2. Bölüm

7
30
33
1
Telefonu elimden bırakamadım. Ekran hâlâ karanlıktı ama avucumun içi titreşiyordu—titreşim yoktu aslında. Sadece olması gerekiyormuş gibi geliyordu. Saat 03.10’da kalmıştı. Saniyeler ilerlemiyordu. Odaya baktım. Her şey yerli yerindeydi ama… yanlıştı. Dolabım kapalıydı ama aralığından karanlık sızıyordu. Normalde karanlık sızmaz. Karanlık… ışık gibi davranmaz. Telefon tekrar açıldı. Bu sefer bildirim sesi yoktu. Ekran zaten açıktı. “Kalbin hızlandı.” “Çünkü birazdan bir şey fark edeceksin.” Yutkundum. “Odan değişti.” Başımı kaldırıp saymaya başladım. Yatak. Masa. Pencere. Kapı. Her şey doğruydu. “Hayır,” “Baktığın şeyler değil.” “Bakmadıkların.” Tavanı fark ettim. Tavanımda çatlak yoktu. Ama şimdi vardı. İnce, örümcek ağı gibi yayılmış bir çatlak… ve sanki aşağı doğru sarkıyordu. Telefon titredi. “O çatlak yeni değil.” “Sadece artık görüyorsun.” Ayağa kalkmak istedim. Bacaklarım dinlemedi. O an odamda ikinci bir nefes duydum. Benim nefesim değildi. Benim ritmimde değildi. Kulaklarım uğuldadı. “Arkaya dönme,” diye yazdı telefon. “Henüz değil.” Gözlerim doldu. Fısıldadım: “Lütfen…” Ekran anında cevap verdi. “Bunu ilk seferde de söyledin.” “İlk… ne?” Mesaj gelmedi. Bunun yerine ekran video moduna geçti. Bu sefer ön kamera değildi. Arka kameraydı. Kamera, odamı gösteriyordu. Ama açı… yanlışdı. Kamera tavandan bakıyordu. Sanki biri orada… bir şey gibi yapışmıştı. Görüntüde ben vardım. Yatağın kenarında oturuyordum. Ama yüzüm… Yüzüm bana ait değildi. Çok uzun bakıyordu. Göz kapakları kırpmıyordu. Ağzım hafifçe açıktı—nefes alıyormuş gibi değil, bir şey dinliyormuş gibi. Mesaj geldi. “Bak şimdi.” Videodaki ben başını yavaşça kaldırdı. Doğrudan kameraya baktı. Ve gülümsedi. Ben gülmüyordum. Telefon elimden düştü. O anda odamda bir şey hareket etti. Ayak sesi değildi. Sürünme değildi. Sanki biri… var olmayı deniyordu. Çıt. Dolabın kapısı aralandı. İçerisi olması gerekenden derindi. Kıyafetlerim yoktu. Sadece karanlık. Ve karanlığın içinde… bir yüz. Benim yüzüm. Ama daha eski. Daha yorgun. Daha uzun süre burada kalmış gibi. Fısıldadı. Ses, boğazımdan çıkıyormuş gibiydi: “Artık ben dışarı çıkacağım.” Telefon yerde titredi. Son mesaj geldi. “Değişim her zaman geceleri olur.” “Çünkü sabah seni tanıyacak kimse kalmaz.” Işıklar söndü. Ama gözlerim açıktı. Karanlıkta biri yatağıma uzandı. Ağırlık hissettim. Nefes… boynumda. Ve kulağıma bir cümle fısıldandı— bunu telefon yazmamıştı. “Şimdi uyuyabilirsin. Ben senin yerine uyanırım.” Sabah alarm çaldı. Telefonum yatağın üzerindeydi. Bildirim yoktu. Mesaj yoktu. Kendi numaram silinmişti. Aynaya gittim. Yüzüm… normaldi. Gözlerimi kırptım. Aynadaki ben… geç kırptı.