Sınavdan çıkmama kuralı, önceki yıllarda yoktu. Ama artık kim, kimler kopya çektiyse, sınav esnasında sadece nefes almamıza izin vardı. Nefesimizi de yalnızca soru çözmek için harcamalıydık. Bu kural hepimizi korkutuyordu ama itiraz hakkımız olmadığından, durumu espriye vurarak kabullenmeye çalışmıştık. Kızlar çaresiz kalıyordu ama erkeklerin bir avantajı olduğu da açıktı. Çok doğal bir şekilde:“E, şişeye yapsaymış ya!” dedim.“Öylesi değil,” dedi. “Yani çişini kaçırmadı.”Anlamam için kısa bir süre bekledikten sonra devam etti:“Benim midem bulanır öyle şeylerden. Annem kardeşimin altını değiştirirken odadan çıkardım. Şimdi dört yaşında, artık kaçırmıyor altına. Hatta tuvalet olmadığında bile tutabiliyor kendini. Ama sınavda altına kaçıran çocuk… on sekiz, belki on dokuz yaşındaydı. Yine de tutamamıştı. Yemin ederim, ayıplamadım onu. İğrenmedim de. Merak ettiğim tek şey; onu bu hâle neyin getirdiğiydi. Travmaların sadece çocuklukta yaşandığını sanıyorlar. Ama ya bir genç adama oluyorsa bu? Sınavda başına gelen şeyi nasıl unutacak? Daha da kötüsü, bunu ömür boyu yüzüne vuracak bir ailesi var belki de. Onu o hâle getiren insanlar, onu bekleyen ev… Gözümün önünden gitmiyordu. Keşke dedim, koluna girsem, birlikte çıksak o sınıftan. Amacım sadece onu kurtarmak değildi. Ben de bırakmak istiyordum. Günde kaç soru çözdüğümü tablo hâlinde görmek isteyen, her fırsatta başarısız olacağımı söyleyen babamdan kaçmak istiyordum. Her ay beni odasına çağırıp, net sayımı arttırmak için soru bankası önerileri sıralayan Gökhan Hoca’dan… Sıralamada beni geçince sevinen arkadaşlarımdan… Kitaplığımda üst üste yığılmış test kitaplarından… Gidecek bir yerimizin olmaması ne acı. Başarı şartı koşulmuş, duyguları bastırılmış canlılarmışız gibi davranıyorlar bize. Ben böyle şeyler düşünmemiştim o ana kadar. İçinde bulunduğum durumu algılayamamıştım. Artık sorulara odaklanamıyordum. Sabahları kalkma sebebim hep ders olmuş. Bu benim ikinci yılım… ve iki yıldır hiçbir şey hissetmemişim. Sevgilim olmamış, hiç bırakmamışım kendimi. Bir anda bütün duygular üzerime saldırdı sanki. Önümdeki çocuğun utancını, acısını hissedebiliyordum. O kadar ağırdı ki yaşadıkları. Bir şey anlatmasına gerek yoktu. Annesini, babasını tanımama da gerek yoktu. Sınıftaki herkes anlamıştı aslında. Tek bir öğürtü sesi duyulmadı. Kıkırdayan bile çıkmadı. Hepimiz aynı şeyi hissettik ama hiçbir şey yapamadık. Bir isyan lazımdı bize. Ama nasıl olacaktı bu, bilmiyordum. Bir hayale tutundum sonra. Eğer hepimiz ayağa kalkıp o kitapçıkları yırtsaydık… Sadece bizim sınavımız iptal olurdu. Ama ya sınava giren herkes yapsaydı… Aynı anda sınava soktukları, nasıl evlerde çalıştığını umursamadıkları, kitap bile alamayanlar, özel hocayla kuşatılmışlar, her boş anı tehlike sayılanlar… Hepimiz birden yırtsaydık o kitapçığı… Belki o zaman, o sözde âdil sistem sarsılırdı. Bu düşüncelerde boğuluyordum. Tek bir soruyu bile anlayamıyordum artık. Dikkatimi toparlayabilmek için sınıfa göz gezdirdim. Ve o an korkunç bir şey fark ettim: Kimse yüzünü çevirmemişti ama utandırmamak için değildi bu. Sadece zaman kaybı bulmuşlardı bu durumu. Herkes, büyük bir hırsla soru çözüyordu.Önümdeki çocuk da o hırsa kapılmak istiyordu ama başaramıyordu. Başını kitapçığa iyice gömmesinden, burnunu çekip ağlamasını bastırmaya çalışmasından anladım. Ve o an, çözmeyi bıraktım. Bazen maraton yarışlarında biri düşer, rakibi durur, elinden tutar. Kazanmak ya da kaybetmek değildir artık mesele. İnsan olmaktır. Benim elimde bir seçenek olsaydı, onu tuvalete götürür, temizlenmesine yardım ederdim. Ama ne benim ne de onun insan olduğumuzu kabul etmeyen bir güç vardı. Konuşsam onunla, “Kalk, gidelim,” desem… Belki de istemezdi. Ağzımı açsam, sınavı iptal olurdu belki. Devam edemedim. Çıkmak da yasak. Oturdum, bekledim. O ana kadar ne çözdüysem, sonuç bu. Sebep sordular, anlatamadım. Onu suçlamalarından korktum. Tanımıyorlardı, ama hakkında kötü söz söylensin istemedim. Onu korudum. Hedef göstermedim. Ama o sınıftaki yirmi kişiden birinin bile çok başarılı olabileceği tehlikesi beni çok korkutuyor. Tamamen merhametten arınmış birini, gün gelecek… hep birlikte alkışlamamız gerekecek.”