ÇAĞRI.
Sen bir cadısın göster artık cadılığını , tövbekâr olduğun o uğursuz günü unut . Terkettiğin hayata dönmek için ihtiyaç duyacağın her şey bir sandıkta. Sandıksa ; ruhunun derinliklerinde .. Aç elini, al bu anahtarı ve ruhundaki batığı bul.
Sen henüz bizden vazgeçmemişken cadıları hor görüyor, leş kokulu zindanlara atıp, öldürüyor ve bundan vahşice bir zevk alıyorlardı. Her infaz sonrası cellat , kalabalığa dönüp reverans yapıyor , panayır yerindeki ağzına ateşli çubuk sokan adamdan daha fazla alkış topluyordu .
Yağmur yağıp, gök gürlediğinde . Sel önüne geleni aç bir canavar gibi yuttuğunda ; “ Tanrı senin yüzünden bizi cezalandırıyor “ dediler . Sonra yağmur aylarca yağmayıp , toprakları kurumuş kalpleri gibi kaskatı kesilince de “Cehennem ateşi üzerimize yağıyorsa sebebi sensin suratsız cadı.” Diye kin kustular.
Şimdi alenen görüyorum ki; asıl nefret ettikleri şey sana bahşedilen yeteneklere karşı acizlikleriydi. Seni görmeye katlanamadılar ve kötücül bir hayranlıkla tecrit ettiler.
Zaman hızla geçti ve çok değişti . Bu günlerde “Ben cadıyım!” diyeni ayağına taş bağlayıp dipsiz sulara atmak şöyle dursun , alkış ve ıslıkla omuzlarda taşıyorlar.
Gel ve kendi gözlerinle gör . Şahit olduklarına çok şaşıracak , insanların hayasızca yaptığı kötülükleri tecrübe ettikçe , cadılığından şüphe duyacaksın.
Aç elini, al bu anahtarı!
Kadın nihayet sıkıntılı uykusundan uyandı. Ağzı susuzluktan kuruduğu halde yastığı terden ıslanmıştı. “Bir kabus.” Diye mırıldandı , kendini teskin etmek isteyerek, zira; o korkunç kadının çatal sesini hâlâ duyar gibiydi. Ellerini sımsıkı yumruk yapmış ,kabustaki kadın her an yatağın ucunda belirip saldıracakmış gibi tetikteydi. Neden sonra avuç içindeki kıvrımlı demirin soğukluğunu dehşetle farketti.