Stresten mi terliyorum yoksa terlediğim için daha mı fazla strese giriyorum. Zalim bir ağustos sıcağı sinsice tenimin üzerinde geziniyor. Alnımdan enseme, köprücük kemiklerimden göğüslerimin altına, belimden kalçalarıma boşanıyor ve sel oluyor. Kumaş parçalarını bedenime oturtamıyor, üzerlerinde bariz lekeler bırakıyorum. Kimisi kabine tutturulan askıda kimisi üzerine oturabilirmişim gibi konulan pufta kimisi de iki seksen uzanmış boylu boyunca. Tül, şifon, saten, dantel, ipek, parlak, mat, beyaz, krem seçim yapmam için bekliyor. Hepsi kusursuz güzellikte. Bunca mücadeleye rağmen her model nefis görünüyor. Yukarıda tutuyor, üzerime geçiriyor, belini ve omuzlarını iyice oturtup fermuarını çekiyorum ya da bağcıklarından kurdeleler yapıyorum. Farklı kalıplar, modeller, kumaşlar hepsi biçilmiş birer kaftan. Üzerimde dikilmiş gibi uyumlu. Daracık alanda aynadan sırtıma, belime bakmayı ihmal etmiyorum. Hepsi çok güzel ama hiçbiri içime sinmiyor. Hepsini alacakmışım gibi hissedip hiçbirini almadan çıkıyoruz. Bu çile bitsin diye öylesine bir karar vereceğim de yok.