1. Bölüm

9
39
51
2
421.316 sayısının hayatımı bu kadar etkileyeceğini bilemezdim. Kendim için hayal ettiğim her şey, daha önce yolumun hiç kesişmediği bu sayı tarafından katledilmişti. Şimdi onun bana gösterdiği tabelayı takip etmek zorundaydım. Oysa aklımda olan bu değildi. Hemen herkes on yedi yaşındaki birine aynı soruyu sorar: ‘Ne istiyorsun?’ Türkiye’de yaşayan, okula giden her genç bilir ki bu soru felsefi bir anlama gelmez. “Bu dünyanın neden ve nasıl kurulduğunu anlamak istiyorum,” diyemezsin. Öyle güzellik yarışmasındaymış gibi, “Dünyadaki savaşlar bitsin, hiçbir lider küçük çocukların üstünde tepinmesin,” de diyemezsin. Bu sorunun asıl anlamı şudur: “Hangi üniversitenin, hangi bölümüne adadın hayatını?” Bir kez bile afallamadım bu soru karşısında, hatta düşünmedim bile. Yedi yaşından beri cevabım aynıydı: “Doktor olacağım ben.”Tıp fakültesini gerçekten hedeflemiş miydim? Yoksa çocukluğumdan beri duyduğum, “Doktor olacak bu kız,” laflarını sorgulamadan kabul mü etmiştim? Hiçbir zaman emin olamayacağım. Ama itiraf etmeliyim, ne hastaneler ilgimi çekmişti ne de çocukken elimde steteskop varmış gibi oyunlar oynamıştım. Bildiğim tek şey, benim gibi orta hâlli çocukların bir geleceği olabilmesi için iyi bir diplomaya sahip olması gerektiğiydi.Bu işin formülü belliydi: Kurslara gitmeliydim. Deneme sınavları çözmeliydim. Tek bir dershaneninki yetmezdi, farklı dershanelerin denemelerini de çözmeliydim. Bir dakikada bir soru çözmek marifet değildi, onu herkes yapıyordu. Daha da hızlanmalıydım. Kırk saniyede doğru şıkkı bulmalıydım. Bazı matematik sorularında ise kalem bile oynatmamalı, gözümle bitirmeliydim işi. Bunlar bunaltıcıydı, ama ben şikâyet etmezdim. Kendimi “yarış atı” gibi de görmezdim. Ne de olsa bütün başarılı insanların hemfikir olduğu tek şey vardı: çok çalışmak. Neye çalıştığının önemi yoktu. Bunun insanlığa faydası olup olmamasının da. Yeter ki yemeden içmeden kesil, uykusuz kal ve durmadan herhangi bir şeye çalış. Takdir almak için bu kadarı yeterdi.