4

1
11
Aylin şimdi dört duvarı siyaha boyanmış, bir duvarında büyük bir ayna olan bir odada tek başına oturuyordu. İki polis memuru onu buraya getirmiş, hiçbir şey söylemeden gitmişlerdi. Az sonra içeriye sivil kıyafetli bir erkek ve bir kadın girdi. Kadın elinde bir dosya tutuyordu. Erkek Aylin’in oturduğu masanın karşısına oturdu ve kendini tanıttı: “Ben dedektif polis Nurettin Yeşil. Bu da Organize Suçlardan Komiser Nalan Tok. Koray Sadık’ın cinayetini biz devraldık. Koray Sadık’la epey yakındınız, öyle değil mi?” Aylin şaşırmıştı. Ona mı öyle geliyordu yoksa adam ona suçlu gibi mi davranıyordu? Kekeleyerek: “E…Evet. Oldukça…” diyebildi. Kadın dosyadan kafasını kaldırdı ve deniz mavisi gözlerini ona dikerek: “Onunla henüz iki aydır tanışıyorsunuz, değil mi? Yani gazeteye girdiğinizden beri. Yoksa onunla önceden de tanışıyor muydunuz?” “Hayır, onunla gazetede çalışmaya başlayınca tanıştım. Ama hemen anlaştık ve aramızdaki samimiyet arttı.” “Koray Sadık’ın bir suç şebekesiyle ilgili araştırma yaptığını tüm ülke biliyor. Peki, bu konuda bizimle işbirliği içinde olduğunu biliyor muydunuz Aylin Hanım?” “Evet, bana kendisi anlatmıştı.” Adam şaşkınlıkla yerinde doğruldu: “Demek biliyordunuz. Üstelik size kendisi anlattı, öyle mi?” “Evet.” “Ne tuhaf? Bize gazeteden kimsenin bu olaydan haberi olmadığını söylemişti. Size anlatmış olması ilginç.” Kadın yine dosyaya dalmıştı. Gözlerini dosyadan ayırmadan konuşmaya başladı: “Geçekten tuhaf. Koray Sadık’ın bizimle olan ilişkisini bir tek siz biliyorsunuz ve tam da Koray’ın bu olayla ilgili araştırmaya başladığı ve bizimle irtibata geçtiği günden üç gün sonra gazetede işe başlıyorsunuz. Bu sizce de şüphe uyandırıcı değil mi? “Siz ne söylemeye çalışıyorsunuz?” Adam oturduğu sandalyeden kalkarak Aylin’in karşısında durdu: “Açık olun Aylin Hanım, bu şebeke için çalışıyorsunuz. Bir şekilde çalıştığınız adamlar Koray’ın bizimle olan ilişkisini öğrendi ve sizi gazetede çalışmak için görevlendirdi. Böylece Koray’a daha yakın olabilecek ve onun hayatıyla ilgili bilgi sahibi olabilecektin.” “Siz çıldırmış olmalısınız! Ben gazeteye öykü sayfasında yazmak için çalışmaya girdim!” Aylin’in arkasında duran kadın konuşmaya başlayınca genç kız irkilerek arkasına döndü. “Demek öykü yazacaktınız? Öyleyse neden iki aydır gazetede böyle bir sayfa yok?” “Kötü bir dönemden geçiyordum. Patron da bana tolerans gösterdi. Zaten o sırada gazete çok reklam alıyordu. Bu yüzden o sayfa hiç boş kalmadı ama yeni bir öykü yazmaya başladım. İsterseniz evimi arayın, öyküyü bulacaksınız.” Adam gülümsedi: “Şu anda bir ekibimiz evinizi arıyor zaten.” Tekrar kadın konuşmaya başladı: “Diyelim ki bu anlattıklarınız doğru. Size yaptığımız suçlamalar asılsız. Peki, bize söyler misiniz, bugün Koray Sadık öldürüldüğünde cinayet mahallinde ne işiniz vardı? Yani tenis kulübünde. Bugün gazeteye gidip Koray’ı sormuşsunuz. Kulüpte olduğunu duyunca adresi almışsınız. Saat 03.00 sularında kulübe gelip resepsiyondaki kıza Koray’ı sormuşsunuz. Resepsiyonda görevli kız sizi Koray’ın