Bir şey söylememi beklemeden, elindeki kâğıdı uzattı bana. Üzerinde seçebileceği bölümler yazılıydı: su ürünleri, gıda teknolojisi, şehir ve bölge planlama, iş sağlığı ve güvenliği… gibi, birbirleriyle alakası olmayan bölümlerin çoğunun meslek tanımını bile bilmiyordum. Fatih’in de bilmediğine emindim. Umurunda olmadığı da açıktı.Daha fazla beklemeden gitti. Sonra ara sıra telefonda konuştuk. Hangi bölümü kazandığını merak etmiyordum, hiç sormadım. Ama mutlu olup olamadığını çok merak ettim; onu da soramadım.Rehberlik odası boşalınca, kapıyı tıklatıp içeri girdim. Gökhan Hoca beni görünce ayağa kalkıp elini uzattı. Aslında tarih hocasıydı, mezun olduktan sonra birkaç yıl alanında çalışmış, sonra alanını değiştirmişti. Yumuşak huylu, sakin biriydi. Her şeyin kolaylıkla yoluna gireceğini hissediyordum ona bakınca. Sınav sistemi her bir öğrenciye şifre vermişti, puanımızı sadece kendimiz görebiliyorduk. Ancak kurs yöneticileri bu durumdan hiç hoşlanamamış olmalı ki, zorla her birimizin şifresini aldı. Herhâlde sınavın başındakiler velilerin zulmünden öğrencileri korumak istemişti. Bazen psikolojimize iyi gelecek çözümler bulurlardı böyle. Ancak bir diğer psikoloji sorumlusu, Gökhan Hoca, faydasız bulduğu bu korumayı kaldırdı. “Zorla” dememin sebebi abartmayı sevdiğimden değil; şifresini vermek istemeyen bir kızı, Hilal’i bin bir baskıyla yıldırmalarından. Bazen anlatırdı bize Hilal, ailesi televizyon bile izlemesine izin vermez, sürekli ders çalışmasını istermiş. Tutulan özel hocalar, zorla gönderdikleri kurslar puana etki etmeyince evde kıyamet kopmuş. Bağırılarak ders çalışmaya zorlanan bir öğrenci olduğundan bir müddet sınav sonucunu saklamak istemiş herhâlde. İkinci sınava rahat hazırlanmak istiyordu, en azından baskı olmadan. Ama durumunu, rehberlik hocamıza söylediğinde, kararına hiç saygı duymamış; ısrarla şifresi istemişti. En son olaylar o kadar büyüdü ki, elli yaşındaki dershane müdürü kızın arkasından Recess çizgi filmindeki müdür gibi bağırıyordu. Arkadaşları olarak hızlıca bu olaydan ibret almış, Hilal’in durumuna düşmemek için direnmeden şifrelerini vermiştik. Hiç kimse özgürlükten, haktan bahsetmemişti o zaman. Hatta Hilal de kursa dönebilmek adına bu zorbalığa teslim oldu. Ayıplamadık onu, o kadar kurs parası boşa gidemezdi hem birkaç despot yüzünden yıl kaybetmeye de gerek yoktu. Gökhan Hoca, tüm iyi özelliklerine rağmen aklımda bu olayla birlikte kaldı; keşke Hilal’i korusaydı ve yöneticilerin ısrarlarına direnseydi. Şimdi bana gülümseyerek bakıyor ve “Puanımın iyi olduğunu, bu fırsatı değerlendirmem gerektiğini” söylüyordu. Yıl boyunca bana doktorluğun ne kadar yakışacağını söyleyen hocam. Çeyrek saat civarında sürdü, hangi mesleği seçeceğime karar vermek; tam yirmi dört ihtimal vardı. Herkes, hayatı bir yıl boyunca ertelemen gerektiğini söyler önce, kazanamazsan bu iki yıla çıkar, sonra üç, dört… Hayattan kaçarken, inandığımız tek söz vardır: “Hayallerinin peşinden koş!” Ama hedeflediğim bölüm, “Sen çok çalıştın, al beni hak ettin,” dememişti. Hani kader gayrete âşıktı? Gökhan Hoca bana tercih kılavuzundan, ihtimalleri işaretletti, sıralamaya benim karar vermem gerektiğini söyledi. Gülümseyerek ekledi: “O kadar sorumluluk alamam.” Şimdi, elimde seçimim olmayan yirmi dört seçenekle, umutlu bir gelecek bekliyordum.