2. Bölüm

5
10
24
Bu kabullenişi yıkan ve öğretmenlerin en çok kızdığı soru hep aynıydı:“Hocam, bunlar gerçek hayatta ne işimize yarayacak?” Daha en başında, sistemi kesintiye uğrattığı için, bu soruyu soran öğrenciye “aptal”, “tembel”, “saygısız” yaftaları yapıştırılır; öğretmenler de böylece düşünmeye gerek kalmadan işin içinden sıyrılırdı. Bu hakaretleri duymamak adına ben bu soruyu hiç sormamıştım. Oysa ben de bir çiçeğin nasıl ürediğini öğrenmek istememiştim. Dönüp duran daire diliminden bir koni çıkacağını hayal edememiştim. Bir insan ne bunları merak ederdi, ne de bitmeyen bir ilgiyle bundan daha saçma konuları öğrenirdi. Sadece inandırılırdı: “Şu an bir değerin yok; ama bunları iyice ezberlersen, belki o zaman önemli biri olabilirsin.” Ben de ezberlerken sevmeye çalıştım. Rengârenk kalemlerle, kimsenin göremediği elementler için büyük bir tablo çizdim. Trigonometrideki her uzun formülü adeta kutsal kabul edip hafızama kazıdım. Entelektüel bir sohbetin konusu olamayacak yamuğun alanını hiç unutmadım. Bunları yaparken, kimin öğütlediğini bilmediğim bir söz vardı aklımda: “Nehrin akışına göre kürek çek.”Basit, açık anlamlı, uygulanabilir. Tanımadığım bilgeyi dinledim. Yüksek notlar aldıkça sevildim. Annem her fırsatta benimle övündü; üstelik yaşıt olan kuzenlerimin yanında, nispet edercesine yaptı bunu. Öğretmenler tarafından hiç azarlanmadım, örnek öğrenci gösterildim, hatta uzun boyuma rağmen daima en öne oturtuldum. Puanımı gördüğümde, çalıştığım değil, eğlendiğim günleri hatırlamıştım. Keşke Baz Luhrmann’ın filmini merak edip gitmeseydim sinemaya. Hadi gittim, aklımdan silip atmayı başarsaydım da tüllerin rüzgârın etkisiyle odayı nasıl da kapladığını hülyalı hülyalı hatırlamasaydım, Kafka’nın Dönüşüm’ünü vaktim olmamasına rağmen okuyup, günlerce ne anlatmak istediğine kafa yormasaydım öyle. Sadece soruyu çözüp geçseydim de Schrödinger’in Kedisi’nin düşünceden ibaret olduğunu anlamaya çalışmasaydım, arkadaşlarımla vakit geçirmeseydim, ölen amcama o kadar da üzülmeseydim… Güldüğüm, ağladığım, tadını çıkardığım, hatta hissettiğim her andan nefret ediyor; pişmanlık hissediyordum. Daha fazla çalışmalıydım, daha fazla puan almalıydım. Tıp fakültesine giremeyeceğim anlamına geliyordu sınav sonucum. Bu sayı, başarısızlığımın resmiyete dökülüşüydü.