tek başına duvar tenisi oynadığı yere götürmüş ve girişinize tanık. Ayrıca oraya başka kimsenin girmediğinden ve sizin de beş dakika sonra tek başınıza kulüpten, elinizde anahtarla çıkarak, Koray’ın arabasına binip uzaklaştığınızdan emin. Bize söyler misiniz peki, oraya Koray Sadık’ı öldürmek için gitmediyseniz; neden gittiniz?” “Onun hayatını kurtarmak için.” “Gazetedekilere de Koray’ı hayati bir sebepten dolayı aradığınızı söylemişsiniz. Bence bu hayati değil, memati bir meseleymiş. Öyle değil mi Aylin Hanım?” “Koray’ı ben öldürmedim! Oraya gittim çünkü onu öldürecekti!” “Kim öldürecekti?” “Bilmiyorum… Ben, gerçekten… Bilmiyorum…” “Bilmiyor musunuz?” Kadın şimdi iyice sinirlenmiş ve bağırmaya başlamıştı: “Bilmiyor musunuz? Aylin Hanım, Koray Sadık bugün siz yanından ayrıldıktan on dakika sonra bıraktığınız yerde ölü bulundu. Göğsünde üç kurşun vardı ve anahtarlarıyla arabası yoktu. Çünkü onu öldürdükten sonra anahtarlarını aldınız ve arabayla oradan uzaklaştınız. Arabayı bir yere bıraktıktan sonra evinize döndünüz.” Aylin hıçkırıklara boğuldu. Bu kadar baskıya dayanamamıştı. Çok sevdiği bir arkadaşını öldürmekle suçlanıyordu ve kendini savunamıyordu bile. Nasıl savunabilirdi ki? Bütün ipuçları onu işaret ediyordu ve Ferdi’den de bahsetmek istemiyordu. Tam bu sırada adamın telefonu çaldı. Adam telefonunu açtı. “Evet? Bulundu demek… Nerede? Evet… Evet, buraya getirin.” Adam telefonunu kapattı ve Aylin’e döndü. Yüzünde rakibini nakavt eden birinin gülümsemesi vardı. “Kulüpten ayrıldığınız Koray Sadık’ın arabası bulunmuş. İçinde delil sayılabilecek şeyler varmış. Buraya getiriyorlar.” Kadın gözlerini Aylin’den ayırmadan: “Güzel…” dedi. Kapının açılmasıyla üçü de o yana döndü. Üzerinde polis üniforması olan genç bir erkek elindeki zarfı kadına uzatarak; “Bunları evde bulduk komiserim.” dedi. “Tamam, sen çık.” Genç polis odadan çıktı. Kadın zarfı açtı ve içinden birkaç kâğıt çıkardı. Aylin bu kâğıtları hemen tanıdı. Bunlar sabaha kadar yazdığı, önce yırtıp sonra yapıştırdığı kâğıtlardı. Şimdi başım belaya girecek.’ diye düşündü. “Yazdığınız öykü bu mu Aylin Hanım?” Aylin çaresizlik içinde; “Evet.” dedi. Az önce onlara işinin yazarlık olduğunu kanıtlayabilmek için evini arayabileceklerini ve öyküyü bulacaklarını söylemişti. Ama şimdi bunun onu daha da kötü duruma düşüreceğini biliyordu. Çünkü orada bir yazı işleri müdürünün araştırdığı suç şebekesi tarafından öldürüldüğü yazıyordu. Kadın kâğıtları incelemeye başlamıştı bile. “İlginç…” diye mırıldandı ve göz attığı kâğıtları adama uzatıp elinde kalanlara bakmaya devam etti. Adam ve kadın kâğıtların büyük kısmını inceledikten sonra Aylin’e döndüler. Adam elindeki kâğıtları Aylin’in önüne atarak; “Bunu nasıl açıklamayı düşünüyorsunuz?” diye sordu. “Bakın, size söyledim. Koray bana her şeyi anlatmıştı. Ben de bundan esinlenerek bu olayı öyküde kullandım.” “Yani öykü yazarken birden aklınıza sadece Koray’ın anlattıkları geldi öyle mi?” “Birden değil. Öyküye yeni başlamıştım ki Koray telefon etti. Onunla konuştuktan sonra