli bir kumarbaz olarak gireceksin. Adın: Lara Soydan."​Aynanın karşısına geçtim. Makyaj ekibi yüzümdeki o sert ifadeyi yumuşatmak için çalışırken, terzi üzerime vücuduma tam oturan, her hareketiyle servet kokan siyah saten bir elbise bıraktı. Silahımı bacağımın iç kısmına, elbisenin yırtmacının altına gizlenecek bir kılıfa yerleştirdiler.​Aynadaki yansımam yabancıydı. Artık bakışlarımda bir polisin kararlılığı değil, bir avcının davetkar ama ölümcül pırıltısı vardı.​"Kuzgun..." diye mırıldandım. "Seninle tanışmak için sabırsızlanıyorum.
Okuduğunuz için teşekkürler.Bir hikayenin daha sonuna geldiniz.