9. Bölüm

2
10
6
Elindeki seçeneklerden biri, şanslıydı ki İstanbul’daydı. Bu, onun için hem kuzenleriyle özlem gidermek hem de bir tür tatil demekti. Yine de tatilin o tatlı rehavetine kapılmamaya kararlıydı. Ertesi gün, hedefini belirledi. Kolayca ulaşılabilen, rengârenk cephesiyle oldukça şirin bir okuldu. Benna, daha adımını atar atmaz bu güzel binaya ısındığını hissetmişti. Onu, çoğunluğu üçüncü ya da dördüncü sınıf öğrencilerinden oluşan, bölümlerine hâkim, güler yüzlü bir grup öğrenci karşıladı. Önce hangi bölümü istediğini sordular; “mimarlık” cevabını alınca, onu ilgili grubun yanına yönlendirdiler. Frida’ya benzeyen, kendine has tarzıyla hemen dikkat çeken bir kız, bölümü tüm gerçekçiliğiyle anlatmaya başladı:“Mimarlık, zor bir bölüm. Sabahlayacak, çok çalışacaksın. Ama ödülü de büyük. Projen bittiğinde, maketini önüne koyup kendinle gurur duyacaksın. ‘Ben yaptım,’ diyeceksin. ‘Bu sanat eseri, bana ait. Benim fikirlerimden, hayal gücümden, emeğimden oluşuyor.’ Birçok bölüm okuyabilirsin ama bu tatmini sana hiçbiri veremez. Üstelik biz sanatçılar gibi aklı havalarda insanlar değiliz. Ayaklarımız yere sağlam basar. Çünkü biz aynı zamanda birer mühendisiz. Bak mesela Ayasofya’ya… Bir şaheser! Her detayı hayran olunacak kadar güzel ama aynı zamanda bir mühendislik harikası. Bin beş yüzyıldır ayakta!”