öyküye devam ettim ve aklıma Koray’ın anlattıkları geldi.” Adam çok güzel bir şey yakalamış gibi öne atıldı. “Öyküye ne zaman başladınız?” “Dün gece.” “Demek dün gece Koray telefon etti. Onunla ne konuştunuz?” “Önemsiz şeylerdi.” “Bırakın da ona biz karar verelim. Koray Sadık dün gece sizi niçin aradı ve ne konuştunuz?” “Uzun süredir ofise gitmemiştim. Bu yüzden beni merak etmiş, kontrol etmek için aradığını söyledi.” Kadın ellerini masaya vurdu ve bağırdı: “Belki de Koray senin kim olduğunu öğrenmişti, telefonda da bunu konuştunuz. Telefonu kapatır kapatmaz bu satırları yazdın ki bunu sen de söyledin. Bu yazdıkların belki de bir çeşit cinayet planıydı. Sabah koşarak ofise gittin. Herkese Koray’ı sordun. Çünkü gelip bize anlatmasından korkuyordun.” Adam devam etti: “Planını, ya da hikâyeni –her ne haltsa- yazarken yazı işleri müdürünün bir partiden çıktıktan sonra öldürüldüğünü yazmıştın. Çünkü iki gün sonra patronunuz evinde bir parti veriyordu. Yazdıktan sonra kâğıtları yırttın ama aklına Koray’ın bize seni anlatacağı geldi ve bu işi bugün halletmeyi planladın. Öğleden sonra gazeteye gittin. Koray orada değildi ama izini buldun. Kulübe gittin. Koray senin kim olduğunu öğrendiği için tartıştınız. Sen de bu işi biran önce bitirmen gerektiğini düşünerek Koray’ı orada öldürdün!” Aylin başını iki yana sallayarak itiraz etti: “Hayır! Hayır! Hayır! Ben böyle bir şey yapmadım!” Kapı tekrar açıldı. Bu kez içeriye orta yaşlı, saçları hafif dökülmüş, atletik vücutlu bir erkek girdi. Elinde büyük ve şişkin bir zarf vardı. İçeridekilere bir bakış attıktan sonra Aylin’in karşısına oturdu. Aylin’in gözlerinin içine bakarak yumuşak fakat buyurgan bir sesle; “Lütfen bana bunları açıklayın.” dedi. Aylin adamın sorgunun başından beri aynanın arkasından kendisini izlediğine yemin edebilirdi. Adam elindeki zarfı açarak içinden önce bir poşetin içinde duran bir silah çıkardı. Poşeti sağ tarafa koyduktan sonra zarfın içinden bu kez bir demet kâğıt çıkardı ve bunları masanın üzerine yaydı. Aylin bir silaha bir de kâğıtlara baktı. Silaha bakmak bile onu ürkütmüştü, oysa bu adam büyük ihtimalle onun bu silahı kullandığını düşünüyordu. Kâğıtları eline alıp inceledi. Gözlerine inanamadı. Bunlar Koray’ın şebeke hakkında şimdiye kadar yazdığı yazıların birer kopyasıydı. Hatta en altta Koray’ın yayınlamaya korktuğu bazı yazıların bile kopyaları vardı. Tam bu kim olduğunu anlamadığı adamın bunları neden kendisine uzattığını anlamaya çalışırken adam konuştu: “Bu silahı yanındaki susturucusuyla birlikte Koray Sadık’ın arabasında bulduk. Kâğıtları ise bugün, yani şuan saat 01.30 olduğuna göre, dün öğle saatlerinde Koray Sadık’ı bulmak için girdiğiniz gazete binasının önünden çekilen ve şu an polis merkezimizde bulunan arabanızda bulundu.” Aylin yine şok olmuştu. Koray’ın arabasındaki silahı anlayabiliyordu; onu Ferdi kullanmış ve orada bırakmıştı mutlaka. Ama ya kâğıtlar? Onlara ne demeliydi? Üstelik çoğu kâğıtta yazının can alıcı cümlelerin ve şebekeyle ilgili önemli bilgiler veren kısımların altları