7. Bölüm

5
10
8
Hayallerine ulaşmak için ihtiyaç duyduğu en kıymetli şey zaten yanındaydı: kendi benliği. İçinde ilk kez yerini bulan bu güven duygusu, bir taşkınlığa dönüşmüştü; dudaklarının kenarındaki gülümseme, hayatın önünde açtığı uzun, parlak yolun tezahürü gibiydi. Büyümek, belki de tam buydu: seçim yapabilmek ve ardından, o seçimin arkasında göğsünü gere gere durabilmek. Fatih’le bir kez daha buluştu; bir zamanlar aynı masada, aynı hedefe baş eğmiş iki yoldaş, bu kez aynı umuda tutunan iki bekleyendi şimdi. Kalplerindeki bütün iyi dilekleri söylediler birbirlerine; hayat, artık her birini başka bir yöne savuracaktı. Geriye yalnızca bir şey kalmıştı: sabırla beklemek; içi kıpır kıpırken, zamanın ağır akışına razı olmak. Ailesi de onunla birlikte seviniyor ama sonucu değil, onun hislerini önemsediklerini belli ediyordu. Onların görevi, kızlarının yanında olmaktı. Benna ise kalbinin yönünü izlemeye karar verdi: tek tek okulları dolaşıp, hangisinde ruhunun bir kıpırtı duyduğunu hissederse, orada duracak; bir gölge değil, oraya ait bir ses olacaktı artık.