“Bunu da deneyin.” diye kabin kapısının üzerine eklenenlerle birlikte yüreğim iyice daralmaya başladı. Kumaş yığını bembeyaz bulutları anımsatıyor, bense gökyüzünde dolaşıyordum. Geçmişin dehlizlerinde beyazlar önce griye sonra siyaha dönüşüyor, ter damlaları sağanak olup fırtınaya bürünüyordu. Gözlerimi kapatıyorum. Bir, iki, üç nefes al ve ciğerlerindeki havayı yavaş yavaş dışarı bırak. Gözlerimi açıyorum ve bedenim küçücük. Babam oturuyor karşımdaki divanda. “Eklem yerlerinde perde var, biraz daha büyüyünce deri daha da gerilecek, kolunu kullanamayacak.” diyor annem. Mülakatta gibi kolumu göğe doğru sağa sola uzatıp duruyorum. “Hayır, yapabiliyorum işte.” ama bunu demiyorum. Sadece yapabildiğimi ve hep yapacağımı göstermeye çalışıyorum ki ameliyat olmayayım. Annem babamı ikna etmeye çalışıyor. Babam pek istekli değil. Benim için endişelendiğini sanıyorum. Yanılıyorum.