renkli kalemlerle çizilmişti. Acaba gerçekten… Yo, hayır! Bunu yapmış olamazdı. Yapmamıştı da zaten. Ama resepsiyondaki kız bu polislere Aylin’i kulüpten yalnız ve elinde anahtarla çıkarken gördüğünü söylemişti. Gerçekten olabilir miydi? En başa döndü; gece Koray’la telefonda ne konuştuklarını hatırlamaya çalıştı. Ama kendisini ürküten bir şekilde hatırlayamadı. Aklına tek gelen Ferdi’ydi. Ferdi, Ferdi, Ferdi! Bu cinayeti o işlemişti. Ama onu gören ve bilen tek kişi galiba kendisiydi. Güçlükle dudaklarını araladı: “Ferdi…” dedi boğuk bir sesle. Sonradan gelen adam şüpheyle ona baktı: “Ferdi de kim?” Fakat Aylin cevap vermedi, öylece adama bakıyordu. Daha sonra gözleri duvarlara kaydı. Duvarlarda bir hareketlenme mi vardı, ona mı öyle geliyordu? Adam tekrar ve daha yüksek sesle sordu: “Ferdi kim?” Aylin’den yine ses çıkmayınca kadın öne çıktı: “Amirim, Ferdi Aylin’in yazdığı şu hikâyenin başkahramanı. Yazı işleri müdürünü öyküde o öldürüyor.” “Demek öyle.” Adam biran düşündükten sonra tekrar Aylin’e döndü: “Aylin Hanım lütfen sorularıma cevap verin! Ferdi bu görevi size verenlerden biri mi?” Aylin gözlerini duvarlardan güçlükle ayırarak adama baktı ve kısık bir sesle; “Ferdi benim kahramanım, onu ben yarattım.” diyebildi. Doğrusu sesinin bu kadar çıkmasına bile şaşırmıştı. “Yani senin yardımcın gibi bir şey mi?” “Hayır, ben ona yardım ettim. Onun dünyaya gelmesini sağladım, onu hikâyemin başkahramanı yaptım ama o Koray’ı öldürdü. Belki de… Belki de o aslında benim. Benliğim böyle bir şey yapmamı kabul etmedi ve onu yarattı. Ama eğer bunu düşünebiliyorsam o sadece hayal değildir. Tabi ki de hayal değil gerçek! Onu ben de değil, daktilo yarattı. Şimdi anlıyorum! Dedem bu yüzden o daktiloyu apar topar sattı. Kısa bir süre sonra da intihar etmişti ve ben yıllarca bunu nasıl yaptığını anlayamamış ve kabullenememiştim. Ama şimdi onu anlayabiliyorum. Belki o da birinin yeryüzüne çıkmasına sebep olmuştu ve kötü olaylar gerçekleşmişti. Anlasanıza! Daktiloyu yok etmemiz lazım! Ferdi ancak böyle durdurulabilir, yoksa başkalarına da zarar verebilir. Tanrım, beni bile öldürebilir! Daha önce beni öldürürse kendisinin de öleceğini söylemişti ama şimdi anlıyorum. Sadece bu cinayeti üstüme yıkmak için beni öldürmedi. Yani benimle ilgisi yok, daktiloyu yok etmeliyiz!” Aylin o kadar hızlı konuşmuştu ki soluk soluğa kaldı. Başı birden önüne düştü. Üç polis anlattıklarından hiçbir şey anlamamışlardı. Şaşkınlıkla birbirlerine baktılar. Aylin başı önünde öylece duruyordu. Kadın ona doğru eğildi: “Aylin Hanım, lütfen sakin olun ve yalnızca bizim sorduğumuz sorulara sırayla ve net bir şekilde cevap verin.” Aylin başını kaldırdı. Alnında terler birikmişti. Yüzündeki şaşkınlık ifadesi, zaten şaşırmış olan kadını daha da şaşırttı. Nasıl anlamazlardı? Zorlukla konuştu: “Anlamıyorsunuz galiba, Hepimizi öldürebilir. Bunu, bu… anla… anl… mıyor... mus…” Aylin son sözleri söylemeye çalışırken gözleri kapanmış, sandalyesinden düşmüştü. Gözleri kapanırken gördüğü son şey uçsuz bucaksız bir beyazlık oldu.