✦ ~~~~~
Sevgili sen,
Bugün dünden farklı. Yazmaya oturduğumda içimdeki sessizlik aynı değil. Dün daha hamdı; bugün daha bilinçli. Dün yazmak bir taşkınlığı önlemekti, bugün yazmak bir yüzleşme. Kendimle. Senin bende açtığın yerle. Dün bu mektubu yırtacağımı biliyordum. Bugün yırtıp yırtmayacağımı bilmiyorum. Bu bile bir değişim.
Bugün seni düşünmek, içimde bir şeyi netleştirdi. Bu duygu geçici bir dalga değil. Bir heves hiç değil. Daha çok, ağır ağır yerleşen bir hâl. İnsan bazı şeyleri hemen sevinçle karşılar. Bazılarını ise ciddiyetle. Sen bende ikinciye giriyorsun. Bu yüzden belki de gülümsediğim anlar az, ama durduğum anlar çok. Seni düşünürken duruyorum. Hayat akarken ben bir anlığına kenara çekiliyorum. O anlarda hiçbir şey eksilmiyor, ama hiçbir şey de eklenmiyor. Sadece olan oluyor.
Bugün kendime şu soruyu sordum: “Bu duyguyu taşıyabilir miyim?” Çünkü sevmek bazen hafifletmez, ağırlık verir. Ama bu ağırlık ezici değil. Daha çok sorumluluk gibi. Kendime karşı, sana karşı, bu hissin kendisine karşı. Gelişigüzel davranamayacağımı hissediyorum. Ne sana, ne de kendime. Belki de bu yüzden içimde bir titizlik başladı. Günlük kararlarımda, tepkilerimde, hatta susmayı seçtiğim anlarda bile.
Bugün seni düşünürken bir şey fark ettim: Sana anlatmak istemediğim hiçbir yanım yok. Bu beni şaşırttı. İnsan genelde sevdiği şeylerin yanında bazı parçalarını saklar. Ben saklamak istemiyorum. Çünkü bu duygunun saklanarak yaşayabileceğine inanmıyorum. Ama bu, her şeyi hemen söylemek demek de değil. Zamanına saygı duymak demek. İçimde olanın aceleye gelmemesi. Olgunlaşmasına izin vermek.
Günün bir anında, hiç beklemediğim bir anda, içimden seninle ilgili bir cümle geçti. Yüksek sesle söylenmedi. Kendime bile itiraf gibi değildi. Sadece geçti. Ve geçtiği yerde kaldı. O an anladım ki bazı cümleler söylenmek için değil, taşınmak için var. Bu mektuplar da biraz öyle. Gönderilmek için değil. Hafiflemek için.
Bugün yazarken şunu da biliyorum: Bu satırlar seni idealize etmiyor. Seni büyütmüyor. Seni olduğundan başka bir yere koymuyor. Belki de en dürüst tarafı bu. Seni olduğu hâliyle kabul ettiğim bir yerden yazıyorum. Kusurlarını bilmeden ama kusursuzluk aramadan. Bu, içimdeki en sakin kabul hâli.
Bu mektubu yırtıp yırtmayacağımı hâlâ bilmiyorum. Belki yine yırtarım. Belki çekmeceye koyarım. Ama bugün şunu biliyorum: Yazmasaydım eksik kalırdım. Yazdım ve içimde bir şey yerli yerine oturdu. Büyük bir şey değil. Gürültülü hiç değil. Ama doğru.
Bugün burada bitiriyorum. Çünkü devam edersem, kelimeler hislerden öne geçecek. Buna izin vermek istemiyorum. Bugünlük bu kadar yeter. Bugünün duygusu bu kadarını taşıyabiliyor. Daha fazlası değil.
Şimdi kalemi bırakıyorum. Yavaşça. Dünkü kadar kararlı değilim ama daha farkında. Ve bu mektubu, bugünün içinde bırakıyorum. Yırtarak ya da saklayarak…
✦ ~~